AK Parti Sözcüsü Çelik: Dendias'ın sözleri diplomasi tarihine yakışıksızlık örneği olarak girecek

ANKARA (AA) – AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Toplantısı devam ederken basın toplantısı düzenledi.

MYK toplantısında iç ve dış politikalarının yanı sıra sosyal gelişmelerin ele alındığını belirten Çelik, yerel yönetimlerle ilgili faaliyetlerin ve gelecek dönemde atılacak adımların da görüşüldüğünü söyledi.

Çelik, çocuklarının dağa kaçırılmasından HDP’yi sorumlu tutan Diyarbakır annelerinin 3 Eylül 2019’da başlattığı oturma eyleminin 595. gününe girdiğini, bu zamana kadar 24 ailenin evladına kavuştuğunu, bunun dünya tarihinde annelerin evlatlarına kavuşmak için yaptığı en uzun eylemlerden biri olduğunu ifade etti.

Bazı emekli amirallerin açıklamasına ilişkin Çelik, “Bu süreç içerisinde AK Parti’yi ve iktidarımızı ima eden Sayın Kılıçdaroğlu’ndan ve bazı CHP’li arkadaşlarımızdan gelen, asla kabul edemeyeceğimiz birtakım yaklaşımlar ve iddialar oldu. Örneğin bu metnin değiştirildiği söylenirken bu metnin değiştirilmesinde ya da bu metnin gece yarısı yayınlanmasında iktidarın sorumluluğu olduğu şeklinde birtakım açıklamalar yapıldı. Şimdi bizim sanki bu işlerin içinde bazı arkadaşlarımız varmış da kumpas kuruluyormuş gibisinden birtakım açıklamalarda var.” ifadelerini kullandı.

Bu iddiaların yanlış olduğunu belirten Çelik, “Eğer bu bildiri değiştirildi ise ya da bu bildirinin gece yarısı yayınlanması konusunda bir dış müdahale söz konusu olduysa o zaman gece yarısı yayınlanır yayınlanmaz ne için bu bildiriye imza atan bazı emekli amiraller hemen bu bildirinin ne kadar önemli olduğunu fikir hürriyetine girdiğini açıklama gayretine girdiler.” dedi.

Çelik, emekli amirallerden birinin, bildiriye verdikleri cevap sonrasında kendilerine, “Geceleyin uykulu bir şekilde okumuşlar bu bildiriyi, sabahleyin okurlarsa bu söylediklerinin doğru olmadığını görecekler” dediğini hatırlatarak, “Eğer gece yarısı yayınlanması konusunda bir provokasyon bir manipülasyon varsa bir müdahale varsa ya da bildirinin içeriğinin değiştirildiğine dair bir bilgi varsa bunu o gece yayınlanır yayınlanmaz ben bu bildirin arkasındayım diyen birtakım emekli amirallere soracaklar.” diye konuştu.

Bildirinin değiştirildiği iddialarına ilişkin, “Değiştirildiği bilgisi sayın Kılıçdaroğlu’na kimden gelmiştir o da kendisinin, değiştirdikten sonra diğer amiraller o gece yarısı buna hemen ben bunun arkasındayım diye tweet atanlar bazı emekli generaller bunu niye yapmıştır? Onun izahı, sayın Kılıçdaroğlu’nun yapacağı izahtır. Hemen sahiplenenlerin bunu niye sahiplendiği, eğer içeriği ve zamanlaması değiştirilirmişse onlara sorulması gereken bir şeydir. Bize sorulması, akılla izah edilecek bir mesele değildir.” değerlendirmesinde bulundu.

“Ankara ile konuşmak için gelmemiş, Atina’ya konuşmak için gelmiş”

Çelik, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias’ın ziyaretine ilişkin, “Yunanistan devlet yetkililerinin ülkemizi ziyaretlerinden memnuniyet duyarız. Geleneksel misafirperverliğimiz ve diplomasi geleneğimiz çerçevesinde sorunları konuşmaktan da büyük bir memnuniyet duyduğumuzu ifade ediyoruz. İstikşafi görüşmeler konusunda da söyledik istikşafi görüşmelerin kesilmesine sebep olan biz değiliz, buna sebep olan Yunan tarafıydı sonradan yeniden başlamasından duyduğumuz memnuniyeti de anlattık. Fakat biz burada gördük ki Yunanistan Dışişleri Bakanı Türkiye’ye Ankara ile konuşmak için gelmemiş, Atina’ya konuşmak için gelmiş. Son derece bağnaz son derece saygısız bir şekilde Türkiye Cumhuriyeti devletini ve milletimizi itham etmesi diplomasi tarihine bir yakışıksızlık örneği olarak girecektir.” değerlendirmesini yaptı.

Dendias’ın açıklamalarına ilişkin Çelik, “İlk defa bir bakanın, Yunanistan Dışişleri Bakanı’nın kendi ülkesinin egemenliğinden bahsederken kendi ülkesinden değil Avrupa Birliği’nden bahsettiğini gördük. Kendi ülkesinin egemenliğini korumak için kendi ülkesinin kurumlarına atıf yapmayan, Avrupa Birliği’ni istismar eden, kendisine kalkan yapan bir açıklamayı ilk defa ben bir dışişleri bakanından bu şekilde duymuş oldum. Netice itibarıyla bu sorunların neden çözülemediği anlaşıldı.” ifadelerini kullandı.

“Saygısızlığın olduğu yerde diplomasi olmaz”

Dışişleri Bakan Mevlüt Çavuşoğlu’nun oradaki açıklamalarının, Türkiye’nin bu sorunları çözmek için masaya yüksek bir kapasiteyle, önyargısız ve tam bir müzakere anlayışıyla oturmaya hazır olduğunu gösterdiğini vurgulayan Çelik, şunları kaydetti:

“Karşı karşıya kaldığımız bağnazlık ve saygısızlığa rağmen, ki bağnazlığın ve saygısızlığın olduğu yerde diplomasi olmaz, müzakere sürecini akıllı bir dille, akıllı bir devlet anlayışıyla ve müzakerenin yöntemlerine karşılıklı saygıya uygun bir şekilde biz sürdürmeye hazır olduğumuzu söylüyoruz. Ama bir Dışişleri Bakanı buraya gelecek, dış politikanın dinamikleri hakkında, dış politikanın yöntemleriyle konuşmayacak, onun yerine kendi ülkesinin iç siyasetindeki siyasi kariyerine Ege’deki ve Doğu Akdeniz’deki meseleleri maalesef istismar konusu haline getirecek. O zaman tabii buradan bir şey çıkmaz. Dolayısıyla Dışişleri Bakanı’nın yaptığı konuşma, Türkiye ile ilgili Yunanistan arasında bir krizi göstermekten çok dışişleri olarak atanmış birisinin, dış politika yapmak yerine Yunan iç siyasetine oynamak şeklinde bir Yunan devlet anlayışı ile ilgili bir krizi göstermektedir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sık sık yabancı devlet başkanlarına, Avrupalı liderlere Yunanistan’ın mülteciler konusundaki insanlık dışı tutumunu hatırlattığını söyleyen Çelik, buna karşılık Yunan tarafının başka bilgi verdiği yanıtının alındığını ifade etti.

Erdoğan’ın geri itmelerle vahşi ve zalimane müdahalelerden bahsettiğini belirten Çelik, “Ama her seferinde bütün dünya televizyonlarının naklen verdiği, Birleşmiş Milletler’in rapor üstüne rapor yayınladığı, göç örgütlerinin, açık bir şekilde insan hakları örgütlerinin ortaya koydu delillere rağmen ‘Biz görmedik.’ diyorlar.” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu yaklaşım üzerine talimat vererek, gerekli belgelerin ilgililere ulaştırılmasını sağladığını anımsatan Çelik, buna rağmen geri dönüş olmadığını bildirdi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun sosyal medya hesabından yayınladığı videoda, Yunanistan sahil güvenlik unsurlarının içinde 41 kişinin olduğu mülteci botuna yaptığı müdahaleye ilişkin görüntüleri paylaştığını hatırlatan Çelik, şöyle dedi:

“Bu 41 kişiyi, üzerine benzin dökülerek yakılmak istenen Avrupa Birliği üyesi bir ülkenin yapmaya çalıştığı bu zalimane davranışı durduran kim? İşte milletimizin asil evlatları, Sahil Güvenlik güçlerimiz. 3 yılda 80 binden fazla mülteciyi botlarını şişleyerek, Yunanistan sahil güvenlik unsurlarının elbiselerini giymeyip sivil elbise giyip, öldürmeye kalkarak, üzerlerindeki eşyalarını alarak çıplak bir şekilde bizim kara sularımıza ittiler ve bunların hepsini ölüme terk ettiler.”

Böyle bir durumda bu insanların hayatta kalma imkanının olmadığını belirten Çelik, “Yunanistan’ın sahil güvenlik unsurları resmen şu görüntüde de olduğu gibi benzin dökerek yakmaya çalışarak bir katliama imza atmaya çalışıyor. Sırp kasaplarının yaptığına benzer bir şekilde geçmişte dünyadaki başka örneklerde Ruanda’da olduğu gibi.” ifadelerini kullandı.

Türk sahil güvenlik unsurlarının olay yerinde bulunmaması halinde Akdeniz’in bu mültecilere mezar olacağını dile getiren Çelik, “Ondan sonra da çıkacaklar ‘Avrupa Birliği’ne üye olmakla gururluyuz.’ diye bahsedecekler.” dedi.

Çelik, “Defalarca söyledim, siz demokrasinizi önce Akdeniz’in sularından kurtarın, demokrasi dediğiniz, insan hakları dediğiniz, uluslararası ilişkiler dediğiniz değerleri Akdeniz’in sularına gömdünüz siz. Önce Akdeniz’in sularından kurtarın, ondan sonraki diğer meseleler hakkında konuşmaya çalışın.” diye konuştu.

Yunanistan’ın Türkiye ile ilişkilerini Türkiye-AB ilişkileri haline sokmaya çalıştığını anlatan Çelik, AB’den Yunan sahil güvenlik unsurlarının bu hareketine ilişkin acil tepki ve cevap beklediklerini vurguladı.

“Yunanistan kara suları aynı zamanda Avrupa Birliği kara sularıdır”

Çelik, 41 göçmenin Türkiye’nin sahil güvenlik unsurları tarafından kurtarıldığını hatırlatarak, şöyle konuştu:

“Bu eylem aynı zamanda, Yunanistan bütün Yunan meselesini bir AB meselesi haline getirmeye çalışıyor ya, Avrupa Birliği de sürekli olarak ‘Biz üyemizin arkasındayız.’ diyor, Yunanistan kara suları aynı zamanda Avrupa Birliği kara sularıdır. Bu, Avrupa Birliği’nin sınırları içerisinde gerçekleşiyor, Avrupa Birliği’nin kara suları içerisinde gerçekleşiyor. Buna ne diyorlar? İkinci Dünya Savaşı’ndan beri Avrupa’da görülmemiş böyle görüntüler, buna ne söylüyorlar? Bunu herkesin duyması gerekiyor. Dolayısıyla botları batırmak, 3 yılda 80 binden fazla mülteciyi bizim karasularımıza itmek gibisinden vahşi eylemler gerçekleştirdiler. Uluslararası kurumlar, Avrupa Birliği maalesef bunun karşısında susuyor.”

Afganistan barış süreci

Türkiye’nin bir müzakere devleti olarak dünyadaki pek çok çatışmaya arabuluculuk yaptığını anımsatan Çelik, önemli konferanslardan biri olan Afganistan barış süreciyle ilgili konferansın 24 Nisan-4 Mayıs arasında İstanbul’da gerçekleşeceğini anımsattı.

Afganistan barış süreciyle ilgili daha önce Doha’da bir girişim yapıldığını ancak yeterli ilerlemenin sağlanamadığını söyleyen Çelik, şöyle devam etti:

“Şimdi Türkiye, Katar, Birleşmiş Milletler’in eş düzenleyiciliğinde Afganistan İslam Cumhuriyeti ve Taliban arasında bu görüşmeler gerçekleşecek. Tabii bu Afganistan’da barışın sağlanması, birleşik, egemen ve bağımsız bir Afganistan’ın tesis edilmesi bizim milli güvenliğimiz açısından da çok önemlidir. Çünkü Afganistan’daki istikrarsızlık kuzeyden ve doğudan gerek terör açısından gerek göç açısından gerek uyuşturucu ticareti açısından Türkiye için tehdit oluşturmaktadır. Dolayısıyla milli güvenliğimiz açısından da Afganistan barış sürecine verdiğimiz destek stratejik bir destektir. Aynı şekilde öteden beri diplomatik ilişkilerimizin olduğu kardeş ülkeye dönük olarak Türkiye’nin bu şekilde ev sahipliği yapması da önemli olacaktır. Siyasi çözüm için yol haritasının ortaya çıkmasını destekliyoruz. Türkiye bir kere daha dünya barışına katkıda bulunan bir müzakere devleti olarak bu ev sahipliğini gerçekleştirecektir.”

“Karadeniz’de herhangi bir çatışmanın olmamasını istiyoruz”

Yakından takip ettikleri konulardan birinin de Ukrayna ve Rusya arasındaki ihtilaf olduğunu anlatan Çelik, bölgede gerilimin giderek yükseldiğini ifade etti.

Çelik, “Biz bu gerilimin Rusya, Ukrayna ve AGİT arasındaki üçlü temas grubu çerçevesinde diplomasi yoluyla çözülmesini istiyoruz. Karadeniz’de herhangi bir çatışmanın olmamasını istiyoruz.” dedi.

Türkiye’nin Ukrayna’nın Kırım Bölgesi’nin Rusya tarafından işgalini tanımadığını ve bununla ilgili tavrını açık şekilde ortaya koyduğunu anlatan Çelik, şunları kaydetti:

“Ukrayna’yla da yakın ilişkilerimiz var, Rusya’yla da yakın ilişkilerimiz var. Özellikle son zamanlarda Ukrayna’yla ilişkilerimizin başka devletlere karşı bir tutum gibi algılanması söz konusu oldu. Türkiye sadece kendi milli güvenliği açısından ikili ilişkiler kurar, herhangi bir devlete karşı bir tutum içerisine girmez. Sonuç olarak Temmuz 2020’deki kapsamlı ateşkese dönülmesini arzu ediyoruz. Bu son derece önemlidir. Ukraynalı 20 askerin ölmesi, Rusya’nın Donbas’ın doğusuna, Ukrayna’nın doğusuna tahkimatına artırması, Karadeniz’deki bu yoğunluk kimsenin faydasına olmayacaktır. Bu sürecin de diplomatik bir şekilde çözümü noktasında Rusya-Ukrayna arasında, AGİT’le birlikte kurulan üçlü temas noktası çerçevesinde çözülmesini arzu ediyoruz.”

Çelik, her ramazan ayında İsrail’in Gazze’ye saldırdığını anımsatarak, bu ramazan ayında da İsrail’in aynı vahşi eylemi gerçekleştirdiğini söyledi.

İsrail’in yasa dışı yerleşim birimleri kurmaya da devam ettiğini aktaran Çelik, “Bunun yanı sıra Filistin’deki seçimleri engellemek için Gazze’de engelleyici roller oynuyor, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te. Doğu Kudüs’te özellikle seçimlerin engellenmesi için bir takım provokasyonlara imza atıyor İsrail. Batı Şeria’da Filistinli siyasetçileri tutukluyor.” dedi.

İsrail’in Filistin’e yaptıklarına dünyanın güçlü şekilde ses çıkarmadığını dile getiren Çelik, dünyanın ve bütün kurumların İsrail’i kınamanın ötesine geçip, net tutum alması gerektiğini vurguladı.

Filistinlilerin ramazan ayını tebrik ederek, Ramazan Bayramı’na hayırla ulaşmalarını dileyen Çelik, “Kuşkusuz Filistin’in yanındayız. Filistinli kardeşlerimizin hak ve hukukunu korumaya, bununla ilgili gereken tavırları almaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

“Onlar Meclis’in kapatıldığı darbelere destek verdiler”

CHP Sözcüsü Faik Öztrak’ın bugün düzenlediği basın toplantısındaki açıklamalarını değerlendiren Çelik, şunları kaydetti:

“23 Nisan’ı anarken bile maalesef yanlış argümanlar kullanmış. Atatürk’ün Meclis’in yetkilerini kaldırmayı hiçbir zaman düşünmediğini ama Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde Meclis’in yetkilerinin kalktığını ifade etmiş. Atatürk tabii ki her zaman Meclis’e önem verdi. Yüce Meclis dünyadaki diğer Meclislerden şöyle bir farka ve asalete sahiptir; dünyadaki bütün Meclisler bir kurtuluş savaşının sonunda kurulmuştur, bizim Meclis’imiz ise bir kurtuluş savaşını komuta etmiştir. Dünyada böyle bir Meclis yoktur. Dolayısıyla yüce Meclis’e saygımız milletimize, tarihimize saygımızın ve demokrasimize saygımızın bir gereğidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk de yüce Meclis’e her zaman bu saygıyla davranmıştır, yüce Meclis’e saygınlığını her zaman teslim etmiştir. Atatürk üzerinden cümle kuran ve burada kendilerine bu saygıyı bahşetmeye çalışan CHP’li arkadaşımızın söylediği doğru değil. Onlar Meclis’in her kapatıldığı darbeye destek verdiler, onlar Meclis’in iradesinin postallarla ezildiği her girişime destek verdiler. “

“CHP bildiriye karşı çıksaydı demokrasiye bir katkı vermiş olurdu”

CHP’nin emekli amirallerin bildirisine karşı çıkmadığını söyleyen Çelik, “CHP, emekli amirallerin siyasete müdahale etmeye çalışan bildirisine karşı çıksaydı demokrasiye bir katkı vermiş olurdu.” dedi.

Çelik, AK Parti’nin TBMM’yi her zaman saygıyla ve titizlikle korumaya devam edeceğini belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Genel başkanları bir kumpası ima ediyor. Bu kumpası doğrudan sözcüleri İçişleri Bakanımızın yaptığını söylemiş. Kumpas kurma geleneği bizde yok, bizim bakanlarımızda yok, bizim partimizde yok. Aynen iade ediyoruz. Darbeler görülen, millete kurulan kumpasın hep arkasında bunlar oldular. Diyorlar ki, ‘bu bildirinin gece yarısı yayınlanmasının arkasında iktidar var’ ya da ‘bildirinin içeriği değiştirilmiş, bunda iktidarın kolu, parmağı var’. O gece emekli amirallerden bazıları çıktı, hemen bildiri yayımlanır yayımlanmaz gece yarısı tweet attı. Neye karşı? Bizim eleştirimize karşı? ‘AK Partililer gece yarısı bunu uykuluyken okumuşlar, anlamamışlar’ diye de saygısızlık yapıyor. Bunu söyleyen, imza atan o emekli amiral. O niye demedi ki; ‘Ya bunun gece yarısı yayımlanmaması gerekiyordu, bunun başlığında şu ifadenin olmaması gerekiyordu.’ Eğer siz CHP’liler olarak ‘bu ifadeler değiştirildi’ diyorsanız, bunu imzalayan emekli amiraller de, ‘değiştirilmiş, hem içeriği hem zamanlaması değiştirilmiş’ dediğiniz metne bu kadar güçlü şekilde sahip çıkıyorsa, işte o zaman kumpas için uzağa gitmeyeceksiniz. Bu ifadeleri söyleyen o emekli amiral ve generallere söyleyeceksiniz.”

“Emekli amiraller bildirisine karşı veremediğiniz demokratik tutumun arkasına başkalarını suçlayan bir yığınak yapmayacaksınız.” ifadesini kullanan Çelik, CHP’nin bildiri karşısında demokratik tavır alamadığını ve AK Parti’yi suçlamaya çalıştığını belirtti.

“O görüntüye olumlu bakmıyoruz”

CHP Sözcüsü Faik Öztrak’ın açıklamasında, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın “sarıklı amiral” konusuna olumlu baktığını iddia ettiğini söyleyen Çelik, şu ifadeleri kullandı:

“Türk Silahlı Kuvvetlerindeki disiplin süreci devam ediyor. Her fırsatta yargı diyorsunuz, usul diyorsunuz. Ne yapılsın? Silahlı Kuvvetler kendi soruşturmasını, kendi yöntem ve usulleriyle tamamlamasın mı? O görüntüye olumlu bakmıyoruz, hiçbir şekilde doğru ve meşru kabul etmiyoruz. Silahlı Kuvvetlerin kendi disiplin yönetmeliği içerisinde gerekeni yapacağına da inanıyoruz. O görüntüye vurgu yapanlar, o görüntünün yanlışlığına vurgu yapmakla kalsalardı yine anlamlı bir iş yapacak. Hayır, o görüntüye vurgu yaparak emekli amirallerin müdahalesini meşrulaştırmaya çalışıyor. O görüntüyü kabul etmiyoruz. Deniz Kuvvetlerinde, ordumuzda böyle bir görüntü kabul etmiyoruz. Bu şekildeki bildiriyi de kabul etmiyoruz. Silahlı Kuvvetlerin disiplini bizim için son derece önemlidir. Emekli amiraller bildirisi konusundaki sınıfta kalan tavırlarını örtmek için 128 milyar dolar meselesini sürekli ortaya çıkarıyorlar. En güzel cevabı kendi milletvekilleri verdi. ‘Ekrana bakarsanız, ekonomi okur yazarlığınız da varsa onu görürsünüz.’ dedi.”

Yeni anayasa çalışmalarında nasıl bir süreç izlendiği sorulan Çelik, anayasayla ilgili akademisyenlerin siyasi tartışmaya teşkil edecek bir zemin hazırladıklarını söyledi.

Bu çalışmanın güçlü şekilde devam ettiğini söyleyen Çelik, “AK Parti’de çalışacağız, Cumhur İttifakı olarak beraber de çalışacağız. Hem AK Parti’den hem MHP’den siyasi heyetler süreci tartışmaya devam edecek. Burada olgunlaştıktan sonra tabii ki diğer partilerle de konuşacağız. Yeni bir anayasa demek ülkenin geleceğe dönük yeni bir yol haritasına, nüfus cüzdanına sahip olması demektir. Bunun her zaman en geniş mutabakatla yapılması gerekir. Bu mutabakata katılan, katılmayan olur. O, onların bileceği iş ama bu kapı açık tutulacaktır. Milletimize darbe dönemlerinin ürünü olmayan ilk sivil anayasayı hediye etmek buna emek veren herkesin onuru olacaktır.” diye konuştu.

KKTC Anayasa Mahkemesinin Kur’an kursu kararına ilişkin soru üzerine Çelik, din ve vicdan özgürlüğünü engelleyen bir karar olduğunu aktardı.

“Mevzuat böyle.” şeklinde bir açıklama yapıldığını söyleyen Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Değiştirirsin mevzuatı. Hiçbir mevzuat temel hak ve hürriyetlerden yüksekte duramaz. Türkiye’yi, geçmişteki dönemlerde mahveden şey konjonktür hazretleri ile mevzuat efendinin iş birliğiydi. Bunlara başvurarak Türkiye’nin demokratik süreçlerini felç ederlerdi. Millete karşı, milletin hak ve hürriyetlerine karşı bir mevzuat olabilir mi? Söz konusu değil. Hemen değiştirilir. Orada bir sıkıntı varsa bunu değiştireceksin. Din ve vicdan hürriyetini engelleyen bir karar alıp, sonra oradaki birtakım baro mensuplarının üzerinde tepindiği gibi bunu üstelik laikliğin zaferi gibi ilan etmek çok ilkel bir yaklaşım.”

Çelik, Türkiye’nin bu dönemlerden geçtiğini, bu dönemde yaşanan acıları geride bıraktığını dile getirdi.

Bu konuda Türkiye’nin atacağı adımların olduğuna dikkati çeken Çelik, “Sayın Tatar da bunun düzeltilmesi gerektiğini ifade etti. Koordinasyonlu bir şekilde bu süreci takip etmeye devam edeceğiz. Laiklik prensibi son derece değerli, toplumsal barışı koruyan bir prensiptir. Laiklik prensibini güçlü bir şekilde savunuyoruz. Anayasa Mahkemesi kararının laiklikle ilgisi yok. Konjonktür hazretleri ve mevzuat efendiye demokrasiyi kurban edemeyiz.” diye konuştu.

Yerel yönetimler mevzuatı

Bir gazetecinin, “Yerel yönetimler mevzuat çalışması ne durumda. Mevzuatta bir değişiklik olacak mı? Muhalefet ile bu konuda bir temas gerçekleştirilecek mi?” sorusu üzerine Çelik, konunun Cumhur İttifakı’nın her iki kanadında da tartışılacağını ifade etti.

Çalışma olgunlaştıktan sonra diğer siyasi partilerle istişare edilip edilmeyeceğinin değerlendirileceğini belirten Çelik, şu açıklamalarda bulundu:

“İstişare kapısı her zaman açıktır. Biz bir şey söylediğimiz zaman ‘Şu şu olacaksa hiç konuşmayalım’ diyerekten istişarenin mantığına aykırı bir yaklaşımla karşı karşıya kalıyoruz. Böyle bir yaklaşım olmazsa önyargısız ve samimi yaklaşım olursa her zaman geniş bir istişareyi, geniş bir uzlaşmayı arzu ederiz ama uzlaşmayla tavizkarlık arasındaki, istişareyle işi sulandırma arasındaki farkı da her zaman gözetiriz. Taslağın içeriğine ilişkin şu anda bir şey söyleyemem. Heyetimiz açısından henüz mutabakata varılmış bir konu yok. Belediye başkanlarımızdan gelen, mevzuattan, pratikten kaynaklanan geniş bir yelpazede sorunlar getiriliyor. Olgunlaştıkça sizinle paylaşacağım şeyler olacaktır.”

Yunan Bakanların Suudi Arabistan’a gerçekleştireceği ziyaret

AK Parti Sözcüsü Çelik, Yunanistan Savunma ve Dışişleri Bakanlarının Suudi Arabistan’a gerçekleştireceği ziyarete ilişkin soru üzerine, Yunanistan ile iki komşu olduklarını hatırlatarak meseleleri karşılıklı çözme isteklerini ilettiklerini dile getirdi.

Yunan muhatapların baştan aşağı haksız olduklarını bildiklerini vurgulayan Çelik, şunları kaydetti:

“Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias’ın Türkiye’ye gelip de ‘Şunlar hukuka uygundur’ dediklerinin hepsi hukuka aykırı, ‘Türkiye’nin şu yaptıkları hukuka aykırıdır’ dediği konuların hepsi de hukuka uygundur. Bunu kabul edecek uluslararası bir hukukçu da yoktur. Bizim şöyle bir Türk devlet geleneğimiz var. Yunanistan’ı hiçbir zaman zor durumda olduğu durumlarda istismar etmedik. Başlarına deprem felaketi geldi yardıma gittik, ekonomik açıdan zora düştüler bizim önümüze bazı teklifler geldiğinde onların milli onurlarını incitecek hiçbir adım atmadık. Yunanistan maalesef bunlara layık olmayan bir ülke gibi davranıyor. Dolayısıyla meselesini Türkiye’de çözecek yerde Yunanistan-Türkiye meselesini önce Avrupa Birliği-Türkiye meselesi yapmak gibi sonuçsuz ve anlamsız bir yola giriyor. Avrupalıların hiçbiri size yardım etmez. Yine zor gününüzde yanınızda biz oluruz. Bunun tamamlayıcısı olarak da şöyle bir şey yapıyor.

Türkiye’yi kuşatmak için Libya’ya, Mısır’a gidiyor, Suudi Arabistan ziyareti yapacak. Buradaki hiç kimse Akdeniz’in, Ege’nin bir Yunan gölü olmasına müsaade edecek bir yaklaşım içine girmez. Yunanistan, Türkiye’ye karşı kumpas kuran, birtakım husumet lobileri oluşturmaya çalışan bir tavır içine giriyor. Halbuki enerjisini bu şekilde çıkmaz sokak olan işlere harcayacağına Türkiye’de müzakereye harcasa çok daha doğru yollar bulunabilir.”

Rusya-Ukrayna gerilimi

Bir basın mensubunun, “Türkiye ile Rusya’yı karşı karşıya getirecek yeni bir plan hazırlandığı yönünde kamuoyuna bazı bilgiler yansıdı. Bazı yabancı güçler tarafından Suriye’den Ukrayna’ya parayla silahlı radikal grupların taşınacağı belirtildi. Hatta bu taşımanın Rusya ile ilişkileri bozmak için Türkiye tarafından yapıldığı iddiasının da ortaya atılacağı ifade edildi. Bu konuda size ulaşmış bir bilgi var mı?” sorusunu Çelik, şöyle yanıtladı:

“Şöyle bir mantıksızlık var. Türkiye Rusya ile ilişkileri bozmak için tutacak Suriye’den Ukrayna’ya savaşçı taşıyacak. Bu mantıksız bir şey. Biz Rusya ile Suriye’de iş birliği yapıyoruz. Bazı şeyleri birbirine karıştırmamak lazım. Biz Rusya ile güçlü komşuluk ilişkileri geliştirdiğimiz gibi Ukrayna ile de güçlü ilişkiler geliştiriyoruz. Şöyle bir şey yapılmaya çalışılıyor. Rusya ile ilişki geliştiriyorsan Rusya’nın Ukrayna tezine destek ver. Ukrayna ile ilişki geliştiriyorsan Ukrayna’nın Rusya tezine destek ver. Biz bunun yerine diyoruz ki çözüm olan diplomasidir. Ukrayna’nın da Rusya’nın da toprak bütünlüğünü savunuyoruz. Kırım ilhakını tanımıyoruz ama sonuç diplomasidir. Ukrayna-Rusya ve AGİT arasındaki üçlü temas grubu hayata geçmelidir ve 2020’deki kapsamlı ateşkese geri dönülmelidir diyoruz.”

Vekalet savaşlarının tarafı olmadıklarını ifade eden Çelik, “Vekalet savaşlarında yöntem kullanan bir ülke değiliz. Çok açık ve net bir şekilde söylüyorum. Biz bu vekalet savaşı konusunda Türkiye’yi suçlayan devletlerin istihbarat örgütlerinin hangi grupları bu vekalet savaşlarında kullandığını ve finanse ettiğini tüm adlarıyla ve adresleriyle biliyoruz. Suriye’de de Libya’da da biliyoruz.” diye konuştu.

“Her CHP üyelik kartı verdiğinizin sütten çıkmış ak kaşık olduğunu iddia edebiliyor musunuz”

Ömer Çelik, CHP’nin hizmet damgalı pasaportla ilgili iddiaların sorulması üzerine şu yanıtı verdi:

“Birkaç milletvekili çıktı ‘Bunu AK Parti belediyeleri yapıyor’ dedi. ‘AK Parti belediyeleri yapıyor’ derken, AK Parti Teşkilatlarıyla ilgili organize bir durummuş gibi sundu. Şimdi bugün gördük ki aynı durum CHP ve İYİ Parti belediyelerinde de varmış. AK Parti’ye ait bir organizasyonmuş gibi göstermeye çalışanların kimler olduğu da biliniyor. İsimler, attıkları twitler, yaptıkları beyanlar belli. Çıkıp özür dilemeleri gerekiyor. Kendi belediyelerinde çıktı işte.”

CHP Sözcüsü Faik Öztrak’ın konuyla ilgili İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu suçladığını ifade eden Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Diyor ki ‘Gri pasaportları o vermiş açığa çıkarsın.’ İçişleri Bakanlığı zaten soruşturmayı yürütecek, açığa çıkarıyor. Siz İçişleri Bakanlığı yetki alanındaki her verilen belgeden netice itibarıyla bu her kişinin sorumluluğunu alabilecek durumda olamazsınız ki. Her nüfus cüzdanı verdiğinizin suç işlememesini garanti ediyor musunuz? Yarın suç işleyebilir diye nüfus cüzdanı vermeyelim mi diyorsunuz. Bu arkadaşlarımızın kendisine soralım. Her CHP üyelik kartı verdiğinizin sütten çıkmış ak kaşık olduğunu iddia edebiliyor musunuz, buna kefiliz diyebiliyor musunuz? İçişleri Bakanlığı ve bürokrasisiyle nedir bu husumetleri onu da bilmiyorum. Biraz böyle izanlı, mantıklı bir argüman getirmek gerekir. Sonuç olarak şu partiden, bu partiden, AK Partili olan CHP’li ve İYİ Partili olan, belediyelerden bu şekilde bir tablo ortaya çıktı. İçişleri Bakanlığımız bunu soruşturacak ve netice itibarıyla kusur, hata, yanlış ve suç ne varsa yargıya intikal edecek. Biz de bu şekilde soruşturulmasının güçlü bir şekilde arkasındayız. Her şeyin şeffaf bir şekilde ortaya çıkmasını istiyoruz.”

“Çalışmalarımız ramazan içerisinde devam edecek”

Çelik, MYK Toplantısının sürdüğünü aktararak, konuşmasını şöyle tamamladı:

“Bundan sonraki çalışmalarımız ramazan içerisinde devam edecek. Bayramdan sonra yaz çalışmaları başlayacak. Şimdi en güçlü mücadeleyi Kovid ile ilgili veriyoruz. Maske-mesafe ve temizlik meselesi çok önemli. Bunu atlatmamız gerekiyor. Bu sayıları ramazan içerisinde düşürmemiz gerekiyor. Bu topyekun seferberlik gerektiren bir yaklaşım. Sağlık çalışanlarımızın nasıl büyük bir fedakarlık içerisine girdiğini görüyoruz. Hepsine minnettarız. Maske-mesafe ve temizlik meselesinin bir ulusal seferberlik meselesi olduğunu unutmayalım. Sevdiklerimizi ve büyüklerimizi koruyalım. Sevdiklerimizle bayramı güzel bir şekilde geçirmek üzere bugünden tedbirlerimizi alalım.”

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANKARA (AA) – AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Toplantısı devam ederken parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.

Toplantıda, Siyasi ve Hukuki İşler Başkanlığı ve Teşkilat Başkanlığının sunumlarının yapıldığını, Meclis çalışmalarının ve yerel yönetimlerle ilgili konuların değerlendirildiğini belirten Çelik, il başkanları toplantısının yarın Demokrasi ve Özgürlükler Adası’nda yapılacağını hatırlattı.

Çelik, terörle mücadele operasyonlarında şehit olan Mehmetçiklere Allah’tan rahmet dileyerek, ailelerine hürmetlerini sundu.

Ramazan ayında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Diyarbakır anneleriyle bir araya geldiğini ve annelerin nöbetinin 632’nci gününe girdiğini dile getiren Çelik, “Bugüne kadar 226 annemiz vicdan nöbetine katıldı ve 25 annemiz evladına kavuştu. İzmir, Van, Şırnak, Hakkari ve Muş’ta da benzer girişimlere ilham kaynağı oldu Diyarbakır anneleri. Onları bir kere daha selamlıyoruz. Hepsinin evlatlarına bir an evvel kavuşması için gayretlerimizi sürdürüyoruz.” diye konuştu.

Çelik, “siyasetin gündemine illegal mafyatik bir kişinin İçişleri Bakanı ve eski Başbakan hakkındaki iftiralarının bir şekilde gündeme getirildiğini” belirterek, “AK Parti MYK’sı en güçlü bir şekilde İçişleri Bakanımızla, eski Başbakanımız Binali Yıldırım Bey ile ilgili Süleyman Soylu Bey ile ilgili bu iddiaları en güçlü bir şekilde reddetmektedir.” ifadelerini kullandı.

Çok güçlü bir siyaset geleneğine sahip olduklarını söyleyen Çelik, “Pek çok vesayet odağıyla, pek çok vesayet girişimiyle, siyaseti zehirlemek isteyen, siyasette toksik alan oluşturmak isteyen, siyaseti dizayn etmek isteyen pek çok çabayla karşı karşıya kaldık. Bunlara dair güçlü bir tecrübemiz vardır.” dedi.

“Tarihi bir hata yaptılar”

İllegal mafyatik alanların siyasette referans alanı olarak kabul edilmesinin yanlış olduğunu daha önce ifade ettiğini belirten Çelik, “Burada arkadaşlarımıza saldıran siyasetçiler maalesef siyasetin doğasında olmaması gereken, siyasetin sivil dinamikleri içisinde olmaması gereken, demokratik siyasetin içinde olmaması gereken bir şey yaptılar ve illegal alandan, gayrimeşru alandan yöneltilen birtakım iftiraları ve hezeyanları kendi muhalefetlerini inşa etmek için malzeme olarak kullanmak gibisinden tarihi bir hata yaptılar.” değerlendirmesinde bulundu.

Siyasetin sadece darbelerle, vesayetlerle ya da suç örgütlerinin dışarıdan yapmaya çalıştıklarıyla zehirlenmediğine işaret eden Çelik, siyasetin, sivil siyasetçilerin siyasetin esaslarına ve usullerine uygun şekilde davranmadığı durumlarda da zehirlendiğini söyledi.

Çelik, “Bunu yapanlar muhalefet etmek adına herhangi bir argümana sahip değillermiş gibi muhalefet etmek adına meşru alanda konuşabilecekleri, rekabet edebilecekleri herhangi bir alan yokmuş gibisinden illegal mafyatik bir alandan söylenenleri, o iftiraları ve hezeyanları kendi muhalefetlerinin, siyasetlerinin yapı taşı haline getirerek esasında referans alanı içerisinde olmaması gereken bir şekilde kendi zeminlerini kaydırmış oluyorlar.” dedi.

Siyasete dışarıdan saldırıların olabileceğini dile getiren Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Önemli olan Türk siyasetinin içindeki herkesin siyasetin değerler sistemine dönük bu saldırıya karşı, saldırı gayrimeşru alandan geldiği için kategorik olarak bunu reddetmesi gerekir. Eğer kategorik olarak bunu reddetmezseniz, ‘Şurası doğru mu, burası yanlış mı’ gibisinden kendi muhalefetinizin ya da siyaset inşa etme biçiminizin yapı taşı haline bunu getirirseniz o zaman işte siyaset sivil alan içinden zehirlenmeye başlanmış olur. Esasında siyasi demeç verirken zaten bir suç örgütü liderinin sözlerini esas almak başlı başına bir vahim durum ortaya çıkarmaktadır. Dolayısıyla suç örgütü mensuplarının referans alanı haline getirilmesi siyasi alanda asla kabul edilmemesi gereken, asla meşru sayılmayacak bir durumdur. Onun ötesinde diyorlar ki ‘Peki buradaki söylenenlerin açığa çıkmasıyla ilgili ne yapacağız’. Zaten arkadaşlarımızın kendileri, yani bu çirkinliklere, bu iftiralara muhatap olmuş arkadaşlarımızın kendileri yargı mensuplarına başvuruyorlar bu konuların araştırmasıyla ilgili.”

Türk siyasi hayatının referansının hiçbir zaman illegal yapılar, illegal örgütler ve suç örgütleri olmaması gerektiğini ifade eden Çelik, “Gelinen noktada eğer siyaset kurumu, siyasi muhalefet içindeki bazıları kendilerinin siyasi muhalefet etme biçimini arkadaşlarımıza bir saldırıya dönüştürmek için bir suç örgütü mensubunun iftiralarını yapı taşı olarak kullanırlarsa o zaman yaptıkları iş siyasi muhalefet olmaz suç örgütlerine siyasi aracılık olur, siyasi taşeronluk olur.” dedi.

“Kurguların her zaman farkındayız”

Bu durumun baştan başa siyasetin esaslarının ve usullerinin darmadağın olması anlamına geleceğine işaret eden Çelik, “Bu oyunların, bu kurguların her zaman farkındayız. Devletimizin hedef alındığını, İçişleri Bakanımızın, eski Başbakanımızın hedef alındığını, bunlarla nereye varılmak istediğini net bir şekilde görüyoruz.” diye konuştu.

Elinde belgesi ve bilgisi olanların kendi siyasetini yapması ve yargı kurumlarına başvurması gerektiğini belirten Çelik, böylece siyasetin meşru alanının korunması gerektiğini söyledi.

Suç örgütlerinin söylediklerini referans alarak siyasi hesaplaşma içine girmenin siyasetçinin kendisini suç örgütlerine kullandırması anlamına geldiğini anlatan Çelik, “Siyaset yapmanın, siyasi muhalefet yapmanın usulü burada temelden yanlış bir yere konumlandırılmıştır, yanlış bir şekilde yapılmıştır ve maalesef bu hataya düşenler olmuştur.” ifadelerini kullandı.

Böyle durumlarda siyasetçinin gündemini suç örgütlerinin belirlemiş olacağına işaret eden Çelik, şunları kaydetti:

“Nasıl ki siyasetin gündemini, siyasetin dizaynını millet iradesi dışında hiçbir iradenin, ne terör örgütlerinin ne birtakım oligarşik odakların belirlemesine müsaade etmiyorsak tabii ki suç örgütlerinin de belirlemesine müsaade etmemeliyiz. Her suç örgütü mensubu çıksa, bugün arkadaşlarımızla, partimizle, hükümetimizle ilgili yaptığı bu iftiraları başka bir partiyle ilgili, başka bir siyasetçi grubuyla ilgili yapsa bugün bunları esas alarak muhalefet inşa etmeye çalışanlar yarın kendileri için söylenecek bu sözleri de doğru ve meşru kabul etmiş olurlar ki bu siyasetin ve siyasal alanın, demokratik siyaset alanının sivil siyasetçi eliyle berhava edilmesidir. Bu asla kabul edilemez. Dolayısıyla bu şekilde yaklaşarak İçişleri Bakanımızı, Genel Başkanvekilimizi, eski Başbakanımızı hedef alanların yaptıkları faaliyetin bir siyasi muhalefet olmadığını, gayrimeşru alanı meşru siyaset alanına taşımak gibi son derece yanlış bir iş olduğunu bir kere daha ifade ediyoruz. AK Parti MYK’sı bütün bu iftiraların karşısındadır, arkadaşlarımızın yanındadır.”

“Güçlü bir diplomasi yürüttü”

İsrail’in Mescid-i Aksa ve Gazze saldırılarına yönelik Çelik, “Türkiye’nin diplomatik girişimleri, burada yegane Filistin’den yana, vicdandan yana, uluslararası adaletten yana bir girişim olarak Cumhurbaşkanımızın girişimleri ortaya çıktı. Birleşmiş Milletler verilerine göre, İsrail’in Filistin’e saldırısında Gazze’de 63’ü çocuk 219 Filistinli kardeşimiz yaşamını yitirdi. Burada bin 570 Filistinli kardeşimiz yaralandı, Batı Şeria’da ise 4’ü çocuk, 25 Filistinli kardeşimiz yaşamını yitirdi. 6 bin 309 Filistinli kardeşimiz yaralandı.” diye konuştu.

Çelik, İsrail’in saldırılarına sessiz kalan Batı medyasına yönelik eleştirilerde bulunarak “Filistinlilerin öldürülmesiyle ilgili bir saldırı başladığı zaman ne deniliyor ‘İsrail’in kendini savunma hakkı vardır’ deniliyor. Yani baştan aşağı Filistinlileri yok etmek isteyen, Filistinlileri Batı Şeria’da ve Gazze’de yok etmek isteyen iradenin medyatik dilde de bire bir var olduğunu görüyoruz. Bu, son derece tehlikeli bir kara propagandadır ve giderek güvenirliğini yitiren, anlamsızlaşan bir noktaya gelmiştir.” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın Filistin ile ilgili yürüttüğü diplomatik girişimlere değinen Çelik, “20’ye yakın ülkenin devlet ve hükümet başkanı ile konuşarak uluslararası iradeyi harekete geçirmeye çalıştı. İsrail’in saldırısına karşı Filistin’e destek olmak için Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı başta olmak üzere bütün kurumları harekete geçirmek için güçlü bir diplomasi yürüttü.” dedi.

Çelik, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik sözlerine ilişkin, şu değerlendirmede bulundu:

“Biz bu yaklaşımı kesinlikle reddediyoruz ve kınıyoruz. Cumhurbaşkanımızın hiçbir zaman antisemitik bir ifadesi olmamıştır. Tam tersine Cumhurbaşkanımız, antisemitizmi ve İslamofobi’yi, İslam düşmanlığını beraber mücadele edilmesi gereken nefret suçları olarak en üst sıraya koymuştur ve defalarca konuşmalarında bundan bahsetmiştir. Filistin meselesindeki adil tutumuna karşı Cumhurbaşkanımızın antisemitizm denilmesi, İsrail saldırganlığının, Filistinli çocukların öldürülmesinin örtbas edilmesinden başka bir şey değildir.”

“Bu, tamamen antisemitizmle mücadelenin istismarından başka bir şey değildir”

Antisemitizm ile mücadelenin her zaman için taze tutulması gereken bir mücadele olduğunu vurgulayan Çelik, şunları söyledi:

“Birileri çıkıp adalet isteyen herkese, zalime karşı mazlumu savunan herkese antisemitik dediği zaman en büyük zararı antisemitizm ile mücadeleye vermektedir ve esas antisemitizm ile yapılacak mücadeleyi zaafa uğratanlar, Yahudi düşmanlığını körükleyenler bunlardır. Türkiye’nin ve Türk halkının tarih boyunca böyle bir meselesi olmamıştır, tarihimiz buna şahittir. İtiraz ettiğimiz şey, Filistinli çocukların katledilmesidir, öldürülmesidir. Bu konuda iki devletli çözüm çerçevesinde bir adalet istiyoruz. Harem-i Şerif’in statüsüne ve kutsallığına dokunanları lanetliyoruz. Eğer bunları söylüyorsak ve buna karşı biz bunları söylediğimiz için antisemitizmle suçlanıyorsak, bu tamamen antisemitizmle mücadelenin istismarından başka bir şey değildir.”

“En büyük çirkinliklerden bir tanesidir”

Ömer Çelik, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik sözlerine ilişkin, şunları kaydetti:

“Maalesef en olmayacak şeylerden bir tanesi, yani batıdaki veya doğudaki, Cumhurbaşkanımızın ve Türkiye’nin en azılı düşmanlarının bile söylemediği bir şey maalesef Sayın Akşener tarafından söylendi. Cumhurbaşkanımızı bebek katili (Binyamin) Netanyahu’ya benzetilmesi gibi bir yaklaşım oldu. Türkiye Cumhuriyeti, birinci prensip şudur, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başı hiçbir şekilde bir katille yan yana getirilemez. Bu devlet terbiyesinin devlet adabının gereğidir. İkincisi, söz konusu olan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olduğu zaman bu zaten imkansız hale gelir. Filistin davasının, Filistinli çocukların en büyük savunucusunu, Filistinli çocukları öldüren katliamlara imza atan hükümetin başındaki Netanyahu ile yan yana getirmek akla ziyan bir yaklaşımdır. Bu Türk siyasi tarihinde görülmüş en büyük çirkinliklerden bir tanesidir. Kim olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başını böyle bir kişiyle yan yana getiremezsiniz. Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı ismi ve şahsı kim olursa olsun böyle bir bebek katili ile yan yana getiremezsiniz. Cumhurbaşkanımız söz konusu olduğunda bunu asla yapamazsınız. Maalesef bunda bir düzeltme beklerken bu düzeltme yerine maalesef ısrarın devam ettiğini görüyoruz.”

“Herhangi bir şekilde bir suç örgütü mensubunun partimizle ilişkilendirilmesi kategorik olarak reddettiğimiz bir husus”

“Bazı gazeteciler suç örgütü elebaşı olarak bilinen şahsın (Sedat Peker) çeşitli mitingler yaptığını ve daha önce AK Parti’den övgüler topladığını iddia ediyor. Bu konu hakkında değerlendirmeniz ne olacak?” sorusuna Çelik, “Gündemde konuşulan suç örgütü liderinin AK Parti ile ilgili mitingler yaptığı, AK Parti tarafından şimdiye kadar diğer ses çıkarılmadığı ifade ediliyor. Dolayısıyla sanki AK Parti’nin bu şahsı onaylanmış ya da hükümetimiz onaylamış, korumuş gibi bir soru gündeme geliyor. Bu yanlıştır.” cevabını verdi.

Kendisine, Medya ve Tanıtımdan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olduğu 2015’te söz konusu mitinglerle ilgili bir soru sorulduğunu anımsatan Ömer Çelik, şöyle devam etti:

“12 Ekim 2015’te bu mitinglerle ilgili yaklaşımımızın ne olduğunu ifade ettim. Bundan 7 sene evvel sorulmuş bir soru. ‘Bizim genel bir prensibimiz vardır.’ diyorum ve bunu çok açık ve net bir şekilde söylüyorum. Bu konuyla ilgili sorulduğunda 7 sene evvelki cevabımı söylüyorum. Herkes duysun, kim olursa olsun, bu kişiler, hatta bazı kurumlar, organizasyonlar var. Başına ‘Ak’ kelimesini koyarak kendisine ‘ocak’, ‘dernek’ ve hatta birtakım organizasyonlar var. Bunlarla AK Parti’nin hiçbir ilgisi yoktur. Organik hiçbir ilgisi yoktur, kurumsal hiçbir ilgisi yoktur. Dolayısıyla bizi bağlayan bir konu değildir. Açık ve net şekilde söylüyorum, AK Parti’nin resmi mekanizmaları tarafından yapılmayan hiçbir faaliyetin sorumlusu değiliz. Dışarıda, bir sivil toplum örgütü yapmış olsa bile biz burada AK Parti’nin kurumsal kimliği çerçevesinde, Genel Başkanımız, AK Parti Sözcüsü olarak ben ve diğer yetkilendirilmiş arkadaşlarımız, ‘biz bu organizasyona destek veriyoruz’ diye sahip çıkmadığımız müddetçe bunların bizi bağlayan bir tarafı yoktur.”

Yapılan faaliyetlerin kendileriyle ilgisi varmış gibi sunulmasını kişi, isim zikretmeden kategorik olarak reddettiklerini vurgulayan Çelik, “Bu kişi, kurum ya da organizasyonlar kim olursa olsun, onayımız olmadan sembollerimizi kullanıyorlarsa, bize destek veren mitingler yapıyorlarsa bile hiçbir şekilde bunlara onay vermeyiz. Bunlarla herhangi bir şekilde aramızda bir bağ gösterilmesini doğru bulamayız.” dedi.

Herhangi bir şekilde şiddeti özendiren, her türlü ifadeyi kategorik olarak reddeden bir parti olduklarını belirten Ömer Çelik, “Buna dikkat edilmesi gerekiyor. Bazı kendi mitinglerimize gittiğimizde de bazı pankartların açıldığını görüyoruz. ‘şu ocak, bu kişi’ diyerek, ‘Ak’ ismini kullanarak kendisine birtakım sıfatlar yapıştıranlar var. Bunlarla partimizin herhangi bir organik ya da kurumsal bağı olamaz. 7 sene önce bahsedilen suç örgütü lideriyle ilgili verdiğim cevap gazetelerde çıktı, videosu da var, bu vidoyu da yayınlarız. Dolayısıyla herhangi bir şekilde bir suç örgütü mensubunun partimizle, bakanlarımızla, hükümetimizle ilişkilendirilmesi, kategorik olarak reddettiğimiz bir husustur.” ifadelerini kullandı.

Çelik, “Bu son olayla ilgili bir kez daha söylüyorum, İçişleri Bakanımızla ilgili ortaya konulan, Eski Başbakanımız ve Genel Başkanvekilimiz ile ilgili ortaya konulan bu iftiraları, bu hezeyanları tümüyle reddediyoruz.” diye konuştu.

Söz konusu organize suç örgütü elebaşının bir Arap ülkesinde bulunduğu ve Türkiye’ye iadesi konusunda bir çalışmanın olup olmadığı sorulan Çelik, “İstihbaratımızın yaptığı tespitleri burada paylaşmak istemem. Türkiye Cumhuriyeti devleti, güçlü bir devlettir. Bütün terör örgütlerinin ve suç örgütlerinin ileri gelenleriyle ilgili olarak kuşkusuz kendisine, devletimize yapılan saldırıya karşı gerekli cevabı verecek, gerekli çalışmaları yapacak güce sahiptir. Bu söylediğim kuşkusuz son gündemle de ilgilidir. Bugün Cumhurbaşkanımız da söyledi gerek terör örgütleriyle ilgili gerek suç örgütleriyle ilgili dünyanın neresinde olursa olsun bu takibimizi sürdürürüz. ‘Şuradadır, çalışmada şu aşamaya gelinmiştir, şöyle olmuştur’ gibi bir ayrıntı vermem doğru olmaz” yanıtını verdi.

“Demokrasi ve Özgürlükler Adası Türkiye’nin demokrasi hafızasının adasıdır”

AK Parti Sözcüsü Çelik, yarın, 27 Mayıs 1960 darbesinin 61’inci yılında, Demokrasi ve Özgürlükler Adası’nda gerçekleştirilecek AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yapacağı açıklamalara ilişkin soru üzerine, bunun son derece önem verilen bir toplantı olduğunu vurguladı.

27 Mayıs 1960 darbesinin Türkiye’deki bütün siyasi kötülüklerin, belaların kaynağı olduğunu belirten Çelik, Kültür ve Turizm Bakanlığı yaptığı dönemde “Hukukun katledildiği bu yerde keşke hukuk fakültelerinin mezuniyet törenleri yapılsa” dediğini anımsattı.

AK Parti’nin Türkiye’deki bütün vesayetlere, darbe kültürüne karşı mücadele ettiğine dikkati çeken Çelik, “Yassıada, Demokrasi ve Özgürlükler Adası aynı zamanda uluslararası problemlerin çözülmesi için bir müzakere adası olarak da konumlandırılıyor. Ama esasında Türkiye’nin demokrasi hafızasının adasıdır.” şeklinde konuştu.

“Demokrasimizin hukuksal geleceğiyle ilgili bir manifesto ortaya konulacak”

Geçmişte burada yakınlarını kaybetmiş ailelerin acılarının hala taze olduğunu ve adanın açılışında da buna şahit olduklarını anlatan Çelik, “Cumhurbaşkanımızın büyük bir hayaliydi burayı Demokrasi ve Özgürlükler Adası haline çevirmek. Hukukun katledildiği yeri hukuk, demokrasi, siyaset bilincinin inşa edildiği bir yer haline getirmek. Nitekim Cumhurbaşkanımızın başkanlığında Sayın Bahçeli’nin katılımıyla, bütün devlet, siyasi erkanın katılımıyla çok güçlü bir mesaj verilmiş oldu.” değerlendirmesinde bulundu.

AK Parti Sözcüsü Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları toplantısını orada yapıyor oluşumuzun çok önemli bir sebebi var. Hukukun katledildiği, Başbakanımızın, Bakanlarımızın şehit olduğu bir sürecin önemli bir sembolü olan bu yerde tekrar demokrasiye bağlılığımızı, teşkilatlarımızın demokratik siyasete olan taahhüdünü, demokratik siyaset yolundan asla dönmeyeceğimizi net bir şekilde söyleyeceğiz. Cumhurbaşkanımızın yarın çok önemli bir konuşması olacak. Gerek reformlarla Anayasa meseleleriyle ilgili, hukukun katledildiği yerde Türkiye Cumhuriyeti devletinin, demokrasimizin hukuksal geleceğiyle ilgili bir manifesto, vizyon ortaya konulacak. Bütün değerli vatandaşlarımızı Cumhurbaşkanımızın yarınki konuşmasını dinlemeye davet ediyoruz.”

AK Parti Sözcüsü Çelik, Kovid-19 salgınıyla mücadelede düşen vaka sayılarına dikkati çekerek, tüm vatandaşlara maske-mesafe-temizlik konusunda hassas olmaları çağrısında bulundu.

ANKARA (AA) – AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, 27 Nisan e-muhtırasının 14. yılında, AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

27 Nisan e-muhtırasının, Türkiye’deki “çirkin geleneğin” son halkası denilebilecek bir süreci temsil ettiğini belirten Çelik, Türkiye’de geçmişte, bir güvenlik kuvveti olarak değil, bir siyasi kuvvet olarak değerlendirilen askeri bürokrasinin, ülkenin yönetimiyle ilgili doğrudan yasamanın, yürütmenin, yargının alanına giren konularla ilgili bir takım kırmızı çizgiler ortaya koyduğunu anımsattı.

Bunun, az gelişmiş demokrasilerde ve darbe geleneğinin yaşandığı ülkelerde sık rastlanan bir durum olduğuna dikkati çeken Çelik, AK Parti’nin iktidara geldiği andan itibaren, askeri vesayet denilen ve ona bağlı olarak ortaya çıkan bu çirkin gelenekle çok ciddi mücadele ettiğini vurguladı.

Bu çirkin geleneğin, hem Türkiye’nin demokrasisine hem de Türk Silahlı Kuvvetlerine haksızlık olduğuna işaret eden Çelik, “Bundan, devletin işleyişi, demokratik sistemin işleyişi, sivil siyasetin işleyişi büyük bir zarar görüyordu. Aynı zamanda da silahlı kuvvetler sürekli politize oluyordu. Ama birilerinin kafasında hep, ‘yasama, yürütme, yargı ve silahlı kuvvetler’ gibi bir dörtlü siyasi kuvvet yaklaşımı vardı.” diye konuştu.

Ömer Çelik, Türkiye’de, sürekli bu tip vesayet girişimlerine destek veren, demokrasiyi askeri vesayet ya da yargı vesayeti üzerinden sakatlamaya çalışan, geleneği bununla dolu partilerin de bulunduğunu anlattı.

“Siyasi hayatımızın gizli devrimlerinden bir tanesi”

27 Nisan’ın, “bir muhtıra teşebbüsü” olduğunu vurgulayan Çelik, şunları kaydetti:

“Ama muhtıra olamadı. Bu da Cumhuriyet tarihinde çok önemli bir yere oturtuyor 27 Nisan gününü, gecesini ve ertesini. İlk defa, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir hükümet, muhtırayı kabul etmedi. Yani tebliğ edilen muhtırayı tebellüğ etmedi ve çıktı buna cevap verdi. Bu, Türkiye’de siyasi hayatımızın gizli devrimlerinden bir tanesidir. Geçmişte, muhtıralar verilirdi, hükümetler muhtırayı yerdi ve ondan sonra da gereğini yapacaklarını söylerlerdi. Böylece, anayasanın üstünde, seçilmiş iradenin üstünde, millet iradesinin üstünde, demokrasinin üstünde kırmızı çizgilerin ortaya koyulduğu bir askeri vesayet, herkes tarafından kabullenilmiş olurdu.”

AK Parti Sözcüsü Çelik, muhtıranın yayımlanmasının ardından, Başbakanlığı döneminde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, güçlü bir irade ortaya koyduğunu, buna cevap verilmesiyle ilgili bir tavır geliştirdiğini anlattı.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın, o gece telefonlara çıkmaktan kaçtığını, gece boyunca kendisine ulaşılmaya çalışılsa da bunun mümkün olmadığını söyleyen Çelik, hükümetin cevabı ifade edildiği andan itibaren, Büyükanıt’ın telefonlara dönmeye başladığını aktardı.

“Muhtıra olarak düşünülen çerçeve, bir kağıt parçasına döndü”

Ömer Çelik, “Eğer o gün kabullenilseydi, bu hükümet muhtıra yemiş olacaktı. Kabullenilmeyince o muhtıra teşebbüsü, muhtıra olarak düşünülen çerçeve, bir kağıt parçasına döndü ve ilk defa cumhuriyet tarihi boyunca bir hükümet muhtırayı kabul etmedi, muhtıraya direndi.” dedi.

Bunun, genelde rastlanmayan bir dönüm noktası olduğunu vurgulayan Çelik, “Hükümet tarafından politik olarak bunun kabul edilmediği, Genelkurmayın o zamanki sistem içerisinde Başbakanlığa bağlı bir kurum olduğu ve bu sorumluluk içerisinde hareket etmesi gerektiği hatırlatıldığı zaman, telefonlara çıkmayan Genelkurmay Başkanı o zaman tuttu, izahat getirmeye çalıştı, yani hükümetin cevap vermemesini temin etmek için, cevap vermesin hükümet diye. İşte ‘bizim maksadımız o değildi, sadece görüşlerimizi açıkladık’ vesaire gibisinden…” diye konuştu.

AK Parti’li Çelik, o gün teşebbüsü destekleyen pek çok siyasetçi olduğu gibi hükümetin cevabının arkasından, hükümetin duruşunu destekleyen çok sayıda kişinin de bulunduğunu belirterek, “Aslında bu, Türkiye’deki bir geçiş döneminin, yani vesayet döneminden demokratik konsolidasyon dönemine geçişin en önemli sembollerinden bir tanesiydi.” ifadesini kullandı.

“Sabaha kadar cevap hazırlandı”

Bildirinin yayımlanmasının ardından sabaha kadar cevap hazırlamak üzere çalıştıklarını anlatan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu cevap, Türk siyasi hayatında aslında, bir hükümet adına öylesine zor bir günde, demokratik konsolidasyonu savunmak ve demokratik duruşu ortaya koymak açısından tarihi bir takım temalar içeren bir cevaptır. Orada, öteden beri ortaya çıkan bu çirkin geleneğin, yani ordumuzu da demokrasimizi de yıpratan bu çirkin geleneğin ortadan kalkması açısından önemli maddeler vardır. Başbakanlığa bağlı bir kurumun, Başbakanlık makamına, bağlı olduğu yönetime bu şekilde bir ültimatom veremeyeceği, anayasanın maddeleri hatırlatılarak ortaya konulmuştur.”

Cevapla ilgili o gece çalışmayı yaparken, çok fazla arayan, “ne yapıyorsunuz, bir hazırlığınız var mı, bir cevap verecek misiniz” diye soran olmadığını aktaran Çelik, “Yani önceki dönemler gibi bir tablo, Ankara’nın üzerine gri bulutların çöktüğü bir tablo ortaya çıkmıştı. Hükümetin cevap vermesiyle birlikte, o çirkin geleneğin sona erdiği, ters yüz edildiği bir döneme geçilmiş oldu. Ondan sonra da zaten pek çok adım atıldı. Dolayısıyla şu önemlidir, bir muhtıra teşebbüsü onu kabul ederseniz muhtıra olur, kabul etmediğiniz andan itibaren bir kağıt parçasına döner.” değerlendirmesinde bulundu.

Ömer Çelik, silahlı kuvvetleri yıpratan, politik kuvvet haline getirmeye çalışan bir yaklaşımın bulunduğunu belirterek, şöyle devam etti:

“Nitekim ondan sonraki demokratik dönüşümler ortaya çıktıktan sonra bir gün, anayasa hukukçusu da olan bir CHP Milletvekili çıktı, ‘Ordu kağıttan bir kaplanmış, artık darbe yapacak gücü kalmamış’ diye hayıflandı. Aslında bu çok üzüntü vericiydi, yani anayasa hukukçusu sıfatını taşıyor, milletvekili sıfatını taşıyor, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi, ama darbe yapan bir orduyu seviyor, ordu darbe yapmadığı zaman onun açısından başarısız oluyor. Aslında bu, vesayetçi zihniyetin, Silahlı Kuvvetleri de nasıl kullandığını, kışkırttığını gösteriyor.

Bir takım askeri bürokratlar hep şunu söylerler, aslında ordu durduğu yerde duruyordu, ama sürekli olarak siyasetçi geliyordu, gazeteci geliyordu, akademisyen geliyordu, ‘niçin duruyorsunuz, niçin bekliyorsunuz, ülke kötüye gidiyor, ülkede büyük sıkıntılar olacak’ gibisinden. Bu travmanın başlangıcı, 60 ihtilalidir, yani bu şekilde kışkırtmanın. Hatırlayın, askeri brifinglerde gazetecilerin, akademisyenlerin esas duruşa geçtiği, darbeler sonrasında Anayasa Mahkemesi Başkanlarının anayasayı lağvedenleri ilk önce gidip selamlayan kişi olması gibisinden garabetler her zaman söz konusu oldu, o bakımdan buna cevap verilmesi bir devrimdi.”

Bazı emekli amirallerin bildirisine de değinen Çelik, şu görüşleri paylaştı:

“Emekli amiraller bildirisinde, aynı çirkin gelenekten hiçbir şekilde kendisini uzaklaştıramamış bir zihniyetin halen devam ettiğini gördük. Bu, Türkiye’nin başına büyük belalar açmış, büyük sıkıntılar getirmiş, ordumuzu çok yıpratmış, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni çok yıpratmış, Türkiye’nin demokratik sistemini altüst etmiş, sivil siyaseti sakatlamış çirkin bir gelenektir. 27 Nisan, 27 Mayıs’tan beri gelen darbe, müdahale, postmodern müdahale ve muhtıra geleneği açısından baktığımızda bir şekilde o muhtıra geleneğinin belki son halkası olarak görülebilecek bir şeydir. Çünkü o gün ilk defa hükümet cevap vermiş, ters yüz olmuştur.”

Ömer Çelik, Fetullahçı Terör Örgütü’nün darbe girişimine de hükümetin ve milletin topyekun direnerek, o büyük düşman saldırısını da ters yüz ettiğini hatırlattı.

AK Parti’li Çelik, “27 Nisan, muhtıra geleneğinin sona erdirildiği, bir hükümetin ilk defa cevap verdiği, demokratik güçlerin ‘biz buradayız ve bu tebliğ edilmeye çalışılan muhtırayı tebellüğ etmiyoruz, kabul etmiyoruz, reddediyoruz’ dediği bir gün olması açısından, Türkiye’nin demokrasi tarihi açısından özel bir gündür.” diye konuştu.