Sağlık

Kovid-19 salgını aile içi rolleri de değiştirdi

İSTANBUL (AA) – Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Bölümünden Dr. Gökhan Topçu, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sürecinde iş ve aile arasında “babalık” olgusuna dair hazırladığı çalışmaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Topçu, ev kavramını sosyalleşmenin başladığı yer olarak tanımlarken, annenin yenidoğan çocuklarla güçlü bir bağ oluşturduğunu, babanın ise bu ikilinin ihtiyaçlarını karşılayan yardımcı ve kaynak tedarik edici konumunda olduğunu söyledi.

Türkiye’de babaların evdeki konumları, söz konusu kaynak tedarikçisi olma konumunu aşamamalarıyla şekillendiğini dile getiren Topçu, “Yani Türkiye’de erkeler çocuklarının doğumunda üstlenmeleri gereken rolleri olabildiğince iyi yerine getirirken, çocukları büyüdükçe bu rollerini değiştirmeden devam ettiriyorlar. Oysaki babalık çocukların ihtiyaçları doğrultusunda genişleyen bir roller bütünü olarak ele alınmalı. Çocuklar büyüdükçe annelerin başat bakım verici rollerini ortadan kalkabileceği bir durum oluşur. Bu durum karşısında babalar da çocuklara bakım verme, bu bakım verme rolünün uzantısı olarak ev işlerinde eşlerine yardımcı olma, çocukların eğitim, sosyalleşme ve serbest zaman etkinlikleri gibi faaliyetlerinde onlara eşlik etme gibi işlerde katkı sağlayabilirler.” diye konuştu.

Topçu, salgın gibi beklenmedik ve insanların kontrolü dışında ortaya çıkan bir durumda babaların evde kalmasının ilginç sonuçlar doğurduğunu belirterek, şunları söyledi:

“Salgın ilk önce çocukların bakımına ilişkin bir kriz ortaya koydu. Türkiye’de çocuk bakımı yaygın şekilde anne-babanın sosyal sermayesine dayalı şekilde çözülegelmiştir. Söz konusu sosyal sermaye ağını en önemli parçaları büyükanne-büyükbabalardır. Özellikle iki ebeveynin de çalıştığı ailelerde çocuk bakımı annenin işe dönmesi sonrası büyükanne-büyükbabalar tarafından sağlanmaktaydı. Bu klasik bakım düzenlemesi salgının ortaya koyduğu şartlar nedeniyle önemli bir kesintiye uğradı. İki ebeveynin de çalıştığı durumlarda evden çalışabilen ebeveyn çocuk bakımını da üstlenmek durumunda kaldı ki bu hem çalışma yaşamı hem de çocukların bakımının birbirine karıştığı, kişilerin iki alanda da tam bir verim alamadıkları, bununla birlikte kendilerine de neredeyse hiç zaman ayıramadıkları bir duruma sebep oldu.”

Topçu, sadece babaların çalıştığı evlerde ise babaların ya işlerini kaybettiği ya da ücretsiz izin uygulamalarıyla çalışma yaşamından uzaklaştıkları ve “evde kaldıkları” bir durumun ortaya çıktığını anımsattı.

Babaların ev ve ev ahalisiyle olan ilişkileri, tedarik edici roller üzerine kurulduğunu yineleyen Topçu, “Bu rolün sürdürülmesine ilişkin koşulların ortadan kalktığı bir durumda daha önceden rollerini başka fonksiyonlarla donatıp genişletmemiş olan babalar salgın sürecinin ilk dönemlerinden itibaren alışıldık rollerine geri dönmek umuduyla ve tüm risklere rağmen kendilerini dışarıya attılar ve sokaklarda boy gösterdiler. Babalar alışıldık toplumsal yaşamın dinamiklerini sürdürme umuduyla, “iş aramak”, ‘hava almak’, ‘dolaşmak’ üzere içeride bu denli uzun süre bulunmaya alışık olmadıkları evden dış dünyaya attılar kendilerini. Salgın Türkiye’deki ailelerin rol dağılımını darmadağın etti demek yerinde olur. Aslında pek çok ülkede bu şekilde bir etki gözlemlendi.”

Topçu, iki ebeveynin de çalıştığı ailelerde uzaktan eğitim ve uzaktan iş aile bireylerinin birbirlerine fiziksel olarak olağanüstü yakın olmaları sonucunu doğurduğunu belirterek, bunun da bakım, ev içerisindeki sorumluluklar ve çalışma yaşamına ait sorumlulukların gün içerisinde çakışması ve hepsinde aksamalara, eksiklik ve verimsizliklere yol açtığını söyledi.

Ailedeki çalışabilen tüm ebeveynlerin çalışmasını sağlayacak bir ekonomik/sosyal düzenlemenin sosyal desteklerden daha önce ele alınması gerektiğini belirten Topçu, bu düzenlemeler sağlandıktan ve yaygın olarak kadın ve erkeklerin çalışma yaşamına katıldığı bir toplumsal duruma erişilmesinin ardından sosyal desteklerin, sosyal yardımların düşünülmesi sürecinin başlayacağını ifade etti.

Topçu, bununla birlikte amaç özellikle kadınların eğitime ve istihdama erişebilmesi için bakım sorumluluklarının babalarla paylaşılmasını kolaylaştırıcı yardımların gerekliliğine dikkati çekti.

Baba Destek Programı gibi eğitim uygulamalarından, aile izni uygulamaları ya da aileye ilişkin acil durumlarda kullanılabilecek izinler gibi istihdama ilişkin politikalara kadar pek çok çözüm geliştirebileceğini aktaran Topçu, bu konuda hazırlanacak projelere profesyonellerin katkı sağlaması gerektiğiniz altını çizdi.

Sefa Mutlu

Kovid-19'u yenen Dr. Özyılmaz: Son pişmanlık fayda etmiyor

YALOVA (AA) – Yalova Sağlık Müdürlüğü Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Birimi yöneticisi Dr. Derya Kılıç Özyılmaz ve Yalova Devlet Hastanesinde görevli Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Ramazan Han, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sürecinde tanıklık ettikleri olayları anlattı.

Kentte mart ayından bu yana salgınla mücadelede koordinasyon görevini yürüten dahiliye uzmanı Dr. Özyılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Sağlık Bakanlığının talimatlarının uygulanması ve alınan numunelerin sonuçlandırılmasının yanı sıra Hıfzıssıhha Kurulunca alınan kararlar, filyasyon çalışmaları ve hastaların ilaçlarının takiplerinden sorumlu olduklarını söyledi.

Özyılmaz, sağlık personelinin salgının başlamasının ardından çok büyük bir fedakarlık ve özveriyle, canla başla mücadele ettiğini vurguladı.

Sağlık hizmetlerinin tüm kademelerinde çalışan herkesin çaba gösterdiğini dile getiren Özyılmaz, “Bu kadar çabalarken insanların uyarılara uymaması, rahat davranması bizi gerçekten çok üzüyor hatta bazen emeklerimiz boşa gidiyor diye bir üzüntüye de kapılıyoruz. Hastanede nefes alamayan, yoğun bakımda can çekişen hastaları gördükçe kurallara uymayanlara daha çok tepki gösteriyoruz.” dedi.

Özyılmaz, ekranlarda maske, mesafe ve hijyen kurallarını ihlal edenlerin görüntülerini izlediğinde çok üzüldüğünü ve yoğun bakımda bu nedenlerle tedavi olanları hatırladığını belirtti.

Tedbirlere uymamakta ısrar edilmesine anlam veremediğini anlatan Özyılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

“O gördüğümüz görüntülerdeki kurallara uymayan insanlar olmasa belki de salgını çok daha az seviyelere indirmiştik. Şu anda hastanelerimizde yatan hastalarımızın neredeyse yüzde 100’ü kurallara uymadığı için veya kurallara uymayan yakınının bulaştırması nedeniyle bu durumda. Yani o yataklarda yatanlara ya ailesinden kurallara uymayan biri neden oluyor ya da kurallara uymadığı için kendisini bu duruma getiriyor. Eğer hepimiz topyekun kurallara uyarsak hem kendimizi, sevdiklerimizi hem de toplumda yaşayan herkesi korumuş olacağız. Kurallara uymayanlar yüzünden salgın kar topu gibi her gün birilerine bulaştırılmasıyla büyüyüp gidiyor, önünü almak mümkün olmuyor.”

Dr. Derya Kılıç Özyılmaz, salgına yakalananları evlerinde takip ettiği sırada hastaların pişmanlıklarına çok şahit olduğunu dile getirdi.

Ev ziyaretlerinde, hastaların kurallara riayet etmediklerini görünce üzüntü yaşadıklarına değinen Özyılmaz, “Her gün yapılan uyarıları önemsemediği için salgına yakalanmalarını anlayamıyoruz çünkü bu kurallara uyulmamasının sonucunu defalarca her yerde görüyorlar. Evlerinde izolasyona alınan hastalarla görüştüğümüzde, kurallara uymadıkları için pişmanlıklarını ifade ediyorlar ama son pişmanlık fayda etmiyor. Pişman olmamak için önceden önlemlerimizi almamız gerekiyor.” diye konuştu.

Özyılmaz, nisan ayında filyasyon çalışması yaparken virüsün kendisine de bulaştığını belirtti. Hastalığın kendisinde çok ağır seyretmediğini anlatan Özyılmaz, şunları kaydetti:

“Kas ve göğüs ağrıları, nefes darlığıyla atlattım ama her gün ‘Acaba birine bulaştırmış olabilir miyim, birinin zarar görmesine neden olmuş olabilir miyim?’ diye çok endişelendim. Tüm önlemleri almamıza, maske takmamıza, mesafe kuralına uymamıza rağmen her gün o psikolojiyi yaşadım. Aslında aldığımız her önlem sadece kendimizi değil, sevdiklerimizi, toplumda yaşayan herkesi korumaya yönelik. O yüzden biz bunu çok önemsiyoruz ve bütün halkımızın da maske, mesafe ve hijyen kurallarına uymasını istiyoruz.”

“Son ağlayış çok bir şey ifade etmiyor”

Dr. Ramazan Han da Kovid-19 servisinde kalın kıyafetler içinde güç şartlarda çalıştıklarına dikkati çekti.

Hem kendileri hem de bu hastalıktan dolayı yatanlar için sıkıntılı bir ortam olduğunu dile getiren Han, şunları söyledi:

“Hiçbir hastanın burada olmak isteyeceğini zannetmiyorum. Biz birçok hastanın tedbirsizlik yüzünden burada olmanın pişmanlığını görüyoruz. Özellikle aile fertlerinden birinin dışarıdan aldığı virüsü diğer aile fertlerine bulaştırdığına çok fazla tanık oluyoruz. Pandeminin başında 50’li yaşlarda bir çiftimiz vardı. Muhtemelen kocası, kadına bulaştırmıştı. Buradaki serviste tedavi olurken kadın kötüleşince yoğun bakıma almak zorunda kaldık. Maalesef hastamızı kaybettik. Eşini kaybeden hastamızın pişmanlık içinde büyük bir yıkım yaşadığını gördük. Onun bu duygusunu bir miktar biz de yaşamak zorunda kaldık. Ayrıca hastamız çok sevdiği eşinin cenazesine katılamadı, herhangi bir vazifesini yerine getiremedi. Bu son derece trajik bir şey. Onun burada tedavi olurken pişmanlığını yakından yaşadık. Son derece kötü bir şey. Kimsenin bunu yaşamasını istemeyiz. Burada sizin dikkatsizliğiniz sadece sizi alakadar etmiyor. Sizin dikkatsizliğiniz en sevdiğiniz insan başta olmak üzere tanıyıp tanımadığınız birçok insanın hastalığı kapmasına, burada olmasına neden olacaksınız.”

Vatandaşlardan hastalığa yakalanmamaları için ellerinden geleni yapmalarını isteyen Dr. Han, maske, mesafe ve hijyen kuralının önemini hatırlattı.

Hastanede sıkıntı yaşamamak için özen gösterilmesi gerektiğini anlatan Han, “Lütfen bu sıkıntıyı, baştan tedbir alarak engelleyelim. ‘Ben getirdim, aileme ben bulaştırdım’ diyen çok hasta gördüm hatta ağlayan hastalar gördüm ama son ağlayış çok bir şey ifade etmiyor.” ifadelerini kullandı.

Sıtkı Yıldız

'Kimse 'Virüs bana gelmez ben gencim' demesin'

BARTIN (AA) – Bartın’da pandemi hastanesinde görev yapan Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Burçin Sanlı ve Yoğun Bakım Uzmanı Dr. Faruk Seçkin Yücesoy ile Trabzon Vakfıkebir Devlet Hastanesinde görevli Acil Tıp Uzmanı Dr. Metin Yadigaroğlu, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadele sürecinde yaşadıklarını anlattı.

Pandemi hastanesi olarak belirlenen Bartın Devlet Hastanesinde görev yapan Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Burçin Sanlı Sanlı, AA muhabirine, salgının ilk günlerinden itibaren cephenin ön safında özveriyle çalıştıklarını belirterek, “Tüm hemşire arkadaşlarımız ve personelimizle o korkuyu, yoğunluğu hep beraber yaşadık, gerçekten çok yorulduk.” dedi.

Virüsün ilk görülmesiyle kendilerini izolasyona aldıklarını ve çocuğuna 3 ay sarılamadığını anlatan Sanlı, şöyle devam etti:

“Evde ayrı odalarda, ayrı katlarda yaşam sürdük ve çocuklarımı uzaktan sadece bakarak sevmeye çalıştım. Biri üniversite, diğeri ilkokul öğrencisi olan iki çocuğumun da psikolojisi iyi değil, hala üzerilerinde bir korku var. Özellikle kendi adıma benim o günlerde yaşadığım korkuyu anlatamam. Çok ağır bir durumdaydık. Korkumuz kendimizden değil, bizim yüzümüzden büyüklerimize, arkadaşlarımıza, ailemize bir şey bulaştırma korkusuydu. Tek korkumuz buydu.”

Profesyonel olarak bu işi yaptıklarını belirten Sanlı, “Eğitimimiz de var. Biz sağlık camiası olarak yerimizdeyiz, görevimizin başındayız ama bu mücadelede ancak halkın da topyekun bir katılımıyla başarılı olabiliriz. Özellikle son zamanlarda vatandaşlarda ‘Bana bir şey olmaz.’ düşüncesi hakim ve duyarsızlık söz konusu. ‘Bana bir şey olmaz.’ olsaydı, biz sağlık çalışanlarından kayıp vermezdik ki biz en korunaklı şekilde çalışan insanlarız. Biz profesyonel olarak çalıştığımız halde kayıplar verebiliyorsak herkese her zaman her şey olabilir.”

Sanlı, bu yüzden sosyal mesafenin minimum 1,5 metre olması, maske takılması ve temizliğe dikkat edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

“Bu hastalık akciğerleri ağır bir şekilde etkiliyor”

Yoğun Bakım Uzmanı Dr. Faruk Seçkin Yücesoy da ülkenin ve dünyanın zor ve yorucu bir süreçten geçtiğini söyledi.

Sağlık çalışanlarından 6 aydır evinden, ailesinden ve çocuklarından uzakta kalan meslektaşlarının olduğuna dikkati çeken Yücesoy, “Salgının başlamasıyla ailesinden ayrı ev tutan doktorlar, hemşireler, yurtlarda kalanlar, çocuklarını memlekete gönderenler, uzun süre çocuklarını göremeyenler oldu. Bunlar hastanelerde çok rutin bir şekilde yaşandı. Sevdiklerinizden ayrı kalıyorsunuz, bu sizi hem de manevi olarak etkiliyor. İş yerinizde motivasyonunuzu etkiliyor ve ülkede sağlık çalışanlarının hepsi bu şekilde.” dedi.

Kendisinin de uzun bir süre ailesiyle görüşemediğini anlatan Yücesoy, salgının başından beri ailesiyle kucaklaşmadığını, tokalaşmadığını söyledi.

Dışarıda maskesini takmayarak dolaşan insanların salgını ciddiye almadıklarını, sorumsuz davrananlar yüzünden hiç tanımadıkları kişilerin yoğun bakımda can çekiştiğini, hayatını kaybettiğini dile getiren Yücesoy, “Bu hastalık akciğerleri çok güçlü, ağır bir şekilde etkilediği için insanlar bir nevi boğularak ölüyorlar. Hastalığın kesin bir tedavisi yok, kimin ne zaman ve nasıl geçireceği belli değil. Sadece maske takmak, mesafeyi korumak ve hijyen olayı bitirebilecek bir şey ama maalesef bunu çok zor uyguluyoruz.” diye konuştu.

Yoğun bakıma aldıkları hastaların yakınlarının hastanın yanına giremediğini ve onlara telefonla bilgi verdiklerini anlatan Yücesoy, “İnsanlar, yakınlarını göremeden kaybetmek zorunda kalıyor.” dedi.

“Şu maskeyi kendimiz için değilse lütfen başkaları için vicdanen takmamız lazım. Bu işi ciddiye almamız lazım.” ifadesini kullanan Yücesoy, virüsün ileri yaş veya kronik hastalarda etkili olmasına karşın sağlıklı kişilerde de ciddi olumsuz etki oluşturabildiğine işaret etti.

Yücesoy, “Genç hastamızın çocuğu, ‘Doktor amca babamı görebilir miyim?’ diyor ama o çocuğa babasını göremeyeceğini söylemek çok zor oluyor, nutkunuz tutuluyor. Biz burada çok genç insanları da kaybettik. Özellikle solunum cihazına bağlanan hastaların kurtarılma, iyileşme şansı çok daha azalıyor. Hasta yakınlarına bilgi verdikten sonra oturup ağladığım zamanlar oldu. Çaresizlik, onların üzüntüsü size de sirayet ediyor ve bunları her gün yaşıyoruz. Kimse ‘Virüs bana gelmez.’, ‘Ben gencim.’ demesin.” ifadelerini kullandı.

“Sosyal mesafe kuralının hiçe sayılması motivasyonumuzu altüst ediyor”

Trabzon Fatih Devlet Hastanesinde görevli olan ancak ihtiyaç dolayısıyla Vakfıkebir Devlet Hastanesi Acil Servisinde geçici görevlendirilen Acil Tıp Uzmanı Dr. Metin Yadigaroğlu ise hekimden hemşireye, sağlık memurundan hasta taşıyıcıya tüm sağlık personelinin özverili bir mücadele içinde olduğunu söyledi.

Yadigaroğlu, tüm hastalara kendi anne, baba ve kardeşleri gibi davranmaya özen gösterdiklerini söyleyerek,”Vatandaşlarımızdan ricamız, maske ve mesafe kuralına mutlak suretle riayet etmeleri çünkü biz pandeminin başında hastalıkları Kovid olanlar ve olmayanlar şeklinde sınıflandırırdık şimdi ise Kovid artı travma, Kovid artı darp, Kovid artı idrar yolu enfeksiyonu, Kovid artı inme, kalp krizi olarak değerlendiriyoruz. Biz acile gelmiş bir hastaya yaklaşırken öncelikle Kovid’i ekarte etmek zorunda kalıyoruz.” diye konuştu.

Sağlık personeli olarak had safhada emek verdiklerini ancak bir yerde kurallara uyulmadığını görünce motivasyonlarının düşebildiğini belirten Yadigaroğlu, duygularını şöyle dile getirdi:

“Biz bu yoğunluğun içinde koştururken, bir nevi kendi anne, babamızdan zaman çalıp buraya harcadığımız dönemde bu kadar uğraşırken dışarıda yapılanları sosyal medyadan görüyoruz. Doğum günü partilerinde, yat partilerinde, düğünlerde sosyal mesafe kuralının hiçe sayılması inanın motivasyonumuzu altüst ediyor. Babaevim bana çok yakın bir yerde ama şu iki aylık zaman zarfı içerisinde toplasanız iki kere gidebildim ve ancak uzaktan görebildim. Çocuğumu onların yanlarına götüremiyorum çünkü görüp çocuğa sarılıp koklamak isteyecekler, biliyorum. Motivasyonumuzu yüksek tutmaya çalışıyoruz, sosyal hayattaki insanlar bizim kolumuz kanadımız, elimiz ayağımız, bu mücadelede bizi kör topal bırakmasınlar. Bu virüsle mücadelede bize destek verme şekilleri ancak acillerin gereksiz yoğunluğunu azaltmaları, artı dışarıda maske, mesafe ve hijyen kurallarına uymalarından geçiyor.”

Vaka sayıları göz önünde bulundurulduğunda çemberin artık herkes için biraz daha daraldığının görülebildiğine işaret eden Yadigaroğlu, “Durum böyle olduğu için ‘Evimize virüsü taşır mıyız?’ korkusunun yanında bir de ‘Acaba halktan bunu kendimiz alıp hastanemize de götürür müyüz?’ korkusunu da yaşıyoruz.” ifadesini kullandı.

Yadigaroğlu, eşinin de doktor olduğunu belirterek, “O da tedirgin ve miadında bir gebeliği var. Ben buradan virüsü alıp eve getiririm korkusuyla sürekli yaşamak zorundayım. Ben bunu artık hayatımın bir parçası olarak addettim ve bu şekilde yaşıyorum. Ricam, insanlarımız da bu şekilde yaşasın çünkü bizim yeni normal sosyal hayatımız bu şekilde olacak. İlerleyen dönemlerde değişebilir ama şimdilik bu şekilde.” dedi.

Farklı şikayetlerle acil servise gelen kişilerde de Kovid-19 tespit edildi

Virüsün artık herkesin çok yakınında olduğuna dikkati çeken Yadigaroğlu, şu örneği paylaştı:

“Pozitif tespit edilen vakalar gerekli ise hastanelerde tedavilerini almakta, gerekli değilse de izole olarak kalmaları önerilmekte ve takipleri yapılmakta ancak taşıyıcı olanları bizim tespit etmemiz çok zor, mümkün değil. Bir süre önce acil servise incir ağacından düşen bir amca getirildi. Bu kişi incir ağacına çıkabilecek kudrette bir insan, Kovid-19’a ilişkin herhangi bir semptomu da yok. Hastayı biz travma açısından değerlendirirken bir bakıyoruz ki akciğer tomografisinde Kovid-19’un tutulumları var ama bu amca hasta olduğundan habersiz, etrafındakiler habersiz, o manada çevrenize dikkat etmek oldukça önemli. Pozitif olanların da paniğe kapılıp acil servislere, polikliniklere koşmasına lüzum yok, şayet hafif şekilde semptomlar varsa Alo 184’ü arayarak bu konuda bilgi alabilirler.”

Yadigaroğlu, farklı bir durum nedeniyle acile gelen ancak Kovid-19 pozitif olduğu belirlenen hastalarla karşılaşınca hem onların yakınları hem de sağlık personeli için ayrıca endişelendiklerini anlattı. Trafik kazasında ağır yaralanan bir gencin Kovid-19 olduğunu belirlediklerini ifade eden Yadigaroğlu, “O genç kardeşimizi kaybettik. Onu kaybettiğimize mi üzülelim, temas ettiği arkadaşları var ve hastalığından haberdar değiller, onlara mı üzülelim, onun için koşturan acil servisin personelini mi düşünelim? İnanın çok duygusal bir ruh haline bürünebiliyoruz. Bunların hepsini biz insanlarımızın, halkımızın desteği ile aşacağız. Bu konuda bize yardımcı olsunlar.” dedi.

“Sigarayı azaltalım demiyorum keselim artık”

Metin Yadigaroğlu, Kovid-19’un akciğerleri etkilediğine dikkati çekerek, “Sigarayı azaltalım demiyorum keselim artık, bu dönemde bize oldukça yardımcı olacaktır. En azından akciğer semptomlarını iyileştirecek, klinik olarak sizi daha iyi bir yere götürecektir. Bir insan maskesini indirip sokak ortasında sigara içip dumanı etrafa üflüyorsa inanın biz bu işten hiçbir şey anlamayız, yaptığımız hiçbir şeyin önemi kalmaz. Bu konudaki uyarıları lütfen kulak ardı etmeyelim.” sözlerine yer verdi.

Selim Bostancı,Tuğba Yardımcı

Evde sağlık hizmetinden yararlananların sayısı 1,5 milyonu aştı

ANKARA (AA) – AA muhabirinin Sağlık Bakanlığı verilerinden derlediği bilgilere göre, bazı hastalıkları nedeniyle sağlık hizmeti almaya ihtiyacı olan bireyler, muayene, tetkik, tahlil, tedavi, tıbbi bakım ve rehabilitasyon hizmetlerinden evlerinde yararlanabiliyor.

Evde sağlık hizmetleri, kimsesiz, engelli, yaşlı, felçli, yatağa bağımlı, kanserli, palyatif bakım gereken, hastaneden taburcu edilip idame tedavisi evde yapılacak hastalar ile kaza geçiren ve kısa süreli hemşirelik hizmetlerine gereksinim duyanlara veriliyor.

Ücretsiz olan evde sağlık hizmetinden yararlananların, ilaç yazdırmak için aile hekimlerine gitmelerine de gerek kalmıyor.

İhtiyaç duyanlar, Evde Sağlık Hizmetleri İletişim Merkezine “444 38 33” numaralı hat üzerinden ulaşılabiliyor. İletişim Merkezi, Merkezi Hekim Randevu Sistemine (MHRS) entegre olarak hizmet veriyor, hasta başvurularını karşılıyor.

519 bin 549 hastaya evde sağlık hizmeti sunuluyor

Bakanlık verilerine göre, 2011 ile Temmuz 2020 arasında 1 milyon 724 bin 6 kişi evde sağlık hizmetlerinden yararlandı. Türkiye’de halen 519 bin 549 hastaya evde sağlık hizmeti sunuluyor.

Evde sağlık hizmeti alanların büyük bir çoğunluğunu nörolojik hastalık grupları oluşturuyor. Yatağa bağımlı kas hastaları, kardiyovasküler, kronik-endokrin, hematolojik onkolojik, akciğer-solunum, ortopedi-travmatoloji ve psikiyatrik rahatsızlıkları bulunanlar da evde sağlık hizmetinden yararlanıyor. Yaş aralığına göre de evde sağlık hizmeti alanların çoğunluğunun 65 yaş ve üzeri kişiler olduğu görülüyor.

Evde sağlık hizmetleri 81 ilde, 86 Evde Sağlık Hizmetleri İl Koordinasyon Merkezi, 722 hastane, 147 Ağız Diş Sağlık Merkezi ve Hastanesi, 309 birinci basamak sağlık biriminde yürütülüyor.

Evde sağlık hizmetleri, 1225 hastane ekibi, 5 bin 683 personel ve 1672 araç ile sürdürülüyor. Bakanlık, bu yıl sonunda 450 bin takipli hastaya ulaşmayı hedefliyor.

Duygu Yener