Aşure kazanları bolluk ve bereket için kaynıyor

KIRKLARELİ (AA) – Muharrem ayında pişirilip ikram edildiğinde birlik, beraberlik, bolluk ve bereket yayan aşurenin yapımı için Kırklareli’nin Balkan köylerinde hemen hemen her evin bahçesinde kazanlar kaynamaya başladı.

İnanca göre Hz. Nuh’un tufan sonrası karaya bastığında elinde kalan son malzemelerle yaptığı aş olan, bolluk ve bereketin simgesi aşure, muharrem ayında damakları tatlandırmaya devam ediyor.

Kırklareli’nde odun ateşi ile yakılan ocakların üzerindeki tencerelerde kaynamaya başlayan aşure, bazı köylerde imece usulü yapılıyor.

“Aşure yaparken dualar okuruz”

Demirköy ilçesine bağlı 120 haneli Balaban köyünde de aşure kazanları kaynatılıyor.

Köy sakinlerinden 76 yaşındaki Habibe Yaşa, AA muhabirine, hanesine bereket ve bolluk gelmesi amacıyla yaklaşık 60 yıldır muharrem ayında aşure kaynattığını söyledi.

Aşure yaparak Allah’a karşı sorumluluklarını da yerine getirmenin hazzını yaşadıklarını ifade eden Yaşa, şimdiye kadar aşuresiz bir yıl geçirmediğini kaydetti.

Yaşa, aşure yaptıktan sonra manevi açıdan kendisine bir rahatlama, hanesine de bereket geldiğini vurgulayarak, “Aşure yaparken dualar okuruz. Allah’a yalvarırız, bize sağlık, bereket, bolluk versin. Devletimizin varlığı için dua ederiz. Aşuremiz olunca da komşularımıza ikram ederiz.” dedi.

Köy sakinlerinden Zehra Altın da gelenek ve göreneklerine uygun olarak her yıl muharrem ayında aşure yaptıklarını belirtti.

Aşure tarifi

Aşure için gerekli malzemeler: 1 su bardağı kuru fasulye, 1 su bardağı nohut, 2 su bardağı beyaz buğday, yarım çay bardağı pirinç, 1,5 su bardağı kuru kayısı, 1 çay kaşığı tuz, 1 su bardağı üzüm, 1 su bardağı incir, birkaç damla gül suyu, 4 su bardağı toz şeker, 10 su bardağı su, yarım su bardağı ceviz, yarım su bardağı badem, yarım su bardağı fıstık, elma, ayva, portakal, süslemek için nar, tarçın isteğe göre kullanılabilir.

Hazırlanışı: Nohut, fasulye ve buğday akşamdan ıslatıldıktan sonra ayrı ayrı pişirilir. Ardından erken saatte kazana konularak diğer malzemelerle kıvam alıncaya kadar kaynatılır.

İsteğe göre bir bardak süt de katılabilir. Soğuduktan sonra kaselere konulan aşure, nar ve tarçın ile süslenerek dağıtılır.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İslam inancına göre, Hazreti Adem’den itibaren peygamberlerin hayatında önemli hadisenin yaşandığı, bereket, paylaşma, birlik ve beraberliğin simgesi aşurenin yapıldığı muharrem ayının onuncu günü olan “Aşure Günü” yarın idrak edilecek.

Arapçada “on” anlamına gelen “aşara” kelimesinden türeyen Aşure Günü, hicri yılın ilk ayı muharremin onuncu gününe denk geliyor. Hadis kaynaklarına göre, Hazreti Nuh’un gemisinin tufandan kurtulması ve Hazreti Musa’nın Kızıldeniz’den geçerek İsrailoğulları’nı Firavun’dan kurtarması hadiseleri de bugünde gerçekleşti.

Ayrıca kültür tarihine ait birçok esere göre, Hazreti Adem’in işlediği günahtan sonra tövbesinin kabul edilmesi, Hazreti İdris’in diri olarak göğe yükseltilmesi, Hazreti İbrahim’in ateşte yanmaması, Hazreti Yakup’un oğlu Yusuf’a kavuşması, Hazreti Eyyub’un hastalıklarının iyileşmesi, Hazreti Yunus’un balığın karnından çıkması ve Hazreti İsa’nın doğumu ve ölümden kurtarılarak göğe yükseltilmesi gibi hadiselerin de bugün yaşandığı rivayet ediliyor.

Aynı zamanda Emevi Devleti’nin ikinci Halifesi Yezid bin Muaviye tarafından hicri takvime göre 10 Muharrem 61’de (10 Ekim 680) Hazreti Muhammed’in torunu Hazreti Hüseyin ve 72 yakınının şehit düştüğü “Kerbela olayı” da bugün yaşandı.

Bu olayların muharrem ayının onuncu gününde yaşanmasına büyük önem atfeden Müslümanlar, bugünü nafile orucu tutarak geçiriyor.

Hazreti Nuh ve onun çağrısına uyarak gemiye binenlerin aşure aşı tüketmeleri dolayısıyla Müslümanların aşure yaparak paylaşma geleneği de bugün yaşatılıyor.

“Halkımız hoşgörü, birlik ve beraberlik için aşure aşını pişiriyor”

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Mehmet Kapukaya, AA muhabirine, muharremin değerli, kendisine hürmet edilen anlamına geldiğini, Hazreti Muhammed’in muharrem ayını Allah’ın ayı olarak tanımladığını söyledi.

Hazreti Muhammedin muharrem ayının 9. ile 10. günü veya 10. ile 11. günleri oruç tuttuğunu anımsatan Kapukaya, şöyle devam etti:

“Muharrem ayının 10’uncu gününe Aşure Günü denmesinin Hazreti Nuh ile alakası yoktur. Hazreti Nuh’un gemisinde aşure aşının pişirildiğine dair rivayetler nakledilir. Ancak, İslam kaynaklarında böyle bir kayda rastlanmıyor. Günümüzde pişirilen aşurenin bununla bir alakası yoktur. Bu konuda Peygamberimizin herhangi bir uygulamasına rastlanmamıştır. Bu örf ve adetten kaynaklanan bir durumdur. Halkımız hoşgörü, birlik ve beraberlik için aşure aşını pişiriyor, bunu sadaka ve sevap için dağıtıyor.”

“Kovid-19 tedbirlerine uyun”

Aşure tatlısı pişirirken ve dağıtırken maske, mesafe ve temizlik kuralarına dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Kapukaya, “Kovid-19 sürecinde az sayıda kişiye veya ailemiz arasında dağıtmak kaydıyla bu geleneğimizi devam ettirebiliriz. Kovid-19’un aşure tatlısı dağıtımı vesilesiyle yayılması hiç hoş olmaz. Buna dikkat etmemiz lazım. Bir taraftan örfümüzü, adetimizi yerine getirirken diğer taraftan insanların hastalanmasına vesile olursak bu vebaldir.” değerlendirmesinde bulundu.

ERZİNCAN(AA) – UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Erzincan’ın Kemaliye ilçesinde yaşayan 52 yaşındaki Faruk Sağçolak, yöre halkının yetiştirdiği mahsulleri geleneksel yöntemlerle değirmende öğütüyor.

Yaklaşık 300 yıllık değirmende çarkların durmaması için çalışan Sağçolak, organik buğdaylardan öğüttüğü unlarıyla ilgi görüyor.

Su değirmeni, ilçeye gelen turistlerin de ilgisini çekiyor.

Değirmenci Sağçolak, AA muhabirine, mesleğini çok sevdiğini, son nefesine kadar su değirmenini işleteceğini söyledi.

Kendisinden sonra da dede yadigarı olan mirası yaşatmak için bir çırak yetiştirmeyi hedeflediğini ifade eden Sağçolak, “Atalardan, dedelerden gelen ve daha sonra bizim devam ettirdiğimiz su değirmenimizde bu yörenin buğdaylarını un haline getiriyoruz. Dedelerimizden, atalarımızdan ne gördüysek aynı şekilde yapıyoruz.” dedi.

Kargoyla farklı şehirlere de un gönderdiğini ifade eden Sağçolak, şöyle konuştu:

“Un yapımında kullandığım ürünler tamamen doğal buğdaydan, hatta ıslah görmemiş yerel buğdayları tercih ediyoruz. Bunun yanında tam buğday unu, mercimek unu, arpa unu gibi çeşitli unları da burada çıkarıyoruz. Unun kalitesi fabrika unlarının kalitesiyle kıyaslandığında aynı. Buğdayı taşın tam ortasına gelecek şekilde hazneye koyuyorsunuz ve buradan dökülüyor, alt taraftan da un olarak çıkıyor. Eleme kepeğini ayırma gibi bir durumumuz yok. Buğday kaliteliyse un da kaliteli olur.”

Unda ‘karınca ayağı’ ölçüsü

​​​​​​​Sağçolak, su değirmeninde un üretmenin kolay bir iş olmadığını belirterek, değirmenin çalışma yöntemini şöyle anlattı:

“Arka taraftan gelen su, çarkları döndürüyor. Su, taşların sistemini döndürüyor. Eskiden fırıncılarımızda bu un meşhurdu, gelip una bakarlardı. Un, ‘karınca ayağı’ olacak ki ekmek çıksın. Ne çok ince, ne de çok kalın olmalı. Bu değirmen sadece un üretmiyor. Aynı zamanda bu yöreye gelen turistler de bu mekanı geziyor. Bu yörenin Kemaliye’nin son değirmenini dışarıdan gezmeye gelen turistler de çok tercih ediyor, buradan un alıyorlar. Götürüp kendi memleketlerinde afiyetle pastalarda böreklerde kullanıyorlar.”