Afganistan'da Pencşir'in Paryan ilçesi Taliban kontrolüne geçti

İSTANBUL (AA) – Ahmedullah Vasik, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, Pencşir’de silahlı grupların çatı örgütü Afganistan Halk Direniş Cephesi ile Taliban arasında süren çatışmaya ilişkin bilgi verdi.

Vasik, “Pencşir’deki Paryan bölgesi tamamen ele geçirildi.” ifadesini kullandı.

Paryan’ın, Pencşir’in merkezi Bazarak’a yakın ilçelerden biri olması nedeniyle stratejik önem taşıdığı belirtiliyor. Pencşir’in 7 ilçesi bulunuyor.

Öte yandan, Afganistan’ı terk eden eski Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin Birinci Yardımcısı Emrullah Salih, ülkeden kaçtığı iddialarına, sosyal medyadan yaptığı açıklamayla cevap verdi.

Salih, Pencşir’de olduğunu ve Afganistan Halk Direniş Cephesi saflarında Taliban’a karşı direnmeye devam ettiğini duyurdu.

Pencşir’de üçüncü gününe giren çatışmaların şiddetli şekilde sürdüğü belirtiliyor.

Pencşir vilayetindeki silahlı grupların çatı örgütü Afganistan Halk Direniş Cephesinin Sözcüsü Fehim Deşti, dün sosyal medyada yaptığı açıklamada, 40’tan fazla Taliban mensubunun öldürüldüğünü öne sürmüştü.

“Havaya ateş açmaktan kaçının”

Diğer taraftan, bazı haber ajanslarında Pencşir’in düştüğüne yönelik iddialar sonrası, Kabil’de Taliban üyelerinin zafer kutlamalarıyla havaya ateş ettikleri görüldü.

Taliban Sözcülerinden Zabihullah Mücahid ise Twitter’dan yaptığı açıklamada “Kabil’de ve ülke genelinde havaya ateş açmaktan kaçının ve bunun yerine Allah’a şükredin. Silah ve mühimmat senin elinde, kimsenin boşa harcamaya hakkı yok. Soğuk mermilerin sivillere zarar verme olasılığı daha yüksektir. Bu yüzden gereksiz yere ateş etmeyin.” ifadelerini kullandı.

Pencşir’e operasyonu zorlaştıran etkenler

Başkent Kabil’in yaklaşık 50 kilometre yakınındaki Pencşir vilayeti, ABD’nin 2001’deki işgali öncesinde ilçe statüsündeydi. Yaklaşık 170 bin nüfuslu bölgenin büyük bölümü Taciklerden oluşuyor.

Sovyetler Birliği’nin 1980’lerdeki işgaline karşı Ahmet Şah Mesut liderliğinde etkili bir direniş gösteren Pencşir’e, 1990’ların sonunda ülke geneline yayılan Taliban güçleri de giremedi. Ancak söz konusu dönemde Taliban güçleri çok sayıda cepheye yayılmış durumdaydı.

Vadiler silsilesinden meydana gelen ve toplamda 120 kilometre uzunluğa sahip bölge, binlerce metrelik sarp dağlarla çevrili olması nedeniyle içindekilere doğal koruma sağlıyor. Vadiye giriş çıkışların birer geçitten sağlanması askeri operasyonları oldukça zorlaştırıyor.

Kabil’in 2001’de Taliban’dan alınmasında da rol oynayan Pencşirliler, genellikle bölge içinden bir yöneticiyle idare edildikleri için kendilerine fiili bir özerklik atfediyor.

Bölgedeki silahlı ve siyasi yapılanmaya, El Kaide militanları tarafından öldürülen Ahmet Şah Mesut’un oğlu Ahmed Mesud liderlik ediyor. Afganistan Ulusal Direniş Cephesi adlı yapı, Rusya ve diğer ülkelerin Taliban’ı ikna ve kendilerine yardım etmesi için girişimlerde bulundu ancak sonuç alamadı.

Vilayetin yerleşim yerlerine büyük ölçüde Tacik güçler hakimken, bazı yerler Taliban ile zaman zaman şiddetlenen çatışmalarda el değiştiriyor.

Muhabir: Mustafa Melih Ahıshalı

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

BRÜKSEL (AA)- AB Konseyinin Afganistan hakkında bugün kabul ettiği kararda, AB’nin Afganistan’da barış ve istikrarın sağlanmasına bağlılığını sürdürdüğü, ayrıca Afgan halkını desteklemek istediği belirtildi.

AB’nin Afganistan’da yakın gelecekteki hareket tarzını belirleyen kararda, Birliğin ülkenin başkenti Kabil’deki güvenlik durumuna bağlı olarak asgari bir mevcudiyet bulundurma niyeti ifade edildi.

Bu mevcudiyetin insani yardımların ulaştırılmasıyla insani durumun gözlemlenmesini kolaylaştıracağı, ayrıca yabancılar ve ülkeden ayrılmak isteyen Afganların Afganistan’dan güvenli şekilde çıkışının koordine edilmesini sağlayacağı belirtildi.

AB’nin Afganistan ile “operasyonel ilişkisinin” Taliban tarafından atanan geçici hükümetin eylemlerine ve politikalarına göre belirleneceği ifade edilen kararda, Taliban’a meşruiyet tanınmayacağı vurgulandı.

AB Konseyi, Taliban ile ilişkinin özellikle kadınların ve kız çocuklarının haklarının göz önünde bulundurulacağı 5 şarta bağlı olarak şekilleneceğini bildirdi.

AB ülkelerinin dışişleri bakanlarının eylül başında yaptıkları toplantıda üzerinde uzlaşılan 5 şart, Taliban’ın diğer ülkelere terör ihraç etmemesi, insan haklarına, hukukun üstünlüğü ve medya özgürlüğüne saygı göstermesi, insani yardımın teslimini kolaylaştırması, ülkeyi terk etmek isteyen yabancı uyrukluların ve risk altındaki Afganların gitmesine izin vermesi, Afganistan’daki siyasi güçler arasında müzakereler yoluyla kapsayıcı ve temsili bir geçiş hükümetinin kurulması şeklinde sıralanmıştı.

Başta BM olmak üzere uluslararası toplum ile Afganistan konusunda iş birliğinin vurgulandığı kararda, AB’nin Afganistan’ın doğrudan komşularıyla “bölgesel siyasi iş birliği platformu” kuracağı, bunun yüksek öncelik taşıdığı kaydedildi.

Muhabir: Ömer Tuğrul Çam

İSTANBUL (AA) – Üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen Amerika’da yaşanan 11 Eylül saldırılarının yankıları uluslararası siyasette hala devam ediyor.

İkiz Kuleler’de hayatını kaybedenlerin yakınları, ABD Başkanı Joe Biden’ın anma törenlerine katılmasının tek başına anlamı olmayacağını ve kendisinin samimiyetini göstermek için 11 Eylül ile ilgili belgeleri açıklamasını istedi.

Bunun üzerine Biden’ın izniyle Federal Soruşturma Bürosu (FBI) 16 sayfalık bir belge yayınladı.

Tamamı yayınlanmayan 16 sayfalık belge, 11 Eylül saldırıları sonrasında yapılan sorgulamaların bir dökümünü içeriyor.

Daha önce George W. Bush, Barack Obama ve Donald Trump yönetimlerinin de eleştirilmesine neden olan gizli belgelerin açıklanmaması konusu, saldırıların arkasında kimin olduğu tartışmalarını sürekli canlı tutuyordu.

Çünkü Amerikalıların büyük bir kısmı saldırıların arkasında Suudi Arabistan hükümetinin olduğuna inanıyor.

Washington Riyad ile gerilimi göze almış gibi gözüküyor”

Antalya Bilim Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tarık Oğuzlu, 11 Eylül saldırılarıyla ilgili yayınlanan belgelere ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Oğuzlu, Federal Soruşturma Bürosu FBI’nın 11 Eylül belgelerini yayınlamasının Afganistan’dan çekilme süreci ile alakalı olduğuna vurgu yaparak, ABD’nin, küresel sistemde ve iç kamuoyunda oluşan negatif algıyı bertaraf etmeye çalışıyor olabileceğini belirtti.

Demokrat parti temsilcilerinin ve seçmenlerinin Afganistan’da yönetimin insan haklarında sorunlu olan Taliban’a bırakılmasından rahatsız olduğunu kaydeden Oğuzlu, “ABD’nin artık demokrasiyi önemsemediği yönünde düşünen çok hassas bir kitle var ülkede. Özellikle demokratik kesimlerde, ‘ABD müttefiklerini geride bıraktı, sattı, umursamadı.’ gibi ciddi bir algı oluştu. Taliban’ın insan hakları konusunda problemli olması ve çekilme sürecinde yaşanan insani görüntüler bu kesimlerde ciddi bir rahatsızlık yarattı ve bu da ABD’nin imajını ciddi bir şeklide zedeledi. Bu belgelerin apar topar yayınlanmasını bir nevi vicdan rahatlatmak ya da imaj düzeltmek çabası diye okumak gerekiyor diye düşünüyorum.” dedi.

Oğuzlu, Suudi Arabistan vatandaşlarının saldırganlarla olası ilişkisini araştıran bazı gizli belgelerin de kamuoyu ile paylaşılmasının son derece önemli olduğunu dile getirerek, ABD’nin Riyad ile ilişkileri riske atmaktan artık çekinmediğini ifade etti.

Gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetiyle gerilen Suudi Arabistan-ABD ilişkilerinin açıklanan belgelerden sonra yeniden riske girebileceğini savunan Oğuzlu, şöyle devam etti:

“ABD Afganistan’dan çekildi. Irak’tan da askeri varlığını çekiyor, Yakında Suriye’den de çıkmaya hazırlanabilir. Dolayısıyla Orta Doğu’ya artık önem vermeyen bir politika güdüyor olabilir. Dolayısıyla bölgede işine yaramayan bir Suudi Arabistan’la çok rahat papaz olabilirim diyor olabilir. Çünkü Suudi Arabistan’ı hala stratejik ortak olarak görseydi bu belgeleri yayınlamazdı. Washington, Riyad ile bir gerilimi göze almış gibi gözüküyor.”

“Turpun en büyüğü bence şu anda heybede”

Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Dış Politika Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Bağcı ise ABD’de resmi belgelerin olayın üzerinden 30 yıl geçtikten sonra açıklandığını belirterek, şu anda yayınlananların asıl dokümanlar olmadığını sadece bilgilendirme niteliği taşıdığını aktardı.

Gerçek belgelerin 50-60 yıl sonra yayınlanabileceğini belirten Bağcı, “Turpun en büyüğü bence şu anda heybede. Bence açıklanmayanlar daha önemli. Bu belgelerin çekilmeden hemen sonra açıklanması da bence uluslararası ve Amerikan kamuoyunun vicdanını rahatlatmaktan başka bir anlam taşımıyor. ” ifadelerini kullandı.

“Amaç bir başarı hikayesini yinelemek veya hatırlatmak”

Siyaset Bilimci ve Güvenlik Bilimleri Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Şahin de ABD’nin Afganistan’dan çekilirken verdiği kötü görüntüyü kapatmak için alelacele belgeleri yayınlamaya başladığını vurguladı.

Açıklamaların ABD’nin hem kendi kamuoyunda hem dünya kamuoyunda bozulan imajını düzeltme amacı taşıdığını belirten Şahin, “Şunu söylemeye çalışıyorlar; Biz bir terör saldırısına uğradık. Afganistan’da El-Kaide örgütünü ortadan kaldırdık, saldırıların bedelini ödettik ve çekiliyoruz. Amaç bir başarı hikayesini yinelemek veya hatırlatmak. Öte yandan çekilme sırasında yaşanan kötü görüntüler imajını ciddi zedelemişti. Bu eleştirileri de ortadan kaldırmak için de hemen belgeleri yayınlamış olabilirler.” değerlendirmesinde bulundu.

Suudi Arabistan ile ilgili birçok belgenin yayınlanmadığını, halihazırda devam eden bir soruşturmanın olduğunu hatırlatan Şahin, şöyle konuştu:

“11 Eylül terör saldırılarında ölen yaklaşık 3 bin kişinin ailesi, Suudi Arabistan’a tazminat davası açmıştı. Bu süreç durdurulmuştu ama yeniden başlama ihtimali söz konusu, yani süreç halen devam ediyor. Suudi Arabistan’ın herhangi bir konuda kontrolden çıkması durumunda bunu koz olarak devreye sokabilir.”

“Biden’ın, Kaşıkçı cinayetinden sonra sert tavrını biliyoruz”

İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Diplomasi Araştırmaları Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ragıp Kutay Karaca ise FBI belgelerinin bir yıl önce veya bir yıl sonra değil de Afganistan’dan çekilmeden hemen sonra açıklanmasının son derece manidar olduğunu söyledi.

Karaca, açıklanan belgelerde okların Suudi Arabistan’ı gösterdiğine dikkati çekerek, “Acaba 11 Eylül saldırılarından sonra ortaya çıkan gergin ortam yeniden mi oluşacak? Biden’ın özellikle Cemal Kaşıkçı cinayetinden sonra Suudi Arabistan’a yönelik sert tavrını biliyoruz zaten.” dedi.

Taliban yönetimiyle beraber Afganistan’da Suudi destekli bir Vahhabi oluşumun önünü kapatmak, engellemek amacıyla bu bilgilerin hemen dolaşıma sokulmuş olabileceğini iddia eden Karaca, şunları aktardı:

“ABD her ne kadar Afganistan’dan çekilmiş olsa da Suudi Arabistan destekli bir Taliban yönetimi istemiyor olabilir ve bunun önünü kapatmak için bu belgeleri ayar vermek amacıyla açıklamış olabilir. Ayrıca Riyad’ın Çin ve Rusya ile kurduğu ilişkileri engellemek amacıyla baskı unsuru olarak da kullanabilir diye düşünüyorum.”

“Açıklanan bu belgenin şüpheleri daha da artıracağı açıktır”

Bursa Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nuri Korkmaz da Trump döneminde Suudi Arabistan’ın demokrasi alanındaki kötü durumunun görmezden gelinerek sırf Amerikan çıkarları için iş birliği yapılması, Amerikan halkı arasında 11 Eylül saldırıları ile ilgili bir şeylerin gizlendiği şüphesinin artmasına yol açtığını anlattı.

Amerikalıların, Orta Doğu’da demokrasiyi desteklediğini iddia eden ABD’nin neden hala insan hakları konusunda çok kötü bir performansı olan Suudi Arabistan’la müttefikliğe varan bir ilişki kuruduğunu sorguladığını kaydeden Korkmaz, şöyle devam etti:

“Bu konuda kendi hükümetlerini ve ülkesinin dış politikasını da eleştiren Amerikan vatandaşlarının itirazlarını bir nebze olsun dindirmek için açıklanan bu belgenin, şüpheleri, eleştirileri daha da artıracağı açıktır. Açıklanan belgenin Suudi Arabistan devletinin 11 Eylül saldırıları ile ilgili doğrudan bir rolü olduğu konusunda tam bir kanıt içermese de bundan sonra ABD ile Suudi Arabistan ilişkilerinde yeniden bir kırılma yaşanacağı sinyallerini de içeriyor.”