Bulgaristan’da asimilasyona maruz kalan Türk ve Müslümanlar 32 yıldır adalet bekliyor

SOFYA(AA) – Eski komünist diktatör Todor Jivkov’un inisiyatifinde girişimler ve kanlı baskı sonucu yaklaşık 1 milyon Türk ve Müslümanın isimlerinin zorla değiştirilmesi, dini ibadetlerinin yasaklanmasının ardından Haziran 1989’da Türkiye Bulgaristan’daki yaklaşık 400 bin göçmene kucak açmıştı.

Komünist rejime direnişleri sonucu Jivkov’un tahtından devrilmesine vesile olan Türk ve Müslümanların yaşadıkları eziyetin hesabını araştıracak adli organlar ise 1991 yılında açılan davayı bir türlü sonuçlandıramıyor.

Davada sanık olarak Todor Jivkov’ın yanı sıra dönemin İçişleri Bakanı Dimitar Stoyanov, Dışişleri Bakanı Petar Mladenov ve asimilasyonun uygulanmasından sorumlu tutulan politbüro üyesi Penço Kubadinki sanık olmuştu.

Sanıklar “ırk ve din temelli düşmanlığı kışkırtmakla” suçlanmıştı. Bürokratik bir labirente giren bu dava 1995 yılında 5 ayrı davaya bölündükten sonra, Askeri Yargıtay 1989 yılına dek süren asimilasyon kampanyasında taraf olan tüm şahısların ifadelerinin alınması talimatı vermişti.

Davada Türkiye ve başka ülkelere göç etmiş çok sayıda tanığın ikamet yerinin bulunamaması ve dolayısıyla ifadelerinin alınamaması nedeniyle süreçte ilerleme sağlanamamıştı.

Bu arada Kubadinski 1995, Jivkov 1998, Stoyanov 1999 ve Mladenov 2000 yılında yaşlılıktan ölmüştü.

Aradan geçen zamanda yaklaşık 30 tanığın ifadesinin alınamaması nedeniyle dava konusunda ilerleme sağlanamıyor.

Bulgaristan Parlamentosu 11 Ocak 2012 tarihinde onayladığı bir bildiride asimilasyon kampanyasını kınamıştı. Bildiride, “Türk kökenli 360 bini aşkın vatandaşın 1989 yılında sınır dışı edilmesi, totaliter rejimin bir etnik temizlik girişimi olarak kabul edilmektedir.” ifadeleri kullanılmıştı.

Bulgaristan’daki asimilasyon kampanyasının tarihçesi

Eski Sovyetler Birliği’nin (SSCB) Kızıl Ordu’nun desteği ile 1944 yılında darbe ile iktidara gelen Bulgaristan Komünist Partisi, (BKP) 45 yıllık yönetiminin daha ilk yıllarında Türk ve Müslümanlara karşı asimilasyon girişimlerinde bulundu.

Ülkede 1948 yılında 10 bin Müslüman, yurt içinde farklı yerlere sürüldü. Todor Jivkov, 1956 yılında iktidara gelir gelmez sözde “Müslümanların topluma ortak edilmesi” amaçlı bir talimat kararnamesi imzaladı. Rejim, 1958 yılında Türk ve Müslümanlara yönelik geleneksel kıyafetlerin giyilmesi ve sünnet yapılmasının yasaklanmasını öngören diğer adımlar da attı. Asimilasyon girişimleriyle 1970-1974 döneminde kökeni Bulgar ancak dini ve isimleri Müslüman olan Pomakların adları değiştirilmeye başlandı. Bu asimilasyona karşı çıkanlar cezalandırıldı ve işkence gördü.

Jivkov rejiminin “Yeniden Doğuş” adını verdiği esas asimilasyon kampanyası ise 1884-1985 döneminde başlatıldı. Medyanın baskı altında tutulduğu, ifade özgürlüğün olmadığı bir ortamda girişilen bu kampanya dünyaya rejimin tarafından dünyaya çarpık bir şekilde tanıtıldı. Rejimin uluslararası alanındaki propaganda tutumuna göre, “farklı etnik şuura sahip olan vatandaşların, yanılgılarının farkında olup, gönüllü olarak Bulgar soyuna doğru dönüş yapmak istedikleri” öne sürüldü. Direniş hareketlerinin bastırılması kapsamında kısa sürede ülkenin en korkunç toplama kampı olan Belene’ye Türk ve Müslüman kökenli en az 500 kişi siyasi mahkum olarak yollandı.

Jivkov’un rejimine son veren “Büyük Seyahat”

Nüfusu 8,5 milyon olan ülkede yaşayan Türk, Pomak, Roman ve Tatar kökenli Müslümanlara karşı girişilen asimilasyon, dünya çapında yankı ve tepki uyandırdı.

Türkiye, 4 Haziran 1989’da Kapıkule Sınır Kapısı’nı açtı. Bulgaristan’da halen “Büyük Seyahat” olarak anılan, göç dalgasıyla en az 360 bin Türk ve Müslüman Türkiye’ye göç etti.

İnsanlar evlerini, mal ve mülklerini geride bırakarak taşıyabildikleri eşyalarla gözyaşı dökerek kervanlar halinde Türkiye’ye göçe zorlandı.

Jivkov, kansız darbe ile tahtından devrilmesine 2 hafta kala, 26 Ekim 1989’da BKP Merkez Kurulu geniş oturumunda “Maalesef, SSCB ve Mihail Gorbaçov’dan beklediğimiz desteği göremedik.” dedi.

Jivkov rejiminin düşmesinden sonra, 1990 yılının sonuna kadar Büyük Seyahat’e katılan göçmenlerin 150 bin kadarı Bulgaristan’a geri döndü.

Jivkov’un tek uluslu millet yaratma çabalarının sonucunda derin bir kriz yaşayan Bulgaristan, uluslararası arenada itibar kaybına uğradı, zaten zayıf olan ekonomisi de iş gücü kaybından dolayı büyük zarar gördü.

Asimilasyon kampanyası sırasında binlerce Türk ve Müslüman meydanlarda toplanıp protestolara katılırken askerlerin ateş açması sonucu onlarca insan hayatını kaybetti.

Komünist terörün ilk günlerinde 26 Aralık 1984’te ülkenin güneydoğusundaki Mogilyane köyünde protesto sırasında annesinin kucağında öldürülen 18 aylık Türkan bebek, rejimin en küçük kurbanı oldu.

“Affettik ama unutmadık” diyen Bulgaristan Türkleri, her yıl Mogilyane’de kurdukları Türkan Çeşme Anıtı başında bir araya gelerek Türkan ile protestoda öldürülen diğer iki kişi ve bu acı olayların bir daha yaşanmaması için dua ediyor.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANKARA (AA) – Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Adalet Bakanlığınca geçen yıl uygulamaya geçirilen e-duruşma uygulamasıyla duruşma yapan mahkeme sayısının ülke genelinde 915’e yükseldiğini bildirdi.

Bakan Gül, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Bugün itibarıyla Ankara Adliyesi’ndeki tüm hukuk mahkemelerinde e-duruşma başladı. Türkiye genelinde e-duruşma uygulanan mahkeme sayısı 915’e ulaştı. Hayırlı olsun.” ifadelerine yer verdi.

Yargı Reformu Strateji Belgesindeki dijital dönüşüm hedefleri kapsamında Adalet Bakanlığı mühendislerince yazılımı yerli ve milli imkanlarla geliştirilen ve 15 Eylül 2020’de uygulanmaya başlanan e-duruşma, adalet hizmetlerine erişimin kolaylaştırılmasının yanı sıra avukatlar açısından da emek ve zaman tasarrufu sağlıyor.

Kovid-19 salgını nedeniyle mahkemelerde oluşabilecek yoğunluğun önüne geçilmesine de katkı sağlayan uygulama sayesinde avukatlar, videokonferans yöntemiyle duruşmalara katılabiliyor.

Adalet Bakanlığınca yaygınlaştırılması hedeflenen e-duruşma’nın 2022 yılı sonunda ülke genelindeki tüm adliyelerde uygulanması hedefleniyor.

Ayrıca e-duruşma, Ankara ve İstanbul’daki hukuk mahkemelerinin tamamında uygulanıyor.

25 binden fazla duruşma yapıldı

Ankara, Ankara Batı, İstanbul, İstanbul Anadolu, Bakırköy, Gaziosmanpaşa, Büyükçekmece, Beykoz, Silivri, Çatalca, Şile ve Adalar adliyelerindeki tüm hukuk mahkemelerinde uygulanan e-duruşma, diğer 28 büyükşehirdeki adliyelerde de İcra Hukuk, Tüketici ve Kadastro mahkemelerinde yapılabiliyor.

e-duruşma ülke genelinde 96 tüketici, 193 icra hukuk, 33 kadastro, 142 asliye hukuk, 93 sulh hukuk, 107 aile, 184 iş, 56 asliye ticaret, 11 fikri ve sınai haklar mahkemesi olmak üzere 915 mahkemede uygulanabiliyor.

Öte yandan, e-duruşma sistemi ile bugüne kadar 25 bin 705 duruşma gerçekleştirildi.

Muhabir: İsmet Karakaş

EDİRNE (AA) – Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Edirne’de bir otelde düzenlenen Mağdur Odaklı Adalet Buluşmaları’nın ilk toplantısında yaptığı konuşmada, Mağdur Hizmetleri Biriminin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulan yeni bir birim olduğunu, mağdur ve insan odaklı adalet anlayışı için seferberliği bugün Edirne’den başlattıklarını belirti.

Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüklerinin adliyedeki bütün mağdurların eli, kolu ve gözü olacağını ifade eden Gül, bugün yapacakları toplantıda da özellikle mağdura adalet hizmetleri verilirken ne gibi eksiklikler var onu değerlendireceklerini vurguladı. Toplantıdan çıkacak sonuçların çok değerli olacağını belirten Bakan Gül, konuşmasına şöyle devam etti:

“Kolluk hangi konuda tıkanıyor, hangi talepleri var, ne gibi sorunlar yaşıyor, uzmanlarımız hangi sorunları yaşıyor? Özellikle ihtisaslaştırmaya çalıştığımız yargısal çalışmalarda diğer kurumlarda ne gibi ihtiyaç var ve bunlar bir mevzuata mı, uygulamaya mı yada başka bir teknik ihtiyaca mı bir yeterlilik duyuyor, ihtiyaç duyuyor? Bunların analizini hep beraber yapacağımız önemli bir toplantıda şimdiden başarılar diliyorum. Tüm bu toplantılar gerek Edirne’miz gerek tüm Türkiye’deki mağdura yönelik yaklaşımlarımıza da sahada önerileri alacağımız değerli bir toplantı olacaktır, fırsat olacaktır.”

“Çocuğun icraya konu olmasını kabul edemeyiz”

Suça karşı önleyici ve tedavi edici politikaların geliştirilmesinin önemine değinen Gül, bu konuda yetişmiş insan kaynağı, mevzuat altyapısı ve kurumsal kapasite bakımından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde çok önemli adımlar attıklarını söyledi.

“Birbirinizi yormadan, işi yokuşa sürmeden ve sürüncemede bırakmadan pratik sonuçları ve çözümleri arıyoruz, benimsiyoruz.” diyen Gül, konuşmasına şöyle devam etti:

“Bu kapsamda ele alacağımız meselelerin yine başında çocuk teslimi meselesi gelmektedir. Evet bu bir meseledir. Çünkü çocuğun çok üzülerek söylüyorum bir eşya gibi icraya konu olmasını kabul edemeyiz. Bu konu çok hassas ve önemlidir. Çocuklar boşanma sırasında veya sonrasında sürecin en masum bir o kadarda kırılgan ve örselenen tarafıdır. Ayrılmış çiftler arasında anne baba arasında kalan çocukların maruz kaldığı o acı tabloların son bulmasını sağlayacağız. Dünyanın her yerinde de ya polis ya icra gibi, belli bir kurum devlet otoritesi çerçevesinde çocuk diğer tarafa gösterilmediği zaman devreye girmektedir. Gösterdiğinde medeni bir şekilde onu görüp tekrar teslim ettiğinde sorun yok. Sorun gösterilmediğinde çıkıyor ve burada da devlet mekanizması devreye giriyor. Ama biz diyoruz ki ‘Bu devlet otoritesi icra kanalı ile olmasın.’ İcra Müdürlüğü değil Mağdur Hakları Merkezi ile uzman arkadaşlarımız eşliğinde psikologlar, pedologlar, sosyologlar, çalışmacılarla arkadaşlarımızla yine valiliklerimizin koordinasyonunda bu konudaki uzmanlar marifetiyle bu çocuk teslimini, çocuk teslim merkezleri de oluşturarak sağlamayı hedefliyoruz ve bu konuda da netice alacağımıza inanıyoruz.”

Bakan Gül, çocukların tesliminin devlet otoritesi icra kanalıyla olmaması gerektiğini, çocuk teslimatının Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüğü kanalı ile yapılmasını hedeflediklerini vurguladı.

“Kendi çocuğunu görmek için icraya yatırılan parada kabul edilebilir bir durum değildir.” diyen Gül, “Bunu da sona erdirecek bu çalışmayı, kendi çocuğunu görmek için icraya para yatırma uygulamasını da sona ermesini sağlayacağız. İnsanı, çocuk, yaşlı, kadın, engelli insan olarak yaşatmak, o değeri ile yaşatmak devletin temel vazifesidir. Bunu da hep birlikte ortaya koyacağız ve çocuklarımıza bu anlamda daha yakın sahip çıkmış olacağız.” şeklinde konuştu.

“Adaleti yerine getirecek yargı mensuplarıdır”

Gül, mağdur haklarına verdiklerini öneme değinerek bu hakkın hiçbir şekilde ihlal edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Mağdur haklarının çiğnenmemesine herkesin özen göstermesi gerektiğini ifade eden Gül, “Mağdur hakkının temel unsurlarından biri mahremiyet hakkıdır. Mağdurun ifşa edilmeden özel hayatının korunması hakkı hiçbir suretle elinden alınmamalıdır. Ancak üzülerek görüyoruz ki bazı basın yayın organlarında, sosyal medyada hatta bu alanda faaliyet gösteren kimi STK’lerde bu hassasiyet paylaşılmıyor. Bunu üzülerek görmekteyiz önemle hatırlatmak isterim ki çocuğun üstün yararının ya da bir mağdur kadının özel hayatının veya kişisel verilerinin hiçe sayıldığı paylaşımlar, haberler, görüntüler insan onuruna ve hukuka aykırıdır. Bu konuda herkesi daha dikkatli ve özenli olmaya davet ediyorum.” diye konuştu.

Bakan Gül, kamuoyunun takip ettiği soruşturma ve davalarda adalet ve hukuk adı kullanılarak adaletin ve hukukun ihlal edildiğine tanık olduklarını belirtti.

“Etkileşim almak, reyting yükseltmek için adalet kavramının kullanışlı bir araç haline getirilmesini kabul etmiyoruz.” diyen Bakan Gül, konuşmasına şöyle devam etti:

“Mağdurun kişilik haklarını özel hayatını ihlal ederek o kişinin, o çocuğun gelecekte bir hayatı olacağını düşünmeden kişisel verilerini paylaşarak geleceğini çalmaya kimsenin hakkı yoktur. Adaleti yerine getirecek olan, titizlikle tüm delilleri araştıran, gecesini gündüzüne katarak hakikat peşinde koşan mağdurun da sanığın da haklarını gözeten yargı mensubudur. Kolluğun, adli ve idari personelin emekleridir. Onların da bir ana, baba, eş kardeş olduğunu hatırımızdan çıkarmayalım. Onlarında vicdanları kanatan olaylarda, toplumun her kesiminin paylaştığı duyguları, kolluk görevlimiz de uzmanımız da yargı mensubumuz da paylaşmaktadır. Türkiye bir hukuk devletidir, kurumlarıyla, kurallarıyla, kanunlarıyla, bir hukuk devletidir. Hukuk devletinde yargı delile bakar, dosyaya bakar, anayasaya bakar. “

Gül, vatandaşların yargıdan beklentisinin adil bir kararı makul bir sürede verilmesi olduğunu hatırlattı.

Türk yargısından bu beklentinin en doğal ve temel hak olduğunu vurgulayan Gül, bazı davalarda uzayan sürelerin kişilerde mağduriyet oluşturduğuna işaret etti. Özellikle boşanma davalarında uzun sürelerin dikkati çektiğini anlatan Gül, “Boşanmalarda tazminat, velayet kusur tespiti ve diğer usuller nedeniyle davalar yıllar sürmektedir. Taraflar birbirini örselemekte, asıl mağdurda çocuklar olmaktadır. Bu çekişme hem erkeğe hem kadına yeni yükler, yeni sıkıntılar da getirmektedir. İnsan psikolojisini de yıpranmaktadır.” dedi

“Davaların hızlı bir şekilde sonuçlanması üzerinde çalışıyoruz”

Bakan Gül, boşanma davalarındaki hukuki prosedürü kısaltacak bir model üzerinde çalışmaların sürdürüldüğünü ifade etti. Boşanmak isteyenlerin hakim huzuruna geldiğinde her iki tarafında istemesi halinde tek celsede boşanabileceği bir modelle ilgili çalışma yaptıklarını dile getiren Gül, şöyle devam etti:

“Boşanma davalarında hukuki prosedürleri kısaltacak bir model üzerinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Boşanmak isteyen taraflar hakim huzuruna geldiğinde her iki taraf boşanmak istiyorsa bir celsede boşanabileceği, diğer konuların ayrıca devam edeceği ama medeni halleriyle ilgili artık karı-koca hususunda boşanma iradelerini yıllar sürüp, 5-10 yıl sürüp bu konuda mağdur etmeyecek şekilde davaların hızlı bir şekilde sonuçlanması üzerinde çalışıyoruz”

“Kadına şiddette tolerans yok”

Gül, boşanma süreçlerinde kadına yönelik şiddet olaylarının yaşanabildiğini bu duruma tahammül edilemeyeceğini vurguladı. Kadına karşı şiddete sıfır tolerans ilkesiyle hareket edildiğini anlatan Gül, şöyle devam etti:

“Özellikle bu konularda boşanma sürecinde de yine kadınların şiddete maruz kalmalarına yol açan olayların çok sık yaşandığını müşahede ettik, gördük. Kadına şiddet konusunda en küçük bir tahammülümüz ve en küçük bir şekilde toleransımız yoktur, olamaz. Nerede olursa olsun, ne şekilde yaşanırsa yaşansın kadına karşı şiddetle mücadelede en güçlü bir şekilde tavrımızı, kararlılığımızı ve mücadelemizi kesintisiz bir şekilde sürdüreceğiz. Mücadele etmeye devam edeceğiz. Bildiğiniz gibi Meclis kapanırken 4. Yargı Paketi’nde boşanmış eşe karşı işlenen suçlar ve şiddetlere yönelik bir artırım getirdik, müeyyidesini artırdık. Yine bu çerçevede elbette sıfır tolerans ilkesi, şiddeti önleyici tedbirleri de yine ayrıca sürdüreceğiz.”

Bu konuda önemli uygulamalardan birinin elektronik kelepçe olduğunu aktaran Bakan Gül, özellikle kadına yönelik şiddette, tekrarlanma riskinin yüksek olduğu konularda, elektronik kelepçe tedbirine hükmedildiğini hatırlattı.

“Mağdura el uzatmanız en değerli işlerden biridir”

Gül, mağdur odaklı adalet anlayışıyla hareket ederek mağdurların örselenmelerinin önüne geçmeye çalıştıklarını anlattı. Mağdurların mağduriyetlerinin sona ereceğini vurgulayan Gül, konuşmasını şu şekilde tamamladı:

“Sayın Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan iki temel politika belgemiz, Yargı Reformu Strateji Belgesi, güven veren ve erişilebilir adalet için ve yine İnsan Hakları Eylem Planı, burada da özgür birey, güçlü toplum ve daha demokratik Türkiye için yolumuza devam edeceğiz. Sizden ricam insan odaklı perspektifle bu çalışmalara ve bu mevzuat değişikliklerine sahip çıkmanız. Bir mağdurun gözünün yaşının silinmesi, mağdura el uzatmanız en değerli işlerden biridir, onların yaralarının sarılması. Bu konuda da başarılı olacağınıza her türlü gayreti gösterdiğinizi ve göstereceğinize inancımız tamdır.

Adli görüşme odalarından biri de Edirne’de bulunmaktadır. Az önce valimizin açıkladığı örnekler, yurt dışında görülen örnekler artık ülkemizde başlamıştır. Adli görüşme odalarında yine çocuk ve kadının bir daha örselenmesinin önüne geçici uygulamalar hayata geçmiştir. Edirne’de de vardır ve aldığım bilgiye göre bugüne kadar 231 görüşme buralarda yapılmıştır. Yani 231 insan örselenmemiş, tekrar o anı yaşamammış, bu çok değerlidir. Bundan dolayı hepinize tüm yargı mensuplarımıza, uzmanlarımıza, kolluğumuza, emeği geçen kurum temsilcilerimize teşekkür ediyorum.”

Edirne Valisi Ekrem Canalp de adaletin en yalın haliyle herkesin hakkını verebilmek olduğunu vurguladı. Devlet olarak yürütmüş oldukları görevlerde narin guruplara hassasiyet gösterdiklerini anlatan Canalp, bu gurupları, çocuklar, yaşlılar, engelliler ve kadınlar olarak tanımladı.

Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Dairesi Başkanı Ramazan Gürkan ise Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüklerinin 2019 yılında 7 pilot adliyede hizmete geçtiğini ve bugün sayılarının 116’ya ulaştığını ifade etti.

Edirne Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Çakmak ise Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlükleriyle suça maruz kalan çocuk, kadın ve diğer dezavantajlı grupların uzman desteğiyle ifadelerinin alınmasının sağlandığını dile getirdi.