Boşnak lider Dzaferovic: Erdoğan Batı Balkanlar'da istikrar unsurudur

SARAYBOSNA (AA) – Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Boşnak Üyesi Sefik Dzaferovic, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Batı Balkanlar’da istikrar unsuru olduğunu ifade etti.

AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Boşnak lider, ülke gündemini meşgul eden konuların yanı sıra Türkiye-Bosna Hersek ilişkilerini değerlendirdi.

Türkiye ile Bosna Hersek arasındaki ilişkilerin mükemmel düzeyde seyrettiğini vurgulayan Dzaferovic, iki ülke arasında dostluk ve kardeşlik bağı olduğunun altını çizdi.

Dzaferovic, Türkiye’nin Bosna Hersek’e karşılık beklemeden yardım ettiğini belirterek, “Türkiye, Bosna Hersek’in hem NATO hem de AB üyeliğini destekliyor. Etnik, dini veya siyasi bir aidiyet gözetmeksizin tüm vatandaşlarına saygı duyuyor.” dedi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Batı Balkanlar’da istikrar unsuru olduğunu dile getiren Dzaferovic, “Onun bölge ülkeleri üstündeki etkisi çok önemli. Türkiye ve Erdoğan, tüm bölge ülkelerinin istikrarı açısından büyük önem taşıyor.” ifadesini kullandı.

Dzaferovic, Türkiye’nin de desteklediği Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna ile Sırbistan’ın başkenti Belgrad’ı bağlayacak otoyol projesine de değinerek, Sırbistan tarafının hayli yol katettiğini ancak Bosna Hersek’in maalesef bir noktada takılıp kaldığını söyledi.

Aksaklıkların yalnızca otoyol projesinde değil, Türkiye ile imzalanan revize serbest ticaret anlaşmasında da yaşandığına dikkati çeken Dzaferovic, “Türkiye, imzaladığımız revize serbest ticaret anlaşmasıyla bize başka ülkelere tanınmayan imtiyazlar tanıdı. Bu, Türkiye ve Erdoğan’ın Bosna Hersek’e dostça yaklaşımının bir kanıtıdır. Bize tanınan fırsatların doğru şekilde kullanılmamış olması tamamen Bosna Hersek’in hatasıdır.” dedi.

“Bosna Hersek köleliği reddetti”

Dzaferovic, Bosna Hersek’in her zaman güçlü bir ülke olduğunu belirterek, “Gelecekte de Bosna Hersek’in AB ve NATO üyesi olacağına, içindeki halkların eşit yaşadığı modern ve refah bir ülke haline geleceğine eminim.” diye konuştu.

Bosna Hersek’in 29 Şubat-1 Mart 1992’de gerçekleştirilen referandumla bağımsız bir devlet olduğunu anımsatan Dzaferovic, “Büyük Sırbistan ve Büyük Hırvatistan’ın kurulacağına dair söylemler çıktığında Bosna Hersek özgürlük yolunu seçti. Köle olmayı reddetti, zira büyük ülke projelerine dahil olmak Bosna Hersek için kölelik demektir.” şeklinde konuştu.

Boşnak lider Dzaferovic, bağımsızlık referandumun hemen ardından yaşanan savaş ve imzalanan Dayton Barış Antlaşması ile Bosna Hersek’in farklı bir yola girdiğini belirterek, şunları kaydetti:

“Uluslararası toplum, 2006’ya kadar Bosna Hersek’in gelişimine katkı sağladı. Bu süre zarfında Bosna Hersek modern ve etkili bir ülke konumuna geldi ancak yeterli değildi. 2006’dan sonra uluslararası toplumun etkisi iyice azalmaya başladı. Bugün, Yüksek Temsilcilik Ofisi (OHR), Bosna Hersek’te yaşananlara tepki vermiyor. Bu, Dayton’la ters düşen bir durum.”

“RS’nin yarattığı kriz ülkenin zararınadır”

Dzaferovic, Bosnalı Sırp lider Milorad Dodik’in son dönemdeki ayrılıkçı söylemlerine de dikkati çekerek, Anayasa Mahkemesinin ülkedeki iki entiteden biri olan Sırp Cumhuriyeti’ndeki (RS) kamu malı tarım arazilerinin entitenin değil, devletin yetkisinde olduğuna hükmetmesinin ardından RS’nin buna karşı çıkmasıyla yaşanan krizin Bosna Hersek’in zararına olduğunu söyledi.

Bosna Hersek’in bir devlet olarak daha etkin bir şekilde hareket etmeye başlaması gerektiğinin altını çizen Dzaferovic, “Biri çıkıp Anayasa Mahkemesinin kararını uygulamayacağını söylüyorsa bu suçtur. Bu bağlamda yapılması gereken bu kişinin mahkemeye teslim edilmesidir.” dedi.

Bosna Hersek’in toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasında hukuksal düzenin önemli bir alan kapladığını kaydeden Dzaferovic, ülkesinin gelişme kaydedeceğine olan inancını sözlerine ekledi.

Muhabir: Vesna Besic,Sanela Crnovrsanin,Lejla Biogradlija

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

SARAYBOSNA(AA) – İslam bilincinin uyandırılması, Müslüman Boşnakların da ülkedeki diğer halklarla eşit görülmesi, demokrasi ve insan hakları için hayatı boyunca mücadele eden, yazılar yazıp hapis yatan Aliya İzetbegoviç, Mustafa ve Hiba çiftinin 5 çocuğundan biri olarak 8 Ağustos 1925’te Bosna Hersek’in Bosanski Samac şehrinde doğdu.

Henüz 3 yaşındayken ailesiyle Saraybosna’ya taşınan ve eğitimini burada sürdüren İzetbegoviç, daha gençlik yıllarında ülkedeki Müslüman nüfusa yönelik ayrımcılığa baş kaldıran isimler arasında yer aldı.

İkinci Dünya Savaşı sürerken Hırvatistan’daki faşist Ustaşa rejimi, Bosna Hersek’i ilhak ederek burada Bağımsız Hırvatistan Devleti (NDH) kurdu.

Ülkedeki Müslümanlar Hırvat ilan edilirken; Yahudi, Sırp ve Romanlar büyük zulümlere maruz kaldı. Müslüman olan Boşnaklar ve rejimle aynı fikirde olmayan Hırvatlar da bu zulümden nasibini aldı.

Diğer yandan ırkçı Sırpların oluşturduğu Çetnik hareketi de etkin olduğu bölgelerde Müslüman Boşnakları katletmeye başladı. Çetniklerin ana hedefi, Sırp olmayan tüm milletleri bölgeden tamamen temizlemekti.

Yazdığı eserler, yürüttüğü insan hakları mücadelesi dolayısıyla iki kez hapis cezasına çarptırılan İzetbegoviç, Sırp ve Hırvat güçlerinin Bosna Hersek’i kendi aralarında paylaşmak amacıyla 1990’lı yıllarda başlattığı savaşta da ülkesinin bağımsızlığını korumayı başaran bir lider oldu.

1946’da tutuklanarak 3 yıl hapis yattı

İzetbegoviç, Yugoslavya Krallığı döneminde temel hedefi, ülkedeki Müslüman Boşnakları dini ve milli konularda bilinçlendirmek olan “Genç Müslümanlar” oluşumunun öne çıkan isimleri arasında yer aldı. Bu oluşum, Müslümanların ülkedeki diğer etnik ve dini gruplarla eşit haklar elde etmesini amaçladı, aynı zamanda Çetnik ve Ustaşaların yıktığı Müslümanların evleri ve camilerin yeniden inşası için çalıştı.

Savaşın akabinde kurulan Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti, faşizme galip gelse de dini ve milli konularda Müslüman Boşnakların sorunlarına çözüm olmadı.

Aralarında İzetbegoviç’in de bulunduğu “Genç Müslümanlar” teşkilatının bazı üyeleri, “din bilincinin uyandırılması” yönündeki faaliyetleri nedeniyle 1946’da tutuklandı. İzetbegoviç, 3 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Cezaevinden çıktıktan sonra önce ziraat fakültesine kaydolan İzetbegoviç, 2 yıl sonra hukuk fakültesine geçti ve buradan mezun oldu. Halida ile 1949’da dünya evine giren Aliya İzetbegoviç’in Leyla, Sabina ve Bakir isimlerinde üç çocuğu oldu.

“Saraybosna Süreci”

Marksist-Leninist görüşlere sahip Josip Broz Tito liderliğindeki Yugoslavya’da da insan hakları için mücadelesini sürdüren İzetbegoviç, “Preporod”, “Takvim” ve “Glasnik” gibi gazete ve mecmualarda kimliğini ifşa etmeden yazılar yazdı. Aliya İzetbegoviç yazılarında, çocuklarının baş harflerinden oluşan “LSB” mahlasını kullandı.

İslam dünyasının içinde bulunduğu durumla da yakından ilgilenen İzetbegoviç, 1960’larda yazmaya başladığı “İslam Deklarasyonu” eserini 1970’te yayımladı.

Tito’nun 1980’de ölmesiyle Yugoslavya’da aşırı milliyetçi söylemler yeniden sahneye çıktı. O yıllarda ceza kanununa “ifade suçu” da eklendi.

İzetbegoviç, yazdığı “Doğu ve Batı Arasında İslam” eseri yayımlanmadan hemen önce 1983’te beraberindeki 12 Müslüman aydınla tutuklandı ve “Saraybosna Süreci” olarak adlandırılan dava başladı.

İzetbegoviç ve diğer Müslüman aydınlar, ifade suçundan ve organize örgüt kurarak düşmanca faaliyette bulunmaktan suçlu bulundu. İzetbegoviç’in mahkumiyet kararı, “İslam Deklarasyonu” kitabındaki ifadelerine dayandırıldı. Aliya İzetbegoviç, 14 yıl hapse mahkum edildi.

Hapiste geçirdiği dönemde de yazmaya devam eden İzetbegoviç, “Özgürlüğe Kaçışım-Zindandan Notlar:1983-1988” eserini burada kaleme aldı. İzetbegoviç, 1988’de afla serbest kaldı.

İzetbegoviç, 1990’da kurulan ve bugün de Bosna Hersek’teki Boşnakların en büyük partisi konumundaki Demokratik Eylem Partisinin (SDA) ilk genel başkanı seçildi.

SDA, ilk çok partili seçimde ülkede en çok oyu alırken, İzetbegoviç de Yugoslavya’daki 6 sosyalist cumhuriyetten biri olan Bosna Hersek’in başkanı oldu.

Boşnakların lideri Aliya İzetbegoviç

Yugoslavya, 1990’ların başında dağılmaya başladı. Yugoslav Halk Ordusu (JNA) 1991’de Slovenya’da çatışmaları provoke ederken, kısa zaman sonra Hırvatistan’da da çatışmalar başladı. Çatışmalar, 1991’de Bosna Hersek’in Ravno ve Popovo köylerine de sıçradı.

Yugoslavya’nın dağılma sürecine girmesiyle Bosna Hersek’te de bağımsızlık meselesi gündeme geldi. Daha sonra Bosna’daki savaştaki suçları nedeniyle müebbet hapse mahkum edilecek Bosnalı Sırp siyasetçi Radovan Karadzic, bağımsızlık fikrine karşı çıkarken; savaş durumunda Bosnalı Müslümanların yok olacağını savunuyordu.

Bağımsızlık referandumu, 29 Şubat-1 Mart 1992’de yapıldı. Bosnalı Sırpların büyük çoğunluğunun boykot ettiği referanduma katılanların yüzde 99,7’si bağımsız Bosna Hersek’e “evet” dedi.

Referandumun ardından JNA ve silahlandırdığı paramiliter Sırp gruplar, Bosna Hersek’in farklı şehirlerinde saldırılara başladı. İzetbegoviç, tüm Bosnalıları bu saldırılara karşı koymaya çağırıyor, Boşnaklar, İzetbegoviç’in liderliğinde çetin bir mücadele verdi.

Sırp paramiliter gruplar, kadın ve çocuklar dahil sivillere yönelik büyük katliamlar yaptı. İnsanlar evlerinden sürüldü, kadınlara tecavüz edildi, İslam’a dair ne varsa yok edildi, toplama kamplarında insanlara işkenceler yapıldı.

Ülkenin bağımsızlığını savunanlar, kuzeyde ve doğuda Sırplara karşı savaşırken, güneyde ve batıda ise Hırvatlarla çetin bir mücadele verdi.

Sırp güçlerince 3,5 yıl kuşatma altında tutulan başkent Saraybosna’nın yanı sıra Prijedor, Bijelina, Zvornik, Visegrad, Srebrenitsa, Foça gibi birçok şehirde büyük katliamlar, soykırımlar yaşandı.

İzetbegoviç, 2003’te hayatını kaybetti

Dayton Barış Anlaşması ile 1995’te sona eren savaşın bilançosu çok ağır oldu. Savaşta 200 bine yakın insan öldü, 1 milyondan fazla kişi evini terk etti.

İzetbegoviç, silahları sustursa da ülkeye karmaşık bir siyasi yapı getiren Dayton’a ilişkin “Bu adil bir barış değil ancak savaşın sürmesinden daha iyidir.” ifadesini kullandı.

Anlaşma ile Bosna Hersek, iki entite (Bosna Hersek Federasyonu ve Sırp Cumhuriyeti) ile Brçko Özerk Bölgesi’ne ayrıldı. Bosna Hersek Federasyonu’nun da 10 kantondan oluşması kararı alındı.

Savaşın ardından yapılan ilk seçimde, Aliya İzetbegoviç “bağımsız” Bosna Hersek’in ilk Cumhurbaşkanı ve daha sonra da Devlet Başkanlığı Konseyinin ilk başkanı oldu.

İzetbegoviç, 2000’de sağlık sorunları nedeniyle Devlet Başkanlığı Konseyindeki görevinden istifa ederken, partisinin 2001’deki kongresinde de genel başkanlığa aday olmayacağını açıkladı.

Bosna Hersek halkına, uluslararası arenada tanınan, bağımsız ve egemen bir devlet bırakan İzetbegoviç, 19 Ekim 2003’te başkent Saraybosna’da vefat etti.

İzetbegoviç’in ölmeden önce son görüştüğü devlet adamı ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan oldu.

Cenazesine farklı ülkelerden 150 binden fazla kişinin katıldığı Boşnak lider, vefatından önce “şehitlerin arasında mütevazi bir mezara defnedilmek istediğini” vasiyet etmesi üzerine Saraybosna’daki Kovaçi Şehitliği’ne defnedildi.

Bilge kişiliğiyle de tanınan Aliya İzetbegoviç, ardında “Doğu ve Batı Arasında İslam”, “İslam Deklarasyonu”, “Özgürlüğe Kaçışım”, “Tarihe Tanıklığım” ve “Köle Olmayacağız” gibi eserler bıraktı.

SREBRENİTSA (AA) – Srebrenitsa soykırımında iki oğlunu kaybeden İzet ve Arifa Osmanovic, Sırp güçlerinin zulmünden kaçmayı başardıklarını ancak 22 yaşındaki Muhidin ile 16 yaşındaki Mirzet’i kaybettiklerini söyledi.

Baba İzet Osmanovic, oğullarının orman yolundan güvenli bölgeye ulaşmaya çalıştığını ifade ederek, “Başaramadılar. Kemikleri toplu mezarda bulundu.” dedi.

Anne Arifa da iki oğlunun her yıl mezarlarını ziyaret ettiklerini söyleyerek, “Cenazelere katılamıyorum. Bu acıyı yaşamayan bilemez. İnsan yaşamaya bir şekilde devam ediyor.” diye konuştu.

Srebrenitsa ve Zepa Anneleri Derneği Başkanı Munira Subasic, 570 Srebrenitsa annesinin sevdiklerini toprağa veremeden hayatını kaybettiğine işaret ederek, “En azından bir kemik parçasının bulunmasını istediler. Onların mücadelesini ben devam ettiriyorum.” ifadesini kullandı.

Potoçari’ye 6 bin 652 soykırım kurbanı defnedildi

Srebrenitsa’nın 11 Temmuz 1995’te Ratko Mladic komutasındaki Sırp birliklerince işgal edilmesinin ardından Birleşmiş Milletler (BM) bünyesindeki Hollandalı askerlere sığınan sivil Boşnaklar, daha sonra Sırplara teslim edildi.

Kadın ve çocukların Boşnak askerlerin kontrolündeki bölgeye ulaşmasına izin veren Sırplar, en az 8 bin 372 Boşnak erkeği ormanlık alanlar, fabrikalar ve depolarda katletti. Katledilen Boşnaklar, toplu mezarlara gömüldü.

Savaşın ardından kayıpları bulmak için başlatılan çalışmalarda, toplu mezarlarda cesetlerine ulaşılan kurbanlar, kimlik tespitinin ardından her yıl 11 Temmuz’da Potoçari Anıt Mezarlığı’nda düzenlenen törenle toprağa veriliyor.

Bu yıl, 19 soykırım kurbanının defnedileceği Potoçari Anıt Mezarlığı’na bugüne kadar 6 bin 652 soykırım kurbanı defnedildi.