ASELSAN mesleki eğitim alanında Erasmus'a kabul edildi

ANKARA (AA) – Şirketten yapılan açıklamaya göre, ASELSAN, mesleki eğitim alanında Erasmus+ akreditasyonu kapsamında ilgili komiteye başvuru yaptı. Başvuru döneminin ardından uygunluk kriterlerini taşıyan başvurular içerik değerlendirmesine alınarak, bağımsız dış uzmanlar tarafından değerlendirildi. ASELSAN, değerlendirmelerin ardından 15 Mart 2021’de açıklanan başvuru sonucu mesleki eğitim alanında Erasmus+ akreditasyonuna hak kazandı.

Böylece şirket, program kapsamındaki hedeflerini uygulayabilmek amacıyla, 2021-2027 dönemi boyunca her yıl düzenli olarak kolaylaştırılmış bir yöntemle hibe alma imkanı elde etti. Bu hibeyle, çalışanların mesleki ve kişisel gelişimlerini sağlamak amacıyla eğitim, işbaşı eğitimi, beceri yarışmaları ve benzeri faaliyetler için program üyesi ülkelere gönderilmesi sağlanacak.

ASELSAN çalışanlarının mesleki alanlarıyla ilgili yurt dışında yürütülen faaliyetlere katılmasıyla mesleki gelişimlerinin, uluslararası ağlarının, sahip oldukları yeterlilik ve becerilerinin geliştirilmesi amaçlanıyor.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – TEMSA – ASELSAN iş birliğiyle geliştirilen Türk otomotiv sanayisinin ilk yüzde yüz yerli elektrikli otobüsü Avenue EV, yollara çıkmaya hazırlanıyor.

TEMSA'dan yapılan açıklamaya göre, Türkiye otobüs pazarının önemli markalarından TEMSA ve Türk savunma sanayisi kuruluşu ASELSAN iş birliğiyle geliştirilen yüzde yüz yerli elektrikli araç Avenue EV, seri üretime hazır hale geldi.

Geçen yıllarda imzalanan anlaşma kapsamında, ASELSAN'ın elektrikli çekiş sistemleriyle donatılan, Türk otomotiv sanayisinin ilk yerli elektrikli otobüsü Avenue EV’nin tüm süreçleri tamamlanarak banttan indi. Yerli teknolojinin elektrifikasyonda yaygınlaşması ve Türkiye'nin enerji bağımlılığının düşürülmesi anlamında önemli bir hamle olarak görülen araçların, kamu kurumlarına yönelik ilk teslimleri önümüzdeki günlerde gerçekleşecek.

– 15 dakikalık şarjla 80 km gidebiliyor

ASELSAN tarafından yerli olarak tasarlanan ve global ihtiyaçlar göz önüne alınarak, çevreci bir bakış açısıyla geliştirilen Avenue EV, fosil yakıt yerine sürdürülebilir bir enerji kaynağı olan elektrikle çalışıyor. Kısa şarj özelliği sayesinde 15 dakikada tam şarja ulaşabilen araç, bu sayede 80 kilometre yol kat edebilirken; duraklarda kısa süreli şarjlarla 24 saat kesintisiz hizmet sunabiliyor.

Elektrikli çekiş sistemi ile sıfır karbon emisyonuna sahip çevreci otobüs, aynı zamanda sessiz, konforlu, yüksek performanslı ve son teknolojiyle donatıldı. Aracın elektrik motoru, çekiş eviricisi, ana bilgisayarı, gösterge paneli gibi normalde ithal olan bileşenler ASELSAN tarafından yerli olarak tasarlanıp imal edildi. Bu kapsamda Avenue EV, otomotiv sektöründe Türkiye’de yerlilik oranı en yüksek araç olarak dikkati çekiyor.

– Türk sanayisi için önemli bir hamle

Açıklamada görüşlerine yer verilen TEMSA Üst Yöneticisi (CEO) Tolga Kaan Doğancıoğlu, "Uzun süredir Smart Mobility vizyonu ile elektrikli araçlar, akıllı araçlar ve otonom araçlar üzerine ciddi yatırımlar yapan bir şirket olarak, sürdürülebilir bir enerji kaynağı olan elektrikli araçların sektörde yarattığı dönüşüm bizim için kritik önem taşıyor. Bu anlamda geldiğimiz nokta bizim için gurur verici. Bugün, ASELSAN’ın teknolojik bilgi birikimiyle TEMSA vizyonunun bileşeni olarak geliştirilen yüksek performanslı, verimli ve çevre dostu bir elektrikli otobüs olan Avenue EV’i seri üretime hazır hale getirmiş olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. İlk çalışmalarına 2015 yılında başladığımız; bunun yanında hem ülkemiz hem de sanayimiz için tarihi bir adım olarak gördüğümüz bu proje aynı zamanda, yerli ve milli teknolojiye destek ve teşvik anlamında da büyük bir hamle. TEMSA olarak, önümüzdeki dönemde de elektrifikasyonun her alanında söz sahibi olmaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.

– Yerli elektrifikasyon yaygınlaşmalı

Katma değeri yüksek ürünlerle ülke ekonomisine katkı sağlama hedefiyle yola çıktıklarına vurgu yapan ASELSAN Genel Müdür Yardımcısı Dr. İbrahim Bekar ise, "Askeri alanda kendini ispat etmiş bir şirket olarak, komuta-kontrol, güç elektroniği, motor kontrol ve görev bilgisayar sistemleri gibi konularda sahip olduğumuz bilgi birikimi ve deneyimimizi bu projeyle elektrikli araç sektörüne aktardık. Türk otomotiv endüstrisinin beklediği yüzde yüz yerli üretim olan, modern şehirlere yakışan ileri teknoloji ürünü Avenue EV’i geliştirdik. Bu projeyle en büyük hedefimiz, yerli ve milli elektrifikasyon sistemlerinin yaygınlaşarak ülkemizde bu konuda bir ekosistemin oluşması." açıklamasında bulundu.

Faaliyet gösterdikleri her alanda Türkiye'ye, çevreye, iş ortaklarına ve çalışanlarına değer katmanın en büyük öncelikleri olduğunu belirten Bekar, "Bu anlamda, bizimle aynı yaklaşıma sahip otomotiv sanayinin en önemli oyuncuları arasında yer alan TEMSA ile yaptığımız bu başarılı iş birliğinden gurur duyuyoruz." ifadelerine yer verdi.

ANKARA(AA) – 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda (EURO 2020) Finlandiya ile oynanan maçta fenalaşan Danimarkalı futbolcu Christian Eriksen’in sahadaki hızlı müdahale ve kalp masajıyla kurtarılması, bu tür acil durumlar için geliştirilen tıbbi cihazların önemini ortaya koydu.

Türk savunma sanayisinin lider şirketlerinden ASELSAN, 40 yılı aşan birikimini son dönemde sağlık alanında ihtiyaç duyulan ürünlerin geliştirilmesine yönelik kullanıyor.

Şirketin sağlık alanında geliştirdiği ilk ürünlerden biri OED oldu. OED cihazları ASELSAN HEARTLINE markası altında sağlık sektörünün kullanımına sunulmaya başlandı.

ASELSAN İş Geliştirme Yöneticisi Nil Ateş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ASELSAN Sağlık Programları Direktörlüğünün bünyesinde “Yaşam Destek ve Tanı Sistemleri” ile “Görüntüleme Sistemleri” müdürlükleri bulunduğunu söyledi.

Görüntüleme sistemlerinde MR cihazı geliştirildiğini ve bu yıl sonunda mobil x-ray cihazının tamamlanmasının amaçlandığını dile getiren Ateş, yaşam destek alanında OED, ventilatör (solunum cihazı) ve tanı sistemleri üzerinde çalıştıklarını ifade etti.

OED’nin yazılım ve tasarımıyla Aralık 2018’den bu yana ASELSAN tarafından geliştirildiğini anlatan Ateş, sağlık sektöründeki ihtiyaçları karşılamak için ilk olarak eğitim cihazlarını sunduklarını belirtti. Ateş, “OED, ilk yardım yönetmeliklerinde zorunlu hale getirildi. Bu yüzden eğitim çok önemli. Sonrasında beklentimiz özellikle ilk yardımcıların ve eğitim almış kişilerin defibrilatörü ihtiyaç duyulan yerlerde kullanabilmeleri. Bu nedenle standart cihazlarımızın üretimine başlandı. Fransa ve İtalya’ya ihracatımız yapıldı. Diğer ülkelerden de güzel talepler alıyoruz. Yurt içinde de taleplere cevap vermeye çalışıyoruz.” dedi.

İlk 2-6 dakikadaki müdahale çok önemli

Ani kalp durmalarının çok farklı noktalarda her an karşılaşılabilecek elektriksel bir durum olduğunu vurgulayan Ateş, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Kalbin aniden durması söz konusu. İlk 2-6 dakika arasında müdahale edilmesi gerekiyor. Bu müdahalede de elektroşok ve kalp masajı gibi bir uygulama hastanın hayata hızlı geri dönebilmesi için hayati bir önem taşıyor. OED’lerin özellikle kalp krizi geçirme riskinin yüksek olduğu noktalarda, ağır spor, işçilik yapılan yerlerde, kalabalık alanlarda, havaalanları, uçaklar, okullar gibi yer ve araçlarda bulunması gerekiyor. Aslında bir yangın söndürme cihazı gibi düşünülebilir. Zaman içerisinde gerekli regülasyonlarla bu uygulamanın dünyada olduğu gibi Türkiye’de geliştirilebileceğini düşünüyoruz. Mevzuat üzerinde bildiğimiz kadarıyla Sağlık Bakanlığı çalışıyor. Türkiye’de ilk önce eğitim cihazlarına, ilk yardımcıların eğitim almasına yönelik bir mevzuat yayımlandı. Sonraki mevzuatların daha geniş kapsamlı ve yaygın alanlarda kullanıma yönelik olacağını düşünüyoruz.”

Cihazlar özel takip sistemiyle izleniyor

Nil Ateş, bu cihazların özellikle ABD ve Avrupa’da yoğun olarak kullanıldığını söyledi.

Cihazların özel takip sistemleriyle takip edildiğini belirten Ateş, “Ülkede nüfus başına oranlayanlar, iş yerlerindeki yoğunluğa ya da kalabalıkların geçiş noktalarına oranlayanlar var. Çok çeşitli çalışmalar mevcut. Her 100 ila 200 metre arasında konumlandırılan yerler var. Potansiyeli çok büyük. Türkiye’de yapılmış net bir çalışma yok ama yıllık 100-150 bin vakadan bahsediliyor. Umarız hiç olmaz ama olduğu noktada bir defibrilatör ulaştırabilirsek, bunlar uygun noktalara konumlandırılabilirse en mutlusu biz oluruz.” diye konuştu.

Ani kalp durması yoksa şok vermiyor

Defibrilatörün kullanımına ilişkin de bilgiler veren Ateş, uygulamaların ülkeden ülkeye farklılık gösterdiğini anlattı.

Herkesin kullanabildiği, bu konunun regülasyonlarla desteklendiği ülkeler bulunduğunu dile getiren Ateş, Türkiye’de ise uygulamanın ilk yardım eğitimi alan kişilerce gerçekleştirilmesinin beklendiğini ifade etti.

Ateş, “Dünyada ise gönüllülük esasına göre uygulamalar mevcut. OED’ler ani kalp durması yaşamayan kişilere zarar vermediği, herhangi bir risk teşkil etmeyeceği için özellikle gönüllülük teşvik ediliyor. Cihaz normal bir insan düşüp bayıldıysa, kalbiyle ilgili bir sorunu yoksa ancak elektroşok cihazı yerleştirilmişse kişiye zarar vermez. Önemli bir modu var. Ventrikuler fibrilasyon ölçüyor, bu ölçüm ani kalp durması verisidir. Bu veriyi almazsa cihaz kesinlikle şok vermez, bu nedenle de güvenlidir.” değerlendirmesinde bulundu.