Bosna Hersek'in anıtsal Orta Çağ mezar taşları belgeselleştirildi

SARAYBOSNA(AA) – Yönetmenliğini Dragan Stanimirovic’in üstlendiği “Yeni Stecak Yazarı” adlı belgesel, Al Jazeera Balkanlar tarafından Bosna Hersek’te bu yıl dördüncüsü düzenlenen Uluslararası Belgesel Film Festivali’nde (AJB DOC) izleyiciyle buluştu.

Yaklaşık beş asır önce tarihe karışan stecak geleneğini yeniden canlandıran Boşnak heykeltıraş Adis Fejzic’in yaptığı modern anıtsal mezar taşları üzerinden stecakların önemine değinilen belgeselde, Bosna Savaşı (1992-1995) sırasında Danimarka’ya yerleşen Bosnalıların isteğiyle hazırlanan bir anıtsal mezar taşının yapım aşamaları takip ediliyor.

AA muhabirine açıklamada bulunan Stanimirovic, belgeselin tamamen tesadüf eseri ortaya çıktığını belirterek “Her şey, Fejzic’in yaptığı modern anıtsal mezar taşlarından birinin Avustralya parlamentosu önüne yerleştirildiğini gördüğümde başladı.” dedi.

“Stecak, geçmişin ve geleceğin taşıdır”

Fejzic ile irtibat kurmaya çalıştıysa da Boşnak heykeltıraşın sosyal medya kullanmaması nedeniyle başarısız olduğunu anlatan Stanimirovic, “Beş yıl sonra Fejzic’in Saraybosna’da yeni bir mezar taşı yapmaya başladığını duydum. Bu seferki Danimarka ile Bosna Hersek’in diplomatik ilişkilerinin 25. yılı dolayısıyla ülkedeki Bosnalıların siparişi üzerine hazırlanıyordu.” diye konuştu.

Heykeltıraş ile nihayet irtibat kurup belgeseli çekmeye başladıklarını kaydeden Stanimirovic, Fejzic’in sağlık sorunları nedeniyle çekimlerin az daha yarım kalacağını söyledi.

Stanimirovic, “Doktorlar Adis’e en az altı ay boyunca istirahat etmesi gerektiğini söylemişlerdi. Yapmaya başladığı stecakı 25 Kasım’a yetiştiremeyecekti. Neyse ki üniversite öğrencileri ve heykeltıraşların yardımıyla bitirmeyi başardı.” ifadelerini kullandı.

Fejzic’in, stecakları sıradan mezar taşları olarak değil de Bosna Hersek’in eşsiz kültür anıtları olarak gördüğünü aktaran Stanimirovic, “Kendisi, tıpkı arkeologlar ve diğer uzmanlar gibi günümüze ulaşan 100 bin stecaktan her birinin diğerlerinden farklı olduğu görüşünü savunuyor.” dedi.

Devletin stecakların korunması için somut adımlar atmadığına dikkati çeken Stanimirovic, söz konusu mezar taşlarına, bulundukları bölgedeki yerli halk ve gönüllülerin sahip çıktığını kaydetti.

Belgesel çekiminin ardından stecaklar hakkındaki düşüncelerinin değiştiğine işaret eden Stanimirovic, “Stecak, geçmişin ve geleceğin taşıdır. Geçmişin sembolü olduğu kadar kültürlerin birbirleriyle olan karşılaşmalarının da sembolü olduğunu düşünüyorum.” şeklinde konuştu.

“Stecakların üzerinde bulunan semboller tarihimiz hakkında derin hikayeler taşıyor”

Filmin yapımcısı Almir Berkovac da belgesellerin kendi kendini anlatan filmler olduklarını vurgulayarak “Belgesel canlıdır, çekmeye başladığınız andan itibaren neyle karşılaşacağınızı bilemezsiniz. Belgesel filmi özel kılan da budur belki.” değerlendirmesinde bulundu.

Başta çekimlerin bir-iki gün süreceğini tahmin ettiklerini anlatan Berkovac, “Sonunda Bosna Hersek’in dört bir yanını, hatta Danimarka ile Avustralya’yı bile ziyaret ettik.” diye konuştu.

İnsanların stecaklar hakkında bilgi sahibi olduklarını düşündüklerini fakat incelemeye başladıklarında ne kadar karmaşık bir konu olduğunu anladıklarını söyleyen Berkovac, filmin hem eğitici hem de görsel anlamda ilgi çekici olması için uğraştıklarını ifade etti.

Berkovac, “Filmi çekmekteki amaçlarımızdan biri de birbirinden farklı olan bu ilginç mezar taşları üzerindeki hikayeleri aktarmaktı. Stecakların üzerinde bulunan semboller tarihimiz hakkında derin hikayeler taşıyor.” dedi.

Anadolu Ajansının (AA) Global İletişim Ortağı olduğu AJB DOC festivalinde, dünyanın farklı kesimlerinden ve bölge ülkelerinden 11’i yarışma kategorisinde olmak üzere 23 belgesel, sinemaseverlerin beğenisine sunulacak.

Bu yıl “Challenge” (Zorluk) sloganıyla düzenlenen festival kapsamında, AJB DOC’un yarışma kısmında, “AJB Ana Ödülü”, “AJB Program Ödülü” ve “İzleyici Ödülü” olmak üzere 3 ödül verilecek.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Akbulut, AA muhabirine, Türkiye’nin tek belgesel film festivalinin “Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Festivali” olduğunu belirtti.

Festivalin özgünlüğünü koruduğunu, ana temasının “Kültürel Miras ve Korumacılık”, yan temasının ise “Ahilik Kültürü” olduğunu dile getiren Akbulut, “Festivale çok sayıda proje ve belgesel film katıldı. Jüri üyeleri olarak gerçekten bu eserleri değerlendirirken hem çok mutlu olduk hem de umutlandık. Festivalde emeği geçen herkese çok teşekkür ederim.” dedi.

Akbulut, festivalin UNESCO Kültürel Miras Listesi’ndeki Safranbolu’da yapılmasının çok önemli olduğunu vurgulayarak, “Belgesel sinemanın hem bu kentin gelişmesi için çok önemli anahtar rol oynaması hem de bundan sonra bu festivalin belgesel sinemanın gelişiminde büyük rol oynayacak olması önemli.” diye konuştu.

“Sinema yapmak isteyen çok sayıda genç var”

Belgesel sinemanın toplumsal sorunları ele alan bir sinema olduğuna işaret eden Akbulut, “Teknolojik ve tarihsel gelişmelerle kendi biçimini oluşturdu. Günümüzde dijitalleşmeyle çok sayıda belgeselin yapıldığını görebiliyoruz ama değişmeyen bir şey var; o da belgesel sinemanın toplumsal sorunları gören, onlar için farkındalık uyandıran niteliği.” dedi.

Türkiye’de çok sayıda iletişim ve güzel sanatlar fakültesi olduğunu anlatan Akbulut, iletişim araçlarının gelişmesi ve yaygınlaşmasının da gençlerin sinemaya ilgisini artırdığını belirterek, “Bu açıdan sinema yapmak isteyen çok sayıda genç var.” ifadesini kullandı.

Prof. Dr. Hasan Akbulut, gençlerin artık ellerindeki cep telefonlarıyla film çekilebildiğini vurgulayarak, “Gençler bence neyi anlatacaklarına karar verirlerse yani bir dertleri olursa, gerisi çok daha rahat gelecektir. Son yıllarda gençlerin aldığı ödüller ve dünya festivallerindeki performansları bizi umutlandırıyor. Gençlerin bu alanda Türkiye’nin başarısını daha da yükselteceğini düşünüyorum. Belgesel sinemanın ve gençlerin yolu açık olsun.” diye konuştu.

İSTANBUL (AA) – Filmin Feriye’de gerçekleşen gala gösterimine, belgesele konu olan oyuncu Cüneyt Arkın ve Nevra Serezli, yazar Ayşe Kulin, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, sanatçı Süleyman Saim Tekcan ve Prof. Dr. Ömer Özkan katıldı.

Gösterim öncesi AA muhabirine açıklamada bulunan Tekelioğlu, bir ülkenin değerleri üzerinde ayakta kalacağını aktararak, “O, insani değerler çok önemli. Bu değerleri, efsanelerimizi onurlandırarak gençlerimize hatırlatmak istedim. Bu değerleri ancak onlar yaşam tecrübelerinden süzülen deneyimleri ve anılarıyla anlatırsa gençlere dokunur.” dedi.

Tekelioğlu, gençlerin özellikle anneanne ya da dede gibi aile büyüklerinin söylediği sözleri dinlediğine vurgu yaparak, “İstedim ki, sadece kendi kuşaklarını değil, bizleri ve bizim çocuklarımızı da etkilemiş olan, kendi alanlarında dönüşüm, değişim yaratmış efsanelerimiz bu değerleri çocuklara anlatsın. Bence de çok anlamlı. İtirafları, kalbimi delip geçti. Çok anlamlı bir hayat bilgeliği belgeseli doğdu.” ifadelerini kullandı.

“Proje tamamen Tuluhan Hanım’ın projesi”

AXA Sigorta Üst Yöneticisi (CEO) Yavuz Ölken, belgesel fikrinin bir yıl önce, salgın sırasında ortaya çıktığını belirterek, “Türkiye’de imzası olan, Türkiye’ye çok büyük değer katmış efsanelerimizi konuşurken, Türk toplumunun gençlerine örnek olarak, bu insanları nasıl geleceğe taşıyabiliriz dediğimizde, böyle bir belgesel ortaya çıktı. Proje tamamen Tuluhan Hanım’ın projesi. Biz AXA olarak elimizden gelen bütün desteği gösterdik. Çok mutlu ve gururluyuz. Çünkü sanat, spor, iş insanları, bütün Türk toplumunun istifade edebileceği bir belgesel ortaya çıktı. İlham veriyor. Pes etmeyen ve bu toprakların yetiştirdiği sanatçıların, spor, tıp ve iş insanlarının, gerçekten neler yapabildiğini gösteriyor.” dedi.

Axa Sigorta’nın, insanlık için önemli olan ve korunması gereken tüm hususlara dikkat ettiğinin altını çizen Ölken, sanat, gençlik, küresel ısınma, iklim değişikliği, sağlık alanında ellerinden gelen katkıyı, bu topluma vermeye çalıştıklarını, belgeselin de bu anlamda büyük bir fırsat olduğunu söyledi.

Ölken, Efsaneler belgeselinde yer alan ünlü isimlere de değinerek şöyle konuştu:

“Ömer Özkan’la ilk rahim naklinin ne demek olduğunu anladık. Süleyman Saim Pekcan’la sanat hayatı nasıl başarılı oluyor onu gördük. Nevra Serezli’yi, Cüneyt Arkın’ı tadacağız. Şenol Güneş’in hikayesini dinleyeceğiz. Yılmaz Büyükerşen’in, siyasetin dışındaki yönünü, bu topluma vereceği mesajları dinleyeceğiz. Güher-Sühel Pekinel ile bu toprakların yetiştirdiği uluslararası seviyeye sahip sanatçıların hikayesini görüyoruz. Hem çok keyifli hem düşündürücü, benim için en önemlisi Türk toplumuna, gençlere, gelecek için büyük umut veren, harika bir belgesel ortaya çıkmış görünüyor.”

Belgeselin sosyal medyada izleyicinin beğenisine sunulacağını aktaran Ölken, ayrıca çeşitli sanal platformlarda da yayınlanacağını dile getirdi.

“Gençlerde tarih bilinci yok”

Gösterime katılan usta oyuncu Cüneyt Arkın, gençlerle ilgili yaptığı değerlendirmede, “Gençlerin gözlerinden öperim. (Gençler) Bizim, geleceğimiz umutlarımız, hayallerimiz ama yeterince gençlere önem veriliyor mu? Mesela ben tarihle uğraştım. Konferanslarda tarihten bahsederdim. Çok seviyorlar tarihlerini ama tarih bilinci yok. Geçlerimizin çok şeyi eksik.” diye konuştu.

Gençleri eğitim anlamında belli bir düzeye getirmenin önemine değinen Arkın, gençlerin refaha kavuşması, sorunlarının çözülmesi, üniversitede okuyanların barınma sorunlarının giderilmesi gerektiğini dile getirdi.

Arkın, yorulduğu için dizi çekimlerine ara verdiğini ifade ederek, “(Diziler konusunda) İyi şeyler yapıyorlar.” değerlendirmesinde bulundu.

Sağlık durumuyla ilgili, “İdare ediyorum.” yorumunda bulunan sanatçı, Türk oyuncular içinde özellikle Kenan İmirzalıoğlu’nu beğendiğinin altını çizdi.

Cüneyt Arkın, sahnede yaptığı konuşmada ise Yılmaz Büyükerşen ile Eskişehir Atatürk Lisesi’nde sınıf arkadaşı olduğunu belirterek, “Yılmaz Büyükerşen, matematikte o kadar iyiydi ki. Hiç yanından ayrılmazdım. Onun sayesinde geçtim. Harikasın.” ifadelerini kullandı.

Türk halkına sevgisini de dile getiren Arkın, “Türk halkı, eşsiz, başka türlü bir insan. Türk halkı, dayanıklı, inatçı, yaşam azmiyle dolu.” değerlendirmesini yaptı.

Büyükerşen de “Asıl sen harikasın Fahrettinciğim. Fahrettin’dir asıl adı biliyorsunuz ama Cüneyt Arkın, abide bir isim oldu. Türk sinemasının yaşayan heykeli, yaşayan tarihidir kendisi. Nevra Hanım da öyle tabii hiç kuşkusuz.” dedi.

Nevra Serezli ise filmin isminin çok iddialı olduğunu söyleyerek, şunları söyledi:

“Açıkçası ben utanıyorum. O kadar efsane olduğumu zannetmiyorum kendi adıma. Çok büyük emek verdik tiyatroya. 50-55 yıldır bu işin içindeyim. Beni de bu programa ve bu grubun içine dahil ettikleri için tabii ki gurur ve onur duydum. Tabii ki tecrübelerimiz, hayat hikayemiz, gençlere örnek olacak davranışlarımız vardır diye düşünüyorum ki inşallah vardır. Ben evlatlarıma, torunlarıma örnek vatandaş, örnek anne ve örnek bir tiyatrocu, sanatçı olmayı yeğledim bugüne kadar. Böyle bir programda birilerine biraz ışık tutabiliyorsak, çok mutlu olurum. Sadece oyunculuk değil de davranış ve duruşumla da örnek sanatçı olmak istedim hayatım boyunca. Yıllar geçtikçe bunun karşılığını aldığımı görmek beni çok mutlu ediyor.”

Belgesel, izleyiciler yoğun ilgi gösterdi.