Ballıkayalar'ın 'kuş dedektifi' 10 yıldır yaban hayatının izini sürüyor

KOCAELİ (AA) – Çocukluk yıllarında yaban hayatına ilgi duyan ve bu merakı zamanla kuş gözlemciliğine dönüşen Malkoçoğlu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca mart ayında “Doğal Sit-Nitelikli Doğal Koruma Alanı” olarak kabul edilen Ballıkayalar’da adeta dedektif titizliğiyle iz sürerek doğadaki canlı yaşamın kayıt altına alınmasına katkıda bulunmaya çalışıyor.

Gebze’de kitabevi sahibi olan Hacettepe Üniversitesi Turizm Otelcilik Bölümü mezunu Malkoçoğlu, AA muhabirine, eşi ve 21 yaşındaki oğluyla doğayla iç içe yaşamayı sevdiklerini söyledi.

Oğluyla uzun yıllar kuş gözlemlerini beraber yaptıklarını aktaran Malkoçoğlu, doğadaki her canlının bir görevi olduğunu ve dünyanın dengesinin bozulmaması için canlıların korunması gerektiğini vurguladı.

Malkoçoğlu, doğanın, sakinleştirici bir gücü olduğunu, doğayı tanımanın, doğayla iç içe yaşamanın, şehir hayatının sıkıcı ve boğucu ortamından uzaklaşmaya yardımcı olduğunu anlatarak, gözlem çalışmaları sırasında hem kuşları ve hem de diğer canlıları tanıma fırsatı bulduklarını kaydetti.

“Sabah saatleri bizim için altın saatler”

Malkoçoğlu, doğayı tanıdıkça dünyadaki sistemi ve dengeyi daha iyi anladığını dile getirerek, şöyle konuştu:

“Mart, nisan ve mayıs aylarında kuş gözlemi, çalışmalarımız arasında daha fazla yer tutuyor. Ballıkayalar’ı yaklaşık 10 yıldır düzenli olarak gözlemliyorum. İş düzenimi buna göre ayarladığım için yazın saat 05.00 gibi yaklaşık 20 dakikada buraya gelebiliyorum. 2 ya da 3 saat gözlem yapıyorum. Sonra saat 09.00 gibi iş yerimi açabiliyorum. Kuşlar ve diğer canlılar, sabah saatlerinde daha aktif. Dolayısıyla onları gözlemlemek bu saatte çok daha iyi oluyor. İnsan etkisi de bu saatlerde daha az oluyor. Türler, daha doğal olabiliyor. Sonra hava ısındıkça onlar da daha korunaklı yerlere çekilebiliyorlar. O yüzden sabah saatleri bizim için canlıları görmek ve gözlemek açısından altın saatler.”

Hem Türkiye’deki hem de dünyadaki kuş gözlemcilerinin, çalışmalarının kayıt altına alındığı bir veri bankası bulunduğunu aktaran Malkoçoğlu, şöyle devam etti:

“Yaptığımız gözlemlerin bir anlam ifade edebilmesi ve veri olarak yorumlanabilmesi için bunları bir merkezde, bir havuzda toplamanız gerekiyor. Bunlar ontologlar tarafından anlamlı veriler, haritalar haline dönüştürülüyor. Bu kuş türü bölgedeki varlığı iyiye mi kötüye mi gidiyor, bunları rahatlıkla yorumlayabiliyorlar. Kuşlar, bu anlamda çok önemli gösterge türler. Doğada her şey yolunda mı, doğadaki denge hala korunuyor mu, insan etkisi ya da çevre tahribatı ne durumda? Bunun en önemli göstergesi kuşlar. Yani o alanda ne kadar çok kuş türü varsa her şey yolunda gidiyor demektir.”

“Ballıkayalar’ın derin kısımları yüzlerce canlı türüne ev sahipliği yapıyor”

Malkoçoğlu, kuş gözlemi yapmak için dürbün ve kuş gözlem kitabının olması gerektiğini ancak bunun çıplak gözle de yapılabileceğini anlatarak, şehir merkezinde de kuşları gözlemlemenin mümkün olduğunu, salgın sürecinde insanların bunu balkonlarından da gerçekleştirebileceğini dile getirdi.

Ballıkayalar’ın canlı çeşitliliği açısından zengin ve değerli bir yaşam alanı olduğuna işaret eden Malkoçoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Büyük bir sanayi ve insan yerleşiminin arasında kaldığı için bu özelliği birkaç kat daha artıyor esasında. Burayı genelde piknik alanı olarak biliyoruz ama onun ötesinde alanın daha derin kısımları yüzlerce canlı türüne ev sahipliği yapıyor. Şehrin dibinde böyle bir zenginlik inanılmaz. Bölgede şu ana kadar 120 kuş türünü tanımladık. Akademik çalışmalar, 500’e yakın bitki türünün olduğunu söylüyor. Sadece benim fotoğrafladığım 20 ayrı orkide türü var. Kelebek türleri 100’e yaklaştı, yani inanılmaz bir canlı çeşitliliği var. Çok uzaklara gitmeye gerek yok, bunları tanımak ve görmek için. Bu şekilde bilerek, araştırarak buraya gelindiği takdirde rahatlıkla kuş gözlemciliği, kelebek gözlemciliği, yaban hayvan gözlemciliğini yapmanız mümkün.”

Malkoçoğlu, gözlemlerle yaban hayatını kayıt altına almaya çalıştığı Ballıkayalar’da nadir görülen kuş türlerine de rastladıklarını belirterek, gözlemleri sırasında çektiği fotoğrafları “Kocaeli’nin Yaban Hayatı” adlı fotoğraf sergilerinde doğaseverlerle buluşturduğunu sözlerini ekledi.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

KOCAELİ (AA) – Kocaeli Kültür ve Turizm Müdürlüğünden yapılan açıklamada, Antik Kerpe Limanı’na yönelik çalışmaların müdürlük başkanlığında yürütüldüğü belirtildi.

Kerpe’de yapılan su altı kazısının Karadeniz kıyılarında yapılan ilk su altı kazısı olması açısından önem taşıdığı vurgulanarak, kazı başkanlığını Kocaeli Müze Müdürü Serkan Gedük’ün üstlendiği, dalış programının ise uzman ekipler tarafından gerçekleştirildiği kaydedildi.

Çalışmalara Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Kandıra Belediyesi, Düzce Üniversitesi Sualtı Uygulama ve Araştırma Merkezi, Watsan Elektrik ve Kerpe Deniz Yıldızları Dalış Okulu’nun da destek verdiği aktarılan açıklamada, “Kazı sonrası bölgede bulunan su altı kültür varlıkları tespit edilecek. Öte yandan Antik dönemden Osmanlı dönemine kadar deniz ticaret rotasının ve özellikle bu ticarete dair yoğun izler taşıyan bölgelerin tespitinin yapılması, bu tespitlerle bölgedeki alternatif turizm faaliyetlerinin çeşitlendirilmesi ve turizm potansiyelinin artırılması projenin en önemli hedeflerinden.” ifadelerine yer verildi.

İl Kültür ve Turizm Müdürü Fatih Taşdelen, kazı çalışmalarının ekim ayına kadar devam edeceğini belirterek, bir deniz müzesi oluşturmayı ve Kandıra bölgesindeki turizme çeşitlilik katmayı hedeflediklerini bildirdi.

Sanayi kimliğiyle öne çıkmasına rağmen orman varlığı yönünden de zengin bir kent olan Kocaeli, ulusal reçine üretiminde lider şehirler arasında yer alıyor.

Kentte ilk defa 2015 yılında sahil çamı türünde 500 ağaçla başlayan reçine üretimi, her yıl artarak devam ediyor. Geçen yıl Kefken Orman İşletme Şefliği ve Kerpe Araştırma Ormanı bünyesindeki 55 bin 186 ağaçtan 110 ton reçine üretilirken, bu yıl 66 bin 907 ağaçtan yaklaşık 134 ton reçine elde edilmesi bekleniyor.

Yüksek katma değerli niş pazarlarda değerlendirilen reçineler, bu alanda yurt dışına olan bağımlılığı azaltarak ülke ekonomisine katkı sunuyor.

Çam reçinesi, canlı ağaçların gövdesine açılan yaraya asit pasta uygulaması yapılarak üretiliyor. İlk olarak, ağaç gövdesindeki reçinenin alınacağı bölge soyularak düzleştiriliyor. Daha sonra gövdede yer seviyesinden 20 santimetre yükseklikte açılan küçük kesiğin altına sıcağa dayanıklı şeffaf torba zımbalanıyor. Kesik yarasının üzerine asit pasta uygulanarak reçine kanallarının ağzı açığa çıkarılıyor. Böylece yaradan akan reçine 15-20 gün boyunca torbanın içinde birikiyor. Torbaya dolan reçineler, görevliler tarafından toplandıktan sonra hava almayan bidonlarda depolanıyor.

Kimya endüstrisinde talep edilen yenilenebilir bir ürün olan doğal reçine, bölgedeki çam ormanlarının korunması için etkili bir araç olurken, orman yangınlarının önlenmesine katkıda bulunan aktif ormancılığı da teşvik ediyor.

“Sahil çamında ağaç başına 2-2,5 kilogram reçine elde ediliyor”

Sakarya Orman Bölge Müdürü Ziya Polat, AA muhabirine, Kocaeli’nin yüzde 43’ünün ormanlarla kaplı olduğunu, bunların yüzde 90’ının verimli ormanlar olduğunu söyledi.

Kentin orman zenginliğinden hem insanları hem de sanayiyi faydalandırmaya çalıştıklarını dile getiren Polat, reçine üretiminin, Orman Genel Müdürlüğü tarafından 2015 yılında reçine ve reçine türevi malzemelerde dışa bağımlılığı azaltmak için hayata geçirilen eylem planı kapsamında başladığını kaydetti.

Polat, ilk olarak Kocaeli’de başlayan reçine üretiminin daha sonra İzmir, Antalya, Balıkesir, Muğla gibi bölgelerde yaygınlaştığını, Türkiye’de son 3 yılda 500 bin tonu aşkın reçine üretildiğini ifade etti.

Reçinenin kızılçam ve sahil çamı ağaçlarından elde edildiği bilgisini veren Polat, “Ağaca zarar vermeden gövdede belli işlemler yapılarak üretilen reçineler, sanayinin birçok alanında kullanıma sunuluyor. Kızılçamda ağaç başına 1 kilogram, sahil çamında ise çapına göre değişmekle beraber 2-2,5 kilogram reçine elde ediliyor. Kandıra’da bu sene 67 bin ağaçtan yaklaşık 134 ton reçine elde etmeyi bekliyoruz.” diye konuştu.

Polat, reçinede hasadın başlaması için sıcaklığın 20 derece seviyesinde olması gerektiğine işaret ederek, havaların ısınmasıyla torbaların ağaca zımbalandığını ve ekim-kasım gibi son hasadın gerçekleştirileceğini belirtti.

Ağaçların çöpünden, odunundan, içindeki reçinesine kadar ülke sanayisine ve insanlara fayda sağladığını anlatan Polat, böylesi bir ekosistemi gelecek nesillere aktarmanın herkesin ortak görevi olduğunu sözlerine ekledi.