6. Toplumsal Cinsiyet Adaleti Kongresi

İSTANBUL (AA) – Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM), Kadın Araştırmaları Dergisi öncülüğünde, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi, İbn Haldun Üniversitesi, İstanbul Ticaret Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Medeniyet Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi iş birliğiyle "Değişen Dünyada Ebeveynlik" temasıyla "6. Toplumsal Cinsiyet Adaleti Kongresi" düzenledi.

İstanbul Üniversitesi'nde yapılan kongrede konuşan Prof. Dr. Ak, kongrenin güncel ve önemli bir temayla gerçekleştirildiğini anlattı.

Kongrede paylaşılacak konuların önemli olduğunu vurgulayan Ak, "Çünkü çocuk ve ebeveynleri arasındaki iletişim ve ilişki özellikle modern aile yapılarında sürekli bir değişime uğramaktadır." dedi.

Ebeveynlerin çocukları için hayal ettikleri yaşamın, çocuğun ilgi alanı ve yetenekleriyle örtüşmesinin hayati bir konu olduğunu dile getiren Ak, şunları kaydetti:

"Teknolojik gelişmelerin ebeveynlerin işlerini kolaylaştırdığı ölçüde zorlaştırdığını da görüyoruz. Çocuklarımızı bunlardan ne ölçüde koruyabileceğimiz uzun zamandır tartışılan bir konudur. Bu sebeple bu tarz etkinliklerin olması, fikirlerin paylaşılması, bir akademisyen ve bir baba olarak da beni ümitlendirmektedir. KADEM'in çalışmaları bu anlamda ışık tutuyor. Çeşitli temalarla yapılan araştırma ve çalışmalar, bilhassa toplumsal cinsiyet eşitsizliğine farklı perspektiflerden bakılmasını sağlamakla kalmayıp, yeni çözümler ve önerileri de getiriyor."

8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında pek çok etkinliğin hayata geçirildiğini söyleyen Ak, "Kadın-erkek eşitliği noktasında artık daha bilinçli bir yapıya sahip oluyoruz. Ancak bunların topluma yayılması için akademilere de büyük bir sorumluluk düşmektedir. İstanbul Üniversitesi birçok alanda olduğu gibi kadınların eğitim ve çalışma hayatında olmalarına büyük bir vicdani sorumlulukla katkı sağlamaktadır." ifadelerini kullandı.

Ak, konuşmasını şöyle tamamladı:

"Öncelikle üniversitemizin Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırmaları Merkezi'ni hayata geçiren bir kurum olduğunu vurgulamak isterim. Bu merkezin amacı dünyada ve ülkemizde kadınların ve kız çocuklarının karşılaştıkları her türlü sorunun en aza indirilmesi ve yaşam kalitelerinin sürdürülebilir bir şekilde iyileştirilmesi amacıyla sosyal, ekonomik ve siyasi alanlarda etkin işleyen kurumsal mekanizmaları tesis etmek ve toplumsal kültürün geliştirilmesi için strateji ve politikalar gerçekleştirip, uygulamaktır. Şu anda Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırmaları Merkez adıyla faaliyetini sürdüren merkezimizin yanında lisansüstü program olan Kadın Çalışmaları Anabilimdalı'na sahip olmaktan da gurur duyuyoruz. Akademik personel sayımızda da kadınların üstünlüğü göze çarpmaktadır. Yüzde 52,5 oranında kadın akademisyen personelimiz, akademik hayatımızın daha da gelişmesi ve yükselmesi için çalışmaktadır. İdari personelimizde ise kadın-erkek oranında eşitlik dikkat çekmektedir. Kadın-erkek öğrenci sayımızda da yine birbirine oldukça yakın olduğunu görmekteyiz."

– Temel hedef toplumsal denge

KADEM Başkanı Gümrükçüoğlu ise şehitlere rahmet dileyerek başladığı konuşmasında 2013'te kurulan KADEM'de, kadın-erkek arasında cinsiyet adaletinin sağlanması adına farkındalık çalışmalarına her zaman öncelik tanıdıklarını anlattı.

Temel hedefin toplumsal dengeye katkı sunmak olduğunu belirten Gümrükçüoğlu, şunları kaydetti:

"Misyonumuz doğrultusunda cinsiyet adaletinin yerleşmesi ve benimsenmesi adına hukuki, siyasi, ekonomik ve toplumsal açıdan belirlediğimiz stratejileri de sosyal politika üreten mercilere sunuyoruz. Kongremiz bu anlamda, uzun yıllardır katılım oranı yüksek bir çalıştay gibi işlev görüyor. Daha önceki yıllarda demografik dönüşüm ve kadın, boşanma, kadın ve aile, kadın ve yoksulluk gibi pek çok temayı konuştuk. bugün ise 'Değişen dünyada ebeveynlik konusunu masaya yatırıyoruz. İnsanların üstlendiği pek çok rol gibi zaman içinde anne-baba olmak da büyük bir değişime uğradı. Dünya, şehirler, mekanlar değişiyor, evlilikler ve aileler de bu değişiklikten nasibini alıyor. Aile kurumunun yaşadığı dönüşümlerin doğru anlaşılması, aile içi dengelerin sağlam bir zemine oturtulması açısından çok önemlidir. Böylelikle hem ebeveynler hem de çocuklar için daha mutlu ve daha huzurlu bir aile hayatı mümkün olabilir."

Açılış konuşmalarının ardından moderatörlüğünü Gümrükçüoğlu’nun yaptığı açılış panelinde, Prof. Dr. Medaim Yanık, Doç. Dr. M. Fatih Aysan ve Prof. Dr. Atilla Arkan tebliğleri ile yer aldı.

Panelde, "Değişen Dünyada Ebeveynlik" başlığı, teknolojik gelişmelere bağlı olarak irdelenerek, geçmişten günümüze ekonomik, sosyolojik ve hukuki açıdan ebeveynlikteki değişim, akademik ilgi alanları çerçevesinde ele alındı.

Kongrenin açılışına, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. M. Fatih Andı, İbn Haldun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Recep Şentürk, İstanbul Ticaret Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Oğurlu, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Gülfettin Çelik, Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erol Özvar, Kongre Kurul Başkanı Prof. Dr. Medaim Yanık, KADEM Başkan Yardımcısı Sümeyye Erdoğan Bayraktar katıldı.









Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – İbn Haldun Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Berrin Kalsın, verinin “günümüzün petrolü” olduğunu belirterek, WhatsApp güncellemesi ile mesajlaşma servisini kullanmaya devam etmek isteyen kullanıcıların, verilerinin ihlalini kabul etmeye yasa dışı bir şekilde zorlandığını söyledi.

WhatsApp’ın “Gizlilik İlkesi”ni güncellemesi ve yeni koşulların onayı konusunda kullanıcılarına 8 Şubat’a kadar süre vermesinin ardından tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de tartışmalar devam ediyor.

İbn Haldun Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kalsın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, uçtan uca şifrelenmiş mesajlaşma uygulaması sunan WhatsApp’ın şimdiye kadar gizlilik özelliğiyle hep ön planda olduğunu belirtti.

Facebook’un, 2014 yılından beri WhatsApp’ı bünyesinde bulundurduğunu ve kullanıcılara şimdiye kadar Facebook ile veri paylaşmaktan vazgeçme seçeneği sunulduğunu hatırlatan Kalsın, “Ancak şimdi kullanıcılara Facebook’un kişisel verilerine erişim izni vermeleri için bir çeşit baskı yapıyor. Güncellemeyi kabul eden kullanıcılar artık iletişim numarası, konumu, sohbetleri ve daha fazlası dahil olmak üzere birçok veriyi Facebook ile paylaşmayı kabul edecek ve eğer güncellemeyi kabul etmezlerse hesapları kendilerinden alınacak. Özetle bu güncelleme ile kullanıcılar, mesajlaşma servisini kullanmaya devam etmek istiyorlarsa verilerinin ihlalini kabul etmeye yasa dışı bir şekilde zorlanıyor.” şeklinde konuştu.

Yeni uygulamanın birçok açıdan üzücü olduğunu ifade eden Kalsın, şimdiden birçok kullanıcının Signal veya Telegram gibi diğer iletişim platformlarına geçtiğini aktardı.

Tesla Üst Yöneticisi Elon Musk’ın dahi kullanıcılara hizmetleri değiştirmeyi denemelerini önerdiğini anlatan Kalsın, “Musk ayrıca, alaycı bir dille yazılmış mesajında, ABD’nin başkentinde meydana gelen protestocuların saldırısından Facebook’un sorumlu olduğunu iddia ediyor. Bir WhatsApp sözcüsü, Ars Technica’ya verdiği röportajda, bu değişiklik sayesinde WhatsApp sohbetlerinin Facebook’un gelişmiş kaynakları kullanılarak kurtarılacağını söyledi ve şirketlerin WhatsApp sohbetlerine erişim sağlayacağını belirtti. Bununla birlikte güncellenen Hizmet Şartları ve Gizlilik Politikası’nın İngiltere ve AB’deki kullanıcıları etkilemeyeceği belirtildi.” dedi.

“Dijital çağda sömürü, veri üzerinden yapılıyor”

Doç. Dr. Berrin Kalsın, Avrupa’da Facebook’a kesilen cezalar ile ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:

“Geçen yıllarda AB politikacıları, Brexit müzakereleri sırasında uygulamayı kullanarak ‘WhatsApp diplomasisi’ terimini ortaya çıkarmıştı. Ancak daha sonra nedendir bilinmez Avrupa Komisyonu, rotasını değiştirdi ve gizlilik endişelerini gerekçe göstererek çalışanlarını Signal’e geçmeye çağırmıştı. Hatta AB, Facebook’a daha önce WhatsApp’taki kişisel verileri şirketleri arasında paylaştığı gerekçesiyle 110 milyon avro (daha sonra 120 milyon dolar) para cezası vermişti. Tüm bu yaşananlara rağmen güncellemenin neden AB veya Birleşik Krallık’ta yaşayan kullanıcılar için geçerli olmadığı sorusu gündeme geliyor.”

Verinin “günümüzün petrolü” olduğuna işaret eden Kalsın, geçmiş dönemlerde gelişmekte olan ülkelere uygulanan sömürü şeklinin dijital çağda veri üzerinden yapıldığını söyledi.

Kalsın, “Ücretsiz ham madde olarak adlandırılan verilerin birçoğu ‘makine zekası’ olarak bilinen gelişmiş üretim süreçlerinden beslenerek şimdi, yakın zamanda ve daha sonra ne yapacağınızı tahmin eden bir teknoloji çıktısı olarak kötüye kullanılıyor. Son olarak, bu tahmin ürünleri, davranışsal vadeli piyasalar olarak adlandırılan yeni bir tür pazarda alınıp satılıyor. Bu şirketler, veri ticaret operasyonlarından ciddi anlamda zengin olmuş durumda.” ifadelerini kullandı.

“Büyük teknoloji şirketleri farklı ülkelere farklı politikalar uygulayarak çıkar sağlama peşinde”

İbn Haldun Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kalsın, büyük teknoloji şirketlerinin farklı ülkelere farklı politikalar uygulayarak ekonomik, kültürel ve siyasal anlamda çıkar sağlama peşinde olduğunu belirterek, “Hatırlanacağı üzere, geçtiğimiz yıllarda Türkiye, bu şirketlerin uygulamaya çalıştığı yaptırımlarla karşı karşıya kalmış ve buna karşılık 1 Ekim 2020’de ‘sosyal medya düzenlemesi’ yürürlüğe girmişti. Yasaya göre, günlük erişimi 1 milyondan fazla olan yurt dışı kaynaklı sosyal ağlar, Türkiye’ye temsilci atamak zorunda ve şu ana kadar temsilci atamayan sosyal ağlar için 3’üncü aşamanın sonuna gelinmiş durumda. Bu gibi yaptırımlara karşı ülkelerin sağlam bir tavır sergilemesi gerekiyor.” diye konuştu.

“KVKK, birçok noktada kullanıcıya yol gösterecek çalışmalar düzenliyor”

Doç. Dr. Berrin Kalsın, insanların bir uygulamayı kullandıklarında neleri paylaşmayı kabul ettiklerini veya bu verileri paylaşarak neyi riske attıkları konusunda henüz yeterince bilgi sahibi olmadıklarını vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Bu durum, tüm dünya genelinde ciddi anlamda bir gizlilik ihlali sorunu oluşturuyor. Platformları düzenleyici ve denetleyici kurumların oluşturulması ve insanların bu konuda daha fazla bilinçlendirilmesi gerekiyor. Gizliliklerimizin kontrolümüz dışında olmadığını ve paylaşımlarımıza sınırlamalar getirerek bu sorunları aşacağımız yönünde iyimser yaklaşımlara ihtiyacımız var. Özel hayatın gizliliği ile temel hak ve özgürlüklerin korunması kapsamında, ülkemizde kişisel verilerin korunmasını sağlamak ve buna yönelik farkındalık oluşturmayı amaçlayan Kişisel Verileri Koruma Kurumu (KVKK), bugün birçok noktada kullanıcıya yol gösterecek çalışmalar düzenliyor ve özel verilerin korunmasında kullanıcıya ve veri sorumlusuna yol gösteriyor.”

Abdulkadir Günyol,Tolga Yanık

İSTANBUL (AA) – Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi (FSMVÜ), kuruluşunun 10. yılında Fatih Sultan Mehmet’in tuğrasından yola çıkılarak tasarlanan yeni logosunu tanıttı.

Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 2010 yılında İstanbul’da kurulan Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi görsel kimliğini yeniden yapılandırdı.

Üretken ve vizyoner nesiller yetiştirmek misyonuyla 10 yıl önce başladığı eğitim yolculuğunu "Aynı heyecanla yenilenen yüzümüzle" sloganıyla sürdüren Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi, Fatih Sultan Mehmet’in tuğrasından esinlenilen yeni logosunu, Rektör Prof. Dr. M. Fatih Andı, Mütevelli Heyet üyeleri, akademisyenler ve basın mensuplarının katıldığı Haliç Yerleşkesi’ndeki programda kamuoyuyla paylaştı.

Rektör Prof. Dr. M. Fatih Andı, koronavirüs salgını sürecinin 10. yıl kutlamalarında değişikliğe neden olduğunu belirterek şunları kaydetti:

"Üniversitemiz bu yıl 10. yılını idrak etti. Fakat tam da kuruluşumuzun denk geldiği nisan ayı, virüsün en yoğun olduğu zamanlardı. Biz mezuniyet programında 10. yılımızın sevincini idrak etmeyi planlıyorken, bu süreçte iptal etmek zorunda kaldık. Mezuniyetimizi de sonbahara erteledik. 10. yıl dolayısıyla bazı faaliyetlerimizi ise sürdürmeye gayret gösterdik. Bunlardan birisi yakın zamanda yayınlayacağımız 10. yılımıza mahsus 3 adet prestij kitabın hazırlanması, bir diğeri de logomuzun değişmesi kararıydı."

– "Daha önce belirlediğimiz logo değiştirme kararını uygulamaya geçirdik"

Prof. Dr. Andı, yetkinliğe geçiş dönemi olarak adlandırdığı 10. yılda kurumların tüm sisteminin, teamüllerinin oluştuğunu ve bu birikimle hem kurum içinde hem de dışında kuruma dair sınırların, kabullerin belirlendiğini aktardı.

Andı, "10. yıl kurumlar için önemli bir dönüm noktasıdır. Bizler de bu dönemde, daha önce belirlediğimiz logo değiştirme kararını uygulamaya geçirdik. Bu karar rastgele alınmış bir karar değildir. Adımızı Fatih Sultan Mehmet’ten alıyoruz. Dolayısıyla bir kimliğin, bir misyonun, bir aidiyetin mirasçısıyız. Dolayısıyla bu kimlik, misyon ve aidiyetimiz, logomuzda bizi temsil etmeli diye düşündük." ifadelerini kullandı.

– "Bizi iyi temsil ettiğini düşündüğümüz bir logo hazırladık"

Logonun bir kurumun iddialarının, çabalarının ve gerçekleştirmek istediklerinin ifadesi olduğunu belirten Andı, logoya ilişkin şu bilgileri verdi:

"Bir logoda üç şey gözetilmelidir. Birincisi bu temsil değerinin olup olmaması ve kurumla ne derece örtüştüğü, ikincisi akılda kalıcılığı, üçüncüsü de estetik yapısıdır. Biz de bu hassasiyetlerle yola çıkarak profesyonel bir ajansla çalıştık ve bizi iyi temsil ettiğini düşündüğümüz bir logo hazırladık.

Tuğranın sere (kürsü) bölümünden F, zülfe kısmından S ve tuğlardan çıkarılan M harfleri stilize edilip bir araya getirilerek yeni bir form ortaya çıkarıldı. Son olarak form 45 derece çevrilerek eğitim meşalesini temsil eden nihai logoya ulaşıldı. Logo renklerinde ise kültürümüzde önemli yerleri olan narçiçeği kırmızısı ve çini mavisi kullanıldı. Böylelikle kendimizi Fatih Sultan Mehmet’in adeta logosu olan tuğrasına bağlayan, aidiyet zinciri oluşturan bir logoyla yeni yüzümüzü inşa ettik. Sloganımızda da olduğu gibi aynı heyecanla kendimizi yeniliyoruz. Yeni logomuzun getireceği heyecan ve motivasyonla önümüzdeki eğitim-öğretim yılına başlamayı temenni ediyoruz. Logomuzun üniversitemiz için hayırlı olmasını, tüm mensuplarımız ve paydaşlarımızca benimsenmesini diliyoruz."