Aspendos Antik Kenti'nin UNESCO'nun kalıcı listesine alınması için çalışma yürütülüyor

ANTALYA (AA) – Aspendos Antik Kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Veli Köse başkanlığında Türk ve yabancı bilim adamları ile öğrenciler, 2008’den bu yana bölgede yüzey araştırması ve kazı çalışmalarını sürdürüyor.

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü Klasik Arkeoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Köse, AA muhabirine, antik kentin etkileyici görünümüyle dikkati çektiğini söyledi.

Köse, Aspendos’taki kazıların 2011-2013 sezonlarında Antalya Müzesi Müdürlüğü denetiminde, 2014-2019 döneminde Bakanlar Kurulu Kararı İzinleri ile son olarak ise 2019’dan itibaren “Cumhurbaşkanı Kararlı Kazı” statüsünde sürdürüldüğünü ifade etti.

Aspendos’un geçen sene yurt içinde yürütülen 12 aylık kazılar arasına katıldığını hatırlatan Köse, kazılarda Roma Bazilikası Vestibulum’u (Bazilikanın ana giriş salonu), çeşme yapısı, agora ve iki katlı dükkanlar, stoa kompleksi hakkında bilinmeyen birçok yeni veriye ulaşıldığını bildirdi.

Söz konusu yapılar hakkında daha fazla bilgiye sahip olduklarını anlatan Köse, “Domus (Roma evi) ve iki katlı dükkanlar kazı alanlarında ortaya çıkartılan buluntular, Aspendos’un Kalkolitik ve Erken Demir çağlarına dek inen materyal kültür örnekleri sundu.” dedi.

Çalışmaların ardından yapılan başvuruyla Aspendos Tiyatrosu ve Aspendos Su Kemerleri’nin 2015’te UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alındığını aktaran Köse, Aspendos’a örnek gösterilen benzer yapıların kalıcı listede yer aldığını belirtti.

Aspendos’taki yapıların da UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne geçmesi için sürdürülebilir Gelişim ve Alan Yönetim Planının bitirilmesinin beklendiğini ifade eden Köse, “Bu hususta içinde yürüme yolları ve rotaları, bilgilendirme panoları, seyir terasları ve karşılama merkezi bulunduran bir çevre düzenleme projesi sunulmuş, proje Koruma Kurulu’ndan onaylanmış ve Uygulama Projesi 2021 yatırım programına konulmuştur. İhalesi yapılıp uygulama projesi bitirildikten sonra Aspendos’taki her iki yapının UNESCO Dünya Mirası Kalıcı Listesi’ne alınması için başvuru yapılacak. Çalışmalar hummalı şekilde sürdürülüyor.” diye konuştu.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANTALYA(AA) – Geçmişte çeşitli uygarlıkların yanı sıra çok sayıda devletin de egemenliğinde kalan Antalya’da yaklaşık 20’si düzenlenmiş 50’den fazla antik yerleşim bulunuyor. Geçmişe ışık tutan antik kentler, tarih meraklılarının ilgisini çekiyor.

“Demokrasinin beşiği”: Patara

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2020’nin “Patara Yılı” ilan edilmesiyle tekrar gündeme gelen Patara Antik Kenti, en çok ziyaretçi ağırlayan antik kentler arasında yer alıyor. Kaş’a 30 dakika uzaklıktaki Patara, barındırdığı tarihi ve kültürel mirasın yanı sıra eşsiz kum tepeleriyle de dikkati çekiyor.

Demokrasinin ilk örneklerinden kabul edilen Likya Meclis Binası ve deniz feneri kalıntıları, kentteki ilgi gören yerlerin başında geliyor.

Kaş’ın Kınık Mahallesi yakınlarında yer alan ve antik dönemde Likya’nın başkentliğini yapan Ksanthos Antik Kenti ise Likya kültürüne özgü dikme mezar anıtlarıyla göze çarpıyor.

Patara’da doğan, yaşamının büyük bölümünü Demre’de geçiren Noel Baba olarak bilinen Aziz Nicholaus için ilçede yapılan Noel Baba Kilisesi ve Myra Antik Kenti’nin limanı olan Andriake de görülmesi gereken yerlerden. Likya Uygarlıkları Müzesi’nin de kurulu olduğu alanda antik dönem liman kalıntılarını inceleme fırsatı bulan ziyaretçiler, müzede de Likya bölgesi kalıntılarını yakından görme imkanını yakalıyor.

Gazipaşa’daki Roma ve Bizans dönemlerinden kalma Antiochie Ad Cragum Antik Kenti, mozaikleri ve heykelleriyle dikkati çekiyor.

Kumluca’da, yardımseverliğiyle tarihi kayıtlara geçen Opramos’un memleketi Rhodiapolis ile Finike-Elmalı kara yolunun 30. kilometresinde yer alan ve tiyatrosu, hamamı, kaya mezarları, su sarnıcıyla dikkati çeken Arykanda antik kentleri de ziyaretçileri tarihi yolculuğa çıkarıyor.

Kemer’deki Phaselis Antik Kenti, geniş ve görkemli bir caddesi, tiyatro, agora gibi pek çok kalıntıları ve eşsiz deniziyle de ziyaretçilerini büyülüyor.

Asırlara meydan okuyan kent: Aspendos

Serik ilçesinde günümüze kadar ayakta kalmış ender antik tiyatrolardan birine ve su kemerlerine sahip Aspendos Antik Kenti de asırlara meydan okuyor. Kazı çalışmalarında ortaya çıkartılan 2 bin yıllık iki katlı dükkanlar ve stoa (sütunlu galeri) kompleksi, kentin ticari ve siyasi açıdan önemini gözler önüne seriyor.

Aksu ilçesinde yer alan ve geçmişi milattan önce 3 bin yılına kadar uzanan Perge Antik Kenti de sadece bölgenin değil, Anadolu’nun en düzenli Roma dönemi kentlerinden biri olarak biliniyor.

Mimarisinin yanında mermer heykeltıraşlığıyla da ünlü kentte, 1946’dan beri yürütülen kazılar sonucu şehir merkezinin önemli anıtsal yapıları gün ışığına çıkarıldı. 2009’dan beri UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’nde yer alan antik kentte birçoğu ayakta duran tiyatro, stadyum, hamamlar, anıtsal çeşmeler ve agora, ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.

Doğa ve tarihin buluştuğu kent: Termessos

Konumu itibarıyla “kartal yuvasını” andıran, Büyük İskender’e teslim olmamasıyla bilinen, tiyatro, lahit ve kaya mezarları bulunan Termessos Antik Kenti de mutlaka görülmesi gereken yerler arasında bulunuyor.

Manavgat’taki Side Müzesi ve Antik Kenti ile Apollon Tapınağı kalıntıları, özellikle gün batımında ziyaretçilerine güzel manzara sunuyor.

Kazılarda gergedan, fil, su aygırı gibi hayvanların kalıntıları bulunan Karain Mağarası da ziyaretçilerini Yontmataş devrine yolculuğa çıkarıyor.

Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerine ait eserleri ve yapılarıyla ziyaretçilerin en uğrak mekanlarından Alanya Kalesi ve Syedra Antik Kenti de dikkati çeken tarihi yapılar arasında yer alıyor.

Helenistik dönemde kurulan ve etrafı 6 kilometre uzunluğunda surlarla çevrilen 10 hektarlık yarımada üzerindeki Alanya Kalesi, kadim tarihiyle 2000’de UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’ne girdi. Aynı yıl kazı çalışmalarında elde edilen bulgular ile Syedra da ilçenin geçmişini milattan önce 9. yüzyıla kadar götürdü.

“Ziyaretçiler, denize girme imkanı da buluyor”

Antalya Müze Müdürü Mustafa Demirel, AA muhabirine, antik kentlerin çevre düzenlemesi, bakım ve onarımlarına yönelik çalışmalara önem verildiğini, buralarda her yıl bilim insanlarınca kazı yapıldığını söyledi.

Antalya’daki birçok antik kentin sahil kesiminde yer aldığını anlatan Demirel, şunları kaydetti:

“Bölgemizde en çok Roma döneminde yaşam alanı olarak belirlenmiş ve dönem içinde terk edilmiş antik kentler var. Tüm ziyaretçiler, antik kentleri görme şansına sahip. Salgın sürecinde en çok Olimpos, Patara ve Fhaselis antik kentleri ilgi gördü. Antalya bölgesi gerçekten dünyanın en güzel kültürel mirasının bulunduğu, korunduğu bir bölge. Dağıyla taşıyla tüm coğrafya adeta bir açık hava müzesi. Ziyaretçiler hem geçmişten gelen kültürel mirası görme hem de gerektiğinde denize girme imkanı buluyor.”

“Yeşil ve mavinin tonları tarihle iç içe”

Syedra Antik Kenti Kazı Başkanı Doç. Dr. Ertuğ Ergürer de kentte şu ana kadar ortaya çıkan kalıntıların birçoğunun Roma ve Bizans dönemine ait olduğunu vurguladı.

Kentin Roma hamamı, Sütunlu Caddesi, meclis binası, mezarları, vaftiz mağarası ve su kaynaklarının görünebilir kalıntılar arasında yer aldığını belirten Ergürer, “Yine ilgi çeken büyük sarnıçlar ve batı kapısı ziyarete açık. Kent 12 ay boyunca ücretsiz gezilebilir durumda. Ziyaretçiler yeşil ve mavinin tonları arasında tarihin içinde yolculuk yapabiliyor.” dedi.

Alanya Müze Müdürü Seher Türkmen ise ilçede iki müze ve iki ören yerinin ziyarete açık olduğunu ifade etti.

“Adım başı kentler ve yerleşimleriyle dolu bir bölge”

Myra Andriake Antik Kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Nevzat Çevik ise adım başı tarihi kentler ve yerleşim izlerine rastlanan geniş bir alanda çalıştıklarını vurguladı.

Çevik, Antalya’nın Karain’deki prehistorik ilk yerleşimcilerden Demir Çağlara, kayaların ahşap gibi oyulduğu Klasik Dönem’den İskender’in egemen günlerine, İmparatorluk sanatını Anadolu’ya taşıyan Roma’dan Osmanlı’ya kadar her dönemin en gözde anıtlarıyla dolu olduğunu aktardı.

Bölgenin birçok medeniyete ev sahipliği yaptığını vurgulayan Çevik, “Antalya, sahillerinde Likya’yı, Pamfilya’yı, dağlarında Pisidya’yı, Milyas’ı, Kibyratis’i kucaklayan farklı zamanların farklı kültürleriyle özel bir coğrafyada sahnelenen bir kültür sanat sergisi gibi.” dedi.

İSTANBUL (AA) – Mısır, ülkenin güneyindeki Luksor kentinde keşfedilen 3 bin yıl öncesine ait kayıp antik kenti dünyaya tanıttı.

Mısır resmi haber ajansı MENA’nın haberine göre, Antik kenti keşfeden ekibin sorumlusu Mısırlı arkeolog Zahi Havas, Luksor kentinin batı yakasında basın toplantısı düzenledi. Toplantıda çok sayıda turist ve arkeolog hazır bulundu.

Havas, “Bir dizi evi de kapsayan kayıp antik kente Aton’un Işıltısı adı verildi. Bu keşifle ilk kez sadece mezar ve kabirlerin bulunduğu düşünülen kentin batı yakasında yaşam olduğu kanıtlandı.” dedi.

Antik kentte bazıları yaklaşık 3 metre yüksekliğinde duvarlar ve bölünmüş sokaklar bulunduğunu ifade eden Havas, kentte ayrıca günlük yaşamda kullanılan aletlerle dolu odalar ve büyük bir depolama alanının da yer aldığını aktardı.

Kazı çalışmalarının Eylül 2020’de başladığını kaydeden Havas, haftalar içinde her taraftan kerpiç yapıların belirmeye başladığını, kentin keşfinin ekipte şaşkınlık yarattığını kaydetti.

Yerel medyada yayınlanan görüntülere göre, kentte bulunan eşyalar arasında binlerce yıl önce kurutulmuş balıklar, çeşitli şekil ve büyüklükte çömlek kaplar, kolyeler ve mühürler bulunuyor.

Mısır Tarihi Eserler Kurumu 8 Nisan’da Tutankhamun’un mezarının bulunmasından sonra en büyük arkeolojik buluş olarak değerlendirilen 3 bin yıl öncesine ait antik kent bulunduğunu açıklamıştı.

Açıklamada, Mısır İmparatorluğu döneminde Luksor’daki en büyük idari ve endüstriyel yerleşim yeri olduğu belirtilen antik kentin, Kral III. Amenhotep tarafından 3 bin yıl önce kurulduğu ifade edilmişti.

Muhabir: Safiye Karabacak