Buğdayda bu sezon rekolte beklentisi 19 milyon ton

KONYA (AA) – Buğdayda bu sezon rekoltenin 19 milyon ton olması bekleniyor.

Ulusal Hububat Konseyinin 2020-2021 Üretim Yılı Buğday Değerlendirme Raporu’na göre, ekim-mart döneminde düşen yağış miktarı uzun yıllar ortalamasının altında kaldı. Bu dönem yağışın en az düştüğü bölge İç Anadolu olurken, Ege ve Karadeniz bölgelerinde ise son 40 yılın en kurak sonbaharı yaşandı.

Marmara haricinde tüm bölgelerde kış yağışlarının uzun yıllar ortalamalarına göre azaldığı ve en fazla azalışın yüzde 31 ile İç Anadolu’da gerçekleştiği görüldü.

Mart ayının yağışlı geçmesi ise kuraklığın olumsuz etkilerini belirli ölçüde telafi edilebilme imkanını ortaya çıkardı. Mart yağışları büyüme ve gelişme açısından yeterli, rekolte umutlarının devamı açısından olumlu değerlendirildi.

Buğday verimi açısından nisan-mayıs yağışları belirleyici olacak.

Rapora göre, Türkiye’de buğday ekim alanının 7,1 milyon hektarın üzerine olduğu tahmin ediliyor.

Geçen yıl 20 milyon ton olan buğday üretiminin bu sezon yüzde 5 azalışla 19 milyon ton olacağı öngörülüyor.

Öte yandan, fiyat avantajı daha fazla olan makarnalık buğday ekiminde artış olduğu değerlendiriliyor. Ülkede makarnalık buğday ekim alanında yüzde 3-4 artış yaşandığı belirtiliyor.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

KIRKLARELİ (AA) – Muharrem ayında pişirilip ikram edildiğinde birlik, beraberlik, bolluk ve bereket yayan aşurenin yapımı için Kırklareli’nin Balkan köylerinde hemen hemen her evin bahçesinde kazanlar kaynamaya başladı.

İnanca göre Hz. Nuh’un tufan sonrası karaya bastığında elinde kalan son malzemelerle yaptığı aş olan, bolluk ve bereketin simgesi aşure, muharrem ayında damakları tatlandırmaya devam ediyor.

Kırklareli’nde odun ateşi ile yakılan ocakların üzerindeki tencerelerde kaynamaya başlayan aşure, bazı köylerde imece usulü yapılıyor.

“Aşure yaparken dualar okuruz”

Demirköy ilçesine bağlı 120 haneli Balaban köyünde de aşure kazanları kaynatılıyor.

Köy sakinlerinden 76 yaşındaki Habibe Yaşa, AA muhabirine, hanesine bereket ve bolluk gelmesi amacıyla yaklaşık 60 yıldır muharrem ayında aşure kaynattığını söyledi.

Aşure yaparak Allah’a karşı sorumluluklarını da yerine getirmenin hazzını yaşadıklarını ifade eden Yaşa, şimdiye kadar aşuresiz bir yıl geçirmediğini kaydetti.

Yaşa, aşure yaptıktan sonra manevi açıdan kendisine bir rahatlama, hanesine de bereket geldiğini vurgulayarak, “Aşure yaparken dualar okuruz. Allah’a yalvarırız, bize sağlık, bereket, bolluk versin. Devletimizin varlığı için dua ederiz. Aşuremiz olunca da komşularımıza ikram ederiz.” dedi.

Köy sakinlerinden Zehra Altın da gelenek ve göreneklerine uygun olarak her yıl muharrem ayında aşure yaptıklarını belirtti.

Aşure tarifi

Aşure için gerekli malzemeler: 1 su bardağı kuru fasulye, 1 su bardağı nohut, 2 su bardağı beyaz buğday, yarım çay bardağı pirinç, 1,5 su bardağı kuru kayısı, 1 çay kaşığı tuz, 1 su bardağı üzüm, 1 su bardağı incir, birkaç damla gül suyu, 4 su bardağı toz şeker, 10 su bardağı su, yarım su bardağı ceviz, yarım su bardağı badem, yarım su bardağı fıstık, elma, ayva, portakal, süslemek için nar, tarçın isteğe göre kullanılabilir.

Hazırlanışı: Nohut, fasulye ve buğday akşamdan ıslatıldıktan sonra ayrı ayrı pişirilir. Ardından erken saatte kazana konularak diğer malzemelerle kıvam alıncaya kadar kaynatılır.

İsteğe göre bir bardak süt de katılabilir. Soğuduktan sonra kaselere konulan aşure, nar ve tarçın ile süslenerek dağıtılır.

ERZİNCAN(AA) – UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Erzincan’ın Kemaliye ilçesinde yaşayan 52 yaşındaki Faruk Sağçolak, yöre halkının yetiştirdiği mahsulleri geleneksel yöntemlerle değirmende öğütüyor.

Yaklaşık 300 yıllık değirmende çarkların durmaması için çalışan Sağçolak, organik buğdaylardan öğüttüğü unlarıyla ilgi görüyor.

Su değirmeni, ilçeye gelen turistlerin de ilgisini çekiyor.

Değirmenci Sağçolak, AA muhabirine, mesleğini çok sevdiğini, son nefesine kadar su değirmenini işleteceğini söyledi.

Kendisinden sonra da dede yadigarı olan mirası yaşatmak için bir çırak yetiştirmeyi hedeflediğini ifade eden Sağçolak, “Atalardan, dedelerden gelen ve daha sonra bizim devam ettirdiğimiz su değirmenimizde bu yörenin buğdaylarını un haline getiriyoruz. Dedelerimizden, atalarımızdan ne gördüysek aynı şekilde yapıyoruz.” dedi.

Kargoyla farklı şehirlere de un gönderdiğini ifade eden Sağçolak, şöyle konuştu:

“Un yapımında kullandığım ürünler tamamen doğal buğdaydan, hatta ıslah görmemiş yerel buğdayları tercih ediyoruz. Bunun yanında tam buğday unu, mercimek unu, arpa unu gibi çeşitli unları da burada çıkarıyoruz. Unun kalitesi fabrika unlarının kalitesiyle kıyaslandığında aynı. Buğdayı taşın tam ortasına gelecek şekilde hazneye koyuyorsunuz ve buradan dökülüyor, alt taraftan da un olarak çıkıyor. Eleme kepeğini ayırma gibi bir durumumuz yok. Buğday kaliteliyse un da kaliteli olur.”

Unda ‘karınca ayağı’ ölçüsü

​​​​​​​Sağçolak, su değirmeninde un üretmenin kolay bir iş olmadığını belirterek, değirmenin çalışma yöntemini şöyle anlattı:

“Arka taraftan gelen su, çarkları döndürüyor. Su, taşların sistemini döndürüyor. Eskiden fırıncılarımızda bu un meşhurdu, gelip una bakarlardı. Un, ‘karınca ayağı’ olacak ki ekmek çıksın. Ne çok ince, ne de çok kalın olmalı. Bu değirmen sadece un üretmiyor. Aynı zamanda bu yöreye gelen turistler de bu mekanı geziyor. Bu yörenin Kemaliye’nin son değirmenini dışarıdan gezmeye gelen turistler de çok tercih ediyor, buradan un alıyorlar. Götürüp kendi memleketlerinde afiyetle pastalarda böreklerde kullanıyorlar.”