Camilerin kubbe ve duvarları öğrencilerin eliyle şekilleniyor

SAKARYA (AA) – Sakarya Üniversitesi (SAÜ) tarafından başlatılan projeyle öğrenciler, camilerin kubbe ve duvarlarını hat sanatıyla süsleyerek uygulamalı ders görüyor.

SAÜ'den yapılan açıklamaya göre, SAÜ Sanat Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Öğretim Görevlisi Orhan Altuğ, öğrencilerin hat sanatının her aşamasını uygulama mekanlarında deneyimleyerek öğrenmesini sağlamak amacıyla proje hazırladı.

Bu kapsamda Yazaroğlu Camisi'nin kubbe ve duvarlarını hat sanatıyla ücretsiz süslemeye başlayan öğrencilerin, camiye farklı bir görüntü katması bekleniyor.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Altuğ, hat sanatının Osmanlı'dan bugüne kadar gelen, Arap harfleri kullanılarak yazı ve çizgilerle icra edilen, çok meşakkatli bir iş olduğunu belirterek, "Şu an Yazaroğlu Camisi'nin kubbesini ve duvarlarını hat sanatıyla işliyoruz. 400 metrelik bir yazı alanına tasarım yapıldı. Bu işi malzeme masrafı dışında hiçbir ücret talep etmeden, hayır mantığıyla ve özellikle SAÜ'nün şehirle bütünleşme ve şehre katkı misyonunu gözeterek yapmaya başladık." dedi.

– "Hedefimiz öğrencilerin sanatla uğraşmasını sağlamak"

Hem yurt içinde hem de yurt dışındaki birçok şehirde proje yürüttüklerini belirten Altuğ, şunları kaydetti:

"Hem ülkemiz hem de şehrimiz adına çok güzel çalışmalar yapıyoruz ama bizim için en önemli noktalardan birisi öğrencilerimize uygulamalı eğitim vermemiz. Onların hat sanatının her aşamasını, bire bir uygulama mekanlarında deneyimleyerek öğrenmesini sağlıyoruz. Öğrencilerimizin tecrübe kazanmaları, deneyimlerini artırmaları, malzeme ve materyal bilgisi edinmeleri ve tasarım konularında gelişimleri için önemli projeler gerçekleştiriyoruz. Hedefimiz, öğrencilerimizin sürekli gelişmesini ve sanatla uğraşmasını sağlamak."

Altuğ, öğrencilere sadece akademik ortamda hat sanatının tüm inceliklerini kazandırmalarının mümkün olmadığını vurgulayarak saha sayesinde mezuniyetleri sonrasında çalışabilecekleri ortamlar oluşturduklarını belirtti.

Avustralya'nın Sidney kentinde Diyanet İşleri Başkanlığınca yaptırılan camiyi de hat sanatıyla süsleyeceklerini, tasarım çalışmalarına başladıklarını bildiren Altuğ, "Sidney'e öğrencilerle birlikte gideceğiz. Eylül ayı gibi montaja başlayacağız. Camiyi klasik Osmanlı anlayışıyla orijinal altın varak tasarımla süsleyeceğiz. Şubat ayı başında Sidney'e gidip caminin ölçülerini aldık. Mart ayı sonunda tasarımları çıkarmaya ve sonrasında kesimleri yapmaya başlayacağız. Bu uygulamaların hepsini kendi üniversitemizde yapacağız." açıklamasında bulundu.

Projenin uygulama aşamasının SAÜ'de yapılacak olmasının önemine işaret eden Altuğ, kente önemli katkı sağlayacağını kaydetti.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

SAKARYA (AA) – Sakarya Üniversitesi (SAÜ) akademisyenleri, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nden bu yana yürüttükleri çalışmalar doğrultusunda hazırladıkları raporlar ve analizlerle toplumda deprem farkındalığı oluşturmayı amaçlıyor.

Jeofizik Mühendisliği Bölümü bünyesinde bulunan ve Kandilli Rasathanesine bilgi akışı sağlayan Deprem İzleme ve Araştırma Merkezinin yer aldığı üniversite, ayrıca inşaat, yapı ve zemin konuları üzerine de akademik çalışmalar yürütüyor.

Fen Edebiyat Fakültesi bünyesinde Afet Yönetimi yüksek lisans programı açan SAÜ, alanında uzman kişilerden oluşan Afet Yönetim Uygulama ve Araştırma Merkezi ile ülke genelinde meydana gelen afetlerde inceleme ve raporlama işlemlerini gerçekleştiriyor.

“Bölümlerimiz sürekli bu alanda katkılarını sürdürüyor”

SAÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Savaşan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1999 Marmara Depremi’nin ekonomik faaliyetlerin yoğun olduğu bir bölgede yaşanmasının daha fazla hasara yol açtığını söyledi.

Savaşan, depremin üzerinden geçen 21 yılda, ilgili kurumlar ve yerel yönetimlerin çok önemli çalışmalar gerçekleştirdiğini anlattı.

Yapılması gereken çalışmalara bakıldığında hala alınması gereken önemli bir mesafenin bulunduğuna işaret eden Savaşan, “Sakarya Üniversitesi, deprem riskinin yoğun olduğu bölgede bulunması hasebiyle üzerine düşen görevleri yerine getirmek durumunda. Özellikle jeofizik ve inşaat mühendisliğimiz eliyle diğer bölümlerimiz de buna katkı sunuyor. Depremde sarsıntının absorbe edilmesini sağlayan sistemlerin geliştirilmesi gibi projelere imza atmış bir üniversiteyiz. Özellikle inşaat ve jeofizik mühendisliğimiz sürekli bu alanda katkılarını sürdürüyor.” diye konuştu.

Üniversiteler olarak bu çalışmaların birkaç alanda sürdürülmesi gerektiğini vurgulayan Savaşan, farkındalık oluşturma bakımından sadece mühendislikler eliyle değil, diğer sosyal bölümler ve öğrenci kulüplerinin katılımıyla çalışmalar gerçekleştirdiklerini kaydetti.

“Vatandaşlarımızın kentsel dönüşüm çabalarına destek vermeleri gerekir”

Prof. Dr. Savaşan, teknik yönüyle de üniversitedeki akademisyenlerin, depremin etkisini ve can kaybını azaltıcı, hasarı minimize edici birçok çalışma yürüttüğünü aktararak, şöyle devam etti:

“En son Elazığ’ın Sivrice ilçesinde meydana gelen depremin hemen ardından hoca grubumuz alana gitti, oradaki hasarı yerinde tespit etme gayreti içerisinde oldular. Bu çalışmalar da önemli bir altyapı oluşturuyor çünkü Türkiye’nin her yerindeki yapı stoku aynı özellikleri barındırmıyor. Depremsellik bakımından da farklılıklar var. Tüm bilgilerin, özellikle alan bilgisiyle harmanlanması önemli.”

Olası depremlere hazırlık düzeyini azami seviyeye çıkararak depremlerin daha az can kaybına neden olmasını sağlayabileceklerine dikkati çeken Savaşan, “Elbette üniversitelere, kamu kurumlarına, yerel yönetimlere kentsel dönüşüm anlamında çok büyük görevler düşüyor ancak burada asıl bileşen, hızlı mesafe alınmasına imkan tanıyacak olan vatandaşlardır. O yüzden vatandaşlarımızın kentsel dönüşüm çabalarına en üst düzeyde destek vermelerini tavsiye ediyorum.” ifadelerini kullandı.

“Afetlerden bir ders alıp ona göre hazırlıklarımızı yapmamız lazım”

SAÜ Afet Yönetim Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Emrah Doğan da 2015’te kurulan merkezde görev alan öğretim üyelerinin, afet alanlarında incelemelerde bulunduğunu, detaylı raporlama yapıp kamuoyuyla paylaştıklarını, aynı zamanda bilimsel makaleler yayımladıklarını kaydetti.

Doğan, birçok deprem bölgesine gittiklerini dile getirerek, “Elazığ, Erzincan, Van ve Marmara depremlerine gittik. Binaları gördüğümüzde şunu söylüyoruz; hatalar hep aynı. Çok da ders almışa benzemiyoruz. Açıkçası bu afetlerden bir ders alıp ona göre önlemlerimizi almamız ve hazırlıklarımızı yapmamız lazım.” diye konuştu.

“Yapılaşmayı sağlam zeminlere kaydırmakta fayda var”

SAÜ Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erkan Çelebi ise deprem anında zemin ortamının kötü olmasının, deprem dalgalarını büyüterek yapının davranışını etkilediğine dikkati çekerek, “Sakarya gibi jeolojik yapıya sahip olan bölgelerde tarım arazilerinin yerleşim bölgesi olarak kullanılmasına dikkat etmek lazım. Mümkün mertebe dağ veya tepe yamaçlarına yerleşimi taşıyarak, tarım arazilerini de imara açmayarak aslında çok önemli bir çözüm üretmiş olabiliriz. Yapılaşmanın mümkün mertebe sağlam zeminlere doğru kaydırılmasında fayda var.” ifadelerini kullandı.

SAÜ Mühendislik Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Murat Utkucu, 1999 depremlerinin bir mihenk taşı olduğunu belirterek, sonraki süreçte özellikle kamunun önemli tedbirler aldığını kaydetti.

Depremlerin sık meydana geldiği yönünde bir algının olduğundan bahseden Utkucu, gelişen teknoloji ve medya iletişimi sayesinde en ufak sarsıntının dahi vatandaşlara aktarıldığını, bunun da sürekli deprem oluyormuş gibi bir düşüncenin oluşmasına sebep olunduğunu anlattı.

Utkucu, depremlere karşı hazırlıklı olunması gerektiğini vurgulayarak, “Depremin kendisinden çok, tehlikenin oluşturduğu riski azaltma yönünde çalışmalar yapmamız lazım. İnsanoğlu ve kamuoyu tehlikenin kendisiyle ilgileniyor. Deprem tehlikesini değiştiremiyoruz. Neden deprem riskini azaltma yönünde çalışmalar yapmıyoruz? Tehlike tek başına riski oluşturmuyor.” şeklinde konuştu.

Yerleşim planlarının zemine ve fay hattına göre oluşturulması gerektiğini belirten Utkucu, halkın da bu değişikliklere destek vermesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Muhabir: Ömer Faruk Cebeci

SAKARYA (AA) – Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Oğuz Karabay, yeni tip koronavirüse (Kovid-19) yönelik tedaviler içerisinde en iyi seçeneklerden birinin plazma tedavisi olduğunu, antikor verilen hastada enfeksiyonun bir anda gerileyebildiğini bildirdi.

SAÜ'den yapılan açıklamaya göre, SAÜ İletişim Koordinatörlüğünce hazırlanan "Prof. Dr. Hatem Akbulut ile Sağlık ve Teknoloji Söyleşileri" konulu online canlı yayınına katılan Prof. Dr. Karabay, koronavirüsle ilgili merak edilen soruları yanıtladı.

Kovid-19'un diğer salgınların dışında çok kolay bulaşıp akciğerlerde zatürreye neden olduğu için ağır seyredebildiğini aktaran Karabay, "Öksürük ve hapşırık sonucu ortaya çıkabilen damlacıklarla 1 metre öteye yayılabiliyor. Bu virüs ağır olduğu için çok kısa süre içinde yere çöküyor. Virüslü birisi masaya ya da herhangi bir zemine virüsü yaydığında virüs bu zeminlere de çökebildiğinden temas yoluyla bulaşması çok fazla." ifadelerini kullandı.

Karabay, koronavirüsten korunma yöntemlerinden bahsederek, vatandaşlara şu uyarılarda bulundu:

"Dezenfeksiyon konusunda elinizi yıkama imkanı bulamazsanız her yerde ulaşabileceğimiz kolonya var. Virüslü bir zemine temas ettiğinizi düşünüyorsanız elinizi ağzınıza ve yüzünüze götürmeden önce hemen dezenfekte edin. Başlangıçta 1 kişi 6 kişiyi enfekte edebiliyordu. Şu anda ise 1 kişinin 2 kişiyi enfekte etmesi seviyesine düştü. Yapabileceğimiz şey ise kalabalığa girmemek. Bu çok kurtarıcı ve önemli bir konu. Ramazan ayı içerisinde kalabalık ortamlara ara vermemiz gerekiyor."

– "Türkiye'nin sağlık sistemi yıldızlı pekiyi aldı"

Türkiye'deki sağlık sisteminin çok iyi seviyede olduğunu vurgulayan Karabay, "Bütün dünyanın sağlık sistemi, ABD, Fransa, İngiltere gibi ülkeler aynı sorularla sınava girdi. Şükürler olsun Türkiye'nin sağlık sistemi yıldızlı pekiyi aldıysa bazı ülkeler sınıfta kaldı." değerlendirmesinde bulundu

Prof. Dr. Karabay, Kovid-19'un ispatlanmış ve kanıtlanmış bir tedavisi olmadığına işaret ederek, klinik araştırmalardan sentezlenen verilerden yararlanarak en iyi sonucu alan ilaçları hastalar için kullandıklarını belirtti.

Uygulanan tedavilere ilişkin bilgi veren Karabay, şunları kaydetti:

"Örneğin sıtma ilacını bir antibiyotikle beraber vermeye başladık. Çin'de bu ilaç mükemmel deniyordu ancak Avrupa ile birlikte bu ilacı vermeye başladığımızda hastalarda kalbe bağlı çeşitli yan etkiler görülmeye başlandı. Bu yüzden bu konuda oldukça özen gösteriyoruz. Bir ilaçla sonuç alamazsak başka ilaca geçiyoruz. Hiç sonuç alamazsak şimdilerde plazma tedavisine geçiyoruz. Antikor verdiğimiz hastada enfeksiyon bir anda gerileyebiliyor. Şu anda tedaviler içerisinde en iyi seçeneklerden biri plazma tedavisi."