Asım Gültekin “Ramazan Sohbetleri”ne konuk oldu

İSTANBUL (AA) – Yazar Asım Gültekin, "Ramazan Sohbetleri" programında edebiyat ve şiir meraklılarıyla buluştu.

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi'nin Instagram hesabında canlı yayınlanan etkinlikte konuşan Gültekin, gerçekleştirmek istediği projeleri ve dergiciliğe bakış açısını anlattı.

Gültekin, daha önce de şair ve yazar Cahit Zarifoğlu'yla ilgili çok fazla çalışma yaptığını aktararak, "Yine yapmak istiyorum vefat yıl dönümü yaklaşıyor. Zarifoğlu'yla ilgili yapılması gereken, ihmal edilmiş bazı çalışmalar var. Bunun haricinde kitap okuma halkaları kurma anlamında bir hayli çalışma yaptık. Sezai Karakoç, Mesnevi, Hadis okuma halkaları gibi… Yurtlarda bir kısım etkinlikler yaptık, derneklerde yaptığımız çalışmalar oldu." dedi.

– "Kıymeti çok fazla bilinmeyen birilerinin konuşmasını sağlamaya gayret ederim"

Herkesin aklına gelen şeyleri yapmaktan ziyade akla gelmeyeni yapmaya gayret gösterdiğini belirten Gültekin, "Herkesin aklına Abdurrahman Arslan'ı konuşturmak gelmeyebilir. Herkesin aklına daha popüler isimleri konuşturmak gelirken ben kıymeti çok fazla bilinmeyen birilerinin konuşmasını sağlamaya, onların daha bilinir olmasını sağlamaya gayret ederim. Kendime böyle bir misyon biçtim." diye konuştu.

Gültekin, entelektüeller arasında kimsenin bir başkasını beğenmediğini söyleyerek, "Ben çoğunu beğenirim. Az çok, namazı varsa, ahlaklı bir insan olmaya çalışıyorsa, bir gayreti varsa ilim, irfan ve sanat alanında ben o insana bayılırım. Çok hürmet ederim." ifadelerini kullandı.

Karamsarlıktan da haz etmediğini dile getiren Gültekin, "Çünkü karamsarlıkta umudun olmadığını düşünüyorum. Benim için en büyük güç her zaman şüphesiz Allah'tır. Allah'a iman eden biri, hiçbir imkanı olmayan bir köydeki 70 yaşında bir dedenin Amerika'dan güçlü olduğuna inanmıştır." değerlendirmesinde bulundu.

– "Dergi çıkarmak bir kavgadır, mücadeledir"

Gültekin, dergi çıkarmayı bir devrim gibi gördüğünü ifade ederek, şunları kaydetti:

"Dergi işinde öncelikle yazıların, fikirlerin toplanması meselesi vardır. Bu bana kıymetli görünüyor. Çünkü topladığınız rastgele bir şey değil. Yazabilen insanların yazılarını topluyorsunuz. Kimden yazı alacağınızı seçeceksiniz, herkesten yazı alınmaz. Son derece niteliksiz, sığ şeyler yazabilecek insanlardan yazı almamaya çalıştım ben. Bu bir kavgadır, bir mücadeledir bence. Bu seçkin ve seçici fakat elitist olmayan mücadelemizin hakka çağıran seslerin çoğalması, güçlenmesi gibi bir tarafı var. Bunu televizyonda da yapabilir, gazetede de yapabilir, başka vesilelerle de yapabilir birileri fakat acaba o araçlar bir dergi kadar temiz, nezih kalabilir mi?"

Dergi çıkarılmaya başlanmadan önce de Türkçede "dergi" diye bir kelime olduğunu aktaran Gültekin, "Sofra anlamına geliyormuş sözlüğe bakarsak. Böyle bir kullanımı var. Dergi de bir sofra, bir gönül ziyafeti, mana ziyafeti. Ben dergiyi biraz böyle görüyorum. Bunu hatta bir Halil İbrahim sofrası olarak görebiliriz. Halil İbrahim yeryüzünde tevhidi insanlığa anlatmak için sofrasını açık tutar. Oraya kim gelir kim gelmez çok hesabını yapmaz. Dergi satmış mı batmış mı kazanmış mı ne olmuş ona bakmaz. Ben de biraz bu taraftan bakıyorum dergi işine. Hak sözü söylemeye bir vesile olarak görüyorum." açıklamasını yaptı.

Moderatörlüğünü İbrahim Yarış'ın üstlendiği program yaklaşık bir saat sürdü.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – Yılımaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Müslümanların üç aylar iklimine girdiğini söyledi.

Üç aylar ve Regaip Kandili’nin çok önemli bir zaman diliminin başlangıcı olduğunu belirten Yılmaz, “Üç ayların ilki olan Recep’in ilk perşembesini cumaya bağlayan ve adı Regaip olan kandil gecesindeyiz. Hızla akıp giden zaman ırmağı bizi sürekli birinden nur, öbüründen kir akan iki olukla muhatap kılmaktadır.” diye konuştu.

Prof. Dr. Yılmaz, Regaibin dünya kiriyle kirlenen gönüllerin tövbe, iman ve ibadet nuruyla arındırmak üzere bir fırsat olduğunu anlatarak, şöyle devam etti:

“Rağbetimizin, yönelişimizin, hedef ve gayemizin sadece Allah ve rızası olmasını teyit etme adına kendimizi yeniden regüle etmenin başlangıç mevsimidir. Regaip bir yandan geçmişin muhasebesini yaparken, bir yandan da anı, hal ve durumu tefekkür ve murakabe edeceğimiz bir zamandır. Yaşadığımız hayatta dünya menfaati, makam endişesi, nefsani arzular, mal hırsı ve körü körüne taklitler gibi olumsuzluklar bizi negatif olarak etkilemektedir. Öyle bir zaman diliminde yaşıyoruz ki dini hassasiyetler azaldı, dünyevileşme ve menfaat kaygısı dini değerlerin önüne geçti.”

Üç ayların Müslümanlara daha fazla namaz ve oruçla meşgul kılan bir ortam hazırladığını vurgulayan Yılmaz, “Regaiple birlikte dünya meşgalelerinin gönüllerimizi kirletmiş olması ihtimaline binaen yeniden tam anlamıyla Allah’a yönelme zamanı. Kaçılacak yer, sığınılacak liman sadece Allah’ın himayesidir. Bu yüzden kendi kendimizi sorgulamalıyız.” değerlendirmesinde bulundu.

Yılmaz, insanların ben kimim, bu dünyaya niçin geldim, yaradılış gayem ne, insanlık adına neler üretebilirim sorularını bu dönemde kendisine yöneltmesi gerektiğini ifade ederek, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu soruların cevaplarını arayarak üç aylar ikliminde kendimize kulluk ve insanlık hedefleri belirleyerek ramazanın rahmet iklimine kendimizi hazırlamalıyız. Regaip Kandili, Müslümanlara ramazan için sinyaller verir, kalbimizin ramazan merkezli atmasına ortam hazırlar. Regaip Kandili, üç ayların ilk kandili olmasının yanı sıra ramazanın da müjdeleyicisidir. Regaiple başlayan üç aylar iklimi, insanları normal zamandan daha fazla kendi iç dünyasına dönmeyi telkin eder.”

İSTANBUL (AA) – İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Bulut, AA muhabirine yaptığı açıklamada, faizsiz finans kuruluşlarını geliştirmenin ve yaygınlaştırmanın önemini anlamak gerektiğini vurguladı.Bulut, şunları kaydetti:

“Geleneksel finans kuruluşlarının ticaret ve üretimi finanse etmesi gerekirken, adeta obez bir canavar gibi ticaret ve üretimden elde edilen gelirleri yuttuğu, reel sektör ile finans sektörü arasındaki bağı kopardığı artık sürekli dile getirilen bir realite… Üretimin ve ticaretin finansmanına dayanan ve genel olarak varlığa dayalı finansal işlemler yapan faizsiz finans kuruluşları bu sorunun önüne geçecek yegane kurumlar… Bu kuruluşların gelişmesi sadece Müslüman ülkeler için değil, tüm dünya için bir kurtuluş reçetesi sunuyor. Çünkü faize dayalı finans sistemi, kaynakların yoksullardan zenginlere aktığı, yoksulun daha yoksul, zenginin ise daha zengin olduğu bir dünya oluşturmuştur. Bu durum sadece ekonomi için değil, sosyal hayat ve toplumsal huzur için dahi tehdit oluşturur boyuta gelmiştir.”

Faizsiz kuruluşların gelişmesi için yapılacak yatırımların uzun vadeli olumlu sonuçları düşünülerek atılması gerektiğini vurgulayan Bulut, kamu tarafından kurulan katılım finans kurumlarını bu bağlamda olumlu değerlendirdiğini ancak kamu kuruluşlarının, yeni kurulan kamu katılım finans kuruluşları ile çalışma oranını artırması gerektiğini söyledi.

Bulut, “Geleneksel bankalar gibi rahatlıkla tüketim kredileri veremeyen faizsiz finans kuruluşlarını geleneksel bankacılık sistemi ile bir rekabete sokmamak gerekiyor. Bu açıdan bu bankaların İslami finansın özüne uygun usul ve yöntemleri kullanabilmeleri için gerek mevzuat gerek vergilendirme gerekse de teşvik anlamında kolaylıklar ve destekler sağlanması gerekiyor.”

“Son dönemde dinamizmi ile öne çıkan bir Türkiye var”

Prof. Dr. Mehmet Bulut, dünyada bir güç kayması yaşandığını, Kuzey Atlantik’ten Güney Pasifik’e kayan bu güç dengesinde Türkiye ve Müslüman ülkelerin proaktif davranması gerektiğini söyledi.

Bulut, “Bu bağlamda son dönemde gerek ülke içi siyaseti gerek ekonomisi gerekse de uluslararası anlamda dinamizmi ile öne çıkan bir Türkiye var. Türkiye’nin son Kovid-19 krizinde ortaya koyduğu başarılı yönetim herkesin dikkatini çekmiş durumda. Bu başarılı süreç yönetimi ve genel olarak iyiye gidiş, faizsiz fonların ülkemize gelmesini elbette kolaylaştıracaktır. Özellikle İstanbul Finans Merkezi projesi ile İstanbul’un sadece finansın değil, faizsiz finansın da merkezi olacağına inanıyorum.” şeklinde konuştu.

Türkiye’yi, İslami Finans Merkezi yapmak için kamudan özel sektöre, akademiden katılım finans kurumlarına çeşitli görevler düştüğünü ifade eden Bulut, şunları kaydetti:

“Bu süreç ancak koordinasyon ve iş birliği içerisinde gerçekleştiğinde başarılı olabilir. Aksi halde kurumlarımızın bireysel çabaları maalesef cılız girişimler olarak kalacaktır. Bu yüzden Türkiye’nin 2023, 2053 ve 2071 hedefleri doğrultusunda İslami finans anlamında tüm paydaşların daha fazla ortak girişimde yer almasında fayda olacaktır.

Faizsiz finans sistemini ülkemizde geliştirmek için gereken bir husus da faizsiz finans sistemini bilen kaliteli bir insan kaynağı oluşturmaktır. Bunun için birçok lisans, yüksek lisans ve doktora programı açıldı. Ayrıca, faizsiz finans kurumları da personelini alanda uzmanlaştırmak için hizmet içi eğitimler veriyor. Bunlar önemli gelişmeler… Örneğin, lisans ve yüksek lisans programlarımızın yanında İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi olarak, tüm dünyada ilk ve tek olarak, 3 dilde (Türkçe, İngilizce ve Arapça) İslam ekonomisi ve finansı alanında doktora eğitimi vermekteyiz. Böylece tüm dünyadan bu alanda eğitim almak isteyen öğrenciler, Türkiye’yi tercih ederek ülkemize geliyor. Bunun ayrıca, bu toprakların tekrar İslam ekonomisi ve finansının merkezi olarak zikredilmesine de katkı sağlayacağını düşünüyorum.”