Baharın habercisi kar çiçeklerinin göz alıcı güzelliği

TUNCELİ (AA) – Tunceli'nin Ovacık ilçesinde ilkbaharın gelişiyle açan kar çiçekleri, seyrine doyumsuz manzaralar oluşturdu.

Her yıl mart ayının son haftasında karların erimesiyle açan ve bilimsel adı "eranthis hyemalis" olan kar çiçekleri, ilçedeki tarlaları ve dere kenarlarını sarıya bürüdü.

Dünyada yaklaşık 15, Türkiye'de ise tek türü bulunan kar çiçeği, yumru şeklinde kökleri ve 10-15 santimetre boyuyla çok narin bir otsu bitki olarak biliniyor.

Munzur Dağları'nın karlı görüntüsüyle bütünleşen sarı kar çiçeklerinin güzelliği, yöredeki fotoğraf sanatçılarının da ilgisini çekiyor.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

Zengin florası, yaban hayatı varlığı ve biyolojik çeşitliliğiyle büyük öneme sahip olan Munzur, Hel, Yılan ve Sülbüs dağları arasındaki kent, tarihi, doğal ve turistik güzellikleriyle her mevsim gözde yerlerin başında geliyor.

Kente bağlı Ovacık ilçesinde Munzur Vadisi Milli Parkı, Munzur Gözeleri ve Kırkmerdiven Şelaleleri bulunurken, Keban Baraj Gölü kıyısında kurulu Pertek ilçesinde ise Sağman, Sungur Bey ve Çelebi Ağa camileri ile Pertek Kalesi tarihi ihtişamıyla göz dolduruyor.

Hozat ilçesinde yer alan Ergen Kilisesi ve Çemişgezek’teki İn Delikleri ve Tağar Köprüsü’nün yanı sıra yaylalarıyla göz kamaştıran Pülümür ilçesindeki tarihi Hatun Köprüsü ve Gelin Odaları geçmişin izini taşıyor.

Sahip olduğu tarihi güzellikleriyle turizm açısından büyük önem sahip olan kentte, 4 blok ve 5 bin 800 metrekare kapalı alandan oluşturulan Tunceli Müzesi de yazılı ve görsel alanlarının yanı sıra “Alevilik”, “arkeoloji”, “kütüphane” ve “etnografya” bölümleriyle ziyaretçilerin ilgi odağı oluyor.

Tunceli Müzesi vitrinlerinde 800 eser sergileniyor

Yöreye ait inanç ritüellerinin bal mumu heykeller kullanılarak sergilendiği müzede, kentin en eski tarihsel buluntularından taş aletler, pişmiş topraktan çömlekler ve çeşitli madenlerden yapılmış yaklaşık 800 eser ön plana çıkıyor.

Müzedeki koleksiyonlar arasında en çok ilgiyi çeken eserler arasında ise 1968-1974 yılları arasında Çemişgezek’teki Pulur Sakyol Höyüğü’nde yapılan arkeolojik kazılarda elde edilen 5 bin yıllık ok uçları bulunuyor.

Keban Baraj Gölü kurtarma kazısında çıkarıldıktan sonra uzun yıllar Elazığ Müzesi’nde sergilenen ve geçen yıl resmi açılışı yapılan Tunceli Müzesi’ne taşınan ok uçları, yapıları ve büyüklükleriyle Demir Çağı ve Tunç Çağı hakkında önemli ip uçları veriyor.

Müzenin arkeoloji bölümünde sergilenen nadide eserler arasında yer alan ok uçları, dönemin insanlarının vazgeçilmez besin kaynağı olan hayvanların avlanmasında kullanılan önemli aletler arasında değerlendiriliyor.

Tunceli Müzesi’nde görevli arkeolog Özgür Şahin, AA muhabirine, kentte 1968-1974 yılında yapılan ilk arkeolojik çalışmanın Pulur Sakyol Höyüğü’ndeki kurtarma kazısı olduğunu söyledi.

Höyükteki buluntu ve kalıntıların kentin kültür tarihi açısından önemli olduğunu ifade eden Şahin, “Yakın döneme kadar ilimizde müzenin olmamasından dolayı buradaki kültür varlıkları çevre illerdeki müzelere taşınarak koruma altına alınmıştı. Ancak 2020’de Tunceli Müzesi’nin resmi olarak açılmasıyla buradan dışarıya giden kültür varlıkları ait oldukları topraklara geri getirildi ve müze vitrinlerinde sergilenmeye başladı.” dedi.

5 bin yıllık ok uçları ziyaretçilerin ilgini çekiyor

Şahin, 2021 yılındaki arazi araştırmalarıyla 200 yeni eserin müzede korumaya alındığını belirterek, “Müzemiz koleksiyonları arasında yer alan ve Pulur Sakyol Höyüğü’nden çıkarılan buluntular arasında yer alan ok uçları, müzemize gelen ziyaretçilerden yoğun ilgi görmektedir.” ifadesini kullandı.

Ok uçlarının günümüzden 5 bin yıl öncesine ışık tuttuğunu anlatan Şahin, bu eserlerin ait oldukları dönemin insanlarının vazgeçilmez besin kaynağı arasında yer alan hayvanları avlamak için kullanılan önemli bir silah ve alet olduğuna işaret etti.

Şahin, okların farklı dönem ve gölgelere göre tipolojik ve malzeme açısından farklılık gösterdiğine dile getirerek, “Müzemizdeki bu ok uçları ait oldukları dönem içerisinde o dönemin insanlarının beslenme alışkanlıkları ve kullandıkları teknikler hakkında son derece önemli bilgiler sunuyor. Özellikle erken dönemlere tarihlenen obsidyen ve kemikten yapılmış ok uçları dönem insanlarınca küçük av hayvanlarını avlamak için kullanılmıştır. Bunun yanında maden işleme teknolojisinin gelişmesiyle dökme ve dövme tekniği kullanılarak yapılan tunç ve demir ok uçları da müzemiz koleksiyonları içerisinde yer almaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.

Tunceli’nin Pülümür ilçesindeki havuzlarda doğal yöntemlerle üretilen kaynak tuzu, yurt içinde satışa sunuluyor.

Bitki örtüsü, verimli arazileri ve yaylaların fazla olması sebebiyle tarım ve hayvancılığın yaygın yapıldığı kentte, son yıllarda devlet teşvikleri ve hibe yardımlarıyla ceviz, bal ve dut üreticiliği de artmaya başladı.

Kente bağlı Ovacık ilçesinde kuru fasulye, nohut ve barbunya ekimi yaygınken, Mazgirt ilçesinde sebze ve meyve üretimi, Pertek ve Çemişgezek ilçelerinde ise buğday ve arpa gibi zengin tahıllar ile dut ve ceviz yetiştiriciliği dikkati çekiyor.

Sahip olduğu endemik türler ve zengin florasıyla öne çıkan Pülümür ilçesinde de arıcılığın yanı sıra doğal yöntemlerle ortaya çıkarılan yeraltı kaynak tuzu, yöre insanı için önemli gelir kaynakları arasında yer alıyor.

İlçe merkezine yaklaşık 10 kilometre uzaklıktaki Göneli Mezrası’ndaki tuz işletmesinde çalışan üreticiler de yıllardır ekmeğini yerin altından çıkan kaynak suyu ile ürettikleri tuzdan kazanıyor.

Yeraltından çıkarılan tuzlu su depolarda biriktiriliyor

Üreticiler, bölgedeki yeraltı su kaynaklarının kaya tuzu tabakalarını eriterek yüzeye çıktığı noktalara sondaj vurup, yüzeye çıkan tuzlu suyu depo şeklindeki kuyularda biriktiriyor.

Motor yardımıyla kuyudaki suları ihtiyaca göre işletmedeki ana havuzlara tahliye eden tuz üreticileri, bu sayede suyun hem dinlendirilmesini hem de ağır maddelerin zemine çökerek temizlenmesini sağlıyor.

Birkaç günlük bekleyişin ardından ana havuzlardaki sular, üreticilerce borular aracılığıyla asıl tuz üretiminin yapılacağı çok sayıda havuza aktarılıp güneşin etkisiyle buharlaştırılıyor.

Yaklaşık bir haftalık süre sonunda suyun iyice buharlaşmasıyla oluşan kristal halindeki tuz, ardından belirli aralıklarla üreticiler tarafından kürekler yardımıyla havuzun bazı noktalarına çekiliyor.

Pülümür tuzu tüketiciden yoğun talep görüyor

Tuz birikintileri neminden arındırılıp beyaz rengine kavuştuktan sonra işçilerce 5 kilogramlık torbalara doldurulup kent merkezi başta olmak üzere çevre il ve ilçelerde satışa sunuluyor.

Göneli tuzlasında işçi olarak çalışan Erdal Uludağ, AA muhabirine, Pülümür ilçesinde yıllardır aynı geleneksel yöntemlerle yeraltı kaynak tuzu üretimi yapıldığını söyledi.

Yeraltından çıkan tuzlu kaynak suyunu kuyularda biriktirdiklerini belirten Uludağ, daha sonra motor yardımıyla suları ana havuzlara aktarıp dinlendirmeye bıraktıklarını dile getirdi.

İşletmedeki büyük havuzlarda bekletilen suların ağır maddelerden temizlenmesiyle küçük havuzlara tahliye ettiklerini ifade eden Uludağ, “Su dört gün boyunca havuzlarda kalıyor ve ısısı değişiyor. Güneşin etkisiyle havuzlardaki ham su buharlaşıyor, geriye normal tuzlu su kalıyor. Tuzlu su da üç gün daha bekletildikten sonra tuza yatıyor ve yattıktan dördüncü veya beşinci günü tuz çekime hazır hale geliyor.” dedi.

Uludağ, havuzlarda oluşan tuzu kürekler yardımıyla belirli noktalara çektiğini dile getirerek, şöyle konuştu:

“Tuz orada kuruyor ve nemi iyice çekildikten sonra paketlemesini yapıyoruz. Satış için kilosunu ayarlıyoruz. Pülümür tuzunu çevre il ve ilçelere satıyoruz. Tuz üretimine haziran ayında başlıyoruz ve eylülün sonuna kadar hava sıcak olursa tuz oluşumu devam ediyor. Ama havalar soğursa tuz oluşumu yavaşlıyor, her şey güneşe bağlı.”

“Kuraklık tuz üretimi oranını olumsuz etkiledi”

Bu yıl tuz üretimi veriminin önceki yıllara göre düştüğü anlatan Uludağ, “Kuraklık var ve kaynak suyu olduğu için çekiliyor. Önceden burada 6 kişi çalışıyorduk. Şu anda verim düşük olduğu için iki kişi çalışıyoruz. Şu ana kadar 100 ton tuz ya çıktı ya da çıkmadı. Önceki senelerde 300-350 ton tuz çıkıyordu. Hiçbir katkı maddesi yok ve kimyasal hiçbir şey tuza atılmıyor.” dedi.

İşletmeden tuz satın alan Gündoğan Çağ da Pülümür tuzunun doğal yöntemlerle üretildiğini anlattı.

Gündoğan, yeraltı kaynak tuzunun insan sağlığına yararlı olduğunu belirterek, “Yemeklere ayrı bir tat katıyor ve herkese tavsiye ederim.” ifadesini kullandı.