Borsa İstanbul'da “Gong Kadın-Erkek Eşitliği İçin Çalıyor” programı

İSTANBUL (AA) – Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan, "Ülkemizde kadınların çalışma hayatına katılımında önemli gelişmeler kaydedildi. Kadınların iş gücüne katılma oranı, geçtiğimiz 10 yılda erkeklere göre 4 kat daha hızlı arttı. Bu gelişmelerin altında kendimize özel çözümler üretmemizin sihri var." dedi.

Emine Erdoğan, Borsa İstanbul'da 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla düzenlenen, "Gong Kadın-Erkek Eşitliği İçin Çalıyor" programına katıldı.

Konuşmasına İdlib'de şehit olan Mehmetçiklere Allah'tan rahmet, ailelerine sabır, yaralılara acil şifalar dileyerek başlayan Erdoğan, vatanın yeryüzündeki cennet olduğunu, tüm duaların ve çabanın, bu kutsal vatanın birliği ve dirliği için olduğunu ifade etti.

Bu sene de gongu, kadınların güçlü ve yollarının açık olması için çaldıklarını dile getiren ve tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar gününü kutlayan Erdoğan, kadın gücünün ne kadar önemli olduğunun fark edilmesi noktasında yaptıkları titiz çalışmalar için Borsa İstanbul'a şükranlarını sundu.

Erdoğan, tüm dünyayla birlikte büyük bir dijital dönüşümün içinde olunduğuna ve gelecekteki on yılı bu dönüşümün belirleyeceğine işaret ederek, "Eskiden, 'gelecek' dediğimizde takvimin çok ilerisinde bir zamanı algılıyorduk. Fakat bugünün dünyasında gelecek, hemen yanı başımızda ve en büyük yarışımız, bu geleceğe hazırlıksız yakalanmamak için verdiğimiz mücadeledir.
O nedenle sadece bugünden ileriyi değil, yarından ileriyi de görmeye çalışmalıyız.
Algılarımızı açık tutmalı ve öngörü kabiliyetimizi öyle geliştirmeliyiz ki gelecek sürpriz olmaktan çıksın." diye konuştu.

Dünya Ekonomik Forumu'na göre, dijital dönüşüme ayak uydurmadıkları takdirde bu dönüşümden olumsuz olarak en çok etkilenecek grubun kadınlar olacağını belirten Erdoğan, araştırmaların, 2020'lerde çalışanlarının dijital bilgi ve becerilerini güncel tutmak için eğitim yatırımı yapan şirketlerin ayakta kalacağını öngördüğünü kaydetti.

2022'de küresel olarak toplam çalışanların yüzde 54'ünün bilgi ve becerilerini güncellemesi gerektiği gibi yeni beceriler de öğrenmesi gerekeceğine dikkati çeken Erdoğan, bugün bir iş için gerekli olan profesyonel bir beceriye biçilen ömrün 5 yıl olduğunu, IMF'ye göre, dijital dönüşümle beraber küresel olarak kadınların şu an sahip olduğu işlerin yüzde 11'ini kaybetme riski bulunduğunu aktardı.

– "Geleceğin dünyasında kadın aklının zengin hazinelerine ihtiyacımız var"

Emine Erdoğan, geleceğin dünyasında bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanındaki uzmanların yıldızının parlayacağının aşikar olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:

"Fakat bu alanda kadınların sayısı ne yazık ki henüz istenilen oranda değil. Bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanında çalışanların yalnızca yüzde 25'i kadınlardan oluşuyor. Bununla birlikte, yapay zeka alanındaki uzmanların ise sadece yüzde 22'si kadın. O nedenle 8 Mart Dünya Kadınlar günü vesilesiyle birçok platformda altını kalın harflerle çizdiğimiz bu konuya, bir kez daha dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Fakültelerimizde bilim ve teknoloji alanlarında kız öğrenci sayılarımızı arttırmak, bir temenninin ötesine geçmelidir. Kısaca birkaç örnek vermek gerekirse sosyal ve beşeri bilimler fakültesinde kız öğrenci oranı yüzde 66, tıp fakültesinde yüzde 49, sağlık bilimleri fakültesinde yüzde 78'dir. Son derece önemli olan bu ve benzeri fakültelerimizde mutluluk verici bir kız öğrenci yoğunlaşması görüyoruz."

Öte yandan, kız öğrenci sayısının, bilgisayar ve bilişim bilimleri fakültesinde yüzde 21, havacılık ve uzay bilimleri fakültesinde yüzde 24, elektrik ve elektronik fakültesinde ise yüzde 13 olduğunu kaydeden Erdoğan, "Kız öğrencilerimizin, sayıca az oldukları bu bölümlere yönelmelerinde gerekli olan mentorluğa ve özendirmeye daha çok mesai harcamamız gerektiğine inanıyorum. Geleceğin dünyası tasarlanırken kadın aklının zengin hazinelerine son derece ihtiyacımız var." ifadelerini kullandı.

– "Kadınların çalışma hayatını daha da kolaylaştırıcı uygulamalar göreceğiz"

Erdoğan, kadınlara dair konuları ele alırken, küresel rapor veya araştırmalardaki sıralamalar her ne kadar önemli olsa da her toplumun ancak kendi koşulları içerisinde değerlendirilebileceğini, çünkü her toplumun dinamiklerinin, kültürel değerlerinin ve tarihsel gelişiminin birbirinden farklı olduğunu söyledi.

Bu nedenle küresel hedef ve söylemleri yerel filtrelerden geçirip, üzerine tam oturan çözümlerin üretilmesi gerektiğine işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Takdir edersiniz ki ülkemizde kadınların çalışma hayatına katılımında önemli gelişmeler kaydedildi. Kadınların iş gücüne katılma oranı, geçtiğimiz 10 yılda erkeklere göre 4 kat daha hızlı arttı. Bu gelişmelerin altında kendimize özel çözümler üretmemizin sihri var. Kadınların ekonomik hayata katılmasını sağlamak, kültürel kodları iyi deşifre etmekten geçer. Gideceğimiz yönü ancak kendi pusulamızla tayin edebiliriz. Mesela kadınların doğum ve süt izinlerinde yapılan düzenlemeler, kısmi süreli çalışma hakkına ilişkin getirilen yenilikler, aile hayatını kolaylaştırıcı nitelikte oldu. Çünkü bizim önümüzdeki en önemli sorunlardan biri, iş ve aile hayatının, çatışan ve birbirini örseleyen iki alan olarak anlaşılmasıdır. Halbuki kadınların güçlü ve donanımlı olması çok daha sağlam ve öz güvenli nesillerin yetişmesine neden olur. Toplumumuzun en güçlü kalesi olan aile kurumunun da güçlenmesi, yine kadınların güçlenmesiyle doğru orantılıdır. İnanıyorum ki ileriki dönemlerde kadınların çalışma hayatını daha da kolaylaştırıcı uygulamalar göreceğiz."

– "Toplumsal ilerlemenin anahtarı kadınların her alanda daha fazla yer alması"

Dünya Ticaret Örgütü'ne göre kadınların, kazandıklarının yüzde 90'ını ailelerine, eğitime, sağlığa ve topluma yatırdıklarını aktaran Erdoğan, şöyle konuştu:

"Buradan da anlıyoruz ki toplumsal ve sosyal ilerlemenin anahtarı kadınların hayatın her alanında daha fazla yer almasıyla sağlanabilir. Çok şükür bugün çok önemli pozisyonlarda lider kadınlarımız var. Bakanlarımızı, milletvekillerimizi, şirket yöneticilerimizi, ekonomiye, ihracata can katan kadın girişimcilerimizi gururla takip ediyoruz. STK'larda, akademide, sporda ve sanatta ülkemizin adını üst sıralara taşıyan kadınlarımızla göğsümüz kabarıyor. Bakın mesela Borsa İstanbul gibi Türkiye'nin göz bebeği bir kurumun yönetim kurulu başkanı, bir hanımefendi. Tüm bunlar, 21. yüzyılın hızla yükselen bir gücü olan Türkiyemizin gelecek güzel günlerinin teminatıdır."

Emine Erdoğan, 2020'nin çok önemli bir yıl olduğunun altını çizerek, konuşmasını "Bildiğiniz gibi bu yıl, Milli Egemenliğimizin 100. yılı. Biz bu vatanın müdafaasını kadın erkek birlikte yaptık. Anadolu kadının yürek gücü, istiklal mücadelemizin en önemli cephanesi oldu. Bundan sonra da 2023 hedeflerimize uzanan yolda omuz omuza yürüyeceğiz. Tüm bu başarıları tarihimizden ve kendi medeniyet değerlerimizden edindiğimiz milli şuurla yapacağız inşallah." diyerek tamamladı.

Konuşmasının ardından Emine Erdoğan'a, Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Erişah Arıcan, günün anlam ve önemine istinaden çiçek takdim etti.

Programda, Emine Erdoğan, Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Prof. Dr. Erişah Arıcan, Borsa İstanbul Genel Müdürü Hakan Atilla, Türkiye İş Kadınları Derneği (TİKAD) Başkanı Nilüfer Bulut ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı İsmail Gülle, kadınların gücü ve yolunun açık olması için gong çaldı.

Program, toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.

Bu arada Emine Erdoğan, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Sağlık Bakanlığının koronavirüsten korunmak amacıyla "tokalaşmayın" uyarısının ardından Türkiye'de henüz görülmemesine rağmen programda kendisini karşılayan protokol üyeleri ve sunucu Oylum Talu ile el sıkışmadı. Talu, Erdoğan'ın bu hassasiyetinin takdire şayan olduğunu ifade etti.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL(AA) – Anadolu’nun binlerce yıllık geleneksel yemek tariflerinin ilk kez sağlıklı ve atıksız yönleriyle dünyaya açılmasına öncülük eden “Asırlık Tariflerle Türk Mutfağı” kitabı, ünlü şefler, akademisyenler ve uzmanların beğenisini topladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın öncülüğünde Cumhurbaşkanlığı himayesi, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) iş birliği, Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle hazırlanan kitap, Türk mutfağının zenginliğini uluslararası alanda tanıtmayı amaçlıyor.

Türk mutfağının sağlıklı saklama ve pişirme teknikleri ile atıksız, ekolojik ve sürdürülebilir özelliklerine dikkati çekilen kitapta, kayıt altına alınan asırlık geleneksel tariflerin aslına uygun reçetelerinin gelecek nesillere aktarılması hedefleniyor.

Prof. Dr. Mehmet Öz, Prof. Dr. Arif Bilgin, Prof. Dr. Günay Kut, Doç. Dr. Özge Samancı ve Dr. Gönül Paksoy danışmanlığında, Ebru Erke’nin koordinatörlüğünde hazırlanan kitaba birçok akademisyen, ünlü şef ve uzman destek verdi.

Ünlü şefler Ali Ronay, Arda Türkmen, Aydın Demir, Cüneyt Asan, Eyüp Kemal Sevinç, Fatih Tutak, Ömür Akkor, Savaş Aydemir, Sezai Erdoğan, Sinem Özler, Şemsa Denizsel, Şerife Aksoy, Yılmaz Öztürk, Zeki Açıkgöz’ün özel tarifleriyle katkı sunduğu kitapta, atıksız, fermante, yöresel, yerel ile glütensiz gibi sağlıklı ve alternatif beslenmeye yönelik 218 tarif yer alıyor.

Uluslararası üst düzey tanıtım kapsamında Cumhurbaşkanlığı yayınlarından “prestij kitap”, Kültür ve Turizm Bakanlığı yayınlarından ise Türkçe basılacak olan kitap, ekim ayı itibarıyla satışa sunulacak. İngilizce versiyonu “Turkish Cuisine With Timeless Recipes” adıyla uluslararası alanda yayımlanacak kitap, başta İngilizce, İspanyolca ve Arapça olmak üzere birçok dile de çevrilecek.

Helva tarifi Emine Erdoğan’dan

“Asırlık Tariflerle Türk Mutfağı” kitabının tanıtım programı, Emine Erdoğan’ın yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, kitap danışmanları, şefler, Türk mutfağının geleneksel tatlarını yaşatan sektör temsilcileri ve gastronomi yazarlarının da katılımıyla Beykoz’daki Cam ve Billur Müzesi’nde gerçekleştirildi.

Kitaptaki reçetelerin ikram edildiği programın gözde lezzeti Cumhurbaşkanlığı mutfağının menüsünde de yer alan “leblebi helvası” oldu. Katılımcılar, tadına baktıkları ve çok beğendikleri helvanın yapılışını ise Emine Erdoğan’ın tarif videosundan izledi.

Kitap, Anadolu’nun kültürel mirası ile Akdeniz’in bitki ve baharatlarıyla zenginleşen tatlarını dünyaya tanıtacak

Kalp cerrahı ve sağlıklı yaşam uzmanı Prof. Dr. Mehmet Öz, programa ABD’den gönderdiği video mesajında, kitabın, Anadolu’nun kültürel mirasını ve eşsiz Akdeniz coğrafyasının bitki ve baharatlarıyla zenginleşen tatlarını dünyaya tanıtacak ilk eser olduğunu belirtti.

Prof. Dr. Öz, “Kitabın, Türk mutfağını sağlıklı, geleneksel ve atıksız yönleriyle tanıtarak, dünya mutfağındaki gerçek yerine ulaşacağına inanıyorum. Özellikle Türk mutfağının bu değerlerinin, devletlerin zirvesinde, dünyada tanıtılmasına öncülük eden Emine Erdoğan Hanımefendi’ye ve kitaba katkı sunanlara teşekkürlerimi iletiyorum.” ifadelerini kullandı.

“Hem görsellik hem içerik anlamında şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı kitap”

Kitabın Yayın Koordinatörü, yemek ve seyahat yazarı Ebru Erke, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kitapta Türk mutfağının ne kadar derin ve köklü bir tarihi olduğunu anlatmaya çalıştıklarını, her şeyden önce modern dünyayla uyumlu yüzünü anlattıklarını söyledi.

Hem pişirme hem besin değerleri açısından sağlıklı olan “zeytinyağlılar” kategorisinin dünyada başka hiçbir mutfakta olmadığına dikkati çeken Erke, kitapta bu yemek türüne özel bir yer ayırdıklarını dile getirdi.

Dünyada bir akım olan bitkisel bazlı beslenme açısından Türk mutfağının çok zengin olduğunu anlatan Erke, kitapta, geleneksel olarak anne ve anneannelerden kalan bu tariflerin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha göstermeye çalıştıklarını ifade etti.

Kitabın hazırlanmasında Emine Erdoğan’ın öncülük etmesinin kendileri için çok kıymetli olduğunu vurgulayan Erke, “Yıllardır gastronomi sektöründe olan insanlarız ve bununla alakalı çok büyük bir açık vardı. Mutfak, bir ülkeyi tanıtmanın en sempatik yollarından biri. Bu yüzden kitabı Emine Hanım’ın himaye etmesi çok önemliydi. Çünkü hem görsellik hem içerik anlamında şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı kitap.” değerlendirmesinde bulundu.

Kitabın tasarımcısı Dr. Gönül Paksoy da bu çalışmada yer almaktan memnuniyet duyduğunu çünkü Türkiye için iyi şeyler yapmak istediklerini dile getirdi.

Dr. Paksoy, Türk kültürünü yansıtabilecek ögeleri öne çıkarttıkları kitapta, sadeliği de koruduklarını aktardı.

Atıksız mutfak ve sıfır atığın da kitaptaki temalar arasında yer aldığını anlatan Paksoy, hem sağlıklı hem atıksız hem de geleneksel Türk mutfağını tanıtma şansı bulduklarını söyledi. Paksoy, “Emine Hanım’ın böyle bir şeye girişmesi Hanımefendi açısından da tabii çok güzel ama herkes için çok doğru ve güzel bir iş. Daha özel, daha yukarıda bir tanıtım olacaktır.” diye konuştu.

“Bu tariflerin ortaya çıkarılması gerekliydi”

Türk yemek uzmanı ve yazar Sahrap Soysal ise kitapta Türk mutfağına ait eski reçetelerin kayıt altına alınmasını “harika” olarak tanımladı.

Hem yemek yazarlığı hem de yemek kültürü araştırmacılığı yaptığını aktaran Soysal, Türk mutfağıyla ilgili yapılan her tür çalışmanın “baş tacı” olduğunu ifade etti.

Kitaba dair heyecan duyduklarını belirten Soysal, “İyi ki böyle bir çalışma yapıldı. Bence Türk mutfağının kebap dışında, şalgam suyu dışında daha çok tanıtılmaya ihtiyacı var. Bu tanıtım konusunda zaten epeyce geri kaldığımızı düşünüyorum. Yapılan her çalışma bence son derece faydalı olacak.” diye konuştu.

Soysal, kitapta vejetaryen ve glütensiz tariflere de yer verilmesine ilişkin, şu değerlendirmeyi yaptı:

“(Türk mutfağı) Çok zengin bir mutfak. Vejetaryen de bir mutfak. Glütensiz de beslenen bir Türk mutfağı var zaten. Bütün bu tariflerin ortaya çıkarılması gerekliydi. İyi ki böyle bir çalışma yapıldı. Dünyanın en sağlıklı mutfaklarından biri bizim mutfağımız.” değerlendirmesini yaptı.

Kitap, herkesin damak tadına hitap eden tarifler içeriyor

Şef Arda Türkmen, eski tariflerin Türk tarihi ve kültürünü yaşatmak için gelecek nesillere aktarılması gerektiğini, bunların dünya gastronomisinde yayınlanmasının da ülkenin temsil edilmesi açısından mühim olduğunu kaydetti.

Kitapta öne çıkan glütensiz ve vejetaryen beslenme modelinden de bahseden Türkmen, “İnsanlar artık glütensiz beslenmeye daha fazla önem gösteriyor. Vejetaryen diyetlerine ve beslenme modellerine daha fazla ilgi duyuyorlar. Kültürümüzde ve mutfağımızda buna uygun çok fazla tarif var ama bu başlıkta toplanmamış. Bu başlık altında, bu yemekleri insanlara anlattığımızda, dünya mutfaklarında, insanların daha çok talep göstereceği bir mutfak olacak bizimkisi.” diye konuştu.

Kendisinin de “eski bir anneanne tarifi” ile kitapta yer aldığına değinen Türkmen, “Çok geleneksel bir tarif vermeye çalıştım. Kim okursa okusun kitabın içerisinde kendine uygun bir tarif mutlaka bulacak.” dedi. Arda Türkmen, Emine Erdoğan’ın kitap ve gastronomiye yaklaşımının bilindiğini, kendisinin bu eseri desteklemesinin Türk gastronomisi için önemli bir adım olduğunu ifade etti.

Türk mutfağına dair 3 temel mesaj içeriyor

Kitabın danışmanlarından, Özyeğin Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Doç. Dr. Özge Samancı, Türk mutfağını hem kültürel ve tarihi derinliğiyle hem farklı yiyecek gruplarının zenginliğiyle hem de çağdaş, sürdürülebilir, sağlıklı yüzüyle ortaya çıkaran bir eser hazırlamaya gayret ettiklerini anlattı.

Türk mutfağında sayısız reçete bulunduğunu ancak kitapta daha örnek teşkil eden 200 küsur reçetenin yer aldığını aktaran Samancı, aynı zamanda mutfaktaki temel teknikleri de yansıtan tarifler olmasına gayret ettiklerini dile getirdi.

Doç. Dr. Samancı, Emine Erdoğan’ın böyle bir kitaba öncülük etmesinin, bu fikri desteklemesinin önemine vurgu yaparak, “Türk mutfağının hem ulusal hem uluslararası düzeyde daha tanınması ve bilinirliğinin artırılması yönünden, bu kitabın Emine Hanım tarafından öne çıkarılması, onun isteğiyle oluşturulması çok hoş.” diye konuştu.

Geleneksel Türk mutfağını “israfsız mutfak” olarak tanımlayan Samancı, şöyle devam etti:

“Kendi içinde yemeklerin nasıl atıksız oluşturulduğunu, farklı ürünlerin farklı yerlerde nasıl kullanıldığını da hatırlatmaya çalıştık. Kitabın aslında 3 temel mesajı var. Bir, Türk mutfağı sürdürülebilir ve dolayısıyla atıksız bir mutfak. Türk mutfağı çok zengin bir kültürel mirasa sahip. Aslında sağlıklı bir mutfak çünkü çok farklı yiyecek gruplarını bulabiliyoruz. Tabii ki et bayramlarımızın, düğünlerimizin vazgeçilmezi ama gündelik beslenmemizde bakliyat ve sebzeyi çok tüketiyoruz. Bunlara biraz dikkat çekmek ve sahip olduğumuz zenginliğin farkına varıp, onu anlamlandırmak, bence kitabın en büyük rolü bu. Kitabı açtığınızda minik ikonlar göreceksiniz; ‘glütensiz’, ‘vegan’… Her gün yediğimiz yemeklere, belki de hiç o gözle bakılmamıştı daha önce. O anlamda kıymetli diye düşünüyorum.”

Doç. Dr. Özge Samancı, kitabın İngilizce’ye çevrilecek ve yurt dışındaki farklı mecralara ulaşacak olmasının gastronomi turizmi ve kültürel mirası korumak açısından da önemli olduğunu ifade etti.

“İyi ki böyle bir projeye öncülük ettiler”

Demsa Grup Yönetim Kurulu Başkan Vekili Demet Sabancı Çetindoğan da hem geleneksel hem atıksız hem de sağlıklı tariflerin olduğu bir kitabın ilk kez yapıldığını, bu anlamda güzel bir örnek teşkil edeceğini söyledi.

Çetindoğan, Türk mutfağında sıfır atık konusuna da değinerek, “Daha bilinçli bir toplum yetiştirebilmek için çocuk yaşta bu bilinci vermemiz gerekiyor. İşte bu tip kitaplar bizlere örnek olacak.” dedi.

Şef Somer Sivrioğlu da Türk mutfağındaki en önemli eksikliklerden birinin kayıt altına alma işlemine çok geç başlanması olduğunu, bu yüzden birçok Türk reçetesinin başka kültürlere kaydedildiğine dikkati çekerek, o nedenle bu projenin yapılmasının çok iyi iyi olduğunu ifade etti.

25 yıldır yurt dışında yaşayan bir şef olarak, Türk mutfağının daha çok et ve et ürünleriyle akıllara geldiğini gözlemlediğini anlatan Sivrioğlu, “Halbuki mutfağımız vejetaryen beslenme üzerine bir derya. O yüzden, sadece ülkemiz için değil, turistler için de belki hiç bilmedikleri bir şeyi öğrenme fırsatı doğuyor.” dedi.

Sivrioğlu, Emine Erdoğan’ın kitaba destek vermesinin önemini vurgulayarak, “Zaten alabileceğimiz en yüksek seviyeden desteği alıyoruz. Mutfağımız, mutfak kültürümüz ve benim gibi yurt dışında yaşayan şefler için çok önemli. İyi ki böyle bir destek verdiler. İyi ki böyle bir projeye öncülük ettiler.” şeklinde konuştu.

ANKARA (AA) – Alınan bilgiye göre, Olgunlaşma Enstitülerinin yenilenme çalışmalarının bir ürünü olarak hazırlanan “Türkiye Dokuma Atlası Projesi”, Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğüne bağlı İstanbul Sabancı Beylerbeyi Olgunlaşma Enstitüsü tarafından yürütülüyor.

İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliğinin destekleri, Marmara Üniversitesinin katkılarıyla yürütülen projeye, Türkiye İhracatçılar Meclisi ve Ticaret Bakanlığı da katkı veriyor.

Proje, asırlık dokumaları sandıklardan çıkarıp, tasarım dünyasına taşımayı ve ekonomik değere dönüştürmeyi amaçlıyor. Proje kapsamında ayrıca geleneksel dokumaların aslına uygun üretilerek yerel kalkınmanın da desteklenmesi planlanıyor.

151 çeşit dokuma türü sergilenecek

Projenin ilk etkinliği olarak gerçekleştirilen sergide, bölgesel rotalar izlenerek, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir araya getirilen 151 çeşit dokuma türü sergilenecek. Sergide ayrıca koleksiyoner Yusuf İyilik’in koleksiyonundaki Osmanlı kumaşlarından parçalar yer alacak.

Prof. Dr. Hülya Tezcan, Prof. Dr. Aydın Uğurlu ve Prof. Dr. Mehmet Akalın’ın danışmanlığı, Ayşe Dizman’ın koordinatörlüğü ve Güneş Güner’in küratörlüğü ile gerçekleştirilen sergide, genç tasarımcıların, geleneksel kumaşlardan ilhamla oluşturduğu tasarımlarla zaman tünelinde gezilebilecek.

Sergide dokuma sanatçıları Aydın Uğurlu’nun Doğa Üçlemesi, Elisabeth Strub Madzar’ın Pa ve Umay Ana isimli iki eseri, Servet Senem Uğurlu’nun Anadolu Tanrıçaları dokuma heykelleri olmak üzere dokuma sanatları da sergilenecek.

Serginin zaman tüneli olarak isimlendirilen alanında, Mehmet Demir, Mert Çelebi, Senem Kula ve Rümeysa Kış’ın geleneksel dokumaları geleceğe taşıyabilecek tasarımları yer alacak. Sergi, 3 ay boyunca haftanın 6 günü ziyaret edilebilecek.

397 yöresel kumaş veri tabanına işlendi

Proje kapsamında, akademik araştırmalar sonucunda “Osmanlı Saray Kumaşları” ve “Anadolu Yöresel Kumaşları” başlıklarında Türkiye’nin kumaş haritasını oluşturan 397 yöresel kumaş tespit edilerek özellikleri veri tabanına işlendi.

Ayrıca, Marmara Üniversitesince, yöresel dokumalar bilimsel yöntemlerle analiz edilerek, doğal boya ile renklendirme çalışmalarının yanı sıra dokumaları iyileştirecek AR-GE faaliyetleri yürütüldü. Bu kapsamda Antep Kutnu, Ankara Sofu, Şal Şapik, Rize Bezi/Feretiko, Ehram, Beledi ve Denizli Buldan gibi dokumalar dünyaya tanıtılacak. Kutnu’nun renk ve deseni, Ankara Sofu’nun ipeksi yumuşaklığı, Üsküdar Çatması’nın desen ve renkleri, Denizli Buldan Bezi’nin doğal boyalı dokumasının çağdaş tasarımlara dönüştürülmesi hedefleniyor.

Çalışmayla “Dokuma Kültürü Rotaları” ve “Yaşayan Müzeler” oluşturularak kültür turizminin de canlandırılmasına katkı sağlanması planlanıyor. Türk dokumacılığının, bir zanaat olarak yaşatılmasını sağlamanın yanında prestijli bir ticari faaliyete dönüşmesi amaçlanıyor.

Yerel dokuma faaliyetlerinin canlandırılması da hedefleniyor

Anadolu’nun geleneksel ve unutulan dokumalarının, aslına uygun olarak yeniden üretilerek, modern tasarımlarla dünyaya tanıtılması, sürdürülebilir ve doğa dostu tekstil ürünlerinin geliştirilmesi, kadın istihdamının artırılması, yerel üretimin desteklenmesi, akademik iş birlikleri ile dokumaların araştırılması, geliştirilmesi, bitkisel boyama, yerel dokuma faaliyetlerinin canlandırılması, moda tasarımcılarının ve sektörün dikkatinin çekilmesi de projenin hedefleri arasında yer alıyor.

Cumhurbaşkanlığı Beştepe Sergi Salonu’nda açık olacak sergi kapsamında, “Geleneksel ve Yöresel Dokumaların Farklı Açılardan Değerlendirilmesi”, “Bir Kültürü Yaşatmak, Dokuma Zanaatı ve Coğrafi İşaretler”, “Türk Dokumasında El Ele Vermek” başlıklarında paneller düzenlenecek. Panellere, akademisyenler, yerel yönetim temsilcileri, tekstil sektörü temsilcileri, dokuma ustaları, moda ve tasarım dünyasından isimler katılacak.