Bakan Varank: Teknoparklarımızda çalışan Ar-Ge personeli sayısı 60 bine yaklaştı

İSTANBUL (AA) – Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi ile Türk Alman Üniversitesi’nin ortaklığında yapılacak Dijitalpark Teknokent’in temelini attı.

Temel atma törenindeki konuşmasında, bugün son 19 yılda neredeyse sıfırdan inşa edilen ‘Ar-Ge ve Yenilik’ ekosistemine yeni bir aktörün daha dahil olduğuna işaret eden Varank, teknoparkların, teknolojik bilginin üretilmesi ve ticarileştirilmesi sürecindeki kritik rolleri dolayısıyla ekosistemin önemli bir parçası olduğunu söyledi.

Teknoparklar aracılığıyla, teknoloji ve yazılım geliştirme alanında faaliyet gösteren firma ve girişimcilere altyapı hizmetleri sunulduğunu belirten Varank, ileri teknoloji üretme potansiyeli olan yeni şirketlerin kurulmasını ve mevcut şirketlerin de büyümesini teşvik ettiklerini dile getirdi.

Bakan Varank, Ar-Ge ve girişimcilik kültürü olan bir ekosistemin ve nitelikli istihdamın oluşmasına Bakanlık olarak teknoparklar aracılığıyla aracılık ettiklerini dile getirerek, şunları kaydetti:

“Tabii, üniversitelerimizin de bilimsel ve teknolojik yetkinliğe sahip olması ve bu yetkinliğini ekosistemin yararına sunması da üzerinde durduğumuz ve teknoparklar vasıtasıyla elde ettiğimiz değerli bir sonuç. Bu doğrultuda, bugün temelini attığımız teknoparkımızın, üniversitelerimizi girişimci ve yenilikçi birer üniversite olma yolunda güçlendireceğine inanıyorum. İstanbul ve Rize’deki yerleşkeleriyle birlikte tam kapasiteye ulaştığında, 4 bin tam zamanlı Ar-Ge personelinin çalıştığı 300 girişimciye ev sahipliği yapacak önemli bir yatırımdan bahsediyoruz, hayırlı olsun.”

“Yenilikçi girişimcilerin hızla çoğalması gerekiyor”

Bakan Varank, rekabetin belirleyicilerinin tarihsel süreç boyunca değişerek insanların karşısına çıktığına dikkati çekerek, rekabet anlayışının geçmişten günümüze değişerek geldiği nokta hakkında değerlendirmelerde bulundu.

2000’li yıllar ile birlikte, Ar-Ge ve yeniliğe yapılan yatırımların, kalıcı rekabet üstünlüğü kazanmadaki öneminin ortaya çıktığını anımsatan Varank, bu yarışın daimi oyuncusu olabilmek için fikri üreten, Ar-Ge’sini yapan, yüksek kaliteyle üreten ve piyasaya sunan yenilikçi girişimcilerin hızla çoğalması gerektiğini aktardı.

Varank, bunun için, iyi işleyen bir Ar-Ge ve inovasyon ekosisteminin lüks değil, şart olduğuna dikkati çekerek, şu bilgileri paylaştı:

“İşte biz bu ihtiyaca cevap vermek üzere, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde kolları sıvayarak işe giriştik. 2002 yılından itibaren ülkemizdeki Ar-Ge ve girişimcilik ekosistemini etkili hale getirmek için büyük yatırımlar yaptık. Bugün 207 üniversitemiz, 8 milyona yaklaşan üniversiteli sayımız, yaklaşık 1.600 Ar-Ge ve Tasarım Merkezimiz, 88 Teknoloji Geliştirme Bölgemiz ve 183 bin tam zamanlı araştırmacımız bu ekosistemin temel aktörleri.

Desteklediğimiz teknoloji geliştirme merkezleri, kuluçka merkezleri ve teknoloji transfer ofisleri de ekosisteme öncülük eden diğer aktörler. Girişimcilere ve gençlere ev sahipliği yapan bütün bu aktörler aynı zamanda, Milli Teknoloji Hamlemizin de vazgeçilmez paydaşları. Paydaşlarımızı, ‘fikirden ürüne, üründen pazara olan tüm süreçlerde’ iyi kurgulanmış desteklerimizle teşvik ediyoruz.”

Yapılan destek çalışmaları ve verilen teşvikler hakkında bilgi veren Bakan Varank, şunları söyledi:

“Bakanlık olarak, teknopark firmalarımıza vergisel avantajların yanı sıra, danışmanlık, ticarileşme, ihracat destekleri ve iş birliği destekleri sunuyoruz. Türkiye’de 2001 yılında sadece 2 teknopark vardı, bugün 57 ilimizde 88 teknoparka sahibiz. Önümüzdeki dönemde her bir şehrimize en az bir teknopark kazandırmanın gayreti içinde olacağız. Bugüne kadar 6,2 milyar dolarlık ihracat, 131 milyar TL’lik satış gerçekleştiren teknoparklarımızda 6 bin 680 firma yer alıyor ve buralarda çalışan tam zamanlı Ar-Ge personeli sayısı da 60 bine yaklaştı. Bu firmaların yüzde 45’i yazılım sektöründe faaliyet gösteriyor. Ayrıca, yabancı sermaye açısından baktığımızda, teknoparklarımızda yaklaşık 350’ye yakın yabancı veya yabancı ortaklı firma yer alıyor, içinde gerçekten büyük global markalar var. Şu anda yaklaşık 11 bin proje yürütülen teknoparklarımızda bugüne kadar 41 binin üzerinde Ar-Ge projesi tamamlandı.”

“1.248 Ar-Ge ve 345 tasarım merkezimizde yaklaşık 76 bin Ar-Ge personeli istihdam ediliyor”

Firmaların başvuru sonuçlarına bakıldığında, şimdiye kadar sadece teknopark kaynaklı 1.330 patent, 200 tasarım, 399 faydalı model ve 543 yazılım tescili gerçekleştirildiğini aktaran Varank, “Bakanlık olarak, teknoparklarımızdaki firmalarımıza yaklaşık 21 milyar TL’lik vergisel muafiyet tanıdık. Bunun yanında Bakanlık olarak teknoparklarımızın altyapı, idare binası, kuluçka merkezi inşası için de hibe destekleri yapıyoruz, bu zamana kadar yaptığımız hibe desteği tutarı da yaklaşık 1 milyar liraya ulaştı.” dedi.

Varank, bu kapsamda, Dijitalpark Teknokent’in de altyapı, idare binası ve kuluçka merkezi inşasına şimdiye kadar yaklaşık 15 milyon TL’lik hibe verdiklerini ve önümüzdeki dönemde de desteklemeye devam edeceklerini dile getirdi.

Ekosistemin önemli aktörlerinden birinin de Ar-Ge ve tasarım merkezleri olduğuna vurgu yapan Varank, şu bilgileri paylaştı:

“Halihazırda, 1.248 Ar-Ge ve 345 tasarım merkezimizde yaklaşık 76 bin tam zamanlı Ar-Ge personeli istihdam ediliyor. Bu merkezlerimizde yaklaşık 54 bin proje tamamlanırken, 17 bin proje yürütülmeye devam ediyor. Firmalarımızın 8 bin 302 patenti, 2 bin 417 tasarımı ve 12 binden fazla markası tescil edildi. Bakanlık olarak, kendi Ar-Ge merkezlerini yürüten firmalarımızın yaklaşık 24,2 milyar TL’lik vergisel avantajdan faydalanmalarının önünü açtık.

Bir diğer önemli aktör ise Teknoloji Geliştirme Merkezleri (TEKMER). KOSGEB aracılığıyla 2019 yılında TEKMER Destek Programı’nı devreye aldık. Bugüne kadar 9 TEKMER’in kurulması için onay verdik ve bu merkezlere yaklaşık 18 milyon TL katkı sağladık. TÜBİTAK aracılığıyla, 2012 yılından itibaren Teknoloji Transfer Ofisleri’ne yaklaşık 313 milyon TL destek sağladık. 2019 yılından günümüze, Teknoloji Transfer Ofisleri’nin katkılarıyla doğrudan sanayi tarafından fonlanan üniversite-sanayi iş birliği projelerinin hacmi 500 milyon TL’ye ulaştı. TÜBİTAK’ın Patent Tabanlı Teknoloji Transferi Destekleme programımız ile teknoparklarımızda ortaya çıkan ve 2011 yılında başlattığımız Üniversite-Sanayi İş Birliği Destek Programı ile desteklediğimiz 303 projeye yaklaşık 110 milyon lira kaynak aktardık.”

“Ar-Ge ve girişimcilik alanındaki çalışmalarımızın meyvelerini almaya başladık”

Bakan Varank, Ar-Ge ve girişimcilik alanındaki çalışmaların meyvelerinin alınmaya başladığının altını çizerek, Ar-Ge harcamalarının milli gelire oranının 2002’de yüzde 0,53 iken 2019’da yüzde 1,06’ya yükseldiğini hatırlattı.

Ar-Ge harcamalarında son 10 yılın en büyük başarısını yakaladıklarını belirten Varank, şu ifadeleri kullandı:

“Gayrisafi yurt içi Ar-Ge harcamamız yaklaşık 46 milyar TL yükseldi. Arzu ettiğimiz gibi, Ar-Ge harcamalarının yüzde 64’ünü, Ar-Ge finansmanının da yüzde 56’sını özel sektör gerçekleştirdi. Ar-Ge yapmak, katma değere yatırım yapmak, şirketlerimizin bilinçli şekilde yaptığı bir faaliyet, özel sektör bu alana gerekli yatırımı gerçekleştiriyor. Tüm bu yaptığımız çalışmalar neticesinde, üretimimizde verimlilik ve katma değer artışını yakaladık. 2021 yılının ilk 6 ayındaki toplam ihracatımız yüzde 40’lık bir artış ile 105 milyar dolara ulaştı. Bu rakamlar ülkemizin şimdiye kadar yakaladığı en yüksek ihracat rakamları.

Bu trend devam ederse, sene sonunda 200 milyar doların üzerinde ihracatı, rekoru yakalamış olacağız. Bu, ülkemiz açısından başarılı bir netice olacak. Ayrıca, imalat sanayii üretimindeki katma değer artışını ihraç ettiğimiz ürünlerin kompozisyonundaki değişimden de açıkça görebiliyoruz. 2003 yılında ihracatımızdaki en büyük pay düşük teknolojili ürünlere aitken, 2020 yılında yüksek ve orta yüksek teknolojili ürünlerin ağırlıkta olduğu bir ihracat çeşidini yakalamış durumdayız.”

“İstanbul’u teknolojinin ve girişimciliğin de cazibe merkezi haline getirmek istiyoruz”

Bakan Varank, İstanbul’un önemine işaret ederek, “İstanbul başlı başına bir marka. Biz İstanbul’u teknolojinin ve girişimciliğin de cazibe merkezi haline getirmek istiyoruz.” dedi.

Girişimciliğin son dönem dünya ekonomisinin en önemli yatırım alanlarından biri olduğunu belirten Varank, Türkiye’nin girişimcilik potansiyeli hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Varank, şunları söyledi:

“Henüz 5 sene önce, 7 sene önce, sadece bir fikrin üzerine inşa edilmiş Türk firmalarının da milyar dolar üzerinde değerlemeye sahip firmalar haline geldiğini görüyoruz. En güzel örneklerden biri, Getir. Çok hızlı teslimat mantığına dayanan Getir şirketi, kurulduğu yıldan 5 buçuk sene sonra önce milyar dolar değerlemeye ulaştı, şimdi 7,5 milyar dolar değerlemeye ulaşarak, belki de Türkiye’deki en değerli şirketlerden biri oldu. Bizim amacımız, aslında gençlerimizin, bilim insanlarımızın, sahip oldukları bilgiyi, tecrübeyi girişimciliğe dönüştürerek, bu fikirlerin üzerine kurdukları şirketleriyle yeni unicornlar olmaları, yeni Turcorn’lar olmaları. ​​​​​​​

Türkiye, teknoloji tabanlı girişimlerde büyük potansiyele sahip. Son zamanda milyar dolar değerlemeye ulaşan şirketlerimizden bunu görebiliyoruz. Hedeflediğimizin de üzerinde bir performansla, çok başarılı girişimleri, önümüzdeki dönemde de Türkiye ekonomisine, dünya ekonomisine kazandırmaya devam edeceğiz.”

Konuşmasının sonunda Türk Alman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Halil Akkanat’ın konuşmasında 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun değişmesine yönelik değerlendirmesine yanıt veren Bakan Varank, şu ifadeleri kullandı:

“657 Sayılı Kanun’u değiştirmek öyle kolay değil, şu andaki bürokrasinin temelini oluşturan 657 Sayılı Kanun maalesef birçok noktada bizim de önümüzü kesiyor. Dünyanın geldiği noktaya baktığımızda, artık çok daha esnek hareket etmemiz gerekiyor. Bunun gereğinin farkındayız. Keşke 657’yi de değiştirebilsek, bir insanın bir işe girdikten sonra ömür boyu iş garantisi olması, hatta emekli olduktan sonra ömür boyu maaş garantisi olması, aslında dünyada uygulaması olan bir örnek değil.

Bizim çok daha fazla performansa göre hareket etmemiz lazım, performansa göre değerlendirme yapabilmemiz ve istihdam sağlamamız lazım. Dünya ile rekabet etmenin yolu bundan geçiyor. Mesela, geçtiğimiz günlerde, Makine ve Kimya Endüstrisi’nin anonim şirket olması ile ilgili bir kanun yasalaştı. Bu dönemde muhalefet bu kurumun, mevcut şekli ile kalması için, elinden gelen gayreti gösterdi ama TBMM gereğini yaptı ve AŞ’ye dönüştürdü.”

Temel atma törenine, Türk Alman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Halil Akkanat, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Karaman, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Geliştirme Vakfı Başkanı ve Dijital Park Yönetim Kurulu Başkanı Nusret Bayraktar, Dijital Park Genel Müdürü Prof. Dr. Tahsin Engin ve diğer yetkililer de katıldı.

Açılış konuşmalarının ardından yetkililer butona basarak, temel atma işlemini gerçekleştirdi.

Muhabir: Fatma Eda Topcu

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Roketsan ve TÜBİTAK SAGE yürütücülüğünde Tuz Gölü’nde düzenlenen TEKNOFEST Roket Yarışması’nı izlemek için geldiği Aksaray’da, AA muhabirine, Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu’nun (TOGG) Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde 25 Haziran 2018’de kurulduğunu anımsattı.

Geçen 3 yılda otomobil üretim sürecinde önemli aşamalar katedildiğini dile getiren Varank, 27 Aralık 2020’de “Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu Yeniliğe Yolculuk Buluşması” adıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katılımıyla gerçekleşen tanıtımda yerli otomobilin özelliklerinin ilk kez kamuoyuyla paylaşıldığını hatırlattı.

Türkiye’nin Otomobili Projesi’nde şu anda her şeyin planlandığı şekilde devam ettiğini belirten Varank, “Biliyorsunuz fabrikamızın inşaatı başlamıştı. İnşaat son hızda devam ediyor. 2022 yılının sonunda arabalarımızın banttan indirileceğini biz zaten ilan etmiştik. Şu anda o takvimde bir değişiklik gözükmüyor. İnşallah bir aksilik olmazsa 2022 yılının sonunda Türkiye’nin Otomobili’ni seri üretim bandından indiğini görmüş olacağız.” ifadelerini kullandı.

Varank, elektrikli otomobiller konusunun şu anda tüm dünyanın gündeminde olduğuna dikkati çekerek, “Otomotiv endüstrisi çok hızlı bir dönüşüm yaşıyor. Global markalar artık neredeyse hiç içten yanmalı motorlu araç üretmeyeceklerini ilan etmeye başladılar. Baktığımızda bu fırsatı doğru zamanda yakaladığımızın farkındayız. İnşallah Türkiye’nin Otomobili Projesi de TOGG ile birlikte neticeye erdirildiğinde burada gerçekten başarılı bir şekilde, bu sektörde yer almış olacağız. Biz buna inanıyoruz.” diye konuştu.

“Biz aslında tam zamanında bu otomobil projesini başlatmış olduk”

Türkiye’nin Otomobili’nin elektrikli yapılmasının da verilen çok doğru bir karar olduğunu belirten Varank, şunları kaydetti:

“Biz Türkiye’nin Otomobili’nin otonom özellikleri olan, yüzde 100 elektrikli ve doğuştan elektrikli bir araç olacağını ilan ettiğimizde, sektörden bize eleştiriler geldi. Dediler ki ‘Elektrikli araçlar için daha erken. Hibrit belki olabilir ama elektrikli araçlara başlamak aslında bir hayal gözüküyor’ ama bugün geldiğimiz noktada çok hızlı bir şekilde endüstri dönüşüyor. Bütün markalar elektrikliye geçiyor. Avrupa’nın her tarafında pil yatırımları ilan ediliyor. Biz aslında tam zamanında bu otomobil projesini başlatmış olduk. Zaten şu anda 100 yıldır otomotiv üreten markalar var. Bizim onlarla aynı kulvarda yarışa girip onları geçme şansımız yoktu ama onlarla aynı zamanda elektrikli otomobil piyasasına girdiğimiz için artık bu yarışta biz de varız diyebileceğiz.”

Bakan Varank, Türkiye’nin Otomobili için tüm Türkiye’nin seferber olduğunun altını çizerek, “Tabii ki Türkiye’nin Otomobili projesinin üretim tesisleri Bursa’da Gemlik’te ama tedarikçileri aslında Türkiye’nin her tarafında ve bir sürü tedarikçisini de şu anda farklı şehirlerden seçmiş durumda. Dolayısıyla o tedarikçilerin olduğu şehirlere baktığımızda Türkiye’nin Otomobili Projesi’ni sadece tek bir şehir değil tüm Türkiye sırtlamış diyebiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.

“Kendi tasarladığımız insansız uzay aracımızı ayla buluşturma hedefimiz var”

Milli Uzay Programı’na da değinen Varank, “Biz yakın zamanda Milli Uzay Programımızı ilan ettik ve o hedefler doğrultusunda şu anda aslında yoğun bir şekilde çalışmaya devam ediyoruz. En önemli hedeflerimizden bir tanesi ‘ay’ misyonuydu ve 2023 yılının sonunda kendi tasarladığımız insansız uzay aracımızı, kendi motorlarımızı da kullanarak ayla buluşturma hedefimiz var. Buna dönük olarak ekiplerimiz ciddi bir şekilde çalışıyor.” diye konuştu.

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde devam eden 15’inci Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı’nı (IDEF 2021) ziyaret etti. Milli Savunma Bakanlığı, Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi (MKE AŞ), ASELSAN, HAVELSAN, ROKETSAN, TÜBİTAK ve diğer bazı şirketlerin stantlarını tek tek dolaşan Varank, sergilenen ürünleri yakından inceleyerek yetkililerden bilgi aldı.

Fuar ziyaretinde savaş gemisi, uçuş ve atış simülasyonlarını da deneyimleyen Bakan Varank, aynı saatlerde fuarı ziyaret eden Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ile de selamlaştı.

Bakan Varank, ziyareti esnasında ASELSAN standında sergilenen yerli ve milli işletim sistemi “Çakıl Milli İşlemci Projesi”, Terahertz (THz) Gerçek Zamanlı Yolcu Görüntüleme Sistemi Projesi’ ve AB-SGS Sınır Güvenlik Sistemi Projesi hakkında açıklamalarda bulundu.

Çakıl Milli İşlemci Projesi’ni TÜBİTAK Bilişim ve Bilgi Güvenliği İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi (BİLGEM) ve ASELSAN’ın beraber gerçekleştirdiğini aktaran Varank, “Türkiye’nin ilk yerli ve mili olarak tasarlanmış işlemcisini elimizde tutuyoruz. Aslında burada uygulamada da bu işlemcinin kullanıldığını bir simülatörde test etmiş olduk. Tabii burada altını çizmemiz gereken husus mikro işlemciler günümüz teknoloji dünyasının olmazsa olmazları ve bildiğiniz gibi çip krizi dediğimiz dünyadaki çip krizinin aslında bir parçasını elimizde tutuyoruz.” diye konuştu.

“Bu tip ürünlerde bağımlılığımızı çok daha azaltmış olacağız”

Özellikle savunma sanayinde kullanabilecek mikro işlemcilerle ilgili dünyada büyük kısıtlamalar olduğunu belirten Mustafa Varank, şunları söyledi:

“Ülkeler başka ülkelere özellikle savunma sanayinde kullanmak üzere bu işlemcileri vermiyorlar. İşte biz de ASELSAN’la beraber Savunma Sanayi Başkanlığının desteklediği bir projeyle TÜBİTAK Bilgem olarak ilk işlemcimizi tasarladık ve üretimini yaptırdık. Şu anda elimizde tutuyoruz. Normalde bu süreçler çok uzun süreler alıyor. Tasarladığınız işlemcinin ilk üretimde çalışması nadir rastlanan hususlardan bir tanesi ama biz burada iş birliği sayesinde TÜBİTAK Bilgem’in ASELSAN’la beraber geliştirdiği işlemciyi, ilk üretimde çıkan ürünleri kullanabiliyoruz, çalıştığını görebiliyoruz. Tabii bu bizim bir gurur projemiz. Bundan sonra savunma sanayi alanında bu tip ürünlerde bağımlılığımızı çok daha azaltmış olacağız. Ben burada tabii, genel müdürümüze, ASELSAN’a çok teşekkür etmek istiyorum. Burada TÜBİTAK’la gerçekleştirdikleri iş birliği işte böyle güzel neticeleri ortaya çıkardı.”

Terahertz (THz) Gerçek Zamanlı Yolcu Görüntüleme Sistemi Projesi

Bakan Varank, Terahertz (THz) Gerçek Zamanlı Yolcu Görüntüleme Sistemi Projesi’nin de TÜBİTAK’ın geliştirdiği bir sistem olduğunu anımsatarak, “Burada özellikle gümrük kapılarında, üzerinde yabancı cisim taşıyan insanların tespit edildiği bir sistem. Bu ürünü ilk olarak TÜBİTAK Bilgem geliştirdi. Daha sonra bunun seri üretimi için ASELSAN ile iş birliği yaptık.” dedi.

Aslında halihazırda bu sistemin sınır kapılarında güvenli bir şekilde çalıştığını dile getiren Varank, “Özellikle yabancı cisim taşıyan insanları tespit ederek burada güvenlik güçlerimize yardımcı oluyor. İşte bu ürünü de artık ASELSAN seri üretimi gerçekleştirip bundan sonra hem Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılayacak hem de bununla ilgili önemli bir ihracat potansiyeli var. Bu sistemin özelliği bu bir X-ray değil. Yani vücuda herhangi bir ışığı göndermiyor. Dolayısıyla hiçbir zararı olmadan bir vücutta ya da kapalı bir çantanın içerisindeki yabancı cisimleri, kaçakçılığı vs. çok rahat bir şekilde tespit edebiliyor. İşte aslında bizim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak TÜBİTAK gibi enstitülerimizde hedeflediğimiz işler bunlar. Biz ileri teknoloji gerektiren ürünleri geliştirip bunları seri üretimini Türkiye’deki firmalarımızda yapıp bunları ticarileştirmeye çalışıyoruz. Terahertz sistemi de onların en güzel örneklerinden bir tanesi.” diye konuştu.

AB-SGS Sınır Güvenlik Sistemi Projesi

Sınır güvenliğinin de çok önem verdikleri bir alan olduğunu vurgulayan Varank, “Bildiğiniz gibi hem güney hem de doğu sınırımızda sınır güvenliğiyle ilgili çok ciddi, milyarlarca liralık yatırımlar yapıyoruz. Burada gördüğünüz aslında bizim sınırlarımızda uyguladığımız güvenlik sisteminin bir prototipi. Burada fiziki olarak duvarların yanında özellikle elektro optik sistemlerle biz, her türlü sınır geçişini kontrol altında tutuyoruz ve bir kaçak geçiş olduğunda, izinsiz geçiş olduğunda tabii ki güvenlik güçlerimiz bu geçiş yapanları yakalayabiliyor.” dedi.

Bakan Varank, AB-SGS Sınır Güvenlik Sistemi Projesi’nde elektro optik sistemlerin büyük faydası olduğuna dikkati çekerek, “Burada hemen güvenlik duvarlarının ön tarafında yer altına optik kablolar döşeniyor ve bu optik kablolar sayesinde o kabloların üzerinden bir hayvan mı, bir insan mı, bir araç mı geçtiğiyle ilgili kilometrelerce öteden anında bildirim ve sinyaller alınıyor ve güvenlik güçlerimiz müdahale ediyor. Biz dediğim gibi şu anda güney sınırımızın tamamında aslında bu güvenlik duvarlarını inşa ettik. Doğu sınırımızda da yaklaşık 3 senedir bu projeyi uyguluyoruz. Ama bildiğiniz gibi doğu sınırımız çok dağlık bir alandan oluşuyor. Orada bunları tamamlamak, güney sınırımız kadar hızlı olmadı ama orada da inşallah hem güvenlik duvarlarıyla hem elektro optik sınır güvenlik sistemleriyle tüm doğu sınırımızı da tamamen kapatmış olacağız.” ifadelerini kullandı.

Söz konusu projenin hem Türkiye’de çok faydalanılan bir proje hem de özellikle yurt dışından da sınır güvenliğiyle ilgili ülkelerin çok merakla takip ettiği bir proje olduğunu belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:

“Özellikle yer altına döşenen optik kablolarla geçişlerin kilometrelerce öteden hem tespit edilmesi hem de geçen canlı mı değil mi, bunun tespit edilmesi güvenlik güçlerimizin işini kolaylaştırıyor. Burada ASELSAN’ı tebrik ediyorum. Böyle bir entegre sistemi oluşturmuş olmaları bizim sınır güvenliğimiz açısından bize oldukça büyük katkılar ve kolaylıklar sağlıyor.”