Ağrılı öğrencilerin atmacası TEKNOFEST'te havalandı

İSTANBUL (AA) – Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi (AİÇÜ) Meslek Yüksekokulu Mekatronik Bölümü 2. sınıf öğrencileri Kemalettin Demirbaş (27) ile yeğenleri Habip (22) ve Resim Öğretmenliği Bölümü öğrencisi Rumeysa Demirbaş (21) teknolojiyle yakından ilgileniyor. Amca ve yeğenleri bugüne kadar başta insansız hava araçları olmak üzeri birçok proje geliştirirken, son 2 yıldır ise “Robot Kuş Projesi”ne odaklandı.

Havalimanları ve tarım arazileri çevresine gelen kuş sürülerini uzaklaştırmak ve askeri keşif amacıyla yapımına başlanan atmaca görünümlü robot kuş, fiber destekli maddelerle 9 aylık zorlu bir çalışmayla tamamlandı. Robot kuşun kamufle özelliğine kavuşması ise daha uzun sürdü. Robot kuş, 2 yılın sonunda bugünkü görümüne kavuştu.

Aynı üniversitede okuyan Resim Öğretmenliği Bölümü öğrencisi Rumeysa Demirbaş, robot kuşun kanat, kuyruk ve başını, doğanın renklerine uyumlu hale getirmek için 18 kez çizdi.

TÜBİTAK tarafından düzenlenen yarışmada geçen yıl ikincilik, bu yıl ise birincilik elde eden proje, İstanbul Atatürk Havalimanı’nda düzenlenen TEKNOFEST’te sergileniyor.

Robot kuşu tasarlayan ve geliştiren Ağrılı öğrenciler, proje hakkında AA muhabirine açıklamalarda bulundu.

“50 metre ve üzerindeki uçuşlarda ses neredeyse hiç duyulmuyor”

Kemalettin Demirbaş, diğer insansız hava araçları ile ilgili deneyimlerinin ardından 2 yıl önce robot kuş projesine başladıklarını söyledi.

Yeğeni Habip Demirbaş ile Türkiye’de hastaneler arası tıbbı numune taşıyan ilk dronu geliştirdiklerini belirten Demirbaş, bu ve benzeri projelerde istedikleri sonuçları almadıkları için yeni projelere üzerinde çalıştıklarını anlattı.

Yeni projeleri için çalışma başlattıklarını ve avcı kuşları yakından incelediklerini ifade eden Demirbaş, “Bu kapsamda robot kuş projesine yöneldik özellikle kamufle özelliği olduğu için. 2 yılın ardından ilk uçuşunu gerçekleştirdik ve tamamladık. Projemiz halen gelişim aşamasında. Daha sonra askeri ve savunma sanayinde kullanılabilecek kameralar, haritalandırma gibi özellikler ekleyebiliriz.” diye konuştu.

Sabit veya döner kanat bir hava aracının uçtuğu zaman boyutu ne kadar küçük olursa olsun insanlar tarafından fark edilebildiğine dikkati çeken Demirbaş, şunları kaydetti:

“Robot kuş projesi doğayı taklit ettiği için, istenilen bölgede karşıdaki kişi ve hedeflere kendini fark ettirmeden bilgiler toplayabilir. Uçtuğunda kuş olarak görülüyor. Diğer insansız hava araçlarından farkı ise çok daha sessiz olması. Diğer hava araçlarının pervanelerinin sesi dünyada bir sorundur. Bizim robot kuş projemizde pervane olmadığı için, redaktör dişli sistemiyle çalıştığı için, sesine de müdahale etmek mümkündür. Normal bir hava aracından yüzde 90 daha sessiz. 50 metre ve üzerindeki uçuşlarda ses neredeyse hiç duyulmuyor.”

“Pil dışında her şey bizim elimizden çıktı”

Habib Demirbaş ise robot kuşun teknik özellikleri hakkında bilgi verdi.

Robot kuşun diğer hava araçlarından farklı olduğunu anlatan Demirbaş, şöyle devam etti:

“Diğer tüm hava araçlarından farklı olarak kanat çırparak uçabiliyor, pervane ile çalışmıyor. Kanat açıklığı yaklaşık 1 metre, boyu 80 santimetredir. Yaklaşık 300-350 gram ağırlığında. Bir atmaca boyutunda ürettik ki doğayla iç içe ve uyumlu olsun. Çok verimli bir pili var. 500 mil amperlik pille kanat çırpması halinde 20 dakika uçabiliyor, süzülmelerle birlikte 40-50 dakika uçuş yapabiliyor. Manevrayı kuyruk üstleniyor. İrtifayı da kuyruk ile yükseltip alçaltabiliyoruz. Pil dışında her şey bizim elimizden çıktı. Üzerinde bulunan motorların sargısına kadar bizim müdahalemiz oldu. Yazılım noktasında diğer hava araçlarının hazır kurulumları dışında kendi algoritmaları ile oynadığımız yazılımlar ürettik.”

Demirbaş, şu an robot kuşun aktif uçuşunu tamamladıklarına dikkati çekerek, bundan sonra istedikleri kuş türünü örnek alarak, farklı görevleri icra edecek robot kuşlar üretebilecekleri anlattı.

Demirbaş, sadece hava araçları değil kara araçları ve sualtı sistemleri ile de ilgilendiklerini ifade etti.

Amaçlarını kuşları belli bölgelerden uzak tutmak olduğuna vurgu yapan Demirbaş, şöyle konuştu:

“Robot kuşla, havalimanları çevresinde, tarım arazileri ile arı kovanlarını yok eden istilacı kuş sürülerini uzaklaştırmayı hedefliyoruz. Yaptığımız devriye uçuşları ile kuşlar kendilerini o bölgeye ait hissetmeyecekleri için bir sonraki dönemde daha güvenli hissedecekleri bölgelere göç ediyorlar. Böylece kalıcı bir çözüm üretiyoruz. Diğer hava araçları aynı etkiyi oluşturmaz. Yırtıcı bir kuş havada kanat çırpmadığında keşif amacı güderek kendini diğer kuşlara tanıtıyor. Kanat çırptığında da ise diğer kuşlar kendilerini tehlikede hissediyor. Kuşlar, yırtıcı kuşun kanat çarptığını gördüklerinde av moduna geçtiğini düşünüp kendilerini savunmaya alarak o bölgeden uzaklaşıyor.”

Demirbaş, başta istihbarat olmak üzere farklı amaçlar için de kullanılabilecek projeleri için ilgililerden destek istedi.

“Yaklaşık 18 ayrı kanat çizdim”

Robot kuşun tasarımında görev alan AİÇÜ Resim Öğretmenliği Bölümü 3. sınıf öğrencisi Rümeysa Demirbaş da kanat çırpma kadar, robot kuşun kamufle olma özelliğine de odaklarını anlattı.

Bu amaçla tasarım sırasında çok sayıda deneme yaptıklarına vurgu yapan Demirbaş, “Avcı kuşları gözlemleyerek poliüretan madde üzerinde özgün bir desen oluşturmaya çalıştım. Gövde içinde kauçuk köpük kullanarak doğal renkler yakalamaya çalışarak görsel tasarımı tamamladık. Yaklaşık 18 ayrı kanat çizdim. Her bir kanat bir haftamı aldı.” dedi.

Demirbaş, ödül alan bir projede görev almaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, akranlarına da bu tür projelerde görev almaları tavsiyesinde bulundu.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANKARA (AA) – Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, sosyal medya hesabından videolu bir paylaşım yaparak, “Aziz Sancar hocamızın ‘100 yıl sonra benim buluşlarımı sizin gibi Türk çocukları okuyacaklar ve bunu bir Türk yaptı diyecekler’ sözlerinde olduğu gibi fikri mülkiyet hakları yüzde 100 ülkemize ait olan Türkiye’nin Otomobili’ni de Türk mühendisler yapıyor.” ifadelerine yer verdi.

Bakanlıktan konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre, Sancar, TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal ile Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu (TOGG) standını ziyaret etti. Şirket yetkililerinden yerli otomobile ilişkin bilgi alan Sancar’a Gemlik’teki fabrikanın kurulum aşmasında olduğu, gelecek yıl ile inşaatın tamamlanacağı aktarıldı.

Sancar’ın TOGG’da bütün akıllı ve modern sistemlerin kullanılıp kullanılmadığı yönündeki sorusu üzerine, yetkililer tarafından “Aracımızda, en modern ve gelişmiş radar ile kamera teknolojileri kullanılıyor. Bu, otonom sürüş ve sürücü destek sistemler için. Öndeki araçla mesafe için radarları var. Çok gelişmiş yazılımlar kullanıyoruz. Sürücü izleme sistemimiz var. Araç içinde sürücünün gözü yolda mı, uyukluyor mu, heyecanlı mı, endişeli mi, üzgün mü? Hepsini tespit eden bir kameramız var.” bilgisi verildi.

Sancar, daha sonra 4×4 çeker sistemine sahip ve tamamen elektrikli SUV TOGG’un direksiyonuna geçerken, TOGG Üst Yöneticisi Gürcan Karakaş, kendisine eşlik etti.

Hidrojen ile çalışan aracı da inceledi

Sancar, TÜBİTAK Başkanı Mandal ile TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) tarafından geliştirilen ve hidrojenle çalışan aracı da inceledi. Mandal, TÜBİTAK’ın görevinin geleceği çalışmak olduğunu belirterek hidrojen ile çalışan araçların geleceğin teknolojisi olduğunu dile getirdi.

Sancar, Bursa Teknik Üniversitesinden gençlerin “Sancar” adını verdiği elektrikli aracı da inceleyerek bilgi aldı. Gençlerin ısrarıyla aracın üzerine imzasını atan Sancar’ın araca isminin verilmesi konusunda izin verdiği belirtildi. Aracı tanıtan gençlerden biri “Daha önce biz mailleşmiştik, görüşmüştük. Yaptığımız araca sizin adınızı vermek için izin istemiştik. ‘Sancar’ 100 kilometre hıza ulaşabiliyor.” ifadesini kullandı.

Holografik görüntüsü yansıtıldı

TÜBİTAK Bilişim ve Bilgi Güvenliği İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi (BİLGEM) standını da ziyaret eden Sancar’a gemiler arası iletişimi sağlayan lazer cihazının ışınlanma kabinine dönüştürülmüş hali tanıtıldı. Cihaz, Sancar ve Mandal’ın holografik görüntüsünü ekrana yansıttı.

TÜBİTAK MAM Kutup Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Burcu Özsoy da Antarktika’da yapmış oldukları araştırmaları anlatan İngilizce ve Türkçe bir kitabı Sancar’a hediye etti.

İSTANBUL(AA) – Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, TEKNOFEST’21 için TÜBİTAK’ın onur konuğu olarak İstanbul’a gelen Prof. Aziz Sancar, TÜBİTAK Fen Lisesi’ni ziyaret etti. Ziyaret sırasında Sancar’a Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır ile TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal eşlik etti.

TÜBİTAK Gebze Kampüsünde alkışlarla karşılanan Sancar, sınıfları gezdi, okulun eğitim müfredatına ilişkin bilgiler aldı. TÜBİTAK Ulusal Metroloji Enstitüsünde (UME) öğrencilere bir konferans veren Sancar, yaptığı sunumda Türk dünyasının dünya bilimine katkısını tarihsel bir perspektiften değerlendirdi.

Sancar, Türk dünyasını bilimsel katkı açısından benzer geçmişe sahip olduğunu vurguladığı Çin ile karşılaştırırken Princeton Üniversitesi’nden S. Frederick Starr’ın “Kayıp Aydınlanma: Orta Asya’nın Altın Çağı” isimli kitabına atıfta bulundu.

Avrupa’da Orta Çağ’ın sürdüğü dönemlerde Türk dünyasının aydınlanma çağı yaşadığını kaydeden Sancar, bu dönemde Müslüman Türk dünyasından İbn-i Sina, Biruni, El-Cezeri, Uluğ Bey ve Harezmi gibi bilim adamlarının dünya bilimine önemli katkılar sunduğunu söyledi. Sancar, Türk dünyasında yaşanan aydınlanma çağının Ali Kuşçu gibi bilim adamlarıyla Osmanlıya da taşındığını vurguladı.

Sancar, Türkiye’nin teorik eğitimde çok iyi olduğunu belirterek, “Ben doktora yaparken çok zorluk çektim. Çünkü deney yapamıyordum. Türkiye, bizi teorik alanda çok iyi hazırladı ama deney tecrübemiz eksikti. Bilim yapmak deneyle olur. Biz, çocuklarımıza erken yaşta deney yapmayı öğretmeliyiz.” dedi.

ABD’de Türk Kültür Merkezi inşa ettiklerini anlatan Sancar, “Arka bahçesinde köşede Atatürk’ün büstü var, bir köşede de Piri Reis’in. Piri Reis’i koymamın sebebi, o dünya haritasını ben de DNA onarım haritasını yaptım. ‘Benim Piri Reis haritam’ dedim.” ifadesini kullandı.

Öğrencilere İngilizce bir sunum yapan Sancar konuşmasının başında “Sunum teknik değil Türkçe anlatılabilir. Türkiye’ye geldiğimde ilk iki hafta Türkçem tutuk olur. İkinci haftadan sonra dilim açılır. O yüzden müsaadenizle sunumu İngilizce yapacağım.” demesi dikkat çekti.

“Beni kim aday gösterdi bilmiyorum”

Prof. Aziz Sancar, sunumun ardından öğrencilerin sorularına yanıt verdi. “Nobel’e nasıl başvurdunuz?” sorusu üzerine Sancar, şunları söyledi:

“Başvurmak diye bir şey yok. Kendinizi Nobel’e aday gösteremezsiniz. Nobel, Kimya Komitesi Başkanı bizim onurumuza yemek verdiği zaman bana dedi ki: ‘Ben uluslararası toplantılara gidemiyorum, herkes etrafıma toplanıp beni etkilemeye çalışıyor.’ Nobel kendi propagandanızı yapmakla kazanılmaz. Beni, bugüne kadar, kim aday gösterdi bilmiyorum. En büyük gaye, Nobel değildir, kitaptır. 100 sene sonra benim buluşlarımı sizin gibi Türk çocukları okuyacaklar ve ‘Bunu bir Türk yaptı.’ diyecekler. Benim gayem oydu. Ben Nobel düşünmüyordum.”

Sancar, “Neden DNA onarımı çalıştınız?” sorusunu şöyle yanıtladı:

“DNA yapısı keşfedildiğinde, ‘Bu genetiğin temel yapısıdır ve bozulmaz.’ diye bir düşünce tarzı vardı. Sonradan baktılar ki röntgen ışınlarıyla güneş ışınlarıyla başka çevredeki kimyasallarla tahrip olunca mutasyona sebep oluyor, kanser oluyor. Benim doktora yaptığım hoca, ilk defa DNA’yı onaran bir mekanizma olduğunu keşfetmişti. Ama bu enzimin nasıl çalıştığını bir türlü çözemedi. Çünkü çözmek için enzimi arıtmak lazım. Enzim çok az miktarda yapılıyordu. Ben enzimi çoğalttım ve arıttım ve nasıl onarılır onu çözdüm. Başka onarım mekanizmaları var onlarla devam ettim. Bilimde bir testin nereye götüreceğini bilemezsiniz. Ben bununla uğraşırken bir de baktım ki insanlarda DNA onarım enzimine benzeyen bir protein var ama DNA onarımı yapmıyor. Bu ne yapıyor diye araştırırken bir baktım ki bu biyolojik saati kontrol ediyor. Bunun üzerine biyolojik saat üzerinde çalışmaya başladım ve ikisini birleştirdim. Şimdi biyolojik saat, DNA onarımını nasıl kontrol ediyor? Bunu kullanarak hem kanser önleminde hem de kanser tedavisinde nasıl kullanabiliriz, şimdi o çalışmayı yapıyoruz.”

“Ben çok milliyetçiyim, benim için büyük bir motivasyon”

“Emeklerinizin karşılığını aldınız mı, amacınıza ulaştınız mı?” sorusu üzerine Sancar, şu cevabı verdi:

“5 yıl gece gündüz çalıştık. İnsanda DNA nasıl onarılıyor bunu bulmak istiyorduk. Eğer önemli bir konu üzerinde çalışıyorsanız biliniz ki o konu üzerinde çalışan 5 kişi daha vardır. Eğer Japonya’dan biri bunu bizden bir ay önce bulsaydı, bizim 5 yılımız heba olurdu. Bilim yapmak kolay değil. Ben, bunu merak için yapıyordum insanlar nasıl onarılıyor. Çünkü bakterilerdeki proteinler insanlarda yok. Ama insanlarda da onarıldığını biliyordum ve bunu çözmek istedim. Sayısız uykusuz gecelerimiz oldu.”

Sancar, “En iyi olmak, başarmak için ne gerektiği” şeklindeki bir soru üzerine şunları kaydetti:

“Bazen yenilir, bazen yeneriz. Her şeyi ben başaracağım diye bir şey yok. Fatih’in meşhur bir sözü vardır. ‘İstanbul, ya ben seni alacağım ya sen beni alacaksın.’ İnatçı olacaksın ve istekli olacaksın ve bütün enerjini ona vereceksiniz. Bu fedakarlık ister, ailede zor durumlar yaratabilir. Siz gece yarılarına kadar çalışabilirsiniz hanım evde bekliyor. Denge kurmak gerek. Eğer istekliyseniz ‘Ben yapacağım dersiniz’ yaparsınız. Büyük işler yapmış çok bilim adamı pek mutlu değiller aslında. İkide bir söylemek istemiyorum ama ben çok milliyetçiyim. Bu benim için büyük bir motivasyondur. Ne kadar strese girsem, onun tesellisi var.”

Neden biyoloji?

“Neden biyoloji?” sorusu üzerine Sancar, “Gelirken Hasan Hoca (Mandal) ile konuşuyorduk. Tıbbiyeye gittim doktor oldum. Orada öğrendim ki doktorlar teknisyen gibi çalışıyor. Mardin Savur’un Surgücü köyünde sağlık ocağında çalışıyordum orada çok tüberküloz vardı. Sağlık Bakanlığı kilolarca ilaç gönderiyordu. Merak ettim. Zatürre olunca penisilin veriliyor. Benim hayatım öyle kurtarıldı. Ben zatürre olmuştum kardeşimden kaptım. Kardeşim öldü. Ben de zatürre oldum, ben şanslı çıktım. Türkiye’ye penisilin yeni geliyordu. Penisilin iğnesi yaptılar ben iyileştim. Ama penisilin tüberkülozu tedavi etmiyor. Sordum soruşturdum, kitapları araştırdım cevabı yok. Ne mikrobiyologlar ne doktorlar biliyor. Sadece Türkiye’deki doktorlar değil dünyada bilinmiyordu. Doktorlar verilen şeyleri tatbik ediyor, bir araştırma yeni bir keşif yapmıyor. O bakımdan ben, meraklı bir kişi olarak, moleküler biyolojide doktora yapmaya karar verdim.” ifadelerine yer verdi.

Sancar, “Nobel’i Anıtkabir’e hediye etmeye nasıl karar verdiniz?” sorusuna yönelik de, “Söyleyeceğim ama kimse alkışlamayacak oldu mu?” dedi. Sancar, şöyle devam etti:

“İlginç bir şey Nobel’i ben aldım. Onun heyecanı, kargaşalığı vardı. Eşime söyledim, eşim Amerikalı, ‘Ben bunu Anıtkabir’e koyacağım.’ ‘Tabii başka ne yapacaksın?’ dedi. O Amerikalı kadın. Çünkü ona Atatürk’ü anlatmıştım. Atatürk’ü birçok Türk’ten daha çok takdir ediyordu. Ben de hayret ettim. ‘Yok, biz saklayalım.’ demedi. Ben Atatürk’ün sayesinde oraya vardım. Çünkü Mardin’in Savur ilçesinde annesi babası okuma yazma bilmeyen bir çocuğun eğitim görüp Nobel alması Atatürk sayesinde oldu.”

“5 Türk Lirası’nın üzerindeki DNA resminin üzerinde hata olduğunu söylemiştiniz. Baktım ama hatanın nedenini yazan bir kaynak yok. Hatanın nedenini merak ettim.” diyen bir öğrenciye de Sancar, “Oradaki sarmal, soldan sağa dönüyor, asıl DNA sağdan sola dönüyor.” cevabını verdi.

“Türkiye ileride”

Soru cevap kısmının ardından Sancar’a teşekkür eden TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Mandal, kendisine günün anısına 1875’te kabul edilen metrik sistemin iki simgesinden biri olan ve 2018’de yürürlükten kaldırılan kilogram prototipi hediye etti.

Sancar, konferansın ardından “Medikal Biyoteknoloji Araştırma Merkezi”ni ziyaret etti. TÜBİTAK MAM Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Şaban Tekin, Sancar’a, merkezde yürütülen aşı ve ilaç geliştirme çalışmalarına ilişkin bir sunum yaptı. Daha sonra Moleküler Biyoloji Laboratuvarı, Hücre Kültürü Laboratuvarı, Hücre Geliştirme Laboratuvarı ziyaret edildi.

Sancar, daha sonra COVID-19 Türkiye Platformu’ndaki bilim insanları ile “Birlikte Geliştirme ve Birlikte Başarma” başlıklı toplantıda bir araya geldi. Toplantıda konuşan Sancar, Türkiye’yi aşı konusunda birçok ülkeden ileri bulduğunu söyledi. Sancar, platform bünyesinde gelecek salgınlar için de çalışmalar yapıldığını vurgulayarak, “Burada bilgi ve girişim bakımından güçlü bir altyapı var.” dedi.

Toplantının ardından Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Kacır, Sancar’a 2020 Ulusal Antarktika Bilim Seferi Hatırası bir tablo, TÜBİTAK Başkanı Mandal da üzerinde Piri Reis haritası olan bir kaftan hediye etti.

TÜBİTAK Fen Lisesi

TÜBİTAK Fen Lisesi, yetişmiş ve nitelikli insan gücü ve ileri düzey laboratuvarlarıyla Ar-Ge ve teknoloji dünyasının öncü araştırma merkezleri ve enstitülerini bünyesinde bulunduran TÜBİTAK Gebze Yerleşkesi’nde kuruldu. Lisede analitik düşünen, toplum ve çevre bilinci gelişmiş geleceğin lider bilim insanlarını yetiştirilmesi hedefleniyor.

Yaklaşık 44 bin metrekarelik alana sahip lisede modern teknolojiyle donatılmış 24 derslik, 600 öğrenci kapasiteli öğrenci yurdu ve 10 ileri düzey temel bilim atölyesi bulunuyor.

Bu eğitim ve öğretim yılı için 90 öğrencinin alındığı lisede eğitim, bir yıl İngilizce hazırlık olmak üzere toplam 5 yıl sürecek. Eğitim-öğretim yılının ilk döneminde öğrencilere seçmeli olarak Almanca ve İspanyolca dil eğitimi veriliyor. Öğrenciler, hazırlık sınıfından başlamak üzere öğrenim süresince aylık 500 lira karşılıksız burs alacak.

Lisede, Biyoteknoloji, Malzeme Bilimi, Veri Analizi, Bilim, Teknoloji ve Sosyal Değişme, Sürdürülebilir Gıda ve Su Politikaları, İnovasyon Odaklı Proje Tasarımı, Yapay Zeka Uygulamaları, İnsan-Makina Etkileşimi, Nesnelerin İnterneti Uygulamaları gibi 28 farklı seçmeli dersin bulunduğu bir müfredat uygulanıyor.

Gebze yerleşkesinde konaklama imkanı olan öğrenciler, TÜBİTAK laboratuvarlarını kullanabilecek. Kurumun merkez ve enstitülerinde staj yapabilecek. Kariyerleri boyunca mentörlük desteği, bilim söyleşileri, kulüp etkinlikleri, spor müsabakaları, teknik geziler ve daha pek çok olanak öğrencilere sunulacak.

Liseye, 2020-2021 eğitim ve öğretim yılında resmi, özel ve imam hatip ortaokullarının 8’inci sınıfında öğrenim gören ve 2021 merkezi sınav sonuçlarına göre yüzde 1’lik başarı diliminde yer alan öğrenciler başvurdu.

TÜBİTAK Fen Lisesi Merkezi Yetenek Giriş Sınavı’na başvurular, 2-4 Temmuz’da e-Okul Yönetim Bilgi Sistemi üzerinden yapıldı. Giriş sınavı, 9 Temmuz’da 25 ilde gerçekleştirildi. Sınav sonuçlarına göre 37 farklı ilden 19’u kız 71’i erkek olmak üzere 90 öğrenci liseye yerleşti.

Aziz Sancar

Prof. Dr. Aziz Sancar, Mardin’in Savur ilçesinde doğdu. Hiç eğitim olmayan ailesinin 8 çocuğundan biriydi. Çocuklarının eğitimine önem veren ailesi sayesinde üniversiteye kadar Mardin’de okudu. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde lisans eğitiminin tamamladıktan sonra ABD’ye lisansüstü eğitim için gitti. Doktora derecesini Teksas Üniversitesi’nden Moleküler Biyoloji alanında aldı. DNA tamiri ve hücre döngüsü gibi alanlarda uzmanlaştı. 2015 yılında DNA tamiri ile ilgili Tomas Lindahl ve Paul Modrich ile birlikte Kimya dalında Nobel ödülü aldı.