Bulaşıcı hastalıkların kamu binalarındaki yayılımının önlenmesi için rehber hazırlandı

ANKARA (AA) – AA muhabirinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Yapı İşleri Genel Müdürlüğü yetkililerinden edindiği bilgiye göre, kamusal alanlardaki mevcut projelendirme esasları Kovid-19 ve farklı salgın olasılıklarını tam olarak karşılamadığı için binalarda kullanılan ısıtma-soğutma, havalandırma ve sıhhi tesisatla ilgili teknik çalışma yapılmasına karar verildi.

Buna bağlı olarak “Kamu Binalarında Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadelede Havalandırma-Isıtma/Soğutma ve Sıhhi Tesisatlar da Alınması Gereken Önlemler Metodolojisinin Belirlenmesi, Uygulama Usul ve Esaslarının Oluşturulmasına Dair Rehber” hazırlandı.

Türkiye’deki 6 farklı üniversiteden 10 farklı branşta 17 bilim insanı ve ilgili sektörlerden uzmanların katılımıyla gerçekleştirilen proje kapsamında yayımlanan rehber için Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı yetkililerinin bulunduğu teknik kurul oluşturuldu.

Salgın dönemlerinde kamu binalarında alınması gereken tedbirler, uygulanacak prosedürler ve yeni geliştirilen uygulamalarla ilgili olarak teknik ve akademik metotların geliştirilmesi ve bunların ispatlarının yapılması, simülasyon programının hazırlanması amacıyla 9 Mart 2020’de Ar-Ge çalışması başlatıldı.

Okullarda, iki farklı camide, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Polikliniklerinde, Hacettepe Üniversitesi derslik ve asansörlerinde birçok deney yapıldı. Çalışmalar sonucunda 11 bölümden oluşan rehberin hazırlıkları tamamlandı.

Rehberde incelemeler ve çözüm önerileri yer alıyor

Günümüzde yaşanan Kovid-19 salgını ve ileride karşılaşılabilecek yeni salgınlar için kamu binalarının hazırlıklı olabilmesi adına bir yol haritası niteliği taşıyan rehberde, farklı yüzeylerdeki temizlik ve dezenfeksiyon prosedürleri ile havalandırma, ısıtma-soğutma, sıhhi tesisatın mevcut yapıları ve yeni tasarımlardaki düzenlemelerin nasıl olması gerektiğine incelemeler ve çözüm önerileri yer alıyor.

Kamu binalarında alınması gereken önlemlerin yanı sıra rehberde, oteller, ibadethaneler, AVM’ler gibi kamuya açık ya da kamu yararına yapılarda alınması gereken önlemler eylem planları ile belirtiliyor.

Rehberde yer alan bilgilere göre mevcut yapılarda, havalandırma, ısıtma-soğutma tesisatı olanların iyileştirilmesi ve olmayanlarda da zorunlu asgari tedbirlerin uygulanması öngörüldü.

Ayrıca yeni yapılacak binaların farklı salgın risklerine karşı korunaklı hale getirilmesi için tasarım ve projelendirme kriterleri getirildi.

Kamu hizmeti veren kurumların bulunduğu binalarda iç ortam hava kalitesi, yapı özellikleri, bulundukları lokasyon, havalandırma tipi, dış ortam hava kalitesi, iç ortamdaki hava kirletici emisyon kaynakları, mevcut kişi sayısı, kullanıcılarının hassasiyetleri (yaş, özel sağlık durumları gibi), havalandırma sisteminde filtre ve arıtma yöntemlerinin varlığı gibi faktörlere ilişkin de bilgilerin yer aldığı rehberde, okullar, camiler, bakım evleri, spor salonları gibi kamu hizmeti verilen binalarda bu konularda uyulması gereken standartlar belirtildi.

Bina içerisinde yoğun ve az temaslı yüzeylerin belirlenmesi, bu yüzeylerin nasıl ve ne sıklıkla temizlenip, dezenfekte edilmesi gerektiği vurgulandı.

Dezenfektan yüzey tipine göre seçilmeli

Dezenfektan seçiminin insan sağlığı ve güvenliğini önceleyerek seçilmesi gerektiğine işaret edilen rehberde, dezenfekte edilecek yüzey tipine bağlı olarak uygulanması gereken dezenfeksiyon planı, etkili bir dezenfeksiyon protokolü için hedeflenen mikroorganizmaya, belirli bir dezenfektanın özelliklerine ve çevresel konulara dikkat edilmesi gerektiği bilgileri yer alıyor.

Dezenfektanların, kullanıldığı alana ve malzeme cinsine göre tercih edilmesi gerektiği aktarılan rehberde, hangi tür malzemenin, hangi dezenfeksiyon maddesiyle ve hangi miktarlarda kullanılması gerektiği tablo olarak sunuldu.

Türkiye’nin milli kaynağı olan bor madeninin ayrı bir bölüm olarak ele alındığı ve bor katkılı temizlik ve dezenfeksiyon ürünlerinin kullanım sonuçlarının paylaşıldığı rehberde, 40 santigrat derecede 1 saat bor katkılı deterjan ile yapılan yıkama sonucu tüm hijyen testlerinin sonucu yüzde 99,9 oranında “geçer” olduğu bilgisi verildi.

Rehberde, klima-havalandırma santrallarının mümkünse yüzde 100 taze hava ile çalıştırılması gerektiği, binanın kullanılmadığı saatlerde ve hafta sonlarında klima-havalandırma santrallerinin mümkünse düşük hızlarda ve karışım oranlı halde 7/24 çalıştırılmasının önemi vurgulandı. Ayrıca, kuru havalı ortamların enfeksiyon hastalıklarının artmasında etkili olduğuna değinildi.

Taşınabilir nitelikte satışa sunulan hava temizleme cihazlarında aranması gereken asgari şartlar, teknolojilerine göre ayrı ayrı incelenerek rehberde verildi.

Ortamın nem seviyesi kış ve yaz aylarına göre belirlenen standarda göre ayarlanmalı

Kışın ortam bağıl nem seviyesinin yüzde 30 seviyesinde ve sürekli kontrol altında tutulması gerektiği vurgulanan rehberde, yaz aylarında ise bağıl nem oranının yüzde 40 ila yüzde 60 arasında olacak şekilde ayarlanması gerektiği ifade edildi.

Klima-havalandırma santrallarının filtrelerinin salgın döneminde en az 3 ayda bir değiştirilmesi gerektiği de aktarıldı.

Rehberde, çalışanlar ve dışarıdan gelenler için kişi başına düşen kullanım alanına göre sınıflandırma yapılması, yaş aralığına göre dezenfektan çeşidi ve dozajının belirlenmesinin önemine dikkat çekildi.

12 yaş altı ve 65 yaş üstü kişilerin bulunduğu ortamlarda bazı deterjan ve dezenfeksiyon ürünlerinin kesinlikle kullanılmaması gerektiği tablolar halinde rehberde yer aldı.

İçme suyunda Kovid-19 virüsünün tespit edilmediği bilgisine yer verilen rehberde, arıtılmamış atık sularda Kovid-19 virüsünün görüldüğü ve ömrünün atık suda yaklaşık 2-3 gün olduğu bilgisi verildi.

Rehberde kamu binalarında ve diğer ortak yaşam alanlarında, banyo ve tuvaletler gibi ortak havalandırma boşluğu bulunan yerlerde, havalandırmanın sadece dışarı yönlü gerçekleşmesi gerektiği aktarıldı.

Ayrıca banyo ve tuvaletlerin kapılarında temassız kullanımı sağlayacak tedbirlerin alınması ve bu mekanlarda damlacıkların yayılmasını önlemek için sifon çekilmeden önce klozet kapağının kapatılması gerektiği anlatıldı.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, rehberdeki bilgilere ilişkin eğitimleri de başlattı.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından ilk defa 2011’de dile getirilen Karadeniz’i Marmara Denizi’ne bağlayacak Kanal İstanbul’la ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, kamuoyunda merak edilen soru ve konularla ilgili 34 ayrı başlıktan oluşan rapor hazırladı.

AA muhabirinin rapordan derlediği bilgilere göre, projeyle İstanbul’un küresel-bölgesel finans ve turizm merkezi olma kapasitesi artırılırken, çevresindeki sanayi kuşaklarının küresel üretim ve dağıtım sistemiyle bütünleşmesi kolaylaşacak.

Raporda, Kanal İstanbul Projesi’nin amacına ilişkin, “Kanal İstanbul Projesi’nin amacı, İstanbul Boğazı’nın doğal ve kültürel yapısının uluslararası deniz taşımacılığının olumsuz etkisinden korunması, deniz trafiği güvenliğinin sağlanması, diğer taraftan zaman-mekan-maliyet bağlamında güvenli bir su yolu oluşturulmasıdır. İstanbul bağlamında, merkezine çevreyi koyduğumuz dünyaya örnek bir şehircilik projesi üretmek, oluşturulacak yeni şehir deprem rezerv alanıyla çevre ilçelerdeki sağlıksız konut stokunu tamamen bitirmektir. Turizm, finans ve hizmet sektörü odaklı olarak ulusal kalkınmaya ve ekonomimize katkı sağlamak ve istihdamı artırmaktır.” değerlendirmesi yapıldı.

Dünya deniz ticaretinde yapay kanallar ve stratejik rollerine değinilen raporda, projenin gerek küresel ekonomiden pay alabilme rekabetinde gerekse bölgesel siyasal stratejilerde söz sahibi olabilme açısından milli kalkınmaya katkı sağlayacak proje olarak değerlendirildiği belirtildi.

Raporda, günümüz inşaat yöntem ve teknolojisiyle kanal güzergah morfolojisi göz önünde bulundurulduğunda Kanal İstanbul Projesi’nin yaklaşık 50 kilometre uzunluğuyla Süveyş ve Panama kanallarına göre uygulanabilirliğinin daha kolay olacağı ifade edildi.

“Türkiye’nin dünya ticaretinden alacağı pay önemli oranda artacak”

Kanal İstanbul’un dünya ekonomisi ve deniz ticareti için önemine işaret edilen raporda, 15 trilyon dolar olan dünya ticaret hacminin yüzde 60’lık kesiminin deniz yolu taşımacılığından elde edildiği aktarıldı.

Panama Kanalı’nın yıllık 3 milyar dolar, Süveyş Kanalı’nın ise 5 milyar dolar gelir getirdiği kaydedilen raporda, şu ifadelere yer verildi:

“Bu kanallardaki gemi yoğunluğu ile Türkiye boğazlarındaki gemi yoğunluğu karşılaştırılırsa, Türkiye boğazlarından 4-5 kat daha fazla gemi geçmekle birlikte, elde edilen gelir son derece düşük düzeyde kalmaktadır. Kanal İstanbul Projesi’nin gerçekleşmesi durumunda, Türkiye’nin limanlar ve demir-karayolu ağları ile bütünleşen lojistik alt yapısı ile dünya ticaretinden alacağı pay önemli oranda artacaktır. Avrupa ve Uzak Doğu ülkeleri arasında kurulacak kesintisiz ulaşım bağlantısı ile ekonomik iş birliğinin daha da gelişeceği açıktır. Diğer taraftan, Kanal İstanbul Projesi kapsamında oluşacak lojistik alt yapı bağlamında liman ve demir yolu ile hava yolu sistemlerinin kurulması, yeni sanayi ve hizmet merkezlerinin oluşmasıyla Türkiye’nin küresel lojistik sektöründen aldığı payı artıracaktır. Tekirdağ ve İstanbul limanlarının, Karadeniz, Ege Denizi ve Akdeniz’deki yabancı limanlar arasında öne çıkacağı ve rekabet gücünün artacağı da öngörülmektedir.”

Karadeniz havzasındaki ülkelerin son yıllarda artan ticaret hacmine bağlı olarak liman ve gemi sayılarındaki artışın özellikle İstanbul Boğazı’nın trafik yükü ve bu trafiğe bağlı can ile mal güvenliği riskini artırdığına dikkati çekilen raporda, projenin zaman, ulaşım maliyetleri ve güvenlik bakımından önemli avantajlar sağlayacağı, ağır deniz trafiği bağlamında risk altında olan doğal ve kültürel miras değerlerinin korunmasına katkı sağlayacağı kaydedildi.

Her kesimin katkılarıyla hazırlanan ÇED raporu 16 bin sayfa

Kanal İstanbul’un Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecinin çevre hassasiyeti en üst düzeyde tutularak yürütüldüğü vurgulanan raporda, İstanbul’un havasına, suyuna, ormanlarına, toprağına, göllerine, her 2 denizine ve ekolojik dengesine tamamen koruma eksenli bir bakışla yaklaşılarak rapora son halinin verildiği belirtildi.

ÇED raporunun ekleriyle birlikte 16 bin sayfadan oluştuğu bilgisine yer verilen raporun hazırlanması sürecine 56 kurum ve kuruluşun yanı sıra, belediyeler, üniversiteler ile 204 bilim insanı ile vatandaşların görüş ve fikirleriyle katıldığı ifade edildi.

İstanbul’da beklenen depremin olası etkilerini en aza indirmek amacıyla proje bölgesinde 32 bin 932 hektarlık alanın “Yenişehir rezerv yapı alanı” ilan edildiği aktarılan raporda, bölgedeki planlamaya ilişkin şu bilgilere yer verildi:

“Yenişehir Rezerv Alanı toplam 7 etaptan oluşmaktadır. Öncelikle Kanal İstanbul güzergahının açılmasını sağlayacak, ilk 3 etabın planlama süreci tamamlanmıştır. Bölgedeki konut, ticaret, turizm alanı büyüklüğü 55 milyon 702 bin 630 metrekaredir. Kanal alanı, eğitim, sağlık, kültürel tesis, yol, yeşil alan büyüklüğü 68 milyon 550 bin 957 metrekaredir. Bakanlık oluruyla onayladığımız imar planlarında, proje alanının yüzde 55’i donatı alanı olarak planlanmıştır. Yine Kanal İstanbul Proje alanında 2 liman, 1 yat limanı, 1 rekreasyon alanı ve 1 lojistik merkezi yapılacaktır.”

Yeni nüfus gelmeyecek

Projede, akıllı şehir modelini yansıtan bir kentsel tasarım ve planlama süreci yürütüldüğü belirtilen raporda, “sıfır atık” prensiplerine dayanan sürdürülebilir bir şehir modeli kurgulandığı ifade edildi.

Kanal çevresine uygulanacak yeni nesil şehircilik uygulaması gerçekleştirileceği belirtilen raporda, “Şehirlerdeki nüfus maksimum 500 bin olacaktır. Buraya yeni nüfus gelmeyecek, kentsel alan büyük oranda deprem dönüşüm kapsamında kullanılacaktır. Yine İstanbul’un nüfus yoğunluğunun fazla olduğu bölgelerdeki vatandaşlar burada ikamet edecektir.” değerlendirmesi yapıldı.

Raporda, imar planlarında lojistik merkezi olarak planlanan Yeniköy’ün ve fuar alanıyla teknoloji bölgesi olarak görülen Tayakadın ile Baklalı köylerinin imarlarının bölge halkından gelen talep doğrultusunda yeniden düzenlenerek başka bölgelere kaydırıldığı bildirildi.

Proje alanında yabancıların aldığı arazi oranı yüzde 0,35

Proje alanının büyük oranda yabancı, gerçek ve tüzel kişilere satıldığı iddialarına da cevap verilen raporda, “Proje alanında toplam 41 bin 586 parsel vardır. Nisan 2021 itibarıyla 294 milyon 263 bin 748 metrekarelik proje alanı içerisinde Tapu ve Kadastro Bilgi Sistemi (TAKBİS) kayıtlarına göre aktif olarak kayıtlı bulunan gerçek kişi ve yabancı sermayeli şirketlere ilişkin toplam 1 milyon 15 bin 772 metrekarelik ana taşınmaz alanı mevcuttur. Bu miktar proje alanında yüzde 0,35’lik orana karşılık gelmektedir. Yani iddiaların tamamı gerçek dışı ve asılsızdır.” denildi.

Kanal İstanbul’un toplam 7 yılın sonunda hizmete alınacağı, maliyetin 75 milyar lira olarak hesaplandığı aktarılan raporda, proje dolayısıyla vatandaşlara ilave bir vergi yükünün getirilmeyeceği belirtildi.

İstihdama katkısı

Kanal İstanbul’un ekonomiye sadece su yolu geçişleriyle katkı sağlamayacağını, bunun yanı sıra limanlar, araştırma, lojistik merkezler ve endüstriyel alanlarda yüksek katma değer oluşturacağı kaydedilen raporda, “Projenin hazırlık ve inşaat aşamasında yaklaşık 10 bin kişi çalışacak. İşletme aşamasında yine 10 bin kişi çalışacak. Bunun yanı sıra kurulacak yeni işletme ve tesislerde de yaklaşık 50 bin vatandaş istihdam edilecek.” değerlendirmesinde bulunuldu.

Tek yönlü işletmenin yapılacağı Kanal İstanbul’un kazalara karşı İstanbul Boğazı’ndan 13 kat daha güvenli olduğu vurgulanan raporda, acil durumlarda 2 römorkör, 2 demirleme alanı, 7 acil bağlama alanının dışında 30 römorkörün daima hazır bekletileceği belirtildi.

İstanbul Boğazı’ndan ücretsiz geçen firmaların Kanal İstanbul’u neden tercih edeceklerine ilişkin soruya da yanıt verilen raporda, şunlar kaydedildi:

“Boğaz’dan ücretsiz geçiş yoktur. Geçen gemiler aldıkları bazı hizmetler nedeniyle ücret ödüyorlar. Fakat gemiler tek geçiş için 15 saat beklemektedir. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı verilerine göre bazı tanker gemileri 30 saat, hatta 4 gün beklemektedir. 2017’de gemilerin bekleme süreleri nedeniyle yaşadığı kayıp milyonlarca dolar olmuştur. 200 metreden uzun tankerler günlük ortalama 120 bin dolar kaybetmektedir. Tüm bu nedenlerle Kanal İstanbul firmalar için son derece hayati önem taşıyacak, büyük ekonomik avantaj sağlayacaktır.”

BALIKESİR (AA) – Balıkesir Valiliği, Büyükşehir Belediyesi, Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi ve ilgili kurumların yer aldığı temizlik faaliyetinde, denizin yüzeyindeki müsilaj, bertaraf amacıyla toplanıyor.

Balıkesir Büyükşehir Belediyesine ait 1 vidanjör ile Konya Büyükşehir Belediyesine ait 2 vidanjör temizlik çalışmalarını sürdürüyor.

Çalışmalarda, günde 5 sefer yapılarak yaklaşık 200 ton müsilaj toplandığı öğrenildi.

Toplanan müsilajların bertaraf tesislerine gönderildiği belirtildi.

Ahmet Pesen