Antarktika'da güneş ışığının ulaşmadığı noktada deniz canlıların yaşadığı keşfedildi

ANKARA(AA) – “New Scientist” dergisinde yayımlanan makaleye göre, Filchner-Ronne Buz Sahanlığı’nda deniz dibi tarama çalışmaları sırasında buzulların altındaki hayata dair yeni izler bulundu.

Biyologlar, deniz canlılarının, deniz yüzeyini kaplayan yaklaşık 900 metre kalınlığındaki buzda açılan delikten kamerayla görüntülendiğini aktardı. Bunların, Antarktika’da buz tabakasının altında güneş ışığının ulaşamadığı noktada kayıt altına alınan yaşama dair ilk görüntüler olduğu vurgulandı.

Çalışmada, henüz tanımlanamayan 22 deniz canlısı ve 16 deniz süngeri görüntülendi.

İngiltere’nin ulusal Antarktika operasyonlarını yürüten ve bölgede bilimsel araştırmalar yapan British Antarctic Survey (BAS) kuruluşundan Huw Griffiths, bu canlıların orada yaşamaması için birçok sebep bulunduğuna işaret ederek, besin kaynaklarına erişebilecekleri bölgeden yaklaşık 260 kilometre uzakta görüldüklerini, güneş ışığıyla aralarında da 600 kilometre mesafe bulunduğunu belirtti.

Filchner-Ronne Buz Sahanlığı’nda denizin yüzlerce metre altında görüntülenen bu canlıların ne sıklıkta beslendiği ya da ne kadar uzun ömürlü olduklarına ilişkin henüz açıklama yapılmadı.

Öte yandan biyologlar, görüntülerin daha uzun süreli hayatın varlığına dair ipuçları sunduğunu ve Antarktika’da suda hayatın düşünülenden daha fazla biyolojik çeşitliliğe sahip olduğunu ortaya koyduğunu belirtti.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANKARA(AA) – Bilim insanları, küresel ısınmanın Antarktika kıtasının buz sahanlığının üçte birinin çökmesine yol açabileceği uyarısında bulundu.

İngiltere’nin Reading Üniversitesinden bilim insanları, sonuçları “Geophysical Research Letters” dergisinde yayımladıkları araştırmada, küresel ortalama sıcaklığın endüstri öncesi dönemin 4 santigrat derece üzerine çıkması halinde Antarktika’daki buz sahanlıklarının yüzde 34’ünün çökeceği, buz sahanlığı alanının yüzde 67’sinin yok olacağı öngörüsünü yaptı.

Kıta sahanlığının ısınmaya bağlı durumuna ilişkin olası senaryoları değerlendirebilmek için detaylı bir bölgesel iklim modellemesi yapan araştırmacılar, en kötü senaryoda yaklaşık 500 bin kilometrekarelik buz sahanlığının çökeceği ve kıtadan koparak sürüklenebileceğini ortaya koydu.

Buz sahanlığının çökmesi durumunda, kıta buzullarının eriyerek denize karışmasının hızlanacağına dikkati çeken araştırmacılar, bunun küresel deniz suyu seviyesini kayda değer ölçüde artırabileceği uyarısında bulundu.

Araştırmanın baş yazarı, Reading Üniversitesi Meteoroloji Bölümü Öğretim Üyesi Ella Gilbert, “Buz sahanlıkları karadaki buzulların eriyerek okyanusa akmasında bir tampon işlevi görüyor. Sahanlık çöktüğünde bu dev bir şişenin ağzındaki tıpanın çıkması gibi olur, hayal edilemez miktarda su bir anda buzullardan denize akmaya başlar.” ifadelerini kullandı.

Antarktika’nın kuzeybatısındaki “Larcen B” buz sahanlığı Ocak-Mart 2002 arasında çöktükten sonra yok olma sürecine girmişti.

Paris Anlaşması” olarak bilinen, 2016 tarihli Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nde küresel sıcaklık artışını yüzyıl sonuna kadar endüstri öncesi dönemin en fazla 2, tercihen 1,5 derece ile sınırlamayı tutmayı hedefliyor.

NİĞDE (AA) – Türkiye’nin 3. Ulusal Antarktika Bilim Seferi kapsamında, 8 farklı lokasyonda örneklenen ve Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesinde koruma altına alınan 2 bitki türü üzerinde yapılan çalışmada, bu bitki türlerinin yakın bir zamanda kıtada yaşadığı belirlendi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı uhdesinde, İstanbul Teknik Üniversitesi Kutup Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi koordinesinde geçen yıl gerçekleşen 3. Ulusal Antarktika Bilim Seferi ekibinde yer alan Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sedat Serçe, AA muhabirine, Antarktika’da yetişebilen “Antarktik saç çimi” ve “Antarktik inci çayı”nı 8 farklı lokasyondan örnekleyerek üniversitede koruma altına aldıklarını belirtti.

Getirilen 2 bitki türünün çeşitli özelliklerini araştırdıklarını anlatan Serçe, “Çalışmamızda bunların genom büyüklüklerini belirledik. Bir canlının hücresinde barındırdığı DNA’nın tamamına genom diyoruz. İki türde de her lokasyondan örneklediğimiz bitkilerin genom büyüklüklerini belirledik. Belirlediğimiz genom büyüklüklerini her tür için de lokasyonlar arasında karşılaştırdık. İstatistiksel olarak bir farklılık olmadığını gördük.” ifadelerini kullandı.

Serçe, örnekledikleri bitki türlerinin sadece Antarktika’da yaşadığını, yakın akrabalarının ise farklı ülkelerde görülebildiğini aktardı.

Bu türler arasındaki genom büyüklüğü çeşitliliğinin istatistiksel olarak önemli olmadığını tespit ettiklerine değinen Serçe, şu bilgileri verdi:

“Her iki türün de kıtaya yakın bir geçmişte taşındığını belirledik. Takvim yılı olarak şu kadar yıl diyemeyiz ama evrimsel süreç olarak yakın bir geçmişte diyoruz. Bunu şöyle değerlendirebiliriz, mesela bu türlerin Güney Amerika’da bulunan bireyleri arasında çok daha fazla çeşitlilik var. Onlar çok uzun zamandır orada duruyor. Bunların küçük bir kısmı, Antarktika’da koloni oluşturmuş, o koloni içinde bulunan genetik çeşitlilik de genom büyüklükleriyle belirlendiği zaman daha sınırlı kalıyor. Bu bitki türlerinin Antarktika’da yakın bir geçmişte yaşamaya başladıklarını gösteriyor. Zannedildiği gibi bu bitkiler, milyonlarca yıldan beri Antarktika’da yaşamamışlar, çok yakın bir geçmişte oraya gitmişler.”

Prof. Dr. Serçe, bitki türleri üzerinde yaptıkları çalışmaları ve sonuçlarının ne anlama geldiğini derleyerek bilimsel makale hazırladıklarını, bunun da Polar Biology dergisinde yayımlandığını kaydetti.

Bu çalışmaların bir övünç kaynağı olduğunu vurgulayan Serçe, oralardaki bilimsel etkinlikleri artırarak bilimsel yayına katkı sunmayı amaçladıklarını sözlerine ekledi.

Muhabir: Abdullah Özkul