Bebeklerde “uzun süre püre kıvamında beslenme” uyarısı

EDİRNE (AA) – Trakya Üniversitesi (TÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Özgü İnal, bebeklerin uzun süre püre halindeki yiyeceklerle beslenmesinin yutma bozukluklarına neden olduğunu söyledi.

Dr. Öğretim Üyesi İnal, Sağlık Bilimleri Fakültesinin dekanlık toplantı salonunda düzenlenen "Yutma Bozuklukları" başlıklı bilgilendirme toplantısında, bebeklerin ve çocukların beslenme pozisyonlarının, yutma bozukluğuyla yakından ilgili olduğunu belirtti.

Doğru beslenme pozisyonu ve yiyeceklerin çeşidinin uygun seçilmesinin yutma bozukluğu riskini ortadan kaldırdığını dile getiren İnal, "Bazen anneler çocuğu daha rahat beslemek için yatış ya da sırt üstü yatış şeklinde pozisyonlandırabiliyor. Bu durumda yutmanın anatomik yapısını düşündüğünüzde, burada verilen gıdalar, çocuğun ciğerine kaçması açısından büyük bir risk oluşturuyor. Toplumsal farkındalığın, yutma bozukluğu konusunda mutlaka arttırılması gerekiyor." dedi.

Püre ile beslenen bebek sayısının arttığını ve bu şekilde beslenen bebeklerin "blender bebekleri" olarak adlandırıldığını belirten İnal, bu tarz beslenen bebeklerin diş ve çene gelişimlerinde sorun yaşandığını, bu durumun yutma bozukluklarına sebep olduğunu anlattı.

Bebeklerin anne sütünün yanında ek gıdayla beslenmeye başlanmasının ardından besinlerin uygun şekillerde verilmesi gerektiğinin altını çizen İnal, şunları kaydetti:

"Çok fazla püre kıvamında gıdaları yiyen bebekler ilerleyen yaşlarda çiğneme problemi yaşıyor. Örneğin çocuk 6 yaşına gelmiş ama hiçbir şey çiğneyemiyor. Sadece püre kıvamına alışık ve çocukta hiçbir sağlık problemi yok. Daha önce davranışsal olarak her şeyin ezilerek ve püre kıvamında verilmesi nedeniyle, çocuk o besinin duyusuna alışık olmadığı için onu reddediyor ve aslında farklı kıvamdaki bir yiyeceği tehlike olarak görüyor."

İnal, çocuklara verilen gıdalarda blenderın yaşıyla uyumlu şekilde kullanılması gerektiğine işaret ederek, "Ek gıdaya geçildikten sonra 4 yaşındaki bir çocuğun bir yetişkin gibi fonksiyonel çiğnemesi olması gerekiyor. Ama eğer anne hala biberon kullanımını 4, 5 ve 6 yaşına kadar devam ettiriyorsa, hala çocuğa gıdaları püre kıvamında vermeye devam ediyorsa bu, çocuğun normal gelişimini ve normalde alması gereken kıvamdaki gıdaları alamamasına yol açabiliyor. " ifadelerini kullandı.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

EDİRNE (AA) – Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Galip Ekuklu, AA muhabirine, yeni tip koronavirüsle (Kovid-19) mücadelede kısa sürede bir ilacın geliştirilmesinin mümkün görünmediğini, toplum bağışıklığı için eldeki tek yöntemin aşılama olduğunu söyledi.

Aşılama çalışmalarının gayet iyi başladığını belirten Ekuklu, “Aşı yapılınca zannedildi ki salgınla ilgili bir önlem alınmasına artık gerek kalmadı. Nitekim bu açılmalarda, bayramlarda, vatandaşlarımızın maskeyi ve sosyal mesafeyi dikkate almadıklarını gördük. Oysa bütün bu önlemlerden vazgeçebilmek için toplumun en az yüzde 75-80’i aşılanmalı.” dedi.

Ekuklu, son dönemde televizyon, gazete ve sosyal mecralarda uzman olan olmayan herkesin aşılarla ilgili fikir beyan ettiğini belirtti.

“Çalışmalar, tüm aşıların etkili olduğunu gösteriyor”

Aşıların yan etkilerinin, aşı karşıtlığı oluşturmak adına anlatıldığını ifade eden Ekuklu, şöyle devam etti:

“Aşı karşıtları var, bu sadece Türkiye’de değil dünyanın pek çok yerinde var. Bunun kimileri iyi niyetli olabilir, kimi bilgisizlikten olabilir. Bir aşı karşıtlığı da özellikle sosyal medya üzerinden pompalanıyor. İnsanlar bunun içinde ‘çip’ olduğunu, yan etkilerinin olduğunu düşünüyor ama bugüne kadar bununla ilgili elimizde bir kanıt yok. Yapılmış bütün çalışmalar şu anda kullanımda olan tüm aşıların etkili olduğunu gösteriyor.”

Ekuklu, Kovid-19 aşılarının, etkinlik derecelerinin farklı olmasına rağmen hepsinin güvenli olduğunu aktardı.

Bu aşıların Dünya Sağlık Örgütü ile Amerika ve Avrupa’daki ilaç kurulumlarınca onaylandığını hatırlatan Ekuklu, “Bunların yan etkileri olabilir. Her ilacın yan etkisi vardır. En basit bir ağrı kesicinin bile yan etkileri vardır. Onun için ‘aşının yan etkisi var, bunu yaptırmayalım’ demek yerine terazinin öbür kefesine bakacağız. Bu kefede aşı ve aşının yan etkileri var, öbür kefede Kovid-19 olmak var, hayatını kaybetmek var.” dedi.

“Türkiye’deki aşı uygulamasında anormal bir yan etkiye rastlanmadı”

Ekuklu, aşılanma sonrası genellikle enjeksiyon yerinde basit ağrılar, halsizlik ve baş ağrısı gibi yan etkiler görüldüğünü, Türkiye’de 60 milyondan fazla aşı uygulamasında bugüne kadar anormal bir yan etkiye rastlanmadığını ifade etti.

Aşı yaptırma ya da yaptırmama tercihinin anayasal bir hak olup olmadığının tartışıldığını belirten Ekuklu, şunları kaydetti:

“Ben tüm önlemlerimi alırken, aşımı yaptırırken, dikkat ederken, eğer siz bu konuda duyarsız davranıyorsanız, maskenizi takmıyorsanız, sosyal mesafeye dikkat etmiyorsanız, aşınızı yaptırmıyorsanız, hastalanıp bana, çocuğuma ve çevreme bulaştırıyorsanız o zaman sizin özgürlüğünüz benim özgürlüğümü kısıtladı demektir. Umumi Hıfzıssıhha Yasası’nda bu durumlarda kişilerin özgürlüklerine kısıtlamalar getirileceği de söyleniyor. Dolayısıyla vatandaşlarımızın bu aşı tereddüdünden hızla kurtulmaları gerekir. Burada bilime inanacağız. Herkes bir fikir sahibi olabilir ama bir aşının yan etkisiyle ilgili uzmanı olmadan konuşmak, onun zararlarından bahsetmek, hatta insanları aşı olmama konusunda ikna etmeye çalışmak çok büyük bir sorumsuzluk, çok büyük bir vebaldir.”

Tatilcilere “aşı olun çağrısı”

Tek doz aşının koruyuculuğunun tartışmalı olduğunu, herkesin 2 doz aşı yaptırması gerektiğini ifade eden Ekuklu, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu kadar sağlık çalışanı kaybettik, bu kadar emek verdik. Gece gündüz çalışıyor meslektaşlarımız. Bizim vatandaş olarak yapacağımız tek şey, gidip aşımızı yaptırmak. Bayram vesilesiyle insanlar bunu biraz ertelemiş olabilirler. Tatildeyken, ‘Yan etkisiyle uğraşmayayım’ demiş olabilirler. Randevularını kendi yaşadıkları yerde aldıkları ya da alacakları için belki ötelemiş olabilirler ama vatandaşlık görevi olarak ve başkalarının sağlığına saygı göstermek için, daha da önemlisi kendi sağlığımızı korumak için aşılarımızı hızlı bir biçimde yaptırmamız lazım.”

EDİRNE (AA) – Prof. Dr. Öztora, AA muhabirine, tam kapanmanın salgının artış hızının kontrol altına alınması açısından önemli olduğunu söyledi.

Kapanmanın gerekliliği konusunda kimsenin kafasında soru işareti olmaması gerektiğini belirten Öztora, kurallara ne kadar fazla uyulursa daha sonra yeni bir kapanma ihtimalinin de o derece azalacağını ifade etti.

Kapanma döneminde bazı sosyal sıkıntılar görülebileceğini belirten Öztora, “Özellikle yaşlılar ve çocuklar gibi daha kırılgan nüfusa karşı dikkatli olmamızda fayda var. Yaşlıların en çok sıkıntı duydukları ya da korktukları durum izole olmak ya da göz ardı edilmek. Bu, onlar için gerçekten bir sıkıntı kaynağı. O yüzden yaşlılarımıza bu dönemde özellikle özel önem göstermeliyiz. Büyük çoğunluğu aşılı olsa dahi yine de biz temizlik, maske ve mesafe önlemlerini bırakmadan yaşlılarımızla ilgilenmeliyiz.” dedi.

Öztora, bu süreçte yaşlılara ziyarete gitmek yerine her gün onlarla görüşmek, sıkıntılarını sormak ve görüntülü görüşmeler yapmanın yaşlılar için oldukça faydalı olacağını ifade etti.

Yaşlılara, kendilerini evde oyalayacakları birer meşgale bulmanın da önemli olduğunu anlatan söyleyen Öztora, şöyle devam etti:

“Yaşlılarımızın tek korktukları şey yalnız kalmak. Başlarına bir şey gelirse ne yapacakları konusundaki endişeleri. Bu konuda endişe duymalarına gerek yok aslında. Çünkü tüm sağlık kurumları çalışıyorlar. Eczaneler açık. Yakındaki market ve bakkallar açık. Herhangi bir sıkıntı duyacakları problem olmayacak. Acil ve olağan durumlarda başvurabilecekleri merkezler açık olacak. Bu konuda bir sıkıntı duymalarına gerek yok aslında.”

“Çocuklarımıza özellikle dikkat etmemiz lazım”

Öztora, çocuklarla ilgili dikkat edilmesi gereken daha fazla konu olduğunu belirtti.

Kapanma ve salgın dönemlerinin çocuklara etkileriyle ilgili yapılmış birçok çalışma olduğunu aktaran Öztora, “Çocukların çok basit huzursuzluktan tutun daha ileri bulgular verebildiği gösterilmiş. O yüzden çocuklarımıza özellikle dikkat etmemiz lazım. Bu salgınla ilgili hep ‘Çok şükür ki teknoloji zamanına geldik’ diyoruz ama bazen de ‘Ne yazık ki teknoloji zamanına denk geldik’ diyoruz. Çocuklarımız bütün gün ekran karşısında okullarına devam edebiliyorlar. Onun dışındaki boş zamanlarını yine ekran karşısında geçirmeye devam ettikleri takdirde onlar bu sıkıntıları yaşamaya daha büyük aday oluyorlar.” ifadelerini kullandı.

Öztora, ailelere çocuklar konusunda önemli görevler düştüğünü vurgulayarak şunları kaydetti:

“Ailelerin çocuklarıyla kaliteli zaman geçirmeleri, faaliyette bulunmaları çok önemli. Belki eskiden herkes günün yorgunluğuyla köşesine çekilip televizyon karşısına geçebilir ya da başka bir şeyler yapabilirdi ancak bu dönemde bir araya gelinen zamanları kaliteli kullanmak önemli. Çocukların sosyal gelişimi açısından da akran grupları çok önemli. Bunların da olumsuz etkilendiği zaten gösterilmiş. Çocuklar dışarıya koşmak top oynamak istiyorlar. Ama özellikle apartman dairesi gibi yerlerde yaşayanlar için aileleriyle birlikte geçirecekleri zaman ve oyunlar çok daha faydalı ve etkili olacaktır.”