Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'ne Kurban Bayramı'nın son gününde de ilgi sürüyor

İSTANBUL (AA) – Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanından ziyaretçilerini ağırlayan Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nde bayram yoğunluğu sürüyor.

Sabah saatlerinden itibaren camiye gelen yerli ve yabancı ziyaretçiler, Ayasofya’yı görebilmek için kapının önünde sıraya girdi.

Namaz aralarında vatandaşlar gruplar halinde belirli aralıklarla camiye alınırken, her yeni grup girmeden önce caminin içi dezenfekte ediliyor.

Zaman zaman caminin önünde bekleyen kalabalık yoğunlaşırken, bazı ziyaretçiler cami önündeki yeşil alanda bulunan ağaçların altında bekliyor.

Rusya’dan erkek arkadaşıyla birlikte Ayasofya-ı Kebir Camisi’ne gelen Anna Shcherbakova, “İlk defa İstanbul’a geldim. Planlarımızı değiştirip Ayasofya’yı görmek istedik. Bu inanılmaz mimariye sahip yapıyı görmeye geldik. Bu yüzden içeri girip görmek istiyoruz.” dedi.

Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi hakkındaki düşüncelerinin sorulması üzerine Shcherbakova, “Bu çok zor bir soru. Hiçbir önemi yok. Her şeyden önce inanılmaz bir yapı. Ben Rus’um. Aynı zamanda bir Ortodoks’um. Yıllar yıllar önce de burada Ortodoks liderleri vardı.” diye konuştu.

Sıcak havaya rağmen omuzlarında hırka bulunan Shcherbakova, “Ben bunu giymeye karar verdim. Bu bir saygı gereği ve aynı zamanda kurallara uymak için.” dedi.

“Çok mutluyuz”

Belçika’nın başkenti Brüksel’de yaşayan ve 3 yaşındaki kızı Sultan’la İstanbul’u gezmeye gelen Karaca ailesi, çok mutlu olduklarını dile getirerek, Ayasofya’yı daha önce müzeyken gezdiklerini, şimdi ise cami olarak ziyaret edeceklerini ifade etti.

Kağan Karaca, “Ayasofya’nın camiye dönüştürülme haberini aldığımızda her Türk gibi biz de duygulandık. Allah Cumhurbaşkanımızı başımızdan eksik etmesin. Brüksel’de herkes bizim gibi. Türkler mutlu, yabancılar mutsuz.” dedi.

Fas’tan ailesiyle birlikte gelen ve camiye girmek için sıra bekleyen Abdessadek Elmeskine, “Ben Faslıyım. Daha önce müze olan bu yapının camiye dönüştürülmesi bizi mutlu etti. Bugünlerde buranın cami olarak açılması bize çok güzel bir hediye oldu. Ayasofya’nın tekrardan İslam’a geçmesi bizi çok mutlu etti.” ifadelerini kullandı.

Muhabir: Başak Akbulut Yazar

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – Ayasofya, İstanbul’un fethine kadar 916 yıl kilise, 1453’ten, 1934’te alınan kararla müze oluncaya dek cami olarak kullanıldı ve 86 yıl müze olarak hizmet verdi. Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği, Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesine yönelik Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle Danıştay’da dava açtı.

Danıştay 10. Dairesi, 10 Temmuz 2020’de Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını oy birliğiyle iptal edince Ayasofya’da yeniden ibadet etmenin yolu açılmış oldu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, aynı gün Ayasofya’nın yeniden ibadete açılmasına ilişkin kararnameyi imzalayarak, sosyal medya hesabından “Hayırlı olsun” notunu paylaştı.

Ayasofya’nın Diyanet İşleri Başkanlığına devredilerek ibadete açılmasına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlandı.

Müze statüsünden çıkmasıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nin ücretli giriş uygulamasının kaldırıldığını, camiyi 24 Temmuz 2020’da, cuma namazıyla ibadete açmayı planladıklarını duyurdu.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, camiye 3 imam ve 5 müezzin atandığını açıkladı.

Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nin yeniden ibadete açılmasına özel tedavül para ve hatıra para basıldı.

Cemaat, tarihi yarımada sokaklarını doldurdu

Açılış günü, cuma namazını Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nde kılmak isteyen, İstanbul’un yanı sıra başka kentlerden ve yurt dışından gelenler, sabah erken saatlerden itibaren Ayasofya Meydanı’na girmek için adeta akın etti. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını önlemleri kapsamında camide ve alanda sosyal mesafe kuralı uygulandı.

Camiye sığmayan cemaat, tarihi yarımada sokaklarını doldurdu. Cami ve çevresinde namaz için erkeklere Ayasofya Meydanı, Sultanahmet Meydanı ve Yerebatan Caddesi, kadınlara ise Sultanahmet Türbesi yanındaki alan ile Mehmet Akif Parkı tahsis edildi.

Açılış dolayısıyla 21 bin polis görev yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kur’an-ı Kerim okudu

Diyanet İşleri Başkanlığınca camide dua programı düzenlendi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, cami içinde Fatiha Suresi’ni ve Bakara Suresi’nin ilk 5 ayetini okudu.

Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nin 4 minaresinden 4 müezzinle ezan okundu, 86 yıl sonra kılınan ilk namazda, Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yanı sıra çok sayıda Müslüman saf tuttu. Cami, 86 yıl sonra 24 Temmuz 2020’de kılınan cuma namazıyla ibadete açılmış oldu.

Prof. Dr. Ali Erbaş, “Ayasofya: Fethin nişanesi, Fatih’in emaneti” başlıklı hutbe verdi. Erbaş, hutbesini okumak için minbere kılıçla çıktı. Hutbe sonrası cuma namazının farzını kıldıran Erbaş, Fetih Suresi’ni okudu.

Ayasofya-i Kebir Camisi, kılınan ilk cuma namazının ardından sabaha kadar açık kaldı.

Türkiye’nin dört bir yanından ve yurt dışından cami açılışına gelenler, duygusal anlar yaşadı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeniden ibadete açılan Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’ne Al-i İmran Suresi’nin 159 ve 160. ayetlerinin yer aldığı hat levhasını bağışladı.

86 yıl sonra ilk bayram namazı

Camide 86 yıl sonra ilk bayram namazı, 31 Temmuz 2020’de Kurban Bayramı’nın ilk günü kılındı. Diyanet İşleri Başkanı Erbaş’ın kıldırdığı namaz, caminin içini ve çevresini dolduran binlerce vatandaşın katılımıyla eda edildi.

Camideki ilk Ramazan Bayramı namazını da bu yıl 13 Mayıs’ta Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Erbaş kıldırdı.

Muhabir: Hikmet Faruk Başer

İSTANBUL(AA) – İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Dr. Coşkun Yılmaz, Ayasofya-i Kebir Camisi’ndeki restorasyon çalışmaları hakkında AA muhabirine yaptığı açıklamada, tarihi yapının Roma İmparatorluğu döneminde taç giyme törenleri, Osmanlı döneminde ise önemli merasimlerin düzenlendiği protokol mabedi olduğunu söyledi.

Ayasofya’nın 1500 yıllık bir geçmişi olduğunu, bu süreçte yaşanan siyasi, sosyal, kültürel ve doğal afetlerin de yapıyı etkilediğini ve izler bıraktığını belirten Yılmaz, “Ayasofya, Nika İsyanı’nda yakılmış, Latin istilasını yaşamış, büyük depremlerde yıkımlara maruz kalmış, yangın ve diğer afetlerden etkilenmiştir. Tarihi boyunca pek çok zorluğu aşarak günümüze ulaşmış ve insanlık tarihinin en önemli mabetlerinden birisi olarak yaşamaya devam etmektedir.” dedi.

Yılmaz, İstanbul’u 1453’te fetheden Osmanlı’nın Ayasofya’ya büyük önem verdiğini, Fatih Sultan Mehmet’in ilk işlerinden birisinin de burayı korumaya almak olduğunu dile getirdi.

“Mimar Sinan’ı, Ayasofya’nın mimarları arasında zikretmek mümkün”

Sultan 2. Selim ile 3. Murad döneminde Ayasofya’nın büyük bir bakım ve restorasyondan geçirildiğini anlatan Yılmaz, şunları kaydetti:

“Minareler ekleniyor, istinat duvarları, payanda ilaveleri yapılıyor. Aslında Ayasofya’yı 16. yüzyıldan bugüne taşıyan hatta gelecek asırlara taşıyan destek, bakım ve onarım çalışması Mimar Sinan’ın eliyle gerçekleştirilmiştir. Bütün mimarlar, ‘Eğer Mimar Sinan’ın eliyle onarım ve destek çalışmaları olmasaydı bugün harap olmuş bir Ayasofya’yı konuşurduk’ der. Bu sebeple Mimar Sinan’ı, Ayasofya’nın mimarları arasında zikretmek mümkün.”

İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Yılmaz, Mimar Sinan’dan sonra en büyük bakımın önemli bir bütçe ayrılarak, Sultan Abdülmecid tarafından mimar Fossati eliyle yaptırıldığını söyledi.

Ayasofya tarihinde Osmanlı katkılarının sadece bakım ve onarımla kalmadığına dikkati çeken Yılmaz, Osmanlı’da külliye geleneği olduğunu söyledi.

Yılmaz, Fatih, Sultanahmet ile Süleymaniye külliyelerini örnek vererek, “Osmanlılar fetihten sonra yapmış oldukları ilavelerle Ayasofya’yı bir Osmanlı külliyesine dönüştürmüşlerdir. Osmanlıların külliyeye dönüştürme çalışmalarını anlamaz, anlatmazsak Ayasofya’ya katkılarını eksik anlatmış oluruz.” diye konuştu.

Külliyenin ilk ilavesinin minare ve medrese olduğunu dile getiren Yılmaz, Fatih devrinden başlayarak minareler, medrese, imarethaneler, en büyük hanedan haziresi, türbeler, şadırvan, sıbyan mektebi, muvakkithane ile caminin içerisine yapılan kütüphanesiyle Ayasofya’nın bir Osmanlı külliyesine dönüştürüldüğünü bildirdi.

Restorasyon çalışmaları hakkında bilgi veren Yılmaz, “Tamiratlara yaklaşık 20 yıldır büyük bir titizlikle, sabırla, ilmi hassasiyetle hiçbir maddi fedakarlıktan kaçınmadan Ayasofya’nın 1500 yıllık geçmişine uygun bir şekilde devam edildiğini söyleyebiliriz. Ayasofya’nın Sıbyan Mektebi ve bazı yapıları lojman ve benzeri amaçlarla kullanılıyordu. Başta bunların boşaltılması olmak üzere, türbelerin, kubbenin, iç cephenin tamiratı, medresenin ihyası olmak üzere çok ciddi çalışmalar yürütüldü.” ifadelerini kullandı.

Fatih’in yaptırdığı medrese ihya edildi

Yılmaz, Fatih’in inşa ettirdiği, 1934’te yıkılan medresenin aslına uygun olarak yeniden yapıldığını, 1980’li yıllarda yapılan kazı çalışmalarında medresenin temeline ulaşılarak, ortaya çıkarıldığını aktardı.

2017’de başlayan süreçte de bu medresenin ihya edildiği belirten Yılmaz, “Burası aslına ve kuruluş amacına uygun olarak Vakıflar Genel Müdürlüğüne bağlı Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi tarafından eğitim hizmetlerinde değerlendirilecek.” dedi.

Yılmaz, çalışmaların Kültür ve Turizm Bakanlığının mimar ve restoratörleri başta olmak üzere çeşitli üniversitelerde hem dönem hem de Ayasofya üzerine araştırmaları olan akademisyenler tarafından yürütüldüğünü söyledi.

Ayasofya’nın, restorasyon, bakım ve onarımında birinci derecede uzmanlığın esas olarak benimsendiğini vurgulayan Yılmaz, “1500 yıllık yapının geçirmiş olduğu tarihi sürecin ve oluşturduğu kültürel mirasın korunması yolunda hangi uzmanlık seviyesi, türü, hangi hizmet gerekiyorsa bu büyük bir hassasiyetle yürütülüyor.” diye konuştu.

Ayasofya’daki restorasyon çalışmasını iğne ile kuyu kazmaya benzeten Yılmaz, şöyle devam etti:

“Bazen bu yapının bir mermerini tamir etmek ve parçalarını bir araya getirmek için 3-5 ayrı yöntemi değerlendirip kullanmak gerekiyor. Belki size garip gelebilir ama toplu iğne başı kadar küçük bir mermer parçası bile tespit edilip fotoğrafı çekiliyor, milimetrik hesap ve çizimleri yapılarak yerine yerleştiriliyor. Bazen o mermerin yapışması için bir ay, bir buçuk ay gibi bir süre bekleniyor. Bu kadar titiz bir çalışma yürütülüyor. Bu işlere ilgili bir tarihçi ve Ayasofya’ya meraklı pek çok mimarı, diplomatı, uzmanı ağırlamış birisi ve onların ortak görüşü olarak şunu söyleyebilirim: Ayasofya’da yapılan çalışmalarla en iyi uzmanlar, dünyanın en gelişmiş tekniğiyle bu tür yapıların tamiratında uygulanması gereken en iyi sonuca ulaşmıştır. Ayasofya, dünya restorasyon tarihinde örnek olarak incelenebilecek ve model olarak ortaya konulabilecek bir metodoloji, hassasiyet ve uzmanlıkla tamir edilmiştir. Bu herkesin ortak kanaatidir. Ayasofya üzerinden Türkiye, dünyaya farklı inanç ve medeniyetlere ait kültürel mirasın nasıl korunacağına dair örnek bir sistemi, modeli ve yapıyı ortaya koymuştur. Bu bizim tarihi köklerimizden ve uygulamalarımızdan gelen bir gelenektir. Yakın zamanda görüştüğüm farklı diplomatlar da bu hakkı teslim etmişlerdir.”

Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gerek müze döneminde gerekse yeniden camiye dönüştürülmesi sürecinde Ayasofya’daki restorasyonlarla yakından ilgilendiği belirterek, “Kimi zaman gelip bizzat yerinde takip etti. Bu da Ayasofya’ya en üst düzeyde verilen önemi gösteriyor.” şeklinde konuştu.