Ayasofya dünyaya örnek olabilecek bir modelle restore ediliyor

İSTANBUL(AA) – İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Dr. Coşkun Yılmaz, Ayasofya-i Kebir Camisi’ndeki restorasyon çalışmaları hakkında AA muhabirine yaptığı açıklamada, tarihi yapının Roma İmparatorluğu döneminde taç giyme törenleri, Osmanlı döneminde ise önemli merasimlerin düzenlendiği protokol mabedi olduğunu söyledi.

Ayasofya’nın 1500 yıllık bir geçmişi olduğunu, bu süreçte yaşanan siyasi, sosyal, kültürel ve doğal afetlerin de yapıyı etkilediğini ve izler bıraktığını belirten Yılmaz, “Ayasofya, Nika İsyanı’nda yakılmış, Latin istilasını yaşamış, büyük depremlerde yıkımlara maruz kalmış, yangın ve diğer afetlerden etkilenmiştir. Tarihi boyunca pek çok zorluğu aşarak günümüze ulaşmış ve insanlık tarihinin en önemli mabetlerinden birisi olarak yaşamaya devam etmektedir.” dedi.

Yılmaz, İstanbul’u 1453’te fetheden Osmanlı’nın Ayasofya’ya büyük önem verdiğini, Fatih Sultan Mehmet’in ilk işlerinden birisinin de burayı korumaya almak olduğunu dile getirdi.

“Mimar Sinan’ı, Ayasofya’nın mimarları arasında zikretmek mümkün”

Sultan 2. Selim ile 3. Murad döneminde Ayasofya’nın büyük bir bakım ve restorasyondan geçirildiğini anlatan Yılmaz, şunları kaydetti:

“Minareler ekleniyor, istinat duvarları, payanda ilaveleri yapılıyor. Aslında Ayasofya’yı 16. yüzyıldan bugüne taşıyan hatta gelecek asırlara taşıyan destek, bakım ve onarım çalışması Mimar Sinan’ın eliyle gerçekleştirilmiştir. Bütün mimarlar, ‘Eğer Mimar Sinan’ın eliyle onarım ve destek çalışmaları olmasaydı bugün harap olmuş bir Ayasofya’yı konuşurduk’ der. Bu sebeple Mimar Sinan’ı, Ayasofya’nın mimarları arasında zikretmek mümkün.”

İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Yılmaz, Mimar Sinan’dan sonra en büyük bakımın önemli bir bütçe ayrılarak, Sultan Abdülmecid tarafından mimar Fossati eliyle yaptırıldığını söyledi.

Ayasofya tarihinde Osmanlı katkılarının sadece bakım ve onarımla kalmadığına dikkati çeken Yılmaz, Osmanlı’da külliye geleneği olduğunu söyledi.

Yılmaz, Fatih, Sultanahmet ile Süleymaniye külliyelerini örnek vererek, “Osmanlılar fetihten sonra yapmış oldukları ilavelerle Ayasofya’yı bir Osmanlı külliyesine dönüştürmüşlerdir. Osmanlıların külliyeye dönüştürme çalışmalarını anlamaz, anlatmazsak Ayasofya’ya katkılarını eksik anlatmış oluruz.” diye konuştu.

Külliyenin ilk ilavesinin minare ve medrese olduğunu dile getiren Yılmaz, Fatih devrinden başlayarak minareler, medrese, imarethaneler, en büyük hanedan haziresi, türbeler, şadırvan, sıbyan mektebi, muvakkithane ile caminin içerisine yapılan kütüphanesiyle Ayasofya’nın bir Osmanlı külliyesine dönüştürüldüğünü bildirdi.

Restorasyon çalışmaları hakkında bilgi veren Yılmaz, “Tamiratlara yaklaşık 20 yıldır büyük bir titizlikle, sabırla, ilmi hassasiyetle hiçbir maddi fedakarlıktan kaçınmadan Ayasofya’nın 1500 yıllık geçmişine uygun bir şekilde devam edildiğini söyleyebiliriz. Ayasofya’nın Sıbyan Mektebi ve bazı yapıları lojman ve benzeri amaçlarla kullanılıyordu. Başta bunların boşaltılması olmak üzere, türbelerin, kubbenin, iç cephenin tamiratı, medresenin ihyası olmak üzere çok ciddi çalışmalar yürütüldü.” ifadelerini kullandı.

Fatih’in yaptırdığı medrese ihya edildi

Yılmaz, Fatih’in inşa ettirdiği, 1934’te yıkılan medresenin aslına uygun olarak yeniden yapıldığını, 1980’li yıllarda yapılan kazı çalışmalarında medresenin temeline ulaşılarak, ortaya çıkarıldığını aktardı.

2017’de başlayan süreçte de bu medresenin ihya edildiği belirten Yılmaz, “Burası aslına ve kuruluş amacına uygun olarak Vakıflar Genel Müdürlüğüne bağlı Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi tarafından eğitim hizmetlerinde değerlendirilecek.” dedi.

Yılmaz, çalışmaların Kültür ve Turizm Bakanlığının mimar ve restoratörleri başta olmak üzere çeşitli üniversitelerde hem dönem hem de Ayasofya üzerine araştırmaları olan akademisyenler tarafından yürütüldüğünü söyledi.

Ayasofya’nın, restorasyon, bakım ve onarımında birinci derecede uzmanlığın esas olarak benimsendiğini vurgulayan Yılmaz, “1500 yıllık yapının geçirmiş olduğu tarihi sürecin ve oluşturduğu kültürel mirasın korunması yolunda hangi uzmanlık seviyesi, türü, hangi hizmet gerekiyorsa bu büyük bir hassasiyetle yürütülüyor.” diye konuştu.

Ayasofya’daki restorasyon çalışmasını iğne ile kuyu kazmaya benzeten Yılmaz, şöyle devam etti:

“Bazen bu yapının bir mermerini tamir etmek ve parçalarını bir araya getirmek için 3-5 ayrı yöntemi değerlendirip kullanmak gerekiyor. Belki size garip gelebilir ama toplu iğne başı kadar küçük bir mermer parçası bile tespit edilip fotoğrafı çekiliyor, milimetrik hesap ve çizimleri yapılarak yerine yerleştiriliyor. Bazen o mermerin yapışması için bir ay, bir buçuk ay gibi bir süre bekleniyor. Bu kadar titiz bir çalışma yürütülüyor. Bu işlere ilgili bir tarihçi ve Ayasofya’ya meraklı pek çok mimarı, diplomatı, uzmanı ağırlamış birisi ve onların ortak görüşü olarak şunu söyleyebilirim: Ayasofya’da yapılan çalışmalarla en iyi uzmanlar, dünyanın en gelişmiş tekniğiyle bu tür yapıların tamiratında uygulanması gereken en iyi sonuca ulaşmıştır. Ayasofya, dünya restorasyon tarihinde örnek olarak incelenebilecek ve model olarak ortaya konulabilecek bir metodoloji, hassasiyet ve uzmanlıkla tamir edilmiştir. Bu herkesin ortak kanaatidir. Ayasofya üzerinden Türkiye, dünyaya farklı inanç ve medeniyetlere ait kültürel mirasın nasıl korunacağına dair örnek bir sistemi, modeli ve yapıyı ortaya koymuştur. Bu bizim tarihi köklerimizden ve uygulamalarımızdan gelen bir gelenektir. Yakın zamanda görüştüğüm farklı diplomatlar da bu hakkı teslim etmişlerdir.”

Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gerek müze döneminde gerekse yeniden camiye dönüştürülmesi sürecinde Ayasofya’daki restorasyonlarla yakından ilgilendiği belirterek, “Kimi zaman gelip bizzat yerinde takip etti. Bu da Ayasofya’ya en üst düzeyde verilen önemi gösteriyor.” şeklinde konuştu.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL(AA) – Milli Saraylar Başkanlığı’nın halı koleksiyonunda yer alan 119 yıllık Dolmabahçe Sarayı’nın halısı restore ediliyor.

Sarayda merasimlerin tertip edildiği Muayede Salonu’na ait olan halı, 1902 yılında II. Abdülhamid Han döneminde Hereke Dokuma Fabrikası’nda Muayede Salonu’na özel olarak üretildi. Üzerinde kabartma desenlerin bulunduğu halı Türk düğümü ve pamuk çözgü tekniği ile dokundu. Avrupai tarzda dokunan halıda daha çok rokoko desenler bulunuyor.

Yıldız Şale Köşkü’nde oluşturulan özel atölyede restore edilen halı üzerinde 8 kişi çalışıyor.

“Halının ağırlığı bir tona yakın”

Yıldız Şale Köşkü Halı Atölyesi sorumlusu Mustafa Köksal, halı hakkında şu bilgileri verdi:

“119 yıllık tarihe tanıklık etmiş bir halı. Bazı kısımlarda güneşten dolayı aşınmalar oluşmuş. 4 ay önce bir kadro ile çalışmalara başladık. Toplamda 8 ayda tamamlamayı düşünüyoruz. Buradaki ipler, halının numarası tespit edilerek renkleri burada boyanır. Şu anda onarımının yüzde 50’sini tamamladık sayılır. Hasır işlemleri sürüyor. Onarım bittikten sonra tesfiye aşamasına geçilecek. Daha sonra da yerine sereceğiz. Halının ağırlığı bir tona yakın.”

EDİRNE(AA) – Doğu Roma İmparatorluğu tarafından 12. yüzyılda inşa edildiği tahmin edilen “Enez Ayasofyası” olarak da bilinen yapı, Fatih Sultan Mehmet’in 1456’da Taşoz, Limni, Semadirek adalarının yanı sıra Cenevizliler’e ait Enez’i fethetmesi sonrası camiye dönüştürüldü.

Yapının güneydoğusunda mihrap, batısında minber yapıldı, dış tarafına da kesme taştan minare inşa edildi. Osmanlı döneminde 1700’lü yıllarda birkaç kez onarımdan geçirilen caminin bir kısmı, 1965’teki depremde yıkıldı. Bu süreçte onarımı yapılmayan cami, bir müddet sonra büyük ölçüde zarar gördü.

Vakıflar Genel Müdürlüğü, camiyi 2015 yılında restorasyon programına aldı. Edirne ​Vakıflar Bölge Müdürlüğünün yürüttüğü restorasyon kapsamında veri teşkil etmesi için sonik, sismik testlerin yanı sıra, lazer tarama, malzeme analizleri ve dönemlemeleri yaptırarak, detaylı araştırmalar yürütüldü.

Caminin rekonstrüksiyona dayalı restorasyon projesi Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından onaylanması sonrası restorasyon çalışmalarına 2016 yılında başlandı.

Eylül ayında hem ibadete hem ziyarete açılması planlanıyor

Caminin, 1. derece arkeolojik sit alanı olan Enez Kalesi içerisinde yer alması nedeniyle çalışmalar büyük bir titizlikle yürütüldü.

Restorasyonun başında caminin temellerini açılarak güçlendirildi. Temel enjeksiyonlarından sonra sağlam beden duvarlarından başlamak üzere inşa çalışmalarına başlandı. Caminin tavanı ve kubbesi tamamen kapatıldı. Ayrıca caminin içerisindeki ısıtma ve soğutma sistemleri kuruldu, zeminin mermer döşemesi yapıldı.

İmalata başlamadan önce caminin harim kısmında yerde bulunan ve numaralandırılarak çıkarılan özgün döşeme taşları da yerlerine döşendi. Geri kalan açık yerlerde de yeni mermerler kullanılarak döşeme yapıldı.

Caminin çevresinde yıllar içerisinde oluşan toprak kotu da temizlendi.

1965 yılından bu yana 56 yıldır kapalı olan caminin vakfiyesine uygun şekilde eylül ayında hem ibadete hem de ziyarete açılması planlanıyor.