Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesine Avrupa Moleküler Biyoloji Organizasyonu'ndan ödül

İSTANBUL (AA) – Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Güneş Ünal, Avrupa Moleküler Biyoloji Organizasyonu-European Molecular Biology Organization (EMBO) Yerleşim Desteği (Installation Grant) ödülü aldı.

Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, bu yıl aralarında Çek Cumhuriyeti, Türkiye, Polonya ve Portekiz'den toplam 11 bilim insanına EMBO Yerleşim Desteği verildi.

Ünal, ödül dahilinde başarılı genç araştırmacıları bir araya getiren EMBO Genç Araştırmacı Ağı'nın da (Young Investigator Network) üyesi olacak.

Dr. Öğr. Üyesi Güneş Ünal, çalışmalarını Boğaziçi Üniversitesi'nde yer alan Davranışsal Sinirbilim Laboratuvarı'nda, depresyon ve anksiyetenin altında yatan nöromodülatör sistemleri üzerine sürdürüyor. Doktora derecesini sinirbilim alanında 2012'de Rutgers Üniversitesi'nde tamamlayan Ünal, 2013-2017'de Oxford Üniversitesi Farmakoloji Bölümü'nde çalıştı. 2017 sonunda Türkiye'ye, lisans derecesini aldığı Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü'ne döndü.

Güneş Ünal, EMBO Yerleşim Desteği Ödülü aldığı "Chemogenetic Investigation of Basal Forebrain Input to the Amygdaloid Complex" başlıklı çalışmasına ilişkin bilgi verirken, araştırmaların duygusal bellek, korku ve kaygı süreçlerini yöneten beyin yapılarındaki beyin dalgalarına ve bunları oluşturan bazal önbeyin isimli nöromodülatör bölgeye odaklandığını anlattı.

Beyin osilasyonlarını, altında yatan biyolojik sistemler ve davranışsal sonuçlarıyla bütünsel olarak inceleyebilmek için çok çeşitli teknikler kullanarak, psikoloji, davranışsal sinirbilim ve nörobiyolojiyi kapsayan geniş bir yelpazede çalıştıklarını ifade eden Ünal, şunları kaydetti:

"Günümüz sinirbilimi, farklı beyin bölgelerinin genel işlevlerini anlamanın ötesinde, bu bölgelerdeki belirgin nöronal devreleri (hücre gruplarını) ayırt etmeyi ve bu devreleri işlevsel bakımdan ayrıştırmayı hedefler. Davranışsal Sinirbilim Laboratuvarı'ndaki araştırmalarımız, bu yeni bilimsel paradigmaya uygun biçimde yakın zamanda geliştirilen ve nöronal devreleri ayırt etmeyi sağlayan kemogenetik yöntemleri,davranışsal teknikler ile birleştiren hayvan (kemirgen) deneylerinden oluşuyor. Bu doğrultuda, bazal ön beyindeki belirgin devreleri/hücre gruplarını, seçici olarak inaktive edip, deney hayvanlarını farklı bellek türlerini ve stres tiplerini ölçen davranış testlerinde değerlendirmekteyiz. Böylece, farklı hücre gruplarının işler bellek, navigasyon, korku koşullanması ve sönmesi, davranışsal çaresizlik (depresyon) ve anksiyete davranışındaki rollerini tespit etmekteyiz. Araştırma programında temel işlevleri anlaşılacak bazal ön beyin hücre grupları, optogenetik, kemogenetik gibi seçici tekniklerin klinik uygulamalarının gelişmesiyle travma sonrası stres bozukluğu, depresif bozukluklar, anksiyete bozuklukları gibi olağan dışı akut/kronik korkuya dayanan hastalıkların tedavisinde terapötik hedef oluşturacaktır."

Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü, Türkiye'de en fazla EMBO Yerleşim Desteği ödülüne sahip öğretim üyeli bölüm olma özelliğine sahip. TÜBİTAK’ın finansal destek sağladığı bu EMBO ödülünü almaya hak kazanmış öğretim üyeleri arasında Dr. Öğr. Üyesi Şükrü Anıl Doğan, Doç. Dr. Umut Şahin, Doç. Dr. NC Tolga Emre, Doç. Dr. İbrahim Yaman, Doç. Dr. Arzu Çelik ve Prof. Dr. Nesrin Özören yer alıyor.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve Boğaziçi Üniversitesi ortaklığıyla çevrim içi düzenlenen "Sürdürülebilir Şehirler İş Birliği Çalıştayı" başladı.

TBB'den yapılan açıklamada çalıştaydaki konuşmasına yer verilen TBB ve Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Boğaziçi Üniversitesi'ne iş birliklerinden dolayı teşekkür etti.

Şahin, daha önce Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Melih Bulu'yu ziyaret ederek hem yapılan çalışmaları anlattıklarını hem de hangi başlıkta ortak çalışmalar hayata geçirilebileceğinin ön görüşmesini yaptıklarını bildirdi.

Sürdürülebilir şehirlerle ilgili teoriyle pratiği birleştiren bir çalıştayın, kendi yol haritalarını çizebilmeleri açısından önemli olduğunu vurgulayan Şahin, Boğaziçi Üniversitesi ile iş birliği yapmaktan memnuniyet duyduklarını aktardı.

Geçen hafta OECD Kapsayıcı Büyüme için Şampiyon Belediye Başkanları Koalisyonu'na davet edilmesine değinen Şahin, 36 ülkenin 60 şehrinin bulunduğu inisiyatife ilk kez Türkiye'den bir şehrin davet edildiğini, OECD ile yapılan görüşmelerde Türkiye'deki belediyelerin yaptıkları çalışmaları ve iyi örnekleri paylaştıklarını bildirdi.

Şahin, salgınla birlikte insani ve çevresel kalkınmanın öneminin daha iyi anlaşıldığını vurgulayarak, "Dünya nereye gidiyor? Yeni dünyada anahtar kelimeler var. Şehirlerimizi akıllandırmamız, ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ anlayışıyla yeşil ekonomi, mobilite, yenilenebilir enerji gibi başlıkları şehirlerimizde uygulamamız gerekiyor." değerlendirmesinde bulundu.

Dünyanın salgın sürecinde küçülürken Türkiye'nin büyümeye devam ettiğini belirten Şahin, turizm çalışmalarına değinirken, "Anadolu bir hazine. Turizme yıllarca deniz, güneş, kum olarak baktık. Son 10 yıldır kültürel turizm yükselen bir değer oldu. Türkiye'nin tesis ve tanıtım konusunda daha çok çalışması gerekiyor. Eyfel'e yılda 80 milyon kişi geliyor. 10 milyon kişiyi bu bölgeye çekebiliriz. Hocalarımızla birlikte stratejik planlama yapmamız gerekiyor." ifadelerini kullandı.

– "Şehirlerin verimli ve etkin çalışması çok önemli"

Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Melih Bulu da şehirlerin verimli ve etkin çalışmasının çok önemli olduğunu vurgulayarak, "Bugün itibarıyla baktığınızda şehirler, ülkelerin neredeyse bütünü haline geliyorlar. O şehri çıkardığınızda ülke ekonomik olarak yok olma durumuna gelebiliyor. Mega şehirler üretimin büyük kısmını yapıyor." değerlendirmesinde bulundu.

Şahin'i yeniden TBB Başkanı seçilmesinden dolayı tebrik eden Bulu, 2007 yılında ilk defa dünya tarihinde şehirde yaşayan insan nüfusunun kırsalda yaşayan nüfusu geçtiğini belirtti. Göçün sebepleri yerine sonuçlarını tartışmanın daha önemli olduğuna işaret eden Bulu, şunları kaydetti:

"Dünyada son bir yılda ülkelerin büyümesi negatife döndü. Türkiye, negatife dönmeyen nadir ülkelerde biri. Sağlık sisteminin bu konuda önemli bir etkisi var. Şehirleri teknolojiyi kullanarak daha verimli çalıştırmak önemli. Akademik camia olarak belediyelerimizle bir araya gelip onların problemlerini çözmek önemli bir misyondur. Biz akademisyenler olarak problem arıyoruz, problem çözmeyi seviyoruz. Biz bu sorunları öğrendiğimiz zaman bunları çözmeyi amaç ediniriz diye düşünüyorum. Bu problemler çözüldükçe insanların daha rahat yaşaması için güzel işler yapacağımızı düşünüyoruz."

2 gün sürecek çalıştayda afet yönetimi, sıfır atık yönetimi, iklim eylem planı, akıllı şehir uygulamaları gibi konu başlıkları tartışılacak. Çalıştay sonunda Boğaziçi Üniversitesi ile proje geliştirmek isteyen belediyeler için sanal oda imkanı sunulacak.

İSTANBUL (AA) – “28 Şubat Postmodern darbe”nin üzerinden 24 yıl geçti. Darbeye giden süreçte toplumun yaşam biçimi, inançları ve yaşayış tarzı üzerinde oluşturulan yoğun baskı, o dönemin tanıkları ve bu baskıyı birebir yaşayanların hafızalarında hala tazeliğini koruyor.

Bu süreçte uygulanan başörtüsü yasağı nedeniyle eğitimine ara veren binlerce öğrenciden biri olan üç çocuk annesi 39 yaşındaki Sara Çaşkurlu Akgül, yaşadığı zorlukları AA muhabirine anlattı.

Akgül, başarılı bir öğrenci olduğunu, ilkokulda, ortaokulda ve lisede takdirden aşağı not almadığını ve çocukluğundan beri hayalinin öğretmen olmak olduğunu söyledi.

Üniversite giriş sınavına girdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi Fen Bilgisi Öğretmenliği bölümünü kazandığını anlatan Akgül, “Boğaziçi Üniversitesi, bildiğiniz gibi Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden bir tanesi. Aynı zamanda bizim dönemimizde üniversitelerde yasaklar olduğu için Boğaziçi Üniversitesi’nde de yasak uygulanmadığı için orayı tercih etmek istedim.” dedi.

Üniversitede, ilk sene hazırlık okuduğunu ifade eden Akgül, Türkiye’nin farklı üniversitelerinde uygulanan başörtüsü yasağının 2001’de Boğaziçi Üniversitesi’nde de uygulanmaya başladığını belirtti.

“Okula gittiğimizde güvenlik görevlileri, kapıdan bizi içeri almadılar”

Başörtüsü yasağıyla karşılaştığı ilk günü anlatan Akgül, “Okula gittiğimizde güvenlik görevlileri, kapıdan bizi içeri almadılar. Bize okula ‘başörtülü giremeyeceğimizi’ söylediler. Biz o dönemde okul önünde oturma eylemleri yaptık. Sonra bir şekilde içeri giren arkadaşlarımız oldu. Başını açarak giren arkadaşlarımız oldu. Sonra şapkayla girebileceğimizi söylediler ama dedikleri şapka, başörtüsü üzerine şapka değildi. Sadece kafanızı kapatacak, boyun bölgesi açık olacak bir şapkaydı. Daha sonraları başörtüsü üzerine şapkayı kabul ettiler. Bu süreçte de o şekilde giren arkadaşlarımız oldu, girmeyip bizim gibi şapka takmayı tercih etmeyen arkadaşlarımız da oldu. Ben şapka takmayı tercih etmedim, o şekilde girmek istemedim. Dolayısıyla üniversiteye devam edemedim.” diye konuştu.

Akgül, başörtüsü yasağından dolayı üniversitenin önünde basın açıklamaları yaptıklarını, bildiri dağıttıklarını ve oturma eylemlerinde bulunduklarını, bu eylemlerden herhangi bir sonuç alamadıklarını ve yasağın üniversitede devam ettiğini anlattı.

Yasağın kimi zaman katı, kimi zaman da yumuşak uygulandığını dile getiren Akgül, okula ana giriş kapılarından giremedikleri için arka kapılardan bir şekilde girip derslere girmeye çalıştıklarını bildirdi.

Akgül, okulun içinde derslere başörtülü kabul eden bazı hocaların olduğuna değinerek, şunları anlattı:

“Onların derslerini tercih ediyorduk. O şekilde arka kapılardan, Aşiyan kapısından giriyordum. Sırtımızda o ağır fizik kitaplarıyla yaklaşık bir saat yol yürüyordum. Okulun içerisine girdiğimde direkt alana çıkamıyordum, yine arka yollardan dersliklere gitmeye çalışıyordum. O kadar yol gidiyorsun, bir saat yürüyorsun derse veya sınava giriyorsun, hoca diyor ki ‘giremezsin’. Tekrar gerisin geri dönüyordum. Bu durumu yaşadığım çok zaman olmuştu.”

“Fakültenin katı tutumundan dolayı bu süreçte başörtülü bir öğrenci bile mezun olamadı”

Bu şekilde dört yıl eğitim görmeye çalıştığını fakat bunun sürdürülebilir bir durum olmadığını belirten Akgül, eğitim fakültesinin katı tutumundan dolayı bu süreçte başörtülü bir öğrencinin bile mezun olamadığına dikkati çekti.

Üniversitenin mavi gömlekli güvenlik görevlilerinin kendilerini kapıdan içeri almadığını, okulun içerisinde gördüğünde ise dışarıya çıkardığını kaydeden Akgül, bu durumun kendisinde travmaya neden olduğunu, otobüste yolculuk yaparken mavi gömlekli bir kişi gördüğünde istemsizce başını öne eğip saklanmaya çalıştığını belirtti.

Başörtülü olarak fakülte binasına giren iki öğrencinin, öğretim üyesi tarafından fark edilmesi üzerine 2 haftalık uzaklaştırma aldığını, kendisinin de fakülte binasına girdiğinde bir öğretim üyesi tarafından dışarı çıkartıldığını ifade eden Akgül, bazı hocaların, “Devlet diyorsa bunu, açacaksın, okuyacaksın. Okumak istiyorsan başını açacaksın başka bir yolu yok” dediğini aktardı.

Yasak olduğu sürece başörtüsüyle üniversiteyi bitiremeyeceğini anlayınca kayıt yaptırmadığını ve kaydının silindiğini aktaran Akgül, 2008 yılında çıkan af ile Boğaziçi Üniversitesi’ne geri döndüğünü söyledi. Akgül, dokuz aylık bir bebeği varken dönem sınırı sorunu nedeniyle 2,5 senede bütün derslerini vererek mezun olabildiğini belirtti.

Eğitim hayatı boyunca sürekli başarılı bir öğrenci olduğunu vurgulayan Akgül, Boğaziçi Üniversitesi’nde, çimlerde oturup kahve içmenin, arkadaşlarıyla sohbet etmenin, ders aralarında Boğaziçi’nin o meşhur manzarasında soluklanmanın Boğaziçi Üniversitesi’ni Boğaziçi yapan unsurlar olduğunu söyledi ve normal bir öğrenci gibi okuyup bunları yaşayarak mezun olmak istediğini dile getirdi.

Akgül, her yemek yerken kampüsteki kedileri beslemek istediğini dile getirerek, “Benim böyle duygularım, heyecanlarım, böyle anlarım olmadı ve gerçekten bunları yaşamayı çok isterdim. Okula başladığımda da, af ile geri döndüğümde de bunlar olmadı. Okula geri döndüğümde küçük bir çocuğum vardı. Dersimi bitirip ona dönmekti benim amacım. Arkadaşlarımız, ‘Kahve içelim, meydanlarda biraz oturalım, çimlerde uzanalım’ ya da ‘şurada yemek yiyelim’ dediğinde böyle bir şey yapamadım. Bu belki basit görünebilir ama benim içimde ukde kalan bir şeydi. Bunu da yaşamak isterdim.” ifadelerini kullandı.

“Birkaç öğretim görevlisi, yasağın karşısında olduklarını dile getirselerdi, belki biz böyle bir süreci yaşamayabilirdik”

Üniversiteye afla geri döndüğünde yaşadığı zorlukları anlattığı bazı öğrencilerin buna inanamadığını aktaran Akgül, şöyle devam etti:

“Bu sürecin kazananı yok aslında. Bu yasak uygulandı ama kaybedeni bizleriz. Ben bunu bire bir yaşadım. Her zaman Boğaziçi Üniversitesi daha özgürlükçü bir ortam olarak anıldı ama ne yazık ki biz bu süreci yaşadık, bunu kimse inkar edemez. Benim ispatlanmış bir davam da var. Ne kadar özgürlükçü olduğunu iddia etse de başörtüsü yasağı Boğaziçi Üniversitesi’nde uygulandı ve bizler de bunun mağdurluğunu yaşadık. Şu dönemde rektör ataması eylemlerinde akademisyenler, öğretim görevlileri, karşı durdular. Özgürlükçü bir ortam olduğu için buna karşı olduklarını söylediler. Eylemlerini gerçekleştirdiler. Zamanında, özgürlükçü bir üniversitede, ‘böyle bir şeyin (başörtüsü yasağının) uygulanmaması gerekiyor, eğer sizin böyle bir söyleminiz varsa bize de bu yasağı uygulamamanız gerekiyor’ diye eylemler yaptık, basın açıklamalarında bulunduk, bildiriler dağıttık. Evet, arka planda bizi destekleyen hocalarımız oldu. ‘Derse geldiğiniz sürece biz sizi derse alırız, arkandayız’ diyen hocalarımız oldu ama bu bireyseldi ve toplu bir destek değildi. Bizim de o sırada oturma eylemlerimizde, basın açıklamalarımızda yanımıza gelip bize destek olsalardı, en azından birkaç öğretim görevlisi, yasağın karşısında olduklarını dile getirselerdi, belki biz böyle bir süreci yaşamayabilirdik ve hayallerimizi ertelemek zorunda kalmayabilirdik.”

Akgül, üniversiteye girdiğinde Milli Eğitim Bakanlığından 4 senelik okulu 7 senede bitirmek şartıyla burs aldığını ifade ederek, başörtüsü yasağı nedeniyle okulu ancak af ile geri döndükten sonra uzun bir sürede bitirmek zorunda kaldığına belirtti.

Okuldan mezun olduktan sonra Bakanlığın bursu geri istediği için yürütmenin durdurulması için yerel mahkemeye başvurduğunu, davayı kazandığını dile getiren Akgül, daha sonra Bakanlığın itirazı üzerine üst mahkemede kaybettiği için bireysel olarak Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurduğunu anlattı.

Akgül, AYM’nin başvurusunu incelediğini, Boğaziçi Üniversitesi’nin yasak uygulamadığını iddia ettiğini anlatarak, tanık ifadeleri, fotoğraf, video ve belgelerle yasağın olduğunu kanıtladığını, bunun üzerine kendisinin haklı bulunduğunu belirtti.

Boğaziçi Üniversitesi’nin önüne gittiğinde hüzünlendiğini ifade eden Akgül, “28 Şubat sürecinden 24 sene geçti. 24 sene sonunda bir kazanan olmadı ama kaybeden olarak bizler, bireysel olarak büyük şeyler kaybettik. Hayallerimizin, yaşamlarımızın büyük bir bölümü, bizler için yok ya da çok ciddi sıkıntılarla dolu… Hayallerimiz ertelendi, bu yaşıma gelmişim hala da onlara ulaşmak için çabalıyorum. Belki ilerde çabalamayacağım. Bu sürecin kaybedeni bizleriz ama kazanını yok.” şeklinde konuştu.

Muhabir: Hasan Hüseyin Kulaoğlu