AB Komisyonundan 11 Türk kuruluşuna 4,4 milyon avroluk hibe

ANKARA (AA) – Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, "nanoteknoloji, ileri malzemeler, biyoteknoloji, ileri imalat ve işleme teknolojileri" alanında proje üreten 11 Türk kuruluşuna 4,4 milyon avroluk hibe desteği verecek.

TÜBİTAK'tan yapılan açıklamaya göre, Ufuk2020 Programı'nın Endüstriyel Liderlik ve Rekabetçilik bileşeni altında bulunan "nanoteknoloji, ileri malzemeler, biyoteknoloji, ileri imalat ve işleme teknolojileri" alanı kapsamında yapılan başvurulardan 11 Türk kuruluşunun yer aldığı 8 farklı proje AB Komisyonu tarafından desteklendi.

AB Komisyonu, "Nanoteknoloji, ileri malzemeler, biyoteknoloji, ileri imalat ve işleme teknolojileri" alanında proje üreten 11 Türk kuruluşuna 4,4 milyon avroluk hibe desteği sağlayacak.

Destek alan projelerden Konya Teknik Üniversitesinin koordinatör olarak yer aldığı Waste2Fresh, tekstil üretimi endüstriyel proseslerinde atık su geri dönüşümü ve kapalı döngüler oluşturmak için akıllı yenilikçi sistem geliştirmeyi amaçlıyor.

Erak Giyim Sanayi ve Uludağ Çevre Teknolojileri Ar-Ge Merkezinin de yer aldığı projede toplamda 11 farklı ülkeden 17 ortak bulunuyor.

– Kaynak verimliliği konusunda farkındalığın artırılması amaçlanıyor

TÜPRAŞ ve İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği'nin (İKMİB) ortak olarak yer aldığı "CORALIS Projesi" de endüstriyel simbiyoz çözümlerinin yayılması ve bu alandaki girişimlerin karşılaştığı engellerin aşılması konusunda gerçek deneyimlerin üretilmesi için bir demonstrasyon projesi olarak tasarlandı. İspanya tarafından koordine edilecek projede, toplamda 7 farklı ülkeden 29 ortak yer alıyor.

TÜPRAŞ'ın ortak olarak yer aldığı "AquaSPICE Projesi" Avrupa proses endüstrilerinde döngüsel su kullanımını gerçekleştirmeyi, kaynak verimliliği konusunda farkındalığı artırmayı ve endüstriyel uygulamalar için kompakt çözümler sunmayı amaçlıyor. Almanya tarafından koordine edilecek projede toplamda 12 farklı ülkeden 28 ortak bulunuyor.

Yüksek verimli yoğun enerji prosesleri için yenilikçi yüksek performanslı alaşımlar ve kaplamaların geliştirilmesini amaçlayan ve TÜPRAŞ'ın ortağı olduğu "ACHIEF Projesi" de Fransa tarafından koordine edilecek ve toplamda 7 farklı ülkeden 11 ortak yer alıyor.

– Yeni ve uygun maliyetli kaplamalar geliştirilecek

ÇİMSA ve ASAŞ Alüminyum’un ortak olarak yer aldığı "FORGE Projesi" yüksek enerjili proses uygulamaları için yeni ve uygun maliyetli kaplamaların geliştirilmesini amaçlıyor. İtalya tarafından koordine edilecek projede toplamda 8 farklı ülkeden 13 ortak bulunyor.

Kastamonu Entegre'nin ortak olarak yer aldığı "E2COMATION Projesi", bir üretim sürecinin çoklu hiyerarşik katmanlarında enerji kullanımının optimizasyonunu ele almanın yanı sıra değer zinciri boyunca yaşam döngüsü perspektifini göz önünde bulundurmayı amaçlıyor. İtalya tarafından koordine edilecek projede toplamda 9 farklı ülkeden 18 ortak yer alıyor.

Arçelik ve Tofaş'ın ortak olarak yer aldığı "ECOFACT Projesi" de imalat sanayilerinin üretim sistemlerinin enerji performansını ilgili üretim kısıtlamalarına uygun olarak optimize etmelerini sağlamayı hedefliyor. İspanya tarafından koordine edilecek projede toplamda 7 ülkeden 20 ortak bulunuyor.

Farplas Otomotiv'in ortak olarak yer aldığı "i4Q Projesi" de akıllı üretimde kalite kontrolü için endüstriyel veri hizmetleri sağlamayı amaçlanırken, Yunanistan tarafından koordine edilecek projede toplamda 11 farklı ülkeden 24 ortak yer alıyor.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

LONDRA (AA) – Boris Johnson, İngiltere’nin ev sahipliğinde düzenlenen G7 Zirvesi kapsamında Avrupalı liderlerle yaptığı görüşmenin ardından Sky News’e konuştu.

AB ile bir ticaret anlaşmazlığında İngiltere’nin toprak bütünlüğünü korumak için ne gerekiyorsa yapacağının altını çizen Johnson, çözüm bulunamaması halinde acil durum önlemleri almakla tehdit etti.

Johnson, “AB içindeki bazı kişiler, İngiltere’nin tek bir ülke ve tek bir bölge olmasını yanlış anlıyor. Bence bunu kafalarına sokmaları gerekiyor.” dedi.

AB’yi anlaşma şartlarında tek taraflı değişiklik yapmayı ve anlaşmadan çekilmeyi mümkün kılan 16. maddeyi uygulamakla tehdit eden Johnson, “Protokol, bu şekilde uygulanmaya devam ederse o zaman açıkça 16. maddeye başvurmaktan çekinmeyeceğiz.” ifadesini kullandı.

Anlaşmazlığa neden olan protokol

Brexit Anlaşması’nın bir parçası olan Kuzey İrlanda Protokolü, Birleşik Krallık’ın parçası olan Kuzey İrlanda ile AB üyesi İrlanda Cumhuriyeti arasındaki ticareti düzenliyor.

Protokole göre, Brexit’e rağmen Kuzey İrlanda, AB’nin gümrük birliği kurallarına tabi olmaya devam ediyor. Birleşik Krallık’ın geri kalanıyla ticareti ise Kuzey İrlanda limanlarında gümrüğe tabi tutuluyor.

Katolik ayrılıkçılar ile İngiltere’yle Birlik yanlısı Protestanlar arasındaki savaşı sona erdiren Belfast Anlaşması (Hayırlı Cuma) gereği, kontrollerin yapılabildiği fiziki bir kara sınırı oluşturulamıyor. Bu yüzden kontrollerin ancak denizde yapılması kararlaştırılsa da uygulanmasında sorunlar yaşanıyor.

Protokolün ticarete zarar verdiğini ve Kuzey İrlanda’nın Birleşik Krallık’taki konumunu tehdit ettiğini savunan Protestanların protokole karşı mart ve nisandaki gösterilerinde otobüs ve araçlar ateşe verilmişti. Protestoların Katoliklerle çatışmaları yeniden başlatmasından endişe edilmişti.

İrlanda sorunu

İngiliz imparatorluğunun ilk sömürgesi İrlanda Adası’ndan İngiltere’nin elinde kalan kısmı teşkil eden Kuzey İrlanda, 1960’lı yıllardan 1998’e kadar Katolik ayrılıkçılar ile İngiltere’yle birlik yanlısı Protestanlar arasındaki çatışmalara ve terör olaylarına sahne olmuştu. 40 yıla yayılan ve “Sorunlar” diye anılan yıllarda terör olaylarında 3 bin 500 kişi hayatını kaybetmişti.

Ada ancak 1998’de imzalanan Hayırlı Cuma Anlaşması ile sükunete kavuşurken Kuzey İrlanda’da çatışan tarafların ortaklığına dayalı bir bölgesel yönetim kurulması üzerinde anlaşılmıştı.

Belfast Anlaşması olarak da bilinen metinler, Kuzey İrlanda’da bugün yürürlükte olan bölgesel yönetimin temelini oluşturuyor.

Barış anlaşmasının üzerinden geçen 20 yılı aşkın süreye karşın bölge halkı arasında güven tam olarak tesis edilebilmiş değil.

Muhabir: Zuhal Demirci

İSTANBUL (AA) – İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, "Türkiye ilk 3 ayda Avrupa Birliği'ne (AB) ihracatını yüzde 6,5 artırarak, AB'nin dünyadan en çok mal aldığı 6'ncı ülke oldu. Hedefimiz AB'nin dünyadan yaptığı ithalatta Çin ve ABD ile birlikte ilk 3 ülke arasına girmek." ifadesini kullandı.

İTO Meclisi Haziran ayı toplantısında yaptığı konuşmada, aşılamanın güçlü olduğu ülkelerde tüketici talebinin de yüksek olduğunu belirterek, bu gelişmenin Türkiye’nin ihracatı için önemli bir imkan olduğunu söyledi.

Avdagiç, "Avrupa Birliği İstatistik Kurumu (Eurostat) verilerine göre Türkiye ilk 3 ayda AB'ye ihracatını yüzde 6,5 artırarak, AB'nin dünyadan en çok mal aldığı 6'ncı ülke oldu. Hedefimiz AB'nin dünyadan yaptığı ithalatta Çin ve ABD ile birlikte ilk 3 ülke arasına girmek. Bunu başarmamamız için hiçbir neden yok." dedi.

Türkiye'nin, AB ülkelerine yaptığı ihracatı yüzde 6,5 arttığını belirten Avdagiç, bu dönemde İngiltere'nin ihracatının yüzde 35,4, ABD'nin yüzde 12,1, İsviçre'nin yüzde 4,3, Rusya'nın yüzde 2,5, Japonya'nın yüzde 4,5, Hindistan'ın ihracatının ise yüzde 2 gerilediğini kaydetti.

Avdagiç, söz konusu dönemde ihracatta Türkiye'nin önünde yer alan ülkeler de olduğunu ifade ederek, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

"Çin'in AB'ye ihracatı yüzde 25, Norveç'in yüzde 10,4, Güney Kore'nin ise yüzde 10,3 arttı. Bu rakamlar, 2021'in ilk çeyreğinde AB'nin en çok ithalat yaptığı 6'ncı ülke olduğumuza işaret ediyor. Ama aynı zamanda Çin'in bütün gücüyle AB dış ticaretinde varlığını devam ettirdiğini de gösteriyor. Dolayısıyla bizim bu gerçeği kabul ederek, kendimize yeni bir ilke koymamız lazım. O da Kovid-19 sonrası dönemde 'kurulacak yeni düzende' AB'ye ihracatımızı artırmaktır."

– "Aşılamanın güçlü olduğu ülkelerde tüketici talebi daha yüksek"

Aşılamanın güçlü olduğu ülkelerde tüketici talebinin daha yüksek olduğunu kaydeden Avdagiç, "Mal satmak için kanallar açılıyor. Türkiye olarak, hükümetiyle iş dünyasıyla Kovid-19 sonrası dönemde başarmamızın bir tek yolu var. Kovid-19'un açacağı yeni küresel ticaret yolunda tekerlek izlerini takip eden değil, 'tekerlek izleri bırakan' ülke olmalıyız." ifadelerini kullandı.

Avdagiç, 2021 yılının turizm için, bir toparlanma ve harekete geçme yılı haline getirilmesi gerektiğini ifade ederek, "Özellikle önümüzdeki dönemde, Almanya’dan Türkiye'ye gelecek turist sayısının 2-3 kat artmasını, Rusya'nın da açılmasıyla birlikte bu artışın daha da yükselmesini bekliyoruz." dedi.

"Kur, faiz ve enflasyon" baskısının, yakın dönem risklerinin temel bileşenlerini oluşturduğunu belirten Avdagiç, şunları kaydetti:

"KOBİ'ler başta olmak üzere, işletmelerin ayağa kaldırılması ve kısa sürede sağlıklı üretim yapısına kavuşabilmeleri için gerekli politika önlemlerinin devreye sokulması büyük önem taşıyor. Dolayısıyla dışarıdaki faiz artırımları gündeme gelmeden likidite sıkıntılarının hafifletilmesine yönelik araçların devreye alınması anlamlı olacaktır. Bu durum, muhtemel şoklara karşı Türkiye ekonomisinin dayanıklılığını artırabilecektir. Bir diğer ifadeyle, uygulanacak program ve stratejiyle 'Post-Kovid' dönemin oluşturacağı finansal risklere karşı Türkiye ekonomisinin bağışıklık sistemi hızla geliştirilebilir ve sürecin maliyeti minimuma çekilebilir."