Biden'ın önceliği Kovid-19, ekonomi, sistematik ırkçılık ve iklim değişikliğiyle mücadele olacak

NEW YORK (AA) – ABD başkanlığına seçilen Joe Biden, göreve başlar başlamaz önceliği olan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadeleye odaklanacak.

ABD Başkanı Donald Trump, her ne kadar seçim yenilgisini kabul etmese de Biden, 20 Ocak 2021’de göreve başlamasından itibaren önceliklerini hayata geçirmek için kolları sıvadı.

ABD’yi yeniden ”daha iyi inşa etmeye” yönelik planlarının yer aldığı web sitesini hayata geçiren Biden’ın önceliği, ABD’de 10 milyondan fazla kişiyi etkileyen ve 240 binden fazla kişinin ölümüne sebep olan koronavirüs salgınıyla mücadele olacak.

Salgınla mücadele için şimdiden bilim insanları ve uzmanlardan oluşan ve aralarında Trump’ın kovduğu aşı uzmanı Rick Bright ve eski başkan Barack Obama’nın sağlık danışmanı ve sağlık reformu Obamacare’in mimarlarından Zeke Emanuel’in de olduğu 12 kişilik bir ekip kuran Biden, agresif bir test politikası uygulamayı planlıyor.

Günlük 7 milyon test hedefi

Biden, çok fazla test yapılmasının vaka sayılarını artırdığını savunan Trump’ın aksine, ülke genelinde geniş çaplı test yapılması yönünde bir politika izleyecek.

Günde 7 milyon test yapılmasını sağlayacak bir sistem oluşturulmasını ve filyasyon programı için en az 100 bin kişilik istihdam oluşturmayı planlayan Biden, Kovid-19 testi, tedavisi ve aşısının ise ücretsiz olacağı vaadinde bulundu.

Biden, Kovid-19 aşısının üretimi ve güvenli bir şekilde dağıtımı içinse koordineli bir küresel yaklaşım izlemeyi planlıyor.

Maske zorunluluğu

Maske konusunda da Trump ile ayrışan Biden, eyalet valilerinden maske takılmasının zorunlu kılınmasını isteyecek ancak Biden’ın böyle bir yasal yetkisi olup olmadığı tartışma konusu.

Ekonomi

Salgını durdurmadan hiçbir ekonomik stratejinin işe yaramayacağına inanan Biden, ekonomiyi ise daha temkinli ve güvenli bir şekilde açmayı hedefliyor.

Biden’ın salgının vurduğu ekonomiyi iyileştirme planları arasında zor durumdaki ailelere doğrudan para yardımı, işsizlik maaşlarını artırma, küçük işletmelere desteği artırma ve öğrencilerin eğitim kredilerine en az 10 bin dolar af getirme gibi öneriler yer alıyor.

Büyük kurumsal şirketlere vergi artışı

Özellikle tıbbi malzemeler olmak üzere yerli üretimi artırmak ve otomobil sektöründe bir milyon istihdam yaratmayı hedefleyen Biden, vergi artışıyla büyük şirketleri hedef almayı planlıyor.

Zenginlere hediye olmakla eleştirilen Trump’ın başkanlığının ilk aylarında geçirdiği 1,5 trilyon dolar vergi indirimini tersine çevirmek isteyen Biden, kurumsal şirketlerin ödediği vergi oranını yüzde 28’e çıkarmak istiyor fakat bunun için Kongrenin onayı gerekiyor.

Trump, 2017 yılında büyük kurumsal şirketlerin ödediği vergi oranını yüzde 35’ten yüzde 21’e indirmişti.

Milyarderlerin vergi oranını yüzde 39,6’ya çıkarmak isteyen Biden, geliri yıllık 400 bin doların altında olanların ise vergi oranlarını yükseltmeyeceği sözü verdi.

Biden’ın, çoğunluğu ve kontrolü Cumhuriyetçilerin elinde olması beklenen ABD Senatosunda ekonomi politikalarını hayata geçirmesi ise zor olacak.

Sistematik ırkçılıkla mücadele

Biden, siyahi Amerikalı George Floyd’un polis şiddeti sonucu hayatını kaybetmesinin ardından ırkçılık karşıtı protestolarla sarsılan ve toplumsal olaylara gebe olan ABD’de sistematik ırkçılıkla mücadeleyi de öncelikleri arasına aldı.

Biden’ın sistematik ırkçılığın kökünü kurutmak ve ırksal adalet sağlamak için verdiği sözler arasında siyahların ve diğer etnik azınlıkların sahip olduğu küçük işletmeleri desteklemek, bu grupların konut edinebilmesini kolaylaştırmak, federal istihdamda beyazlar ve diğer azınlıklar arasında eşitlik sağlamak yer alıyor.

Biden, bu kapsamda görevdeki ilk 100 gününde ayrımcılığa karşı ”eşitlik yasasının” geçmesi için çalışacağı vaadinde bulundu.

Polisin gözaltı sırasında boyuna baskı uygulamasını yasaklamayı isteyen Biden, ceza sisteminde orantısız sayıda siyah ve azınlık mahkumun bulunduğu ABD hapishanelerindeki nüfusu azaltma gibi reformlar yapılmasını hedefliyor.

İklim değişikliğiyle mücadele ve yeşil ekonomi

Biden’ın bir diğer önceliği ise Trump’ın inkar ettiği iklim değişikliğiyle mücadele olacak.

Trump’ın Paris İklim Anlaşması’ndan çektiği ABD’yi göreve başladığı ilk gün tekrar anlaşmaya dahil etme sözü veren Biden, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında temiz enerji için 2 trilyon dolar ayırmayı planlıyor.

Yenilenebilir temiz enerjiye 4 yılda 2 trilyon dolar yatırım yapmak isteyen Biden, yeşil ekonomi yaratmayı hedefliyor.

İnşa etmeyi planladığı rüzgar türbinleri, elektrikli araçlar ve ekolojik sürdürülebilir evlerle de milyonlarca kişiye istihdam sağlama taahhütleri veren Biden, karbon emisyonunu ise 15 yıl içinde sıfıra indirerek yüzde 100 temiz enerji kullanımını amaçlıyor.

ABD’nin ”sarsılmış imajını” düzeltme

ABD’nin dünyada ve müttefikleri arasında ”sarsılmış” imajını düzeltmek için de hızlı adımlar atma hazırlığı yapan Biden, Trump yönetiminin koronavirüs salgınında Çin yanlısı tutum alma ve başarısızlıkla suçlayarak çekildiği Dünya Sağlık Örgütüne tekrar katılacak.

Obama döneminde varılan İran nükleer anlaşmasına da tekrar dönecek olan Biden, Şubat 2021’de sona erecek ABD ile Rusya arasındaki nükleer anlaşmanın (New START) süresini uzatma sözü de verdi.

Biden, ofisteki ilk gününde ayrıca Trump’ın göreve geldikten bir hafta sonra nüfusunun çoğu Müslüman olan bazı ülkelere getirdiği vize yasağını kaldıracak.

Trump, 27 Ocak 2017’de İran, Suriye, Libya, Yemen, Somali, Kuzey Kore’ye seyahat yasağı getirmiş, yasağa daha sonra Venezuela, Nijerya, Sudan ve Myanmar da eklenmiş ve söz konusu karar büyük tepki çekmişti.

Biden, göreve başlar başlamaz almayı planladığı söz konusu kararlarla Trump’ın ABD’yi yalnızlaştıran ve müttefikleri ile ilişkilerini sorgulatan ”Önce Amerika” politikasının neden olduğu hasarı onarmayı hedefliyor.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

EDİRNE (AA) – Trakya Üniversitesi (TÜ) Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Belgin Elipek, AA muhabirine, küresel ısınmanın dünya genelindeki etkilerinin açıkça görüldüğünü ifade etti.

Son zamanlarda atmosferik bazı olayların Türkiye’yi etkisi altına aldığını belirten Elipek, bunların başında kuraklık, sel, fırtına ve hortumların geldiğini kaydetti.

Uzun süreli kuraklığın, yaşanan aşırı iklim olaylarının başlıca nedeni olduğuna dikkati çeken Elipek, şöyle devam etti:

“Özellikle sel ve hortum gibi olayların en büyük sebebi aslında kuraklık. Kuraklığın en büyük sebebi küresel iklim değişikliği ve onun da en büyük sebebi insanoğlunun çevreye vermiş olduğu olumsuz etkiler. Özellikle kurak dönemlerde toprağa düşen yağış, topraktan emilmeyerek direkt atmosfere buharlaşıyor. Fırtınalar ve hortumlar da suyun buharlaşmasından gücünü alıyorlar, şiddetini artırıyorlar. Buharlaşan su, çok yüklü bir miktarda yoğunlaşarak yer küreye aşırı yağış olarak iniyor. Tabii bu her zaman buharlaştığı alanda değil, atmosferle farklı bölgelere taşınarak o alanlardaki sel felaketlerine sebep olabiliyor.”

“Çiftçiler, yüzeysel su kaynakları azalınca yer altı sularına yöneldi”

Prof. Dr. Elipek, iklim değişikliği ve kuraklıkla mücadelede insanların üzerine önemli görevler düştüğünü, su tasarrufuna dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.

Kuraklığa bağlı olarak nehirler ve göllerin kuruduğunu anlatan Elipek, tarımsal üretimin yaşanan kuraklıktan zarar gördüğünün altını çizdi.

Yüzeysel su kaynaklarındaki azalmanın özellikle çiftçileri yer altı sularına yönlendirdiğine işaret eden Elipek, şunları kaydetti:

“Bu da yer altı su kaynaklarının çok hızlı şekilde tükenmesine neden oluyor. Bizim öncelikle su tasarrufuna çok dikkat etmemiz gerekiyor. Özellikle araçları her gün yıkamaktan vazgeçerek boş yere su kullanımını en aza indirmeliyiz. Özellikle bu dönemlerde bahçe ve yeşil alan sulamalarının gündüz kesinlikle yapılmaması, sulamanın sabah erken ya da gece geç saatlerde yapılması gerekli. Halı yıkamak, bahçe yıkamak gibi suyu boşa harcayacak faaliyetlerden kaçınmalıyız.”

Gökhan Zobar

İSTANBUL (AA) – İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Şaylan, sıcak iklimlerde aşırı yağış olasılığının yüksek olduğunu belirterek, “Bu nedenle, drenaj sistemleri, iklim değişikliğinden kaynaklanan artan yağış şiddetine uyum sağlamak için uyarlanmalıdır.” dedi.

AA muhabirine yaptığı açıklamada, son yıllarda artan aşırı hava olaylarının etkisinin sadece Türkiye’de değil dünyanın farklı ülkelerinde de hissedildiğini dile getiren Şaylan, son yıllarda kuraklık ve sel olaylarının sürekli arttığını anlattı.

Bilim insanlarının, küresel sıcaklıktaki artış ve iklim değişikliğinin, hem sel hem de kuraklık riskini artıracağına yıllar önce dikkat çektiğini söyleyen Levent Şaylan, şöyle devam etti:

“Bu konunun önemini ülkemizde de yıllardır anlatmaya çalışıyoruz. Yaklaşık 20 yıl önce, Avrupa’nın birçok yerinde sel veya kuraklık riskinde önemli değişiklikler beklendiği araştırmacılar tarafından bildirilmiştir. Sel olaylarının sıklıklarında artışa en yatkın bölgeler kuzey ve kuzeydoğu Avrupa olurken, güney ve güneydoğu Avrupa’da kuraklık sıklıklarında önemli artışlar beklendiği de belirtilmiştir. Temmuz ayında ülkemizde Doğu Karadeniz’de, Avrupa’da ve Asya’da meydana gelen şiddetli yağışlar; sel felaketine, taşkınlara, toprak kaymalarına, can ve mal kayıplarına neden oldu. Batı Avrupa’da, onlarca yıldır yaşanan en kötü sel felaketleri gerçekleşti ve şu ana kadar 200’den fazla can kaybına neden oldu. Çok sayıda insan hala kayıp, köprüler, evler, tarım alanları zarar görmüş durumda. Ülkemizde de sel felaketi nedeniyle ne yazık ki can kayıpları meydana geldi. Avrupa’da Temmuz ayının ilk yarısının sonuna doğru şiddetli yağışlar sonucu oluşan seller nedeniyle, en fazla can kaybı şu ana kadar Almanya’da meydana gelmiştir. Bunun sonucunda, Almanya’da, yöneticiler iklim değişikliğine karşı kararlı bir savaş çağrısında bulundu. Benzer şekilde Asya kıtasında; Çin ve Hindistan’da da meydana gelen seller can ve mal kayıplarına neden oldu.”

“Gerekli hazırlıkların yapılması gerekiyor”

Şaylan, dünyada sel, kuraklık gibi aşırı hava olayları nedeniyle her yıl can kayıpları yaşandığını vurgulayarak, “Dünya’da sel ve taşkınlardan dolayı en fazla can kaybı 1931’de 3,7 milyon (Çin seli) ve 1959’da 2 milyon kişi olarak gerçekleşmiştir. Benzer şekilde dünyada kuraklıktan dolayı en fazla can kaybı ise 1900’de 1,26 milyon, 1928’de 3 milyon, 1943’te 1,9 milyon, 1965’de 1,5 milyon ve 1983’te yaklaşık 450 bin kişi olarak kaydedilmiştir. Dünyada ekstrem sıcaklıklardan en fazla can kaybı 2003 yılında yaklaşık 75 bin, 2010’da 57 bin ve 2015’de yaklaşık 7 bin 500 olarak kayıtlara geçmiştir.” ifadelerini kullandı.

Ülkelerin emisyonlarında önemli kesintiler yapmadıkça sıcaklıkların yükselmeye devam edeceğini aktaran Şaylan, sözlerini, “İklim modeli projeksiyonlarına göre, daha sıcak iklimlerde, aşırı yağışların meydana gelme olasılığı çok yüksektir. Bu nedenle, drenaj sistemleri, iklim değişikliğinden kaynaklanan artan yağış şiddetine uyum sağlamak için uyarlanmalıdır. Bu nedenle dünyada aşırı hava olaylarını besleyen sera gazı emisyonlarının azaltılması, sera gazını yutan kaynakların arttırılması, aşırı hava koşullarına ve olası sonuçlarına karşı gerekli hazırlıkların yapılması gerekiyor.” diye tamamladı.