Bedri Ayseli 50 yılı aşan sanat yaşamını anlattı: Yaptığım besteler Diyarbakır'a özlemimden geliyor

DİYARBAKIR (AA) – Diyarbakır’ın Sur ilçesinde 1946’da doğan, ilkokulu ve ortaokulu burada tamamlayan, lise yıllarında ise İstanbul’a yerleşen Ayseli, Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinden 1975’te mezun oldu.

Türkülere gönül veren Ayseli, diş muayenehanesi açarak uzun süre işi ile sanat hayatını birlikte yürüttü.

Müzikolog Sadi Yaver Ataman’dan nota, usul ve makam dersleri alan, seslendirdiği türküleri ve besteleriyle hafızalarda uzun süre yer edinen Ayseli, sanat yaşamı boyunca birçok ödüle de layık görüldü.

Ayseli, sınavla girdiği TRT’de uzun yıllar programlar yaptı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Türk Halk Müziği sanatçısı kadrosundan emekli oldu.

Sanat yaşamı boyunca 8 kaset, 17 plak, 6 CD çıkaran, 3 sinema filminde oynayan Ayseli, anılarını “70’inde Bir Çocuk” kitabında topladı.

Tüm telli sazları çalan, “Hamayli Boynundayım” türküsüyle tanınan Ayseli, derlediği “Suzan Suzi” türküsünün filmini de gönülden bağlandığı memleketi Diyarbakır’da çekti.

“Sazım kapının eşiğindeki süpürgeydi”

Sanat yaşamını AA muhabirine anlatan Ayseli, gençlik yıllarında radyo ve televizyonun bulunmadığını, bu nedenle sürekli misafirliğe gittiklerini, orada sohbet esnasında sık sık türkü söylediğini belirtti.

Sesinin güzel olduğunun farkında olmadığını ifade eden Ayseli, “Sazım olmazsa türkü söylemem, sazımı getirin derdim. Sazım, kapının eşiğindeki süpürgeydi. Çöp koparırdım ve başlardım çalmaya. Sesimin güzel olduğunu o zaman anladım. İlkokulda müsamerelere çıktık. İstanbul’a gittikten sonra lise yıllarında duydum ki Fatih Halkevi’nde müzik dersleri veriliyormuş. Gidip kaydımı yaptırdım. Sadi Yaver Ataman’dan ders aldım hatta değerli sanatçımız Belkıs Akkale de oradaydı. İstanbul’a gittikten sonra Orhan Gencebay, Yılmaz Güney, Arif Sağ, Nuri Sesigüzel gibi sanatçılarla tanıştım. 1968-1970 arasında sınavı kazanıp TRT’ye geçtim. TRT’ye geçtikten sonra şöhret yolları açılmaya başladı.” diye konuştu.

Amcasının ısrarla söylemesini istediği “Hamayli Boynundayım” türküsünü seslendirdiğini ve çok beğenildiğini dile getiren Ayseli, vatani görevini tamamladıktan sonra televizyon programlarının devam ettiğini, yurt dışı ve içinde konserler verdiğini kaydetti.

Bir süre sonra ABD’ye gittiğini anlatan Ayseli, “Bana ne vaatlerde bulunuldu, yok dedim. ‘Diyarbakır’da, o topraklarda öleceğim.’ dedim ve geldim, pişman da değilim.” ifadelerini kullandı.

“Son olarak Suzan Suzi’yi çektik”

İstanbul’da gittiği bir plak şirketinde tanıştığı Orhan Gencebay’ın kendisine eser verip seslendirmesini istediğini anlatan Ayseli, ayrıca Yılmaz Güney’in oynadığı “Çirkin Kral” filminde türkü söylediğini belirtti.

Ayseli, 3 filmde oynadığını, çok film için de teklif geldiğini belirterek, “Türk Halk Müziği okuyanlar furyası vardı ve sürekli film çekiyorlardı. Ben de düşündüm ve dedim ki ‘Arkadaş ölüm var, film çek hatıra kalsın, ileride çocuklar oturup izler.’ 3 film arka arkaya çektik. Son film olarak ‘Suzan Suzi’yi çektik. O da Diyarbakır’da çekildi. Film için destek aldık çünkü çok değerli bir eser. İnşallah pek yakında vizyona girecek. Valimizle görüştük, Diyarbakır’da büyük bir gala yapmak istiyoruz.” şeklinde konuştu.

Diyarbakır’ı çok sevdiğini ve sık sık geldiğini, Diyarbakırlıların da kendisine çok değer verdiğini ifade eden Ayseli, kente özgü türkülerin bilinmesi, tanınması için büyük çaba gösterdiğini söyledi.

Bedri Ayseli, memleketine ve türkülere sevdasını şöyle anlattı:

“Türkülerin hepsinin anlamı çok güzel ve çok derin. Tabii insan kendi yazdığı ve bestelediği türküyü okuyunca mutlu oluyor. Bunlardan birisi de ‘Diyarbekir elleri’ türküsüdür. Bunu okuyunca çok duygulanıyorum. Nereye gitsem de okumamı istiyorlar. Yaptığım besteler Diyarbakır’a özlemimden geliyor. Buraya geldiğim zaman ilham alıyorum. Hasret bunların doğuşuna vesile oluyor. O kadar Diyarbakır’ı seviyorum ki buraya gelmek için bahane arıyorum. Gece rüyalarıma giriyor. Sevmesem, duygulanmasam, hissetmesem bu eserleri nasıl yaparım?”

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

DİYARBAKIR(AA) – Tarımın ilk yapıldığı yerler arasında bulunan Çayönü höyüğünde 1964 yılında başlatılan, 1991 yılında güvenlik nedeniyle ara verilen ve 4 yıl önce yeniden başlatılan arkeolojik kazılar, Prof. Dr. Aslı Erim Özdoğan’ın başkanlığındaki ekip tarafından sürdürülüyor.

Kazı sahasında incelemede bulunan Vali Münir Karaloğlu, AK Parti Diyarbakır Milletvekilleri Oya Eronat, Mehmet Mehdi Eker ve Ebubekir Bal, Özdoğan’dan çalışmalar ve elde edilen buluntular hakkında bilgi aldı.

İncelemelerin ardından basın mensuplarına açıklamada bulunan Karaloğlu, Çayönü höyüğünün insanoğlunun yeryüzünde ilklerinin yaşandığı bir bölge olduğunu söyledi.

İnsanoğlunun göçebe hayattan yerleşik hayata, kültürel tarıma Çayönü’nde geçtiğini ve burasının madencilik tarihinde önemli bir yerde olduğunu aktaran Karaloğlu, “İlk defa bakır madeninin sıcak ve soğuk olarak işlendiği, dericiliğin belki ilk defa yapıldığı bölgedir Çayönü. Özellikle insanlığın yerleşik hayata geçmesi bakımından çok önemli bir yer.” ifadelerini kullandı.

İnşaat teknolojisinin de tarihsel temellerinin bulunduğu bir bölgede olduklarını aktaran Karaloğlu, şöyle devam etti:

“Hocamız bu sene yeni bir müjde verdi. Dedi ki, ‘Sandık tipi bir mezar açtık.’ Ve Çayönü’nü 3 bin yıl daha bugüne yaklaştırdık. Bizler de heyecanlandık, geldik, gördük. İçerisinde pişmiş, farklı formlarda çok ince, zarif, estetik kapların bulunduğu gördük. Kapların içerisinde ne olduğunu henüz bilmiyoruz. Açıldığında onları da öğreneceğiz. Bizim bütün amacımız, Diyarbakır’ı tarihiyle kültürüyle medeniyet değerleriyle hak ettiği şekilde tekrar insanlığın gündemine taşımak.”

Eker de uzun yıllar Diyarbakır’ın terörden dolayı zarar gördüğünü aktardı.

Terör nedeniyle kazı çalışmalarının bir süre durdurulduğunu anımsatan Eker, “İnsanların büyük kısmının besin kaynağı olan buğdayın anavatanı burası. Bu tesadüf değildir. Son 5-6 bin yıllık süreçte medeniyetlerin yerleşim yeri. Dicle Nehri bütün Mezopotamya milletlerinin beslendiği kaynaktır. Terör bize çok zarar verdi ve Diyarbakır’ın mücevherleri bilinmez hale geldi. Çünkü bu şehrin tek gündem maddesi terör oldu. Kazı çalışmaları da bu süreçlerde durdurulmuş ve bu da çok acı bir şey. Bu aslında insanlığın hafızasına vurulmuş bir darbe.” diye konuştu.

Türksat AŞ’den yapılan açıklamaya göre, etkinlik, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan tarihi Zerzevan Kalesi’nde 2-4 Eylül’de gerçekleştirilecek.

Gençlerin uzaya ilgisinin artırılması amacıyla 2019’dan bu yana Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının himayelerinde gerçekleştirilen organizasyon kapsamında gök bilimle ilgili birçok atölye ve çadır kuruldu.

Etkinlik, Türksat’ın tahsis ettiği frekanslarla dünyaya duyurulacak.