Avukatların 28 maddelik yeni reform önerileri, Adalet Bakanı Gül'e iletildi

ANKARA (AA) – Türkiye Barolar Birliğinden (TBB) Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ile TBB Başkanı Metin Feyzioğlu’nun görüşmesine ilişkin açıklama yapıldı.

Açıklamaya göre Feyzioğlu görüşmede, Yargı Reformu Strateji Belgesi kapsamında bugüne kadar önemli adımlar atıldığını, bunların yanı sıra yeni dönemde gerçekleşmesini diledikleri reformlarla ilgili çalışmayı hazırlamadan önce tüm barolara ve meslektaşlarına görüşlerini sorduklarını belirtti.

Çalışma için baro başkanları toplantılarında, genel kurullarda ve meslek örgütü faaliyetlerinde yıllardır edindikleri bilgi ve tecrübeleri, adli yıl açılış konuşmaları başta olmak üzere, yaptıkları açıklamalarda dile getirdikleri konuları derlediklerini ifade eden Feyzioğlu, 1102 avukattan gelen görüşleri de tek tek okuduklarını ve değerlendirdiklerini aktardı.

Reformlar, sorunlar ve çözüm önerileri

Açıklamaya göre, Adalet Bakanı Gül’e sunulan reformlar, sorunlar ve çözüm önerileri, 28 maddede şöyle sıralandı:

“1- Kadına ve çocuğa yönelik şiddetle mücadelede Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Türkiye Barolar Birliği ve barolar ortak çalışma yürütmelidir. Mağdurlara adli yardım kapsamında ancak işin ivediliğine binaen maddi durum araştırması yapılmaksızın barolarca avukat görevlendirmesi yapılmalıdır. Mağdur ile mülakat yapan avukat, kadına ve çocuğa yönelik şiddetle hukuki mücadelede uzmanlaşmış ve bu suçların mağdurları ile iletişim kurma konusunda eğitim almış olmalıdır. Mağdur sürecin hiçbir aşamasında fiziken de yalnız bırakılmamalı, gidilecek tüm resmi makam ve kurumlara adli yardım listesi alt kümesinden görevlendirilmiş avukatıyla gitmelidir. Kadına Yönelik Şiddet ve Aile içi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi kapsamında kadına karşı basit yaralama, hakaret ve tehdit suçlarında uzlaştırma yoluna gidilmemesi gerektiği değerlendirilmelidir.

2- İlk yargı reformu paketi kapsamında TBMM’ce yapılan kanun değişikliği ile yürürlüğe giren hukuk alanındaki mesleklere giriş sınavından geri adım atılmamalı, 2019’da hukuk fakültelerine kayıt yaptıran öğrencilerden başlamak üzere hukuk fakültesi mezunlarının bu sınava tabi olacağı sürekli vurgulanarak hukuk fakültelerinin eğitim-öğretim kalitelerini artırması zorunluluğuna işaret edilmelidir.

3- İlk yargı reformu paketi çerçevesinde, hukuk fakültelerine girişte aranan eşiğin 100 bine ve ardından 80 bine yükseltilmesinde büyük fayda vardır.

4- Mevcutlar, arzu edilen seviyeye gelinceye kadar, uzun bir süre yeni hukuk fakültesi açılmamalıdır.

5- Hakim ve savcı yardımcılığı kurumu getirilmelidir.

6- Avukat, hakim ve savcı olmak isteyen herkese hukuk fakültesi mezuniyeti sonrasında YÖK tarafından görevlendirilen az sayıda üniversite bünyesinde özel açılacak yüksek lisans programını tamamlama zorunluluğu üzerinde çalışılmalıdır.

7- Türkiye Adalet Akademisinin, Türkiye Barolar Birliğinin de temsil edildiği genel kurulu kaldırılmış, yerine Danışma Kurulu oluşturulmuştur. Bu kurulda Türkiye Barolar Birliğinin de temsil edilmesi sağlanmalıdır.

8- Hakimlerin bağımsızlığını ve teminatını, savcıların teminatını eksiksiz sağlamak üzere Hakimler ve Savcılar Kurulu, ‘Hakimler Kurulu’ ve ‘Savcılar Kurulu’ olarak ikiye ayrılmalıdır. Birine Yargıtay Başkanı, diğerine Yargıtay Başsavcısının başkanlık etmesi düşünülmelidir.

9- Hakim ve savcı adaylarının gireceği sınavlar da dahil olmak üzere kamuya personel alımlarında tercihen mülakat uygulamasına son verilmelidir. Mülakat sınavları devam edecek ise mülakatlar kamera kaydına alınmalı ve mülakata çağırılacak aday adaylarının sayısı, alımı yapılacak adayların örneğin yüzde 10 veya 15’ini geçmemelidir. Böylece yazılı sınavın anlamını yitirmesi ve liyakat ilkesinden uzaklaşıldığına dair her türlü tereddüt önlenmelidir.

10- Vatandaşların adalete erişimini sağlamak ve güçlendirmek açısından hukuki himaye sigortası üzerinde çalışılmalıdır.

11- İstinaf kanun yolunda hükümlerin kesinleşmesi için öngörülen sınırlar, temyiz kanun yoluna gidilebilecek hükümlerin sayısını arttıracak şekilde düşürülmelidir.

12- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurularda verdiği ilkesel nitelikteki kararlara uygun karar verme, hakimlerin terfisinde mutlaka dikkate alınmalıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarıyla bağlılık ilkesinin uygulamada yıpranmamasına özen gösterilmelidir.

13- Stajyer avukatlara avukat yanında ücretli ve sigortalı çalışma hakkı tanınması angarya yasağını ihlal boyutlarına varan önemli bir insan hakları sorununun çözümüne katkı sağlayacaktır.

14- Baroların, stajyer avukatların iş bulmalarını veya kendi bürolarını açmalarına yardımcı olmak için ‘kariyer ofisleri’ açması planlanmalıdır.

15- Kolluk amirliği adaylığına alımların önemli bir yüzdesinin hukuk fakültesi mezunları arasından yapılması, soruşturma evresi adli kolluk faaliyetlerinde hukuk devleti standartlarının yükselmesine büyük katkı sağlayacaktır.

16- Seri muhakeme kurumunda, seri muhakeme teklifinin uygulamada müdafi huzurunda yapılmasının yerleşmesi bu kurumdan beklenen amaca yani etkin savunma hakkından feragat etmeden iş yükünün azaltılması hedefine ulaşılmasını sağlayacaktır.

17- Kamuda çalışan avukatların ek gösterge talepleri çözüme kavuşturulmalıdır.

18- CMK ücret tarifesi, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi ile eşitlenmelidir.

19- Serbest avukatların emekli maaşları 1800 TL civarındadır. Aynı süre çalışıp emekli olmuş bir hakimin ise emekli maaşı yaklaşık 7 bin TL’dir. Şu durumda avukatların emekli maaşıyla asgari ihtiyaçlarını dahi karşılama imkanları yoktur. Bu durum çözülmelidir.

20- Avukatlık hizmetinin her kaleminde KDV’nin düşürülmesi, vatandaşlarımızın adalete erişim hakkını güçlendirecektir.

21- Mahkemelerde duruşma saatlerine uyulmaması avukatın çalışma hürriyetini ihlal eder boyuta gelmiştir. Sabah 10.00 duruşmalarına öğleden sonra hatta akşam üzeri girilmesi uzun süredir olağan uygulamalara dönüşmüştür. Çözüm, iş planlamasının doğru yapılması ve ilk duruşmanın verilen saatte açıldığının düzenli olarak denetlenmesidir.

22- Avukatların dosyaya sunduğu delillerin mahkeme tarafından yargılama sırasında bir kez de ilgili yerlerden toplanması muhakemelerin uzamasına neden olmaktadır. Sunulan belgelere ilişkin gerekçe gösterilerek bir uyuşmazlık çıkarılmadığı takdirde bunlar sahih kabul edilmelidir.

23- Uyuşmazlıkların doğmadan önlenmesini teminen koruyucu avukatlık modelleri üzerinde çalışılmalıdır.

24- İş uyuşmazlıklarında talep eden her işçiye sosyal hukuk devleti ilkesi çerçevesinde adli yardım kapsamında barolarca avukat görevlendirilmesi düzenlenmelidir.

25- Tutuklamada katalog suçlar gerekçesiz tutuklama kararlarına sebebiyet vermektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki katalog kaldırılmalıdır.

26- Uygulamada ceza mahkemelerinde hakimlerin son celseye genellikle kısa karar taslağını hazırlamış olarak gelmeleri müdafinin yaptığı savunmanın etkisini ciddi oranda azaltmaktadır. Hüküm taslağını esas hakkındaki savunmayı dinlemeden hazırlayan hakim ister istemez ön yargılı hale gelmektedir. Bu sorunun çözümü için sadece hükmün tefhim edileceği, söz alınması ve delil ileri sürülmesi mümkün olmayan bir tefhim celsesi kanunla öngörülmelidir.

27- 15 yıl avukatlık, hakimlik, savcılık veya hukuk fakültesi mezunu olmak kaydıyla valilik gibi üst düzey idarecilik yapmış olanların temel eğitim almaları kaydıyla sınavsız arabulucu olmalarına imkan sağlanmalıdır.

28- İstanbul Tahkim Merkezinin genel kurulu, idarenin doğrudan veya dolaylı olarak atadığı genel kurul üyeleri yerine Türkiye Barolar Birliğinin ve/veya Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin görevlendirdiği üyelerden oluşur ise ulusal ve uluslararası yatırımcı açısından daha cazip hale gelir.”

Muhabir: Aylin Dal

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANKARA (AA) – Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Adalet Bakanlığınca geçen yıl uygulamaya geçirilen e-duruşma uygulamasıyla duruşma yapan mahkeme sayısının ülke genelinde 915’e yükseldiğini bildirdi.

Bakan Gül, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Bugün itibarıyla Ankara Adliyesi’ndeki tüm hukuk mahkemelerinde e-duruşma başladı. Türkiye genelinde e-duruşma uygulanan mahkeme sayısı 915’e ulaştı. Hayırlı olsun.” ifadelerine yer verdi.

Yargı Reformu Strateji Belgesindeki dijital dönüşüm hedefleri kapsamında Adalet Bakanlığı mühendislerince yazılımı yerli ve milli imkanlarla geliştirilen ve 15 Eylül 2020’de uygulanmaya başlanan e-duruşma, adalet hizmetlerine erişimin kolaylaştırılmasının yanı sıra avukatlar açısından da emek ve zaman tasarrufu sağlıyor.

Kovid-19 salgını nedeniyle mahkemelerde oluşabilecek yoğunluğun önüne geçilmesine de katkı sağlayan uygulama sayesinde avukatlar, videokonferans yöntemiyle duruşmalara katılabiliyor.

Adalet Bakanlığınca yaygınlaştırılması hedeflenen e-duruşma’nın 2022 yılı sonunda ülke genelindeki tüm adliyelerde uygulanması hedefleniyor.

Ayrıca e-duruşma, Ankara ve İstanbul’daki hukuk mahkemelerinin tamamında uygulanıyor.

25 binden fazla duruşma yapıldı

Ankara, Ankara Batı, İstanbul, İstanbul Anadolu, Bakırköy, Gaziosmanpaşa, Büyükçekmece, Beykoz, Silivri, Çatalca, Şile ve Adalar adliyelerindeki tüm hukuk mahkemelerinde uygulanan e-duruşma, diğer 28 büyükşehirdeki adliyelerde de İcra Hukuk, Tüketici ve Kadastro mahkemelerinde yapılabiliyor.

e-duruşma ülke genelinde 96 tüketici, 193 icra hukuk, 33 kadastro, 142 asliye hukuk, 93 sulh hukuk, 107 aile, 184 iş, 56 asliye ticaret, 11 fikri ve sınai haklar mahkemesi olmak üzere 915 mahkemede uygulanabiliyor.

Öte yandan, e-duruşma sistemi ile bugüne kadar 25 bin 705 duruşma gerçekleştirildi.

Muhabir: İsmet Karakaş

EDİRNE (AA) – Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Edirne’de bir otelde düzenlenen Mağdur Odaklı Adalet Buluşmaları’nın ilk toplantısında yaptığı konuşmada, Mağdur Hizmetleri Biriminin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulan yeni bir birim olduğunu, mağdur ve insan odaklı adalet anlayışı için seferberliği bugün Edirne’den başlattıklarını belirti.

Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüklerinin adliyedeki bütün mağdurların eli, kolu ve gözü olacağını ifade eden Gül, bugün yapacakları toplantıda da özellikle mağdura adalet hizmetleri verilirken ne gibi eksiklikler var onu değerlendireceklerini vurguladı. Toplantıdan çıkacak sonuçların çok değerli olacağını belirten Bakan Gül, konuşmasına şöyle devam etti:

“Kolluk hangi konuda tıkanıyor, hangi talepleri var, ne gibi sorunlar yaşıyor, uzmanlarımız hangi sorunları yaşıyor? Özellikle ihtisaslaştırmaya çalıştığımız yargısal çalışmalarda diğer kurumlarda ne gibi ihtiyaç var ve bunlar bir mevzuata mı, uygulamaya mı yada başka bir teknik ihtiyaca mı bir yeterlilik duyuyor, ihtiyaç duyuyor? Bunların analizini hep beraber yapacağımız önemli bir toplantıda şimdiden başarılar diliyorum. Tüm bu toplantılar gerek Edirne’miz gerek tüm Türkiye’deki mağdura yönelik yaklaşımlarımıza da sahada önerileri alacağımız değerli bir toplantı olacaktır, fırsat olacaktır.”

“Çocuğun icraya konu olmasını kabul edemeyiz”

Suça karşı önleyici ve tedavi edici politikaların geliştirilmesinin önemine değinen Gül, bu konuda yetişmiş insan kaynağı, mevzuat altyapısı ve kurumsal kapasite bakımından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde çok önemli adımlar attıklarını söyledi.

“Birbirinizi yormadan, işi yokuşa sürmeden ve sürüncemede bırakmadan pratik sonuçları ve çözümleri arıyoruz, benimsiyoruz.” diyen Gül, konuşmasına şöyle devam etti:

“Bu kapsamda ele alacağımız meselelerin yine başında çocuk teslimi meselesi gelmektedir. Evet bu bir meseledir. Çünkü çocuğun çok üzülerek söylüyorum bir eşya gibi icraya konu olmasını kabul edemeyiz. Bu konu çok hassas ve önemlidir. Çocuklar boşanma sırasında veya sonrasında sürecin en masum bir o kadarda kırılgan ve örselenen tarafıdır. Ayrılmış çiftler arasında anne baba arasında kalan çocukların maruz kaldığı o acı tabloların son bulmasını sağlayacağız. Dünyanın her yerinde de ya polis ya icra gibi, belli bir kurum devlet otoritesi çerçevesinde çocuk diğer tarafa gösterilmediği zaman devreye girmektedir. Gösterdiğinde medeni bir şekilde onu görüp tekrar teslim ettiğinde sorun yok. Sorun gösterilmediğinde çıkıyor ve burada da devlet mekanizması devreye giriyor. Ama biz diyoruz ki ‘Bu devlet otoritesi icra kanalı ile olmasın.’ İcra Müdürlüğü değil Mağdur Hakları Merkezi ile uzman arkadaşlarımız eşliğinde psikologlar, pedologlar, sosyologlar, çalışmacılarla arkadaşlarımızla yine valiliklerimizin koordinasyonunda bu konudaki uzmanlar marifetiyle bu çocuk teslimini, çocuk teslim merkezleri de oluşturarak sağlamayı hedefliyoruz ve bu konuda da netice alacağımıza inanıyoruz.”

Bakan Gül, çocukların tesliminin devlet otoritesi icra kanalıyla olmaması gerektiğini, çocuk teslimatının Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüğü kanalı ile yapılmasını hedeflediklerini vurguladı.

“Kendi çocuğunu görmek için icraya yatırılan parada kabul edilebilir bir durum değildir.” diyen Gül, “Bunu da sona erdirecek bu çalışmayı, kendi çocuğunu görmek için icraya para yatırma uygulamasını da sona ermesini sağlayacağız. İnsanı, çocuk, yaşlı, kadın, engelli insan olarak yaşatmak, o değeri ile yaşatmak devletin temel vazifesidir. Bunu da hep birlikte ortaya koyacağız ve çocuklarımıza bu anlamda daha yakın sahip çıkmış olacağız.” şeklinde konuştu.

“Adaleti yerine getirecek yargı mensuplarıdır”

Gül, mağdur haklarına verdiklerini öneme değinerek bu hakkın hiçbir şekilde ihlal edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Mağdur haklarının çiğnenmemesine herkesin özen göstermesi gerektiğini ifade eden Gül, “Mağdur hakkının temel unsurlarından biri mahremiyet hakkıdır. Mağdurun ifşa edilmeden özel hayatının korunması hakkı hiçbir suretle elinden alınmamalıdır. Ancak üzülerek görüyoruz ki bazı basın yayın organlarında, sosyal medyada hatta bu alanda faaliyet gösteren kimi STK’lerde bu hassasiyet paylaşılmıyor. Bunu üzülerek görmekteyiz önemle hatırlatmak isterim ki çocuğun üstün yararının ya da bir mağdur kadının özel hayatının veya kişisel verilerinin hiçe sayıldığı paylaşımlar, haberler, görüntüler insan onuruna ve hukuka aykırıdır. Bu konuda herkesi daha dikkatli ve özenli olmaya davet ediyorum.” diye konuştu.

Bakan Gül, kamuoyunun takip ettiği soruşturma ve davalarda adalet ve hukuk adı kullanılarak adaletin ve hukukun ihlal edildiğine tanık olduklarını belirtti.

“Etkileşim almak, reyting yükseltmek için adalet kavramının kullanışlı bir araç haline getirilmesini kabul etmiyoruz.” diyen Bakan Gül, konuşmasına şöyle devam etti:

“Mağdurun kişilik haklarını özel hayatını ihlal ederek o kişinin, o çocuğun gelecekte bir hayatı olacağını düşünmeden kişisel verilerini paylaşarak geleceğini çalmaya kimsenin hakkı yoktur. Adaleti yerine getirecek olan, titizlikle tüm delilleri araştıran, gecesini gündüzüne katarak hakikat peşinde koşan mağdurun da sanığın da haklarını gözeten yargı mensubudur. Kolluğun, adli ve idari personelin emekleridir. Onların da bir ana, baba, eş kardeş olduğunu hatırımızdan çıkarmayalım. Onlarında vicdanları kanatan olaylarda, toplumun her kesiminin paylaştığı duyguları, kolluk görevlimiz de uzmanımız da yargı mensubumuz da paylaşmaktadır. Türkiye bir hukuk devletidir, kurumlarıyla, kurallarıyla, kanunlarıyla, bir hukuk devletidir. Hukuk devletinde yargı delile bakar, dosyaya bakar, anayasaya bakar. “

Gül, vatandaşların yargıdan beklentisinin adil bir kararı makul bir sürede verilmesi olduğunu hatırlattı.

Türk yargısından bu beklentinin en doğal ve temel hak olduğunu vurgulayan Gül, bazı davalarda uzayan sürelerin kişilerde mağduriyet oluşturduğuna işaret etti. Özellikle boşanma davalarında uzun sürelerin dikkati çektiğini anlatan Gül, “Boşanmalarda tazminat, velayet kusur tespiti ve diğer usuller nedeniyle davalar yıllar sürmektedir. Taraflar birbirini örselemekte, asıl mağdurda çocuklar olmaktadır. Bu çekişme hem erkeğe hem kadına yeni yükler, yeni sıkıntılar da getirmektedir. İnsan psikolojisini de yıpranmaktadır.” dedi

“Davaların hızlı bir şekilde sonuçlanması üzerinde çalışıyoruz”

Bakan Gül, boşanma davalarındaki hukuki prosedürü kısaltacak bir model üzerinde çalışmaların sürdürüldüğünü ifade etti. Boşanmak isteyenlerin hakim huzuruna geldiğinde her iki tarafında istemesi halinde tek celsede boşanabileceği bir modelle ilgili çalışma yaptıklarını dile getiren Gül, şöyle devam etti:

“Boşanma davalarında hukuki prosedürleri kısaltacak bir model üzerinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Boşanmak isteyen taraflar hakim huzuruna geldiğinde her iki taraf boşanmak istiyorsa bir celsede boşanabileceği, diğer konuların ayrıca devam edeceği ama medeni halleriyle ilgili artık karı-koca hususunda boşanma iradelerini yıllar sürüp, 5-10 yıl sürüp bu konuda mağdur etmeyecek şekilde davaların hızlı bir şekilde sonuçlanması üzerinde çalışıyoruz”

“Kadına şiddette tolerans yok”

Gül, boşanma süreçlerinde kadına yönelik şiddet olaylarının yaşanabildiğini bu duruma tahammül edilemeyeceğini vurguladı. Kadına karşı şiddete sıfır tolerans ilkesiyle hareket edildiğini anlatan Gül, şöyle devam etti:

“Özellikle bu konularda boşanma sürecinde de yine kadınların şiddete maruz kalmalarına yol açan olayların çok sık yaşandığını müşahede ettik, gördük. Kadına şiddet konusunda en küçük bir tahammülümüz ve en küçük bir şekilde toleransımız yoktur, olamaz. Nerede olursa olsun, ne şekilde yaşanırsa yaşansın kadına karşı şiddetle mücadelede en güçlü bir şekilde tavrımızı, kararlılığımızı ve mücadelemizi kesintisiz bir şekilde sürdüreceğiz. Mücadele etmeye devam edeceğiz. Bildiğiniz gibi Meclis kapanırken 4. Yargı Paketi’nde boşanmış eşe karşı işlenen suçlar ve şiddetlere yönelik bir artırım getirdik, müeyyidesini artırdık. Yine bu çerçevede elbette sıfır tolerans ilkesi, şiddeti önleyici tedbirleri de yine ayrıca sürdüreceğiz.”

Bu konuda önemli uygulamalardan birinin elektronik kelepçe olduğunu aktaran Bakan Gül, özellikle kadına yönelik şiddette, tekrarlanma riskinin yüksek olduğu konularda, elektronik kelepçe tedbirine hükmedildiğini hatırlattı.

“Mağdura el uzatmanız en değerli işlerden biridir”

Gül, mağdur odaklı adalet anlayışıyla hareket ederek mağdurların örselenmelerinin önüne geçmeye çalıştıklarını anlattı. Mağdurların mağduriyetlerinin sona ereceğini vurgulayan Gül, konuşmasını şu şekilde tamamladı:

“Sayın Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan iki temel politika belgemiz, Yargı Reformu Strateji Belgesi, güven veren ve erişilebilir adalet için ve yine İnsan Hakları Eylem Planı, burada da özgür birey, güçlü toplum ve daha demokratik Türkiye için yolumuza devam edeceğiz. Sizden ricam insan odaklı perspektifle bu çalışmalara ve bu mevzuat değişikliklerine sahip çıkmanız. Bir mağdurun gözünün yaşının silinmesi, mağdura el uzatmanız en değerli işlerden biridir, onların yaralarının sarılması. Bu konuda da başarılı olacağınıza her türlü gayreti gösterdiğinizi ve göstereceğinize inancımız tamdır.

Adli görüşme odalarından biri de Edirne’de bulunmaktadır. Az önce valimizin açıkladığı örnekler, yurt dışında görülen örnekler artık ülkemizde başlamıştır. Adli görüşme odalarında yine çocuk ve kadının bir daha örselenmesinin önüne geçici uygulamalar hayata geçmiştir. Edirne’de de vardır ve aldığım bilgiye göre bugüne kadar 231 görüşme buralarda yapılmıştır. Yani 231 insan örselenmemiş, tekrar o anı yaşamammış, bu çok değerlidir. Bundan dolayı hepinize tüm yargı mensuplarımıza, uzmanlarımıza, kolluğumuza, emeği geçen kurum temsilcilerimize teşekkür ediyorum.”

Edirne Valisi Ekrem Canalp de adaletin en yalın haliyle herkesin hakkını verebilmek olduğunu vurguladı. Devlet olarak yürütmüş oldukları görevlerde narin guruplara hassasiyet gösterdiklerini anlatan Canalp, bu gurupları, çocuklar, yaşlılar, engelliler ve kadınlar olarak tanımladı.

Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Dairesi Başkanı Ramazan Gürkan ise Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüklerinin 2019 yılında 7 pilot adliyede hizmete geçtiğini ve bugün sayılarının 116’ya ulaştığını ifade etti.

Edirne Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Çakmak ise Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlükleriyle suça maruz kalan çocuk, kadın ve diğer dezavantajlı grupların uzman desteğiyle ifadelerinin alınmasının sağlandığını dile getirdi.