Anayasa Mahkemesinin, HDP'nin kapatılması istemli iddianamenin iadesine ilişkin kararının gerekçesi yazıldı

ANKARA (AA) – Anayasa Mahkemesinin, Halkların Demokratik Partisinin (HDP) kapatılması istemiyle hazırlanan iddianamenin iadesine ilişkin kararının gerekçesi tamamlandı.

Yüksek Mahkeme, eksiklik tespit ettiği HDP’nin kapatılması istemiyle hazırlanan iddianameyi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iade etti.

İddianamenin iadesine ilişkin kararda, iddianamede eylemlerine yer verilerek, haklarında yasaklılık kararı verilmesi istenilen kişiler ile eylemlerine yer verilmekle birlikte haklarında yasaklılık kararı verilmesi istenilmeyen kişilerin kimliklerinin, kendilerine isnat edilen bazı eylemlerin, bu eylemlerin tarihlerinin, bu eylem tarihlerinde partideki görevlerinin açıkça belirtilmediği kaydedildi.

Kararda, iddianamede, “devletin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne” aykırı eylemlerde bulundukları ileri sürülen kişilerin eylemlerinin belirlenmesi bakımından eksiklikler bulunduğu ifade edilerek, “Haklarında siyasi yasak istenen kişilerin Anayasa’nın 69. maddesi kapsamında olduğu ileri sürülen eylemlerine iddianamede açıkça yer verilmeksizin, haklarında devam eden soruşturma ve kovuşturmalara atıfta bulunulması, söz konusu eylemlerin Anayasa Mahkemesince değerlendirilmesini imkansız kılmaktadır.” tespitinde bulunuldu.

Anayasa Mahkemesinin, Halkların Demokratik Partisi’nin kapatılması istenen iddianamenin iadesine yönelik kararında, soruşturma ve kovuşturmalara ilişkin bilgilere listeler halinde iddianamede yer verilmesinin, soruşturma ve kovuşturmalara konu eylemlerin neler olduğunun belirlenmesini mümkün kılmadığı, bu eylemlerin mahkemece değerlendirilmesine de imkan tanımadığı belirtildi.

Yüksek Mahkemenin kararında, siyasi parti kapatılmasına ve kapatma davalarına ilişkin mevzuat hükümleri hatırlatılarak, buna göre iddianamede, şüphelinin kimliği, suçun işlendiği yer, tarih, zaman dilimi, şüphelinin tutuklu olup olmadığı, tutuklanmış ise gözaltına alma ve tutuklama tarihleri ile bunların sürelerinin belirtilmesi gibi konuların yer alması gerektiği vurgulandı.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca kapatma davası istemli hazırlanan iddianamede de partinin odak haline geldiği ileri sürülen eylemlerin neler olduğunun, bu eylemlerin partinin hangi organı ya da üyesince gerçekleştirildiğinin, eylemin yer, tarih ve zaman diliminin iddianamede açık bir şekilde belirtilerek ortaya konulması gerektiği kaydedildi.

Kararda, bu durumun aynı zamanda, haklarında yasaklılık kararı verilmesi istenen kişilerin tespiti ve eylemlerinin değerlendirilmesi bakımından da zorunlu olduğu ifade edildi.

Odak iddiasının temeline ilişkin değerlendirmeler

Kararda, iddianamenin incelenmesinden, partinin “Devletin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne” aykırı eylemlerin odağı haline geldiği iddiasının temelinin, partinin merkez teşkilatında görev alan üyeler, milletvekilleri ve belediye başkanları ile taşra teşkilatında yönetici olarak görev yapan üyelerin eylemlerinden oluştuğu belirtildi.

Kararda, söz konusu eylemlerin bir kısmına iddianamede yer verilirken büyük bir kısmına iddianamede açıkça yer verilmeksizin, sadece bu eylemleri konu alan soruşturma ve kovuşturmalara atıfta bulunulduğuna işaret edildi. Böylece cumhuriyet başsavcılıklarınca yürütülen soruşturmalara ve mahkemelerce görülmekte olan kamu davalarına ilişkin dosya numaralarına yer verilerek ilgililer hakkında hangi suçtan dolayı soruşturma veya kovuşturma yapıldığının belirtilmesi yoluna gidildiği aktarıldı. Karara şöyle devam edildi:

“Soruşturma ve kovuşturmalara ilişkin bu bilgilere listeler halinde iddianamede yer verilmesi, söz konusu soruşturma ve kovuşturmalara konu eylemlerin neler olduğunun belirlenmesini mümkün kılmadığı gibi bu eylemlerin mahkemece değerlendirilmesine de imkan tanımamaktadır. İddianamede, bu kişilerin Anayasa’nın 69. maddesi kapsamında olduğu ileri sürülen eylemlerinin somut olarak ne olduğu belirtilmeksizin ve eylemlerine ilişkin açıklama yapılmaksızın 800 üzerinde kamu davasına ve 5 binin üzerinde soruşturmaya konu suçtan bahsedilmiştir.”

Belirtilen yöntemin, neredeyse iddianamede yer verilen tüm kişiler yönünden ve bu kişilerin eylemlerinin çoğunluğu yönünden kullanıldığına dikkat çekilen kararda, bu yöntemin uygulanmasının örnekleri olarak Selahattin Demirtaş, Pervin Buldan ve Ertuğrul Kürkçü’ye isnat edilen eylemler gösterildi.

Selahattin Demirtaş’ın, hakkında devam eden 3 ceza davasına konu eylemlerine ve kesinleşen bir mahkumiyet kararına konu eylemine iddianamede yer verildiği hatırlatılan kararda, iddianamede ayrıca bu kişi hakkında devam eden 14 davaya ve 221 soruşturmaya yalnızca mahkemelerin ve cumhuriyet başsavcılıklarının dosya esas numaralarına atıfta bulunulmak suretiyle liste halinde yer verildiği belirtildi.

Kararda, liste halinde yer verilen söz konusu soruşturma ve kovuşturmalara konu eylemlerin neler olduğu, nerede ve ne zaman gerçekleştirildiği yolunda herhangi bir bilgiye ve açıklamaya iddianamede yer verilmediği vurgulandı.

İddianamede yer alan 200’ün üzerindeki kişinin eylemlerinin tamamen bu yöntemle belirtildiği, eylemlere ilişkin başka bir bilgiye ve açıklamaya yer verilmediği ifade edilen kararda, iddianamenin 375-481 sayfaları arasında eylemlerine yer verilen 196 kişi yönünden de yalnızca soruşturma ve kovuşturma konusu suçların liste şeklinde ifade edildiği aktarıldı.

Kararda, şu tespitler yapıldı:

“Kullanılan bu yöntemin bir başka sonucu da söz konusu eylemler ile Partinin bu eylemlerin odağı haline gelmesi arasındaki ilişkinin ortaya konulamamasıdır. Bu durum ise Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 174. maddesinin ‘4’ numaralı fıkrasında belirtilen, ‘yüklenen suçu oluşturan olayların mevcut delillerle ilişkilendirilerek iddianamede açıklanma’ zorunluluğunun yerine getirilmemesine ve bu anlamda iddianamede yer alması gereken bir unsurun eksikliğine yol açmaktadır.”

Kararda, yargılamanın sağlıklı yapılabilmesi için eylem tarihleri ya da dönemleri ile bu tarihlerde ilgililerin partideki görevlerinin İddianamede açık bir şekilde belirtilmesi gerektiğine işaret edildi.

Eylemlerine iddianamede yer verilen kişilerin partideki görevlerinin yanı sıra kimliklerinin de iddianamede açık bir şekilde belirtilmesi gerektiği vurgulanan kararda, eylemlerine yer verilen ve haklarında yasaklılık kararı verilmesi istenilen kişilerin açık kimlik bilgilerinin bulunmadığı aktarıldı.

Yüksek Mahkemenin kararında, iddianamenin “Sonuç ve Talep” başlığı altında yer verilen taleplerden, “Davalı partinin ödenecek hazine yardımlarından tamamen yoksun bırakılmasına … ve Hazine yardımı ödenmiş ise aynı miktarın Hazineye iadesine” karar verilmesinin istendiği hatırlatıldı.

Başsavcılığın bu talebinin, tedbir niteliğinde bir talep mi yoksa esasa yönelik bir talep mi olduğunun anlaşılamadığı da ifade edilen kararda, “Bu talebe ilişkin herhangi bir gerekçeye iddianame içeriğinde yer verilmemesi, bu belirsizliğin sebebini oluşturmaktadır.” denildi.

Kararda, iddianamede yer verilen, “…varsa Hazine yardımının banka hesabında blokesine” ve “Davalı partinin üye kayıtlarının durdurulmasına” karar verilmesi taleplerinin de tedbir niteliğinde talepler olduğunun anlaşıldığı ancak bu talepler yönünden de herhangi bir gerekçeye yer verilmediği belirtildi.

Değerlendirme ve sonuç

İddianamenin iadesine ilişkin kararın değerlendirme ve sonuç bölümünde, şu tespitlere yer verildi:

“Eylemlerine yer verilen kişilerin açık kimliklerine iddianamede yer verilmediği ve bu kişilere isnat edilen bazı eylemler yönünden bu eylemlerin, eylem tarihlerinin ve bu tarihlerde kişilerin partideki görevlerinin iddianamede açıkça belirtilmediği anlaşılmaktadır. Bu hususların iddia makamınca ortaya konulması zorunlu olup, bu konulardaki tespitin Anayasa Mahkemesine bırakılması mümkün değildir. Zira siyasi parti kapatma davalarında Anayasa Mahkemesinin görevi ilgililerin eylemlerini tespit etmek değil, ilgililere isnat olunan eylemlerin Anayasa’nın 69. maddesi kapsamında değerlendirmesini yapmaktır.”

AYM’nin değerlendirmesini, HDP’nin “Devletin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı olup olmadığı” çerçevesinde yapılacağının aktarıldığı kararda, belirtilen eksikliklerin bu değerlendirmenin yapılabilmesine imkan tanımadığı bildirildi.

Partinin eylemlerinin sağlıklı bir değerlendirme yapılabilmesinin, iddianamedeki eksikliğin giderilmesiyle mümkün olabileceği vurgulanan kararda, “Esasen, iddianamede belirtilen eylemler ile partinin bu eylemlerin odağı haline gelmesi arasındaki ilişkinin öncelikle iddia makamı tarafından ortaya konulması gerektiği izahtan varestedir.” denildi.

Partililerin eylemleri sebebiyle HDP’nin terör eylemlerinin odağı haline geldiğinin kabulü için Anayasa’da aranan koşulların varlığını ortaya koyan delillerle ilişkilendirilmesinin gerekliliğine dikkati çeken kararda, partililerin eylemlerine iddianamede yer verilmesinin yeterli olmadığı, eylemler ile partinin bu eylemlerin “odağı haline gelmesi” arasındaki ilişkinin ortaya konulmasının gerekli olduğu kaydedildi.

Kararda, söz konusu ilişki kurulmadan partililer hakkındaki dava ve soruşturmalara atıfta bulunulmasının, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 170’inci maddesinde yer alan “İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır.” hükmüne aykırılık oluşturduğuna işaret edildi.

Kararın sonuç bölümünde, “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olduğu ileri sürülen, ancak soruşturma ve kovuşturma konusu olması dışında bir gerekçeye yer verilmeyen eylemler ile Partinin bu eylemlerin odağı haline gelmesi arasındaki ilişkinin kurulmadığı anlaşıldığından, Ceza Muhakemesi Kanununa aykırı olarak düzenlenen iddianamenin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iadesi gerekir.” denildi.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANKARA (AA) – HDP’nin kapatılması istemiyle açılan ve ceza davası prosedürü izlenen davada, AYM Genel Kurulunun, iddianameyi oy birliğiyle kabul etmesi ve iddianame ile eklerinin davalı partiye tebliğinden itibaren ön savunma için 2 aylık süre başlamıştı.

Partinin yasal süre içinde ön savunmasını vermesi gerekirken, HDP Hukuk Komisyonu, bu süre dolmadan AYM’ye başvurarak savunma için 4 ay ek süre talebinde bulunmuştu.

AYM Genel Kurulu, HDP’nin bu talebini görüştü.

Alınan bilgiye göre, Yüksek Mahkeme, daha önceki kapatma davalarında olduğu gibi, HDP’nin de ek süre talebini kabul etti.

Partinin ön savunmasını vermesi için 60 günlük, hakkında siyasi yasak istenenlerin ön savunmasını hazırlaması için ise 30 günlük süre verildiği öğrenildi.

Süreç nasıl işleyecek?

Savunma için verilen ek süre tamamlandıktan sonra HDP, ön savunmasını AYM’ye verecek.

Ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, esas hakkındaki görüşünü sunacak. Bu görüş de HDP’ye gönderilecek. Daha sonra Anayasa Mahkemesince belirlenecek tarihlerde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Şahin sözlü açıklama, HDP yetkilileri de sözlü savunma yapacak.

Bütün sürecin ardından davaya ilişkin bilgi, belgeleri toplayacak raportör, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Bu işlemler sürerken gerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı gerekse davalı HDP, ek delil veya yazılı ek savunma verebilecek.

Raporun, Yüksek Mahkeme üyelerine dağıtılmasının ardından Başkan Zühtü Arslan, toplantı için gün belirleyecek, üyeler belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak.

15 üyenin 10’unun oy çokluğuyla karar verilebilecek

HDP hakkındaki kapatma davasını, 15 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi heyeti karara bağlayacak. Anayasa’nın 69. maddesinde sayılan hallerden ötürü partinin kapatılmasına veya dava konusu fiillerin ağırlığına göre devlet yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakılmasına, toplantıya katılan üyelerin 3’te 2 oy çokluğuyla yani 15 üyenin 10’unun oyuyla karar verilebilecek.

Siyasi parti kapatma davası sonucunda verilen karar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile ilgili siyasi partiye tebliğ edilecek ve Resmi Gazete’de yayımlanacak.

Anayasa Mahkemesinin, siyasi yasak istenen partililerin, beyan ve eylemleriyle partinin kapatılmasına neden olduğunu belirlemesi halinde bu kişiler, kesin kararın Resmi Gazete’de gerekçeli olarak yayımlanmasından başlayarak 5 yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve denetimcisi olamayacak.

Muhabir: İsmet Karakaş

ANKARA (AA) – Genel Kurul, CHP’nin, kamuoyunda infaz yasası olarak bilinen 7242 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un tümünün ya da 14 maddesinin iptali istemiyle yaptığı başvuruyu gündem toplantısında esastan görüşerek karara bağladı.

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, başvuruyu reddetti.

7242 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 14 Nisan 2020’de TBMM’de kabul edilerek yasalaşmıştı. Bu kanun uyarınca yaklaşık 90 bin kişinin cezaevlerinden tahliye edilmesi sağlanmıştı.

İlk olarak yeni infaz yasasının “şekil yönünden” iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesine başvuran CHP, yasanın bazı maddelerinin “af” sonucu doğurduğunu savunmuş, “TBMM’de Anayasa’nın öngördüğü 5’te 3 çoğunluğa ilişkin usul şartı yerine getirilmediği için düzenlemenin şekil yönünden iptali”ni talep etmişti.

CHP’nin bu başvurusu 17 Temmuz 2020’de Yüksek Mahkeme tarafından 7 üyenin karşı oyuna karşı 9 üyenin oy çokluğuyla reddedilmişti.

Ayrıca CHP, ikinci başvurusunda da kanunun tümünün ya da 14 maddesinin iptali ve yürürlüğünün durdurulmasını istemişti.