Cum. Eyl 20th, 2019

“Diyanet hassas bir kurumdur, günlük siyasi polemiklerin dışında tutulmalıdır.”

ANKARA (AA) – AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Diyanet hassas bir kurumdur, günlük siyasi polemiklerin dışında tutulmalıdır." dedi.

Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında parti genel merkezinde, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı devam ederken gazetecilere açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.

Diyanet İşleri Başkanlığının 30 Ağustos'taki Cuma Hutbesi'nde Atatürk'e yer vermemesine yönelik eleştirilere ilişkin Çelik, "Diyanet İşleri Başkanlığı önemli bir kurumdur. CHP'nin Diyanet İşleri Başkanlığı ile hem kurumsal hem ideolojik bir kavgası olduğunu, bu kuruma karşı son derece temelden, kurum ne yaparsa yapsın ideolojik bir hoşnutsuzluğu olduğunu biliyoruz zaten." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ı gerek kurumu yönetmesindeki performansı gerek PKK-FETÖ gibi örgütlerin gençlere dönük zehirleyici propagandalarına karşı yaptığı faaliyetler sebebiyle takdir ettiğini ifade eden Çelik, "Gazi Mustafa Kemal Atatürk konusunda herhangi bir tartışma yoktur. Ülkemizin kurucu önderidir. Her zaman minnetle ve saygıyla anıyoruz. Osmanlı İmparatorluğu ile Türkiye Cumhuriyeti'ni birbirine kavga ettirmeye gerek yoktur, hepsi bizimdir. Büyük bir devlet geleneğinin yüzlerce, binlerce yıllık takipçileriyiz, mirasçılarıyız. Atatürk'e saygı konusunda, Atatürk'e dönük olarak gereken ihtimamın gösterilmesi konusunda Diyanet İşleri Başkanlığının da bir problemi yoktur." değerlendirmesinde bulundu.

Çelik, zaman zaman ibadetin parçası olarak gündeme getirilen çeşitli konuşmalarda, dualarda belli bir gündeme odaklanılarak bu tip tartışmaların yapıldığına dikkati çekerek, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın konuşmalarına ve Diyanet yayınlarına bakıldığında bütün bu iddiaların boş olduğunun görüleceğini söyledi.

– "Diyanet İşleri Başkanımız, görevinin başındadır"

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş'ın Çanakkale Zaferi anma törenlerinde yaptığı duadan bir bölümü dinleten Çelik, şunları kaydetti:

"Bu devlet erkanının önünde yapılan bir duadır. Görüldüğü gibi başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün şehitlerimize, onların anne babalarına mevcut Diyanet İşleri Başkanımız tarafından yapılan bir duadır. Diyanet, hassas bir kurumdur. Diyanet, günlük siyasi polemiklerin dışında tutulmalıdır. Devletin bütün kurumları, Cumhuriyetimizin kurucu önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e gereken saygıyı gösterme konusunda büyük hassasiyet içindedir. Diyanetin de Diyanet İşleri Başkanımızın da bu hassasiyete sahip olduğunu görüyoruz. Bununla ilgili herhangi bir problem yoktur. Diyanet İşleri Başkanımız, görevinin başındadır, görevine devam etmektedir. Bu ay çıkardıkları dergilere bile baksanız, hem çocuk dergisinde hem büyükler için çıkarılan dergilerde bütün bu tartışmaları boşa çıkaran açıklamalar olduğunu, Diyanet İşleri Başkanımızın başka açıklamalarını da dikkatle izlediğinizde, bu eleştirileri tamamen bertaraf eden bir yaklaşım olduğunu görmekteyiz. Herhangi bir zaman dilimindeki bir konuyu çekerek, bu şekilde bu büyük kurumu sanki Atatürk karşıtlığı varmış gibi değerlendirmek doğru değildir."

– "Diyanet, gereken hassasiyete sahip"

Ömer Çelik, Diyanet İşleri Başkanlığının son derece önemli bir kurum olduğunu vurgulayarak, "Etrafımızda bu kadar dini istismar ederek terör organizasyonlarını teşvik eden çeşitli yapılar varken, başta DAEŞ, FETÖ olmak üzere… Din istismarıyla ilgili sosyal medyada da rastladığımız maalesef çok acı cehalet örnekleri söz konusuyken, Diyanet İşleri Başkanlığının dinin doğru anlaşılması, dini kültürün, medeni toplum hayatının, şehir hayatının gereklerine uygun bir şekilde yorumlanması bakımından ortaya koyduğu çabanın hepimiz için kıymetli olduğunun altını çizmek isterim." değerlendirmesinde bulundu.

Diyanet İşleri Başkanlığının bulunduğu konum gereği her siyasi tartışmanın içine giremediğini belirten Çelik, "Bu bahsedilen, Atatürk ile ilgili konularda gereken hassasiyete sahip bir kurumumuzdur. Gereken hassasiyete sahip bir başkanımız vardır." ifadelerini kullandı.

– "Bizim aslında hakkımız"

Çelik, F35 konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun açıklamalarına ilişkin bir soru üzerine, "Bizim aslında hakkımız… F35'lerin içerisinde biz üretimin başından beri varız ama hakkımız olan bir konuyu herhangi bir şekilde bloke etmeye çalışıyorlar." dedi.

ABD eski Başkanı Barack Obama döneminde Türkiye'nin patriot almak istediğini ancak satılmadığını hatırlatan Çelik, "Hem almak istiyorsunuz hem satılmıyor hem de siz güvenlik ihtiyacınızı başka bir silah sistemiyle giderdiğiniz zaman buna karşı sizin hakkınız olan F35'lerdeki hakkınız bloke edilmeye çalışılıyor." şeklinde konuştu.

Çelik, Türkiye'nin gerek hava savunma sisteminin gerek diğer silahlarının güçlü olmasının müttefiklerinin lehine olduğunu vurgulayarak, Avrupa'nın sınırının Türkiye'den başladığını hatırlattı.

Suriye ve Irak sınırı gibi istikrarsız bir sınır, herhangi bir müttefik ülkenin sınırı olsaydı, Almanya, İngiltere ve Fransa'nın ne tür tedbirler alacağını ve ABD'nin Meksika sınırıyla ilgili hangi tartışmaları yaşadığını soran Çelik, "Türkiye'nin kendi güvenlik ihtiyaçlarını zamanında karşılamasının, aslında toplam güvenliğe katkı sağlayan, toplam güvenliği daha da pekiştiren bir yapısı olduğunu herkesin dikkatle izlemesi gerekiyor." diye konuştu.

– "Çavuşoğlu'nun ifadelerinde de bir çelişki yok"

AK Parti Sözcüsü Çelik, Türkiye'nin savaş uçaklarıyla ilgili ihtiyacını F-35'lerle gidermeye çalıştığını hatırlatarak, "F-35'lerle ilgili olarak bu ihtiyacımıza bir blokaj söz konusu olursa tabii ki bu ihtiyacımızı bir şekilde başka bir yerden karşılamak durumundayız. Sayın Cumhurbaşkanımızın koyduğu çerçeve bu şekildedir. Dışişleri Bakanımızın ifadelerinde de bir çelişki yok. Kendisi de benzer konularda aynı şeyi söyledi. Önceliğimizin F-35 almak olduğu, bu önceliğimize, isteğimize rağmen bir NATO üyesi ve müttefik ülke olarak buna birtakım ideolojik sebeplerle blokaj uygulanırsa o zaman Türkiye'nin egemen bir devlet olarak kendi güvenlik ihtiyacını başka bir şekilde başka bir tedarikle gideceği ifade edilmiştir. Burada herhangi bir sıkıntı söz konusu değildir." ifadelerini kullandı.

– "Dengelenme durumu başarıyla devam ediyor"

Büyüme rakamlarına ilişkin bir soruyu yanıtlarken Çelik, Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı ekonomik saldırı sonrasında dengelenme durumunun başarıyla devam ettiğini ve alınan tedbirlerin sonuçlarını vermeye başladığını söyledi.

Çelik, çeşitli çeyrek dilimlerde farklı büyüme rakamlarının ortaya çıkabileceğini, önemli olanın toplama bakmak olduğunu ifade ederek, "Yaptığımız iş bütün bu siyasi saldırılara, ekonomik saldırılara rağmen doğru politikalarla bu süreci tamamen geride bırakmak sonucu doğuracaktır." dedi.

– "Vakıflar yine gençlere yardıma devam edecek"

AK Parti Sözcüsü Çelik, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin (İBB) 5 vakıfla protokollerin iptali kararına ilişkin bir başka soru üzerine, CHP'li belediyelerin iş başına gelir gelmez önce belli yerlerde Türkiye'ye sığınan ihtiyaç sahibi Suriyelilerin ekmeğini kesmekle, daha sonra da gariban insanları işten çıkarmakla işe başladığını söyledi.

"CHP yazılımından keşke başka bir şey türeseydi" ifadesini kullanan Çelik, şunları kaydetti:

"Bunca zaman geçirildi. Bütün bu zaman içerisinde bütün siyasi kurumlar, siyasi anlayışlar evrim geçirdi ama aynı basamakta duran, hiçbir şekilde gelişmeyen tek yapı olarak numunelik bir örnek gösteriyor Cumhuriyet Halk Partisi zihniyeti. Kendilerince dar bir millet tanımları var. Belli kesimleri milletin asli unsuru olarak tanımlayıp diğerlerini dışarıda bırakıyorlar. Acaba bu söz konusu vakıflara yardımı kesenler, iş başına geldiklerinde bu vakıflarla, 1-2 saat olsun bunların yöneticileri ile bir konuşsaydılar. Bunların hangi faaliyetleri yaptığını, gençlere hangi hizmetleri götürdüğünü, İstanbul halkına ve Türkiye'ye hangi yararlı işleri ortaya koyduklarını bir dinleselerdi. Tüm bunları dinlemeden birtakım propoganda faaliyetlerine başvurarak, 'biz israfı kestik' ya da 'bu kaynaklar İstanbul halkına dönecek' gibisinden dar bir yaklaşımla bakıyorlar. Peki bu vakıfları yürütenler, bunların götürdüğü hizmetlere ulaşan gençler, bunlar İstanbul halkının, kendi vatandaşlarımızın bir parçası değil midir? Bu ayrımcı dili kullanmak meşru mudur? En önemlisi de biraz tutarlılık gerekiyor. Aradan 1-2-3 sene geçmiş değil. Daha birkaç ay önce söylenen sözlerle bugünkü söylenen sözler arasında maalesef dağlar kadar uçurum var. Neden bu kadar faaliyet yapan bu vakıflarla en azından bir oturulsaydı, konuşulsaydı…Hemen bir kara propoganda başladı. Bu vakıflar en zor zamanlarda 28 Şubat dönemlerinde bu yapılar vatandaşa ulaşmak, gençlere ulaşmak için her türlü fedakarlığı göze almış yapılardır. Bu faaliyetlerine devam ederler. Burada eksi not alacak olan, hiçbir şekilde bunların ne yaptığını dinlemeksizin etiketleyerek bunların yardımlarını kesenlerdir. Bunlar yine gençlere ulaşmaya devam edecekler, yine yardım etmeye devam edecekler. Baştan birileri yaptığı yanlış işin adına israfı kestim ya da birtakım kaynakları vatandaşa aktardım gibisinden yanlış spekülasyonlarla bu süreci etiketlemeye çalışırsa, yaptığı sadece kendi faaliyetlerini etiketlemek olur."

(Bitti)