"Enter"a basıp içeriğe geçin

Aşı ile insana verilen antikorun mutasyona uğrayan virüsü tanımaması beklenen bir gelişme değil

ANKARA (AA) – Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Serhat Ünal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kovid-19’un mutasyona uğrayarak daha hızlı yayılan bir türünün insan sağlığına, salgına ve Faz-3 çalışmaları tamamlanan aşılar üzerine etkisi konusunda değerlendirmelerde bulundu.

Koronavirüsün, genetik kodu belirleyen tek bir nükleik asit içerikli yapı ve onun etrafındaki bir zarftan oluştuğunu ifade eden Ünal, virüsün çevresinde ‘RNA’ denilen bir nükleik asit dizisi bulunduğunu anlattı.

Ünal, bu RNA’nın hücre içine girdiğinde kendisi gibi RNA kopyalarını yaptığını aktararak, şunları belirtti:

“RNA’daki kopyalara göre bizim hücremizin içinde virüsün diğer proteinleri sentezleniyor. Ardından yeni RNA ve proteinler bir araya gelerek paketleniyor ve hücre dışına çıkıyor. Böyle olunca vücuda bir tane giren koronavirüs hücre içinde çoğalarak artıyor. Kopya yapılırken de nükleik asit dizisinde yanlış nükleik asit araya giriyor ve yeni yapılan nükleik asit dizisi bu durumda aldığı kopyanın tam aynısı olmuyor. Bu değişikliğin adı, yani yeni nükleik asit dizisinin adı ‘mutasyon’ olarak isimlendiriliyor. Virüslerin çoğu da bu yeni yapıya hata var mı diye bakıyor. Yeni kopyalar kimi influenza gibi virüslerde çoğunlukla zayıf ve hatalı olabilirken kimilerinde ise az hatalı çıkıyor. Koronavirüs ise mutasyonların olma kapasitesi açısından orta seviyede yer alıyor.

Bugüne kadar bütün virüste 90 binden fazla mutasyon oldu ancak İngiltere’de mutasyona uğradığı belirtilen ‘S’ proteini sentezleyen yerde ise 12 binden fazla mutasyon gerçekleşti. Bu mutasyonun önemi ne dersek, bu kendi başına bir şey ifade etmiyor.”

“Proteinleri sentezliyor ve tüm virüs olarak çoğalıyor”

Mutasyonlarda ‘S’ proteinin fonksiyonuna bakılması gerektiğini dile getiren Ünal, “Bu protein, vücuda girdiğinde solunum yolundaki reseptörleri tanıyor. Bu proteinin işi, o bölgeye yapışmaktır. Yapıştığında da içindeki nükleik asidi hücrenin içine itiyor. Böyle hücre içine giren nükleik asit kendini kopyalıyor, yeni proteinleri sentezliyor ve tüm virüs olarak çoğalıyor. Yani ‘S’ proteinin görevi, hücreye yapışarak, nükleik asidi içeri ittirerek çoğalmasını başlatıyor. Virüs, ‘S’ proteini olmazsa hayatını devam ettiremiyor.” bilgisini verdi.

Prof. Dr. Ünal, bazen gelişebilen aminoasit değişikliğine yol açan mutasyonların ‘S’ proteinin hücreye yapışmasına engel olduğunu anlattı.

“S proteini, daha kolay yapışıyor gibi görünüyor”

Virüsün, her koşulda hayat bulmak için kendini değiştirme esasına göre yaşadığına ve kendini buna göre şekillendirdiğine dikkati çeken Ünal, mutasyonla hücreye yapışma kapasitesi artarsa virüsün daha kuvvetli tutunabildiğini söyledi. Ünal, “Yani, önceden 1000 virüsle hastalık yapacakken mutasyonla 100 virüsle bile hastalık yapabilir hale gelebilir, daha etkili olur. Bu durumda ise virüsün yayılma hızı daha yüksek hale gelir.” dedi.

Ünal, İngiltere’de gerçekleştiği belirtilen varyanta ilişkin inceleme yapıldığını dile getirerek, sözlerine şöyle devam etti:

“İncelemede, ‘S’ proteininin tam yapışma bölgelerinde değişiklik var ve daha kolay yapışıyor gibi görünüyor. Bunun sonucunda virüsün daha kolay bulaştırıcı olabileceği tahmin ediliyor ama kesin değil. Bu durum, 2 aydır tahmin ediliyordu. İngiltere’de bu tür mutasyon olan virüslerin bulunduğu bölgede virüsün bulaşma hızının arttığı gözlemlendi. Soru şu olmalı, mutasyonla virüsün hücreye yapışma kapasitesi artarak bulaşma hızı mı arttı, yoksa oradaki insanlar tedbirleri gevşettiler ve dalgalanma mı oldu? Bunu net bilmiyoruz. Şu anda tüm bilim insanları bunu anlamaya çalışıyor. Evet, bir varyant var, yeterince mutasyon birikmiş ve mutasyondaki ‘S’ proteini hücreye daha iyi yapışıyor ve bundan dolayı da hızlı çoğalma olasılığı var ama vaka artışı bundan mı yoksa başka şey mi var bu anlaşılmaya çalışılıyor.”

Yeni bir varyant ihtimali göz önünde bulundurularak bunun başka ülkelere geçmesinin engellenebilmesi için de tedbir kararları alındığına, bunun da salgının seyri için çok büyük önem taşıdığına işaret eden Ünal, “Bir varyant var, bir değişim var, varyantın daha fazla hücreye yapışma kapasitesi var ama şu an için ne bu ne de İngiltere’deki artışın bundan dolayı olduğu kesin değil.”

“Virüs daha çok hücreye yapışır ve çoğalırsa, hastalık yapma kapasitesi azalır”

Prof. Dr. Ünal, bu değişikliğin virüsün insanlar üzerinde daha ölümcül bir etki yapıp yapmayacağı konusunda ise şu değerlendirmeyi yaptı:

“Doğadaki genel kural, bir virüs daha çok hücreye yapışır ve çoğalır hale gelirse genellikle daha çok hastalık yapma kapasitesi azalır, daha az şiddette hastalık yapar. Daha önceki virüslerde de böyle oldu.”

Virüslerin insanları öldürmeyi hedeflemediğini belirten Ünal, onlarla birlikte yaşamak istediğini ve bunun için çaba harcadığını, mutasyona uğrayarak yaşamak için çalıştığını söyledi.

Ünal, insan vücudunun, onun için yaşam alanı olduğunu anlatarak, bu nedenle insanın ölmesini değil hayatta kalmasını wistediğini aktardı. Prof. Dr. Ünal, doğal yaşamda insanın da virüsle yaşamayı ve onun ölümcül etkisinden kaçmayı öğrendiğini dile getirdi. Ünal, “Şu ana kadar bir tehlike yok denilebilir çünkü artış hızının bundan olduğu da belli değil. Tedbirsizlik de büyük etken olabilir.” ifadelerini kullandı.

“Mutasyon gücü influenza gibi yüksek değil”

Ünal, ‘S’ proteinin bir özelliği daha olduğunu anlatarak, “Aşıda kullanılan ‘MRNA’, virüsün ‘S’ proteini sentezleyen nükleik asit dizisinin sırasıdır. Bütün nükleik asit içindeki bir bölge S proteini sentezleten bölgedir. Bunu, virüs canlı olarak gelip kendi yapmıyor, biz o kısmı dışarıda sentetik olarak sentezliyoruz ve aşı olarak hücreye veriyoruz. Sanki canlı virüsle vücuda gelmiş gibi MRNA gidiyor ve ‘S’ proteini sentezliyor. İlgili protein hücreden dışarı çıkıyor, vücut bunu yabancı protein olarak tanıyor ve ona özel antikor yapıyor. MRNA antikoru, ‘S’ proteini tanıdığı için ona yapışıyor, ona özel bir antikordur.” dedi.

Aşı yapılan kişilerde de ilgili antikor olacağını aktaran Ünal, sözlerine şöyle devam etti:

“Virüs geldiğinde hücrelerden ‘S’ proteini ile hücre içine girmeye çalışacaktır. Ancak aşı olan kişilerde antikor olduğundan ve ‘S’ proteini tanıdığından antikorlar ‘S’ proteinine yapışacak ve virüsün hücre içine girmesine engel olacak. Çünkü, üstünde antikor olduğunda ‘S’ proteini hücreye yapışamayacak ve hastalık yapamayacak.

Özetle, mutasyon olmasının hiçbir önemi yok ancak ve ancak mutasyon kalıbı değiştirirse ve aşı ile insana verilen antikor yeni kalıbı tanıyamazsa o zaman aşı başarısız olur, ama şu anda böyle bir durum yok. Şu an daha önceki virüsün kalıbına göre yapılmış olan antikorun, mutasyon olan virüsü tanımaması gibi bir durumu yok. O yüzden aşılar, gayet başarılı bir şekilde çalışıyor, herkes aşısını yaptırsın.”

Grip aşısında olduğu gibi koronavirüs için de her yıl görülen mutasyonlara bağlı olarak antikorların değiştirilerek aşıların yenilebileceğini belirten Ünal, “Ancak böyle bir beklentimiz yok çünkü koronavirüs influenza gibi büyük değişiklikler yapamıyor, mutasyon gücü o kadar yüksek değil.” dedi.

Haber Lütfen AA üyesidir. İletişim: haberlutfen@gmail.com