AB salgın döneminde 'birlik' olmayı başaramadı

KORONAVİRÜS HABERLERİ

  • A’DAN Z’YE KOVİD-19 REHBERİ: Koronavirüsle ilgili aradığınız tüm cevaplar
  • KORONAVİRÜSE NASIL YAKALANIYORUZ: Bulaşma riskini artıran ortamlar
  • RAKAMLARLA: Ülke ülke koronavirüs istatistikleri
  • SAĞLIK BAKANLIĞI VERİLERİ: Türkiye günlük ve genel koronavirüs tablosu

AB’nin ortak bir sağlık politikası olmaması ve sağlık alanının üyelerin kendi yetkisinde olması sebebiyle AB, salgınla mücadelede sınıfta kalırken; AB kurumlarının ciddi krizlerin çözümünde etkin olamadıkları bir kez daha görüldü.

Salgına hazırlıksız yakalanan üye ülkeler ulusal çıkarlarını, Birliğin çıkarları önüne koyarak tek taraflı hareket etme yolunu seçerken, salgından en çok etkilenen ülkelerin başında gelen İtalya’nın yardım çağrılarının karşılıksız kalması, Birliğin dayanışma ruhunun çökmesi olarak değerlendirildi.

Üye ülkelerin salgının ortaya çıkardığı krizde hızlı ve etkin bir mekanizma oluşturamaması, AB’nin geleceğine dair olumsuz senaryolar yazılmasına yol açarken; devletlerin sorunun büyüklüğünü çok geç algılaması da kaosa neden oldu.

Ülkelerin panik halinde sınırlarını kapatmaları, Schengen bölgesi içinde sınır kontrollerine başlamaları ve farklı tecrit politikaları uygulamaları, “Birlik içinde ortak hareket etme” ilkesinin ortadan kalktığını gösterdi.

İtalya’nın yardım çağrısı karşılıksız kaldı

Salgının ilk aylarında Kovid-19’un en sert vurduğu AB üyesi İtalya, Birliğin diğer üyelerinden yardım talep ederken, AB içinde dayanışma olmamasını açık bir şekilde eleştirdi.

Başta Fransa ve Almanya olmak üzere birçok AB ülkesi, salgının ilk döneminde tıbbi malzemelerin ihracatını yasaklarken, kendi derdine düşen diğer üye ülkelerden de yardım gelmedi. O dönemde İtalya’ya ilk yardım eli uzatan ülke, dünyanın diğer ucundaki Çin oldu.

Sağlık sisteminin de yetersizliğiyle çok sayıda kişinin Kovid-19 nedeniyle öldüğü İtalya’nın tek başına bırakılması, Birliğin dayanışma politikasına yönelik kötü bir sinyal olarak değerlendirilirken; AB’nin görüş alışverişlerinde öteye gidip hızlı ve somut adımlar atması gerektiği ifade edildi.

Schengen “fiilen” askıya alındı

Salgının ilk dönemlerinde birçok toplantı yapan ve tedbir çağrılarını yineleyen AB Komisyonu, üye ülkelerden iç sınırlarını kapatmamalarını ve sınır kontrolleri uygulamamalarını istese de, birkaç ülke hariç tüm üyeler sınırlarını tamamen kapatma ya da iç sınır kontrolleri yoluna gitti. Böylece serbest dolaşımı öngören Schengen de fiilen askıya alınmış oldu.

Tek başına hareket edip, iç sınır kontrollerine ilk başlayan ülkelerden Avusturya’nın Başbakanı Sebastian Kurz, Avrupa’da dayanışmanın işlemediğini belirterek, bunun gelecekte ciddi tartışmalara sebep olacağını söyledi.

Çekya Başbakanı Andrej Babis de Brüksel’in “tavsiye vermesini” beklemek zorunda olmadıklarını ifade ederek, Avrupa’nın bu dönemde yaklaşımlarını koordine edemediğini savundu.

Virüsü başta yeterince ciddiye almayan ve salgın geldiğinde dayanışma prensibini rafa kaldıran AB’nin geleceği, geniş kitlelerinin yanı sıra kendi üyelerince de sorgulanır oldu.

İtalya Başbakanı Giuseppe Conte, “AB’nin 2. Dünya Savaşı’ndan sonra karşılaştığı en büyük sınamayla ya başa çıkacağını ya da tarih olacağını” söylerken, Almanya Başbakanı Angela Merkel de “salgını, AB’nin kuruluşundan beri karşılaştığı en büyük sınama” olarak nitelendirdi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise AB’nin, İtalya gibi ülkelere gerekli yardımı sağlamaması durumunda “siyasi bir proje olarak çöküşle karşılaşacağını” savundu.

Bütçe ve kurtarma programı krizi

Üye ülkeler, salgının neden olduğu ekonomik sıkıntılardan kurtulma noktasında da ortak bir tutum sergileyemedi.

Salgının ilk döneminde, üyeler arasında kamu borcuna sahip ülkeler ile kamu finansmanı daha sağlam ülkeler arasında ekonomik tedbirlerde uzlaşı sağlanamadı.

Fransa, İtalya ve İspanya gibi salgının daha ağır hissedildiği üyeler, krizin ekonomik sonuçlarına yönelik ortak adımlar atılmasını ve sağlık sistemlerine gerekli yatırımları yapmak, ekonomilerini krizden korumak için piyasalardan fon toplamak üzere “ortak borç mekanizması” gibi bir yapı kurulmasını talep etti.

Ortak borçlanma mekanizması fikrine Almanya, Hollanda, Avusturya ve Finlandiya’nın başı çektiği bazı ülkeler sıcak bakmadı.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, o dönemde yaptığı açıklamada, Avrupa’nın bilinmeyen bir düşman ve benzeri görülmemiş bir krizle karşı karşıya kaldığını, üye ülkelerin ekonomik krizden çıkmaları için daha fazla para ayrılması gerektiğini belirterek, “AB bütçesinin krize uygun olarak şekillendirilmesi” çağrısında bulundu.

AB kurumları, salgının başladığı dönemde aylar sonra toplanıp salgın nedeniyle ekonomileri ciddi anlamda küçülen üyelere destek için kurtarma fonu hazırladı.

Buna ek olarak 2021-2027 bütçesiyle ortaya 1,8 trilyon avro gibi büyük bir bütçe ortaya çıkınca, bu büyüklükteki mali kaynağın onaylanması ve dağıtımı da yeni krizin habercisi oldu.

Kovid-19’un ekonomik etkilerine karşı hazırlanan kurtarma programının da eklenmesiyle ortaya çıkan bütçenin boyutu, harcama alanları ve hibe oranları uzun süre gündemde kaldı.

Temmuz 2020’de yapılan ve Birlik tarihinin “en uzun Liderler Zirvesi” olan zirvede, günler süren müzakereler sonunda liderler anlaşmayı başarsa da daha sonra bu fonların kullanımının yeni bir mekanizmayla hukukun üstünlüğü şartına bağlanması başka bir kriz doğurdu.

Polonya ile Macaristan, oy birliği gerektiren bütçe ve kurtarma programını uzun süre veto etti. Dönem Başkanı Almanya’nın yürüttüğü müzakereler sayesinde uzlaşıldı ve Aralık 2020’de gereken oy birliği sağlandı.

Aşı temini konusunda Macaristan, AB’yi eleştirdi

Yaz aylarında aşı çalışmalarının ilerlemesiyle AB harekete geçti ve Komisyon, aşı geliştiren firmalarla anlaşmalar yapmaya başladı.

Komisyon, 2020 sonuna kadar 6 firmayla 2 milyar doz aşı alımı için anlaşma imzaladı.

Avrupa İlaç Ajansının (EMA) 21 Aralık 2020’de Kovid-19 aşısının kullanımına onay vermesinin ardından 26 Aralık’ta tüm üye ülkelere, BioNTech-Pfizer tarafından geliştirilen aşıların teslimatı yapıldı. AB genelinde yaygın aşılama çalışmaları ertesi gün başladı.

AB, EMA’nın Amerikan ilaç firması Moderna’nın aşısı için verdiği tavsiye kararını 6 Ocak’ta onaylarken, Moderna’nın aşısı Birlik içinde onay verilen ikinci aşı oldu.

Aralık 2020 sonunda Rus aşısının ilk 6 bin dozunun ulaştığı üye ülkelerden Macaristan, aşı temini konusunda AB’nin hata yaptığını öne sürdü.

Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakan Yardımcısı Tamas Menczer, AB’nin ABD, İngiltere ve İsrail’e göre geri kaldığını belirterek, “Brüksel’in anlaşma konusunda geç kaldığı ve kötü bir anlaşma imzaladığı görülüyor. Bundan dolayı şimdi daha fazla aşı alamıyoruz.” dedi.

Macaristan’ın hem Çin hem de Rusya ile aşı konusunda iş birliğini sürdürdüğünü kaydeden Menczer, Macaristan’a hızlı şeklide etkili aşıyı getirmek için Doğu-Batı ayrımı yapmadan çalışmalara devam ettiklerini söyledi.

Üyeler, birlik ruhundan uzaklaşıyor

Kovid-19 salgını, AB üyesi ülkelerin kriz durumunda birlik ruhundan uzaklaştığını gösterdi.

Salgının Avrupa’da yayılmaya başlamasıyla üyelerin ulusal çıkarlarını ön planda tutup, birbirlerine sınırlarını kapatmaları, tıbbi malzeme ihracatını yasaklamaları, başka ülkelerin ya da bölgelerin maskelerine el koymaları, yardım çağrılarına karşılık vermemeleri birlik ve dayanışma ruhundan uzaklaşıldığı eleştirilerine neden oldu.

İlk dalganın ardından yetkililer, AB’nin yeniden birlik ve dayanışma ruhunu yakaladığını ifade etti. Buna rağmen özellikle üyelerin ekonomilerinde yaşanan krizlerin ardından her zaman ekonomik anlamda güçlü bir oluşum olmakla ön plana çıkan AB’nin salgından güçlenerek mi çıkacağı yoksa etkisini mi yitireceği tartışılmaya devam etti.

Dünya ekonomisinin en önemli merkezlerinden biri olan AB de salgın dolayısıyla önemli bir sınavla karşı karşıya kalırken, uzmanlar artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını ve küresel düzenin radikal biçimde değişeceğini ifade ediyor.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANKARA (AA) – Türkiye’de üniversite sıralamaları yapan kuruluş olan ODTÜ URAP Laboratuvarı Koordinatörü Prof. Dr. Ural Akbulut ile dünyanın önde gelen hakemli bilimsel tıp dergilerinden The Lancet’te, Türkiye’nin Sinovac aşısına ilişkin Faz-3 çalışmasının sonuçlarını dünyaya duyuran makalenin koordinatör yazarı Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Akova, konuya ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Ural Akbulut, Kovid-19 salgını nedeniyle, bazı bilimsel dergiler ile Oxford Yayıncılık ve Avrupa Üniversiteler Birliği gibi 160 saygın kuruluşun, 31 Ocak 2020’de yazılı bir basın açıklaması yaparak, Kovid-19 konusunda dergilere ulaşan makalelerin hakem incelemesine göndermeden önce dergilerin internet sayfalarında yayımlanmasının yararlı olacağını açıkladığını ve bu önerinin saygın bilimsel dergilerin çoğu tarafından uygulamaya konulduğunu belirtti.

Saygın bilimsel dergilerin, kendilerine sunulan makaleleri bilim insanlarından oluşan hakemlerin olumlu görüşlerini aldıktan sonra yayımladığına dikkati çeken Akbulut, bu nedenle makalelerin basılmasının genellikle bir yıl, bazen daha uzun zaman aldığını söyledi.

Kovid-19 salgını ortaya çıktıktan sonra aşı, ilaç ve virüs gibi, salgınla ilgili çeşitli konularda 10 binlerce makalenin bilimsel dergilere sunulduğunu aktaran Akbulut, şöyle konuştu:

“Salgının ilk 10 ayında dergilere Kovid-19 ile ilgili 125 bin makale gönderildi. Makale sayısı 1 Ağustos 2021’de 210 bin 183’e ulaştı. Kısa sürede sadece bir konuda bu kadar çok sayıda makale yazılması bilim dünyasında ilk kez gerçekleşti. Bu makalelerin hakemlere gönderilip görüş alınması çok zaman alacağı ve sürmekte olan salgına hızla önlem alınıp çözüm bulunabilmesi için Kovid-19 makalelerine ayrıcalık tanıdı. Yayın kuruluşları Kovid-19 makalelerini kısa süren bir ön incelemenin ardından ‘preprint’ (ön baskı) adı altında internet sayfalarında yayımlıyorlar. Burada amaç, salgının önlenmesine yardımcı olabilecek verilerin bilimsel çevreye ve topluma kısa sürede duyurulması. Bilim insanları, bu makaleler hakkındaki olumlu ve olumsuz görüşlerini ilgili web sayfasına ekleyebiliyor.”

Bu yöntemle bilimsel olarak doğruluğu ve salgını önlemeye yardımcı olacağı anlaşılan makalelerdeki verilerin kısa sürede tüm dünyada bilim insanlarına ışık tuttuğunu dile getiren Akbulut, bilimsel açıdan güvenilir olmayan, verilerinin hatalı olduğu anlaşılan veya önerilen yöntemlerin zararlı olabileceği belirlenen makalelerin ise web sitelerinden çıkartıldığını aktardı.

Böylece, bilim insanlarının yanlış bilgiler nedeniyle zaman kaybetmesinin önlenmeye çalışıldığını ifade eden Akbulut, bu yöntemle dergilerin internet sayfalarında hakem incelemesi olmadan yayımlanan Kovid-19 makalelerinin bazılarının çok ilgi çektiğini, binlerce atıf alabildiğini anlattı.

Bazı makaleler negatif atıf alıyor

Hakem aşamasından geçmedikleri için bazı Kovid-19 makalelerindeki verilerin ve sonuçların güvenilmez olduğunu fark eden bilim insanlarının, “negatif atıf” da yaptığını belirten Akbulut, şöyle devam etti:

“Bu tür negatif atıf alan çok sayıda makale, yayıncı kuruluşlarca sayfadan kaldırılıyor veya makale yazarları tarafından geri çekiliyor. Bu tür tartışmalı makaleler nedeniyle, bazı ülkelerde Kovid-19 hastalarına yararsız ve tehlikeli olduğu kanıtlanan ilaçların verilmeye devam edildiği rapor ediliyor. Kovid-19 ile ilgili çok sayıda makalenin hakem incelemesi olmadan kısa sürede internet sayfalarında yayımlanması faydalı bilgilerin sağlıkçılara ulaşmasını hızlandırmaktadır. Ancak hatalı verilere dayanan makalelerin salgının önlenmesini yavaşlatma tehlikesi bulunmaktadır.”

Ural Akbulut, bilimsel dergilerin hakem incelemesinden geçmeden internet sayfalarında yayımladıkları makaleleri hakemlere gönderip, olumlu görüş alanları cilt ve sayfa numaralarıyla yayımlayacaklarını kaydetti.

“Akademik yükseltmelerde hakemsiz yayımlanmış makaleler dikkate alınmamalı”

Akbulut, URAP’ın her yıl üniversite sıralaması yapan kuruluşlardan biri olduğunu hatırlatarak, geçen yıl hakemsiz ve sadece internet sitelerinde yayımlanan makalelerle ilgili aldıkları yeni kararı da açıkladı.

Prof. Dr. Ural Akbulut, şunları kaydetti:

“Hakem incelemesinden geçmeyen ve aralarında çok sayıda hatalı veriye dayalı Kovid-19 makalesi, binlerce atıf alabildiği için bu makaleler üniversite sıralamalarının güvenirliğini sarsacaktır. Bu tür makalelerin önemli bir bölümü hakemlerce reddedilince, bu yıl üniversite sıralamalarında çok üst sıralara çıkan bazı üniversiteler önümüzdeki yıl alt sıralara düşecektir. Bu nedenle URAP sıralamalarında bu yıl, 2020 yılında sadece internet sitesinde yayımlanmış ve hakem kontrolü olmayan Kovid-19 makaleleri değerlendirme dışında tutulmuştur. Bu makalelerden, hakemlerden olumlu görüş alıp normal şekilde yayımlananlar, önümüzdeki yıldan itibaren sıralamalarda değerlendirmeye alınacaktır. Öte yandan, hakemsiz makaleler çok sayıda atıf da alabiliyor. Bu nedenle üniversite yönetimlerinin, öğretim üyesi atama ve yükseltme kriterlerinde, sayı ve cilt numarası olmayan, web sitelerinde sadece malumat olması için hakemsiz yayımlanmış dergilerdeki makaleleri dikkate almamaları gerekir.”

Türkiye’nin makalesi, 5 farklı hakem sürecinden geçirildi

The Lancet’te yayımlanan Türkiye’nin Sinovac aşısına ilişkin Faz-3 çalışmasının sonuçlarını dünyaya duyuran makalenin koordinatör yazarı Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Akova ise bu yıl mayıs ayında gönderdikleri makalelerinin, temmuz ayında basıldığını ve 5 farklı hakem kontrolünden geçtiğini bildirdi.

Normal koşullarda bir makalenin basılma süresinin 4-5 ayı geçebildiğini dile getiren Akova, “Kovid-19 salgını, bilgi paylaşımını acilen gerektiren bir durum yarattı. Bazı tıp dergileri, bu durumu hızlandırmak için yayın öncesi web siteleri adını verdikleri sayfalarda makaleleri yayımlamaya başladılar. Bu makaleler, bu sayfalarda yayımlanmadan önce sadece şekilsel olarak bakılıyor ve hakem kontrolünden geçirilmiyor. Aslında hakemden geçmeyen bu makalelerin, bilimsel olarak içerikleri ve nitelikleri de belli değil.” diye konuştu.

Yayın öncesi internet sitelerinde yayımlanan ve yeterli niteliğe sahip makalelerin hızlı şekilde hakem kontrolünden geçtikten sonra dergide basıldığını anlatan Akova, bu konudaki bir istatistiği kaynak göstererek, “Mayıs 2021 tarihine kadar hakemli dergilerdeki Kovid-19 ile ilişkili makalelerin sadece yüzde 5’i önceden preprint (ön baskı) olarak yayımlanmış.” bilgisini aktardı.

Ön baskıya, çok önemli bilimsel dergilerde yayımlanacak önemli makalelerin yanı sıra bilimsel olarak çok değeri olmayan bilimsel içeriklerin de alınabildiğine dikkati çeken Akova, “Bu nedenle bilimsel anlamda bir verinin doğru olduğunun kanıtlanabilmesi için ancak hakem eleştirisinden geçmesi gerekir ve ciddi bir dergide yayımlandıktan sonra bilimsel kanıt olarak kabul edilebilir. Bazı veri tabanlarında, hakem eleştirisinden geçmeyen bazı makaleler de taranır hale geldi.” dedi.

Sinovac ile ilgili Brezilya’nın hakemsiz yayını bir şekilde yayıldı

Akova, bu duruma örnek gösterirken, hakemli dergide yayımladıkları ve Sinovac aşısına ilişkin ilk Faz-3 araştırmasının sonuçlarının bir benzerinin Brezilya’da yapıldığını belirterek, şunları kaydetti:

“Brezilyalıların bu çalışmaları, bizden önce bir internet sitesinde yer aldı ancak o çalışma hiç bir zaman bir dergide yayımlanmadı. Ancak Sinovac ile ilgili bu çalışmalara çok sayıda atıf aldı. O makalede aşının etkinliği yüzde 50 gösterilmişti. Bu durumu bilmeyen çoğu kişi ise ‘Çin aşısı yüzde 50 etkili’ diye o makaleyi örnek gösterdi. Halbuki o makale bir hakem eleştirisinden bile geçmedi. Makalemizin yayımlandığı The Lancet ise dünyanın bu konudaki en önemli ikinci yayınevi, buradaki makalemizde Sinovac aşısının etkinlik oranını yüzde 83 gösterdik. Hala bu aşıyla ilgili hakemli bir dergide yayımlanmış başka bir Faz-3 çalışması yok. Bazen internet sitelerindeki bu hakemsiz yayınlar, böyle çelişkiler de yaratabiliyor, insanlar duymak istediklerini orada duyunca hakemsiz şekilde yayımlanan bir makaleye bile bir şekilde itibar edebiliyor.”

ANKARA (AA) – Yeni sanat sezonunda zengin bir repertuvarla sanatseverlerin karşına çıkmaya hazırlanan Ankara Devlet Opera ve Balesi (ADOB), ünlü opera “Saraydan Kız Kaçırma”nın kısaltılmış versiyonunu, 2 Ekim’de izleyiciyle buluşturacak.

Doğumundan ölümüne kadar geçen süreçte insanın iyi ve kötü davranış biçimlerinin ve üzerine çöken büyük bir felaket karşısında bile aymazlığını sürdürmesinin ele alındığı “C-19” balesi, 9 Ekim’de prömiyer yapacak.

Bu sezon birçok farklı konsepte konseri izleyicinin beğenisine sunacak ADOB, Gala Konseri’ni ise 13 Ekim’de CSO Ada Ankara Ana Salon’da verecek.

ADOB Sanat Yönetmeni ve Müdürü Feryal Türkoğlu, yeni sanat sezonuna ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, 20 aylık bir salgın sürecinden sonra sanatseverlerle kapalı salonlarda buluşmaya başlamanın heyecanını yaşadıklarını söyledi.

Sahnede olmayı ve seyircinin alkışlarını duymayı çok özlediklerini dile getiren Türkoğlu, Kovid-19 önlemlerine uyarak yeni sanat sezonunu yürüteceklerini belirtti.

Seyircilerden aşı kartı ya da en az 48 saat önce yapılmış negatif sonuçlu PCR testi isteyeceklerini, salonda bir boş bir dolu koltuk şekilde oturumu sağlayacaklarını, salonun dezenfekte edileceğini anlatan Türkoğlu, “Seyircilerimiz gönül rahatlığıyla salonlarımıza gelebilirler. Ben hiç şüphe duymuyorum, buradaki ortam evlerinden farklı olmayacak.” dedi.

“Hem sağlığımızdan hem sanatımızdan ödün vermeden ortada buluşmaya çalışıyoruz”

Türkoğlu, sanatseverlerin yanı sıra sanatçılar için de önlemler aldıklarını vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çalışma odalarımızda piyanoyla sanatçının arasına kalın naylon perdeler yaptırdık. Çalışma anında herhangi bir virüs yayılımını önlemek için onları çekiyoruz. Bütün provalarımızı sahnede yapıyoruz. Çalışma salonlarımıza henüz sanatçılarımızı sokmadık. Provalarda genellikle koroyu seyirci kısmına, solistleri yan tarafa orkestrayı da sahneye yerleştiriyoruz. 1,5 metre sosyal mesafeye riayet ediyoruz.”

Feryal Türkoğlu, provaları henüz kostümlü yapmadıklarını, tedbirli davrandıklarını belirterek, sosyal mesafeyi koruma adına kadrosu daha dar eserleri seçtiklerini, orkestra çukurunu kullanmadıklarını, orkestra üyelerini sahnenin arkasına yerleştirdiklerini anlattı.

“Hem sağlığımızdan hem sanatımızdan fazla ödün vermeden ortada buluşmaya çalışıyoruz.” diyen Türkoğlu, balede orkestrayı çukura indirmeden sahneyi kullanmanın mümkün olmadığını, bu nedenle bale eserlerini bant eşliğinde sergilediklerini dile getirdi.

“Bol bol konser yapacağız”

ADOB Sanat Yönetmeni ve Müdürü Feryal Türkoğlu, Kovid-19 salgını öncesi hazırlanan ve sahneye çıkarmak üzere oldukları eserleri, salgın nedeniyle ertelemek zorunda kaldıklarını belirterek, yeni sanat sezonunda bunları seyirciyle buluşturacaklarını ifade etti.

Maskeli Balo, Tosca, C-19, Midas’ın Kulakları’nın yeni eserler arasında yer aldığını dile getiren Feryal Türkoğlu, şöyle konuştu:

“Ayrıca sahne üzerinde bol bol konser yapacağız, orkestralı, piyanolu. Hatta belki bazı eserlerimizi konsertan şeklinde yapmaya çalışacağız. Sahne üzerinde küçük gruplarımız var, kuartetlerimiz var. Onlarla baleyi birleştirerek bir tango akşamı yapıyoruz. Ben de eserin içinde tango söylüyorum. Bir A planı bir de B planı yaparak programlarımızı yürütmeye çalışıyoruz. Bu çok da kolay olmuyor. Ama yeter ki sanatımız ve bizler sağlıkla devam edelim, gerisi önemli değil.”



Koronavirüs Haber Indeksi


Rusya Koronavirüs  | Hindistan Koronavirüs | İngiltere Koronavirüs | Almanya Koronavirüs | Fransa Koronavirüs | İtalya KoronavirüsKoronavirüs AşısıKoronavirüs TedbirleriSokağa Çıkma KısıtlamasıSağlık Bakanı AşıBrezilya KoronavirüsBioNTechSputnik-VYerli Aşıİran KoronavirüsABD KoronavirüsKoronavirüsü YenenJaponya KoronavirüsEsnaf Koronavirüs Haberleri