Almanya Maliye Bakanı Scholz: AB’nin kurtarma fonu bir dönem noktası

BERLİN (AA) – Scholz, Fransız, İtalyan ve İspanyol mevkidaşlarıyla katıldığı bir çevrimiçi etkinlikte AB’nin kurtarma fonunun ezber bozan olduğunu belirterek, fonun iklim ve dijital bir Avrupa için “çığır açacağını” kaydetti.

Yaklaşık 250 milyon nüfusa sahip AB’nin en büyük dört ekonomisi, Almanya, Fransa, İtalya ve İspanya kurtarma fonundan gelecek kaynağın nasıl kullanılacağına yönelik planını (ulusal toparlanma planlarını) 30 Nisan’a kadar AB Komisyonu’na sunması gerekiyor.

AB Komisyonu, geçen yıl mayıs ayında salgının ekonomik sonuçlarıyla mücadele için yaklaşık 800 milyar avroluk bir kurtarma paketi kurulmasını teklif etmiş, uzun müzakerelerin ardından aralık ayında AB üyesi ülkeler paket konusunda anlaşmıştı.

Fon için, AB Komisyonu’nun üye ülkelerin teminatıyla sermaye piyasalarından borç alması, bunu hibe ve uygun koşullu kredi olarak ülkelere dağıtması planlanıyor.

Aslan payı İtalya alacak

AB’nin üye ülkeler için öngördüğü 800 milyar avroluk paketten 191 milyar avro ile aslan payını İtalya alacak. Bu paranın 69 milyar avrosu hibe olacak.

İtalyan hükümetinin dün açıkladığı plana göre, AB’den gelecek fonun finansmanın büyük kısmı yatırımlara tahsis edilecek.

Salgının yol açtığı ekonomik ve sosyal zararları onarmayı ve İtalyan ekonomisinin yapısal zayıflıklarını gidermeyi amaçladığı belirtilen planın, yüzde 27’si dijitalleşmeye, yüzde 40’ı iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik yatırımlara, yüzde 10’dan fazlasının da sosyal uyuma ayrılacağı ifade edildi.

İtalya’nın söz konusu planı, AB’den gelecek mali kaynakla kamu yönetiminin iyileştirilmesinden, adalet alanındaki reformlara, altyapı ve ulaştırmaya, 5G iletişim teknolojisinden, dijitalleşme, ekolojik geçiş, üretim ve güneydeki bölgelerin kalkınmasına kadar ülke ekonomisini büyütmeyi hedefliyor.

AB’nin söz konusu kurtarma fonundan İspanya’ya 140 milyar avro, Fransa’ya 40 milyar avro ve Almanya’ya 28 milyar avro gelecek.

Almanya hükümeti ise fondan gelecek 28 milyar avroluk yardımın yüzde 90’ının iklim, yenilenebilir enerji ve dijital teknolojilere harcanacağını açıkladı.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

SOFYA(AA) – Eski komünist diktatör Todor Jivkov’un inisiyatifinde girişimler ve kanlı baskı sonucu yaklaşık 1 milyon Türk ve Müslümanın isimlerinin zorla değiştirilmesi, dini ibadetlerinin yasaklanmasının ardından Haziran 1989’da Türkiye Bulgaristan’daki yaklaşık 400 bin göçmene kucak açmıştı.

Komünist rejime direnişleri sonucu Jivkov’un tahtından devrilmesine vesile olan Türk ve Müslümanların yaşadıkları eziyetin hesabını araştıracak adli organlar ise 1991 yılında açılan davayı bir türlü sonuçlandıramıyor.

Davada sanık olarak Todor Jivkov’ın yanı sıra dönemin İçişleri Bakanı Dimitar Stoyanov, Dışişleri Bakanı Petar Mladenov ve asimilasyonun uygulanmasından sorumlu tutulan politbüro üyesi Penço Kubadinki sanık olmuştu.

Sanıklar “ırk ve din temelli düşmanlığı kışkırtmakla” suçlanmıştı. Bürokratik bir labirente giren bu dava 1995 yılında 5 ayrı davaya bölündükten sonra, Askeri Yargıtay 1989 yılına dek süren asimilasyon kampanyasında taraf olan tüm şahısların ifadelerinin alınması talimatı vermişti.

Davada Türkiye ve başka ülkelere göç etmiş çok sayıda tanığın ikamet yerinin bulunamaması ve dolayısıyla ifadelerinin alınamaması nedeniyle süreçte ilerleme sağlanamamıştı.

Bu arada Kubadinski 1995, Jivkov 1998, Stoyanov 1999 ve Mladenov 2000 yılında yaşlılıktan ölmüştü.

Aradan geçen zamanda yaklaşık 30 tanığın ifadesinin alınamaması nedeniyle dava konusunda ilerleme sağlanamıyor.

Bulgaristan Parlamentosu 11 Ocak 2012 tarihinde onayladığı bir bildiride asimilasyon kampanyasını kınamıştı. Bildiride, “Türk kökenli 360 bini aşkın vatandaşın 1989 yılında sınır dışı edilmesi, totaliter rejimin bir etnik temizlik girişimi olarak kabul edilmektedir.” ifadeleri kullanılmıştı.

Bulgaristan’daki asimilasyon kampanyasının tarihçesi

Eski Sovyetler Birliği’nin (SSCB) Kızıl Ordu’nun desteği ile 1944 yılında darbe ile iktidara gelen Bulgaristan Komünist Partisi, (BKP) 45 yıllık yönetiminin daha ilk yıllarında Türk ve Müslümanlara karşı asimilasyon girişimlerinde bulundu.

Ülkede 1948 yılında 10 bin Müslüman, yurt içinde farklı yerlere sürüldü. Todor Jivkov, 1956 yılında iktidara gelir gelmez sözde “Müslümanların topluma ortak edilmesi” amaçlı bir talimat kararnamesi imzaladı. Rejim, 1958 yılında Türk ve Müslümanlara yönelik geleneksel kıyafetlerin giyilmesi ve sünnet yapılmasının yasaklanmasını öngören diğer adımlar da attı. Asimilasyon girişimleriyle 1970-1974 döneminde kökeni Bulgar ancak dini ve isimleri Müslüman olan Pomakların adları değiştirilmeye başlandı. Bu asimilasyona karşı çıkanlar cezalandırıldı ve işkence gördü.

Jivkov rejiminin “Yeniden Doğuş” adını verdiği esas asimilasyon kampanyası ise 1884-1985 döneminde başlatıldı. Medyanın baskı altında tutulduğu, ifade özgürlüğün olmadığı bir ortamda girişilen bu kampanya dünyaya rejimin tarafından dünyaya çarpık bir şekilde tanıtıldı. Rejimin uluslararası alanındaki propaganda tutumuna göre, “farklı etnik şuura sahip olan vatandaşların, yanılgılarının farkında olup, gönüllü olarak Bulgar soyuna doğru dönüş yapmak istedikleri” öne sürüldü. Direniş hareketlerinin bastırılması kapsamında kısa sürede ülkenin en korkunç toplama kampı olan Belene’ye Türk ve Müslüman kökenli en az 500 kişi siyasi mahkum olarak yollandı.

Jivkov’un rejimine son veren “Büyük Seyahat”

Nüfusu 8,5 milyon olan ülkede yaşayan Türk, Pomak, Roman ve Tatar kökenli Müslümanlara karşı girişilen asimilasyon, dünya çapında yankı ve tepki uyandırdı.

Türkiye, 4 Haziran 1989’da Kapıkule Sınır Kapısı’nı açtı. Bulgaristan’da halen “Büyük Seyahat” olarak anılan, göç dalgasıyla en az 360 bin Türk ve Müslüman Türkiye’ye göç etti.

İnsanlar evlerini, mal ve mülklerini geride bırakarak taşıyabildikleri eşyalarla gözyaşı dökerek kervanlar halinde Türkiye’ye göçe zorlandı.

Jivkov, kansız darbe ile tahtından devrilmesine 2 hafta kala, 26 Ekim 1989’da BKP Merkez Kurulu geniş oturumunda “Maalesef, SSCB ve Mihail Gorbaçov’dan beklediğimiz desteği göremedik.” dedi.

Jivkov rejiminin düşmesinden sonra, 1990 yılının sonuna kadar Büyük Seyahat’e katılan göçmenlerin 150 bin kadarı Bulgaristan’a geri döndü.

Jivkov’un tek uluslu millet yaratma çabalarının sonucunda derin bir kriz yaşayan Bulgaristan, uluslararası arenada itibar kaybına uğradı, zaten zayıf olan ekonomisi de iş gücü kaybından dolayı büyük zarar gördü.

Asimilasyon kampanyası sırasında binlerce Türk ve Müslüman meydanlarda toplanıp protestolara katılırken askerlerin ateş açması sonucu onlarca insan hayatını kaybetti.

Komünist terörün ilk günlerinde 26 Aralık 1984’te ülkenin güneydoğusundaki Mogilyane köyünde protesto sırasında annesinin kucağında öldürülen 18 aylık Türkan bebek, rejimin en küçük kurbanı oldu.

“Affettik ama unutmadık” diyen Bulgaristan Türkleri, her yıl Mogilyane’de kurdukları Türkan Çeşme Anıtı başında bir araya gelerek Türkan ile protestoda öldürülen diğer iki kişi ve bu acı olayların bir daha yaşanmaması için dua ediyor.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye’nin de girişimleriyle Dışişleri Bakanları düzeyinde çevrim içi düzenlenen “Açık Katılımlı İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) İcra Komitesi Olağanüstü Toplantısı”nda konuştu.

Doğu Kudüs, Batı Şeria ve Gazze’de gerginliğin artmasında İsrail’in sorumluluğu olduğunu belirten Çavuşoğlu, Mescid-i Aksa’da ibadet kısıtlamaları, insanların zorla evlerinden edilmeleri gibi hareketlerin mevcut duruma yol açtığını kaydetti.

Çavuşoğlu, İsrail’in yapılan uyarıları duymazdan geldiğini ve böylelikle yeni bir trajedinin ortaya çıktığını dile getirerek, “Bu İsrail’in sistematik olarak yürüttüğü etnik, dini ve kültürel temizlik kampanyasının bir parçası.” diye konuştu.

Yasa dışı İsrail yerleşim yerleri ve Filistin halkının mülkünün yıkımlarının önemli boyutlara ulaştığına dikkati çeken Çavuşoğlu, “Bu eğilim geri çevrilmezse, iki devletli çözüm fiziksel olarak imkansız hale gelir.” değerlendirmesinde bulundu.

Çavuşoğlu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) ise bir kez daha başarısız olduğunu, ABD’nin karşı çıkması nedeniyle bir basın açıklaması dahi kabul edemediklerini kaydetti.

BM Genel Kurulunun düzenleyeceği toplantıya kendisinin bizzat katılacağını ve Filistin halkının korunması için herkesin çaba sarf etmesi gerektiğini vurgulayan Çavuşoğlu, aynı zamanda İnsan Hakları Konseyi (İHK) ve UNESCO gibi platformlarda da konunun takip edileceğini vurguladı.

Çavuşoğlu, bu çerçevede İHK’ de bir “durum tespit komisyonu” kurulabileceğini, Filistin topraklarında uluslararası hukukun ihlalinin araştırılmasının talep edilmesi gerektiğini söyledi.

“Türkiye gereken her adımı atmaya hazır”

Son dönemde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve kendisinin birçok muhatabıyla irtibatta olduğunu anımsatan Çavuşoğlu, bu çerçevede aynı zamanda sivil toplumun da dahil edilmesi gerektiğini ifade etti.

Çavuşoğlu, İsrail’in basın mensuplarını da hedef aldığını, Gazze’de hayatını kaybedenlerin yarısının kadınlar ve çocuklardan oluştuğunu dile getirdi.

Bakan Çavuşoğlu, “Sadece bildiriler ve açıklamalar yapamayız. Daha fazlasını yapmalıyız. Uluslararası toplum, Filistinli sivilleri korumakla yükümlü ve bu bağlamda İİT’nin de sorumluluğu büyük. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 2018 kararı uyarınca Filistinli sivilleri korumak için bir uluslararası koruma mekanizmasının kurulması yönünde çaba sarf etmeliyiz.” diye konuştu.

Bu mekanizmanın gönüllü ülkelerin maddi ve askeri katkılarıyla kurulabileceğini aktaran Çavuşoğlu, aynı zamanda İsrail’in savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan sorumlu tutulması gerektiğini, bu bağlamda Uluslararası Ceza Mahkemesinin özel bir rolü olduğunu belirtti.

Çavuşoğlu, Filistin’de seçimler ve toplum arasında uzlaşı çabalarının de aktif şekilde desteklenmesi gerektiğine işaret ederek, “Bazı ahlaki pusulasını kaybedenler İsrail’e destek veriyor. Aynı kişilerin ırkçı ve İslam karşıtı politikalarla tanınmış olmaları da şaşırtıcı değil. Tarih bu kişileri yargılayacaktır. Ancak biz kendi ailemiz içinde isteksiz açıklamalar yaparsak, başkalarını nasıl eleştiririz? Bizi kim ciddiye alır?” ifadelerini kullandı.

İsrail’le normalleşme çabalarının da İsrail’i güçlendirdiğine dikkati çeken Çavuşoğlu, “Tutumumuz net olmalı ve insanlık ile adalete sahip çıkarak tarihin doğru tarafında yer almalıyız.” vurgusunda bulundu.

Çavuşoğlu, “(Filistin’de) Birlik ve kararlılığımızı gösterme vakti. Ümmet bizden liderlik bekliyor. Türkiye gereken her adımı atmaya hazırdır.” diye konuştu.