Savunma Sanayi

“AKINCI” belgeseli izleyiciyle buluştu

İSTANBUL (AA) – AKINCI TİHA'nın geliştirme aşamalarının görüntülendiği "AKINCI" belgeseli, Baykar Technologies'nin YouTube kanalında yayımlandı.

Türkiye'nin taarruz sınıftaki ilk insansız hava aracı olan ve Baykar tarafından geliştirilen Bayraktar AKINCI'nın geliştirme aşamaları AKINCI adı verilen belgeselle ilk kez gözler önüne serildi. Baykar Teknik Müdürü Selçuk Bayraktar, belgeselin yayımlandığını sosyal medya hesabından duyurdu.

Bayraktar AKINCI TİHA'nın kritik üretim safhaları ve geliştirme çalışmalarının anlatıldığı belgesel, Ramazan Bayramı'nın ilk günü saat 20.23'te Baykar'a ait "Baykar Tecnologies" adlı YouTube kanalında ilk kez izleyiciler ile buluştu.

Yönetmenliğini Altuğ Gültan ve Burak Aksoy'un yaptığı belgesel için İstanbul'da bulunan Baykar Milli S/İHA Ar-Ge ve Üretim Tesisleri ile Bayraktar AKINCI TİHA'nın test faaliyetlerinin yürütüldüğü Çorlu Hava Meydan Komutanlığı'nda aylarca süren çekimler yapıldı. Şubat 2019'da başlayan belgesel projesi yaklaşık 15 ayda tamamlandı.

Belgesel, Bayraktar AKINCI'nın ilk uçuşunu gerçekleştirdiği 6 Aralık 2019'a kadar olan zorlu ve yoğun çalışma döneminin yaşandığı son 6 aylık süreci mercek altına alıyor.

Belgeselde Baykar Teknik Müdürü Selçuk Bayraktar ve mühendislik birimlerinin liderleri, kendileriyle gerçekleştirilen röportajlarda yapılan çalışmaları anlatıyor. Belgeselle Türkiye'de ilk kez yüksek teknolojiye sahip bir hava aracının geliştirilme süreci ele alınıyor.

Bayraktar AKINCI'nın ilk prototipi olan PT-1 ikinci uçuşunu 10 Ocak 2020'de Sistem Doğrulama Testi kapsamında gerçekleştirdi. Entegrasyonu tamamlanan ve PT-2 olarak adlandırılan ikinci Bayraktar AKINCI da test faaliyetlerinin sürdüğü Çorlu Hava Meydan Komutanlığı'na gönderildi. Bayraktar AKINCI TİHA'nın hava ve yer testleri bundan sonra iki prototiple yürütülecek.

– Türkiye dünyadaki 3 ülkeden biri olacak

Baykar'ın insansız hava aracı geliştirmedeki tecrübe ve teknolojisiyle geliştirilen Bayraktar AKINCI TİHA, Türkiye'yi dünyada bu sınıfta insansız hava aracı geliştiren ilk 3 ülkeden biri yapacak.

24 saat havada kalabilen ve 40 bin feet servis tavanına sahip olan Bayraktar AKINCI, 400 kilogram dahili ve 950 kilogram harici olmak üzere toplam 1350 kilogram faydalı yük taşıma kapasitesiyle ön plana çıkıyor. 5 bin 500 kilogram kalkış ağırlığı bulunan Bayraktar AKINCI TİHA, 2 adet 450 HP gücünde turboprop motorla gökyüzüne yükseliyor.

Bayraktar AKINCI TİHA aynı zamanda 2×750 HP ve TEI tarafından yerli imkanlarla geliştirilen 2×240 HP güç üreten motorlar için farklı konfigürasyonlarla da uçabilecek şekilde tasarlandı.

– Yapay zeka ile uçacak

Kendine özgü bükümlü kanat yapısıyla 20 metre kanat açıklığına sahip olan hava aracı platformu tam otomatik uçuş kontrol ve 3 yedekli oto pilot sistemi sayesinde yüksek uçuş güvenliği de sağlayacak. Faydalı yük kapasitesi sayesinde taşıyacağı milli mühimmatlarla görev icra edebilecek olan Bayraktar AKINCI, SOM seyir füzesi gibi stratejik hedefler için geliştirilen milli mühimmatları da atabilme yeteneğiyle büyük bir güç çarpanı olacak.

Burun kısmında bulunacak yerli üretim AESA radarı ile yüksek durumsal farkındalığa sahip olacak olan Bayraktar AKINCI, kanat altında taşıyacağı TÜBİTAK SAGE tarafından milli olarak geliştirilen Gökdoğan ve Bozdoğan hava-hava mühimmatları ile harekat icra edebilecek.

EO/IR kamera, AESA radarı, Görüş Hattı Ötesi (uydu) haberleşme ve elektronik destek sistemleri gibi kritik yükler taşıyacak olan hava aracı gelişmiş yapay zeka özelliklerine de sahip olacak. Bünyesinde bulunduracağı 6 adet yapay zeka bilgisayarı vasıtasıyla sensörlerden ve uçak üzerinde bulunan kameralardan aldığı verileri kaydederek bilgi toplayabilecek.

Hiçbir dış sensöre veya Küresel Konumlama Sistemine (GPS) ihtiyaç duymadan hava aracının yatış, dikilme ve yönelme açılarını tespit edebilecek olan bu yapay zeka sistemi, aynı zamanda coğrafi bilgileri kullanılarak çevresel farkındalık sağlayacak.

Gelişmiş yapay zeka sistemi elde ettiği verileri işleyerek karar verme özelliğine sahip olacak. İnsan gözüyle tespit edilemeyen kara hedeflerini tespit edebilecek olan bu yapay zeka sistemi Bayraktar AKINCI'nın daha etkin kullanımını sağlayacak.

Yerli olarak geliştirilen AESA radarla yüksek durumsal farkındalıkla görev icra edebilecek olan Bayraktar AKINCI TİHA, Sentetik Açıklıklı Radar ile elektro optik sistemlerin görüntü almakta zorlandığı kötü hava koşullarında dahi görüntü alarak kullanıcıya aktarabilecek.

Meteoroloji radarı ve çok amaçlı hava radarını bünyesinde barındıracak olan hava aracı platformu, bu kabiliyetleriyle sınıfında lider olacak.

İTÜ’nün Havacılık Merkezi’nde İHA’lar yapay zeka ile “akıllanıyor”

İSTANBUL (AA) – İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Uçak Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Emre Koyuncu, "Yapay zekayı, İnsansız Hava Araçları (İHA) üzerinde çalıştırarak, onları otonom bir şekilde engellerden kaçabilme, bir orman alanında uçabilme, bir mağaraya girip çıkabilme gibi agresif kontrol yöntemleriyle donattık." ifadesini kullandı.

İTÜ'den yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Koyuncu, askeri amaçlı kullanımların yanı sıra posta dağıtım sektöründe veya eğlence için kullanılan İHA'lara yönelik yapay zeka çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti.

İTÜ Havacılık ve Uzay Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde gerçekleştirilen çalışmalarda, küçük boyutlu İHA’larda bulunan mikro işlemciler üzerinde yapay zekayı çalıştırdıklarını bildiren Koyuncu, karmaşık algoritmaların artık uygulanabilir olduğunu aktardı.

Koyuncu, geliştirdikleri "Yapay Zekayı Kullanan Agresif Dronelar" projesine ilişkin, halihazırda mevcut İHA’ların bir pilot kontrolünde çalıştığını ve otonom teknolojilerin gelişimiyle birlikte, İHA’ların da otonom hale gelebildiğini kaydetti.

Koyuncu, kendi projelerinde de sürücüsüz teknolojilere ağırlık verdiklerini belirterek, “Projemizde 'Derin Pekiştirmeli Öğrenme' sistemini kullanıyoruz. Araçlarımızı, laboratuvar ortamında eğitip daha sonra gerçek dünyada da öğrenmenin devamlılığı, tecrübe aktarımının sürekli olması, havacılığa yönelik insansız hava araçları, kokpit içerisinde pilotun karar verme sistemleri gibi pek çok konuda çalışmalar yürütüyoruz.” ifadelerini kullandı.

Koyuncu, projenin dünyanın en büyük robotik konferansı olan IROS 2020’ye sunulacağını belirterek, şunları kaydetti:

“İTÜ’de Avrupa hava sahasının bütün modelini ve simülasyonunu çalışıyoruz. Partnerlerimiz ise iklimsel değişikliği ile ilgili olarak operasyonlarda neyin değiştiğine odaklanacaklar. Bütün bu sistemin simülasyonunu, analizini ve optimizasyonunu burada İTÜ’de gerçekleştireceğiz. Bu çalışmalarımızla birlikte özellikle hava sahalarımızın değerlendirilmesi, analiz edilmesi, operasyonların optimizasyonunun yapılması gibi alanlarda da araştırmalarımız var. Merkezimizde havacılığa yönelik yapay zeka, güdüm, navigasyon, kontrol, insansız hava aracı teknolojileri, hava trafik kontrol yönetim sistemleri, pilot karar destek sistemleri, malzeme tarafında da yenilikçi kompozit sistemler, giyilebilir sistemler üzerine ileri teknoloji çalışmalarımız mevcut.”

ANALİZ – Türk robotik harp kapasitesinin göklerdeki geleceği

İSTANBUL (AA) -CAN KASAPOĞLU- Türkiye’nin son İdlib harekâtını takiben (Şubat 2020, Bahar Kalkanı Harekâtı) küresel strateji çevreleri, Türk silahlı insansız hava araçlarının Suriye Arap Silahlı Kuvvetlerinin Rus yapımı Pantsir (SA-22) hava savunma sistemlerini başarılı bir şekilde avlamasına dikkat kesildi. Öyle ki, askeri bilimler alanında tanınmış bir mecra olan The National Interest, harekatın ardından “Türkiye, Orta Doğu’nun En Yeni İnsansız Hava Araçları Süper Gücüdür” başlıklı bir makale bile yayınladı (Axe, Nisan 2020).

Siz de Türkiye’nin halihazırda bölgesel bir SİHA/İHA gücü olduğu fikrindeyseniz, sıkı durun. Bu sürecin sonraki raundu daha büyük hedefleri beraberinde getirecek. Ankara’nın SİHA/İHA yeteneklerini geliştirme çabalarının mevcut kapasitesinde büyük sıçramalara yol açması muhtemel. Özetle, Türkiye, sahip olduğu insansız sistemler vizyonu istikametinde daha akıllı teknolojilere, daha ağır platformlara ve daha yenilikçi harekât tasarılarına yatırım yapıyor.

– Daha akıllı teknolojilerin peşinde

Otonomi ve sürü davranışı (swarming), geleceğin robotik harp ortamını öngörebilmek için iyi anlaşılması gereken iki anahtar kavram olarak öne çıkıyor. Bu bağlamda Kerkes Projesi, Savunma Sanayii Başkanlığı’nın ortaya koymakta olduğu çabaların ağırlık merkezinde bulunuyor. 2019’da tanıtılan bu iddialı projenin odak noktasını, derin öğrenme teknolojilerine, (özellikle sinyal gönderip alma imkanlarını tamamen bloke eden ortamlarda) GPS tabanlı sistemlere bağımlı olmayan otonom navigasyon sistemlerine ve karmaşık savaş alanlarında akıllı hedef tespit özelliklerine sahip mini drone sürüleri üretmek oluşturuyor.

Türkiye’nin mini taarruzi İHA ve SİHA’ları (loitering munitions / kamikaze drone) gelecekte üstlenebilecekleri roller konusunda umut vadediyor. Esas olarak döner kanatlı Kargu, bir gözetleme platformu olan Togan ve sabit kanatlı Alpagu’dan oluşan Türkiye’nin yeni nesil mini drone ailesi, ülkenin savunma teknolojisi ve endüstrisinin, otonomi, derin öğrenme ve sürü algoritmalarına dair bilgilerini avantaja çevirdiği bu süreçte daha esnek ve daha akıllı operasyon konseptleri sunabilir.

– Daha ağır platformlar yolda

Türk savunma firmaları bir süredir sahaya daha ağır sistemler sürmek için büyük çabalar ortaya koyuyorlar. Türk Silahlı Kuvvetleri envanterindeki ana insansız hava araçları olan Bayraktar TB-2 ve Anka, sırasıyla, 55 ve 200 kiloluk harp yükü taşıma kapasitesine sahipler. Bununla birlikte, Roketsan tarafından üretilen MAM-L gibi küçük ve akıllı çözümler, bu platformların harp sahasındaki etkinliklerini ciddi biçimde artırıyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 2020’lerde gelecek platformları ise gerçekten farklı bir yetenek ortaya koyacak.

“Akıncı” bu konuda azami dikkati hak ediyor. Bayraktar TB-2’nin üreticisi Baykar tarafından tasarlanan ve üretilen Akıncı, bin 350 kiloluk faydalı yük kapasitesine sahip olacak. Harp yükü kapasitesindeki bu büyük artış, platformun, 250 kilometrelik menzile sahip SOM-A milli seyir füzesi gibi oyun değiştirici mühimmatları taşımasına imkân tanıyacak. İnsansız hava araçlarının havadan-satıha seyir füzesiyle bir araya geldiği kombinasyon sayesinde ‘insansız derin darbe (deep strike) görevleri’, artık Türk savunma planlamacılarının tercihleri arasına girmiş olacak. SOM-A seyir füzesi ile birlikte Akıncı, TÜBITAK SAGE tarafından KGK (Kanatlı Güdüm Kiti) eklenmesiyle akıllı mühimmat (JDAM) standartlarına yükseltilen MK-82 ve MK-83 bombalarını taşıyabilecek. GPS / INS-destekli güdümleme yetenekleri, bu bir zamanların ‘aptal’ bombalarının (bırakma yüksekliğine bağlı olarak) 100 km’ye kadar bir menzil dahilinde bulunan hedeflerini 10 metrelik CEP (dairevi hata ihtimali / circular error probable) ile vurmasını sağlıyor. Yani, Türk Silahlı Kuvvetleri, İdlib müdahalesi sırasında Akıncı gibi bir platformu kullanabilmiş olsaydı, Suriye Arap Silahlı Kuvvetleri’ne çok daha kısa sürede çok daha büyük zarar verilmiş olacaktı.

Bir diğer insansız platform olan Aksungur, özellikle denizdeki güç dengesi bakımından oyun değiştirici özelliklere sahip olacak. TUSAŞ’ın ürettiği Aksungur, manyetik anomali detektörü (MAD) ve denizaltı harbinin (anti-submarine warfare / ASW) temel araçlarından biri olan bir “sonobuoy” taşıyor olacak. Aslında, ASW fonksiyonlarıyla ilgili mevcut literatür, düşman denizaltılarını tespit etme konusunda Soğuk Savaş dönemi ürünleri olan elektronik istihbarat, insanlı karakol uçakları, su-üstü platformlar ve denizaltı zincirine eklemlenecek olan insansız sistemlere ağırlık verilmesi gerektiğini değerlendiriyorlar. Bu niyet, savunma ekonomisinde yeni tip koronavirüsle (Kovid-19) gelen kemer sıkma önlemleri çağında daha anlamlı hale geliyor. İnsansız sistemler, sahaya sürme ve kullanma açısından daha ucuz olmanın yanı sıra kullanıcılarının hayatını riske atmadıkları için de daha kolay gözden çıkarılabilir nitelikteler.

Son olarak, Aksungur projesinden elde edilen tecrübeyi daha da geliştiren TUSAŞ’ın, artık daha hızlı bir platform olan Göksungur üzerinde çalıştığını belirtmeliyiz.

– Yeni harekât tasarıları

Suriye’de savaşın süregittiği bölgeler, uzun zamandır bir harp laboratuvarı mahiyetinde. Tüm savaşanlar -devletler, devlet-dışı aktörler- neredeyse on yıldır süren mücadeleden önemli dersler çıkardılar. Topçu birliklerinin dronelarla desteklenmesi, örneğin, bu derslerden bir tanesi. Rus ve Türk silahlı kuvvetleri, düşman hedeflerinin yerlerinin tespitinde insansız hava sistemleri kullanmanın önemini kavramış durumdalar.

Rus Silahlı Kuvvetleri, Orlan-10 dronelarını 152mm toplarla donatılmış kara ateş-destek birliklerine entegre etti. Mevcut değerlendirmeler, Doğu Ukrayna’daki Rus yanlısı ayrılıkçıların yeni geliştirdikleri konseptlerinde de aynı eğilimin varlığına işaret ediyor.

2020 Şubat’ında icra edilen İdlib Harekatı’nda ise Türk Silahlı Kuvvetleri, Bayraktar TB-2 ve Anka-S SİHA’larını çok namlulu roketatar ve obüsleriyle (ağırlıklı olarak 155mm Fırtına) birlikte kullandı.

Mukayese edecek olursak, Rusların avantajı, 20km menzile ve yüzde 70 ila 80 arasında isabet olasılığına sahip olduğu bildirilen 2K25 Krasnopol güdümlü topçu mühimmatından kaynaklanıyor. Türkiye’nin kara ateş destek silahları için envanterinde böyle bir mühimmat bulunmuyor. Muhtemelen, Batı’da buna muadil olabilecek en dikkate değer unsur, Raytheon & BAE Systems’ın 155mm M982 Excalibur mühimmat ailesidir. Ancak, iş İHA’ların mukayesesine geldiğinde, Türkiye’nin Bayraktar TB-2 ve Anka-S’i, Orlan-10’a kıyasla daha uzun havada kalış süreleri ve daha büyük harp yükü kapasiteleriyle öne çıkıyorlar. Ayrıca, Roketsan yapımı akıllı mühimmatlar Türk dronelarının gerektiğinde hedefe nokta vuruş ateş gücü yöneltmesini sağlıyor.

Bir diğer önemli proje, Alpagu sabit kanatlı taarruzi SİHA’nın üst düzey Akıncı SİHA’lar ile entegrasyonu. Türkiye’nin Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. İsmail Demir, 2019’da umut verici bir simülasyon videosu tweetledi; paylaştığı görüntü bu kamikaze SİHA’nın (Alpagu) Akıncı SİHA’sına atış vasıtası gibi ya da ana-gemi gibi entegrasyon planlarını sergiliyordu.

Çeşitli platformlardan sürü drone’lar bırakmak, günümüzde sahadaki en yeni, en göz alıcı ve geleceğe yönelik çalışma sahası. 2017 yılında, Amerikan ordusu F/A-18 Super Hornet uçaklarından 103 Perdix drone bıraktı. ABD Donanması, çok namlulu roketatar benzeri sistemlerden ateşlenen sürü droneların bulunduğu LOCUST Projesi’ni (Düşük Maliyetli İHA Sürü Teknolojisi) geliştiriyor. 2019’da NASA, başka bir insansız ana gemiden kalkan CICADA sürü (swarming) drone’larını ilk defa test etti.

Türk savunma ekosisteminin, önünde bu açıdan kat etmesi gereken uzun bir yol var. Birincisi, Ankara’nın fikirleri henüz kavramsal bir aşamada. Mini dronelar taşıyan ana-gemi droneların test edildiğine dair bir bilgimiz yok. En azından, bu tür deneylerle ilgili açık-kaynaklı herhangi bir rapor bulunmuyor. Ayrıca, gelecek sadece “daha küçük dronelar taşıyan daha büyük droneların çağı” olmayacak; veri tümleştirme ve ağ merkezli konseptler, yeni nesil robotik harbin en can alıcı unsurlarını oluşturuyorlar.

Son olarak, Türk dronelarının gelişim sürecinin yol haritası bazı egzotik özellikler de içeriyor. Akıncı, yerli üretim havadan havaya füzeler taşıyor olacak. Geldiğimiz nokta itibariyle, dünya semaları insansız platformların insanlılara galip geldiği bir hava savaşına henüz şahit olmadı. Bazıları, BVR (görüş mesafesinin ötesi) füzeleriyle bunun değişebileceğini iddia edebilir, ama gerçekten olup olamayacağını evvelemirde bekleyip görmek gerekiyor. Bununla birlikte, havadan havaya füzelerin Akıncı’yı diğer insansız platformları düşürmek için gereken kritik yetenek ile donatacağı neredeyse kesin.

– Yeni ufuklara doğru

Türkiye’nin mevcut SİHA trendleri oldukça ümit vaat ediyor. Bu da ilerlemenin, özellikle koronavirüs-sonrası savunma ekonomisi bağlamında etkili bir şekilde yönetilmesi durumunda, Türkiye’nin önümüzdeki on yıllarda robotik harp dönüşümünü daha da hızlandıracağını gösteriyor.

Elbette ki, diğer taraftan henüz ele alınmamış birçok alan da yok değil. Ankara’nın anti-radyasyon taarruzi SİHA’lara ilgi duyduğu da biliniyor. Bu işin hızlandırılması gerekiyor. Bu yeteneklerle İdlib operasyonu, özellikle hava savunma sistemlerinin avlanması, daha etkili olurdu. İkincisi, Türkiye’nin insansız sistemler yol haritasının “cross-domain” nitelikler göstermesi gerekiyor. Başka bir deyişle, insansız kara araçları ile insansız hava sistemlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmak/geliştirmek zaruri. Üçüncüsü, robotik ve otonomi, multi-disipliner araştırmalar gerektiren alanlar. Türkiye’nin multi-disipliner, yenilikçi, hayata geçirilebilir teknik bilgi geliştirecek kurumlara ihtiyacı var.

Yine de Türk savunma eko-sistemi her platformu bir sonraki aşamaya geçmek adına bir sıçrama tahtası olarak görüyor. Bu yaklaşım bizlere umut veriyor. Silahlı Kuvvetler yeni harekât tasarıları geliştiriyor ve savaşarak öğreniyor. Bu da umut vaat eden bir başka husus. Ayrıca, savunma sektörü -yani tedarikçiler- ve Türkiye’nin savaşçıları -yani tedarik zincirinin talep tarafı- arasındaki mesafe, geribildirim zincirleri açısından epey kısalmış durumda. Bürokrasi kültürü göz önüne alındığında bu, başarılması çok zor bir şeydi. Birçok durumda, insansız sistem geliştiricileri, kısayol verimliliğinin adeta ders kitabı niteliğinde olacak şekilde operasyonel birliklerle doğrudan çalışıyorlar.

Son olarak da jeopolitik kimlik konusu önem kazanıyor. “Akıncı” tabiri, Türk hafif süvarilerinden geliyor. Akıncılar savaşırlarken, menşeleri olan Doğu’nun savaş alanlarındaki Türk-Moğol atlı savaşçılarının mirasını taşıyorlardı. Mükemmel manevra kabiliyetlerine ve esnekliklerine dayanarak, çoğunlukla sayıca çok az kaldıkları en riskli hudut bölgelerine at üstünde intikal edip daldılar. Özellikle, Türk Kurtuluş Savaşı’nın son safhasında, daha sonra Cumhuriyetin kurucusu olacak, ordunun Başkomutanı Mustafa Kemal Paşa, süvari birliklerini büyük maharetle sevk ve idare ederek belirleyici bir avantaj olarak kullandı, ki elde ettiği zaferler, süvarilerin kazandığı en son birkaç başarı olarak harp tarihine geçti. Türkiye, ilerleyen yıllarda envantere girecek ana muharebe tankına, o zamanki Türk Süvari Kolordusu Komutanı General Fahrettin Altay’dan ilham alarak “Altay” adını koydu. Aynı şekilde, taktik ve MALE segmentlerinin ötesine geçecek ilk üst düzey insansız hava sistemi, Türk atlı öncü savaşçıları olan Akıncıların adını aldı.

Bu isim tayinleri nostaljik bir sembolizmin ötesinde anlamlar taşıyor; Türk askeri ekolündeki stratejik kültürel mirası yansıtıyorlar.

Mütercim: Ömer Çolakoğlu

[Dr. Can Kasapoğlu, İstanbul merkezli bağımsız düşünce kuruluşu EDAM’ın Savunma ve Güvenlik Araştırmaları Programı Direktörüdür]

Savunma sanayisindeki millileşmede önemli adım

ANKARA (AA) – Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumunun (MKEK) yeni projesi kapsamında yerli ve milli makinelerle oluşturulan yeni üretim hattı Gazi Fişek Fabrikası'nda hizmete girdi.

Yurt dışı bağımlılığı tamamen ortadan kaldıracak yeni hattın açılışını Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve TSK'nin komuta kademesi video konferans yöntemi ile yaptı.

Türkiye'nin hafif silah mühimmat üretimi yapan tek devlet kuruluşu olan Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu, Gazi Fişek Fabrikası'nda 5,56 milimetreden 40 milimetreye kadar çeşitli kalibre ve tiplerdeki fişekleri NATO standartlarında üretiyor.

MKEK, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçları ile yurt dışı talepleri karşılamak üzere yeni bir çalışmayı başlattı.

Yapılan çalışma sonucunda Gazi Fişek Fabrikası'nda yeni bir fişek üretim hattı oluşturuldu. Tamamen yerli ve milli tezgahlardan oluşturulan yeni üretim hattının açılışı ise koronavirüs tedbirleri kapsamında Milli Savunma Bakanı Akar, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ümit Dündar, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Adnan Özbal, Hava Kuvvetleri Komutanı Hasan Küçükakyüz ile Milli Savunma Bakan Yardımcıları Yunus Emre Karaosmanoğlu, Alpaslan Kavaklıoğlu ve Şuay Alpay’ın katıldığı video konferans yöntemiyle gerçekleştirildi.

Açılış öncesinde Bakan Akar, MKEK Genel Müdürü Yasin Akdere'den yeni fişek hattı ve çalışmalara ilişkin bilgi aldı. Başarılı çalışmalardan dolayı emeği geçenleri kutlayarak yerli ve milli olarak yapılan çalışmaların önemine değinen Akar, Türkiye’de sanayi ve teknoloji alanlarında önemli gelişmelerin yaşandığını belirtti.

Bu çalışmaların savunma sanayisine de yansıdığını dile getiren Akar, "Savunma sanayisi çerçevesinde yaptığımız çalışmalar Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği, desteği, teşvikiyle çok ciddi bir ivme kazandı ve çok şükür savunma sanayisindeki yerli ve millilik oranları yüzde 70’lere dayandı. Bunların hiçbirini yeterli bulmuyoruz. Çalışmalarımızı artan hız ve tempoda sürdüreceğiz ve çok daha ileri seviyelere çıkaracağımıza inanıyorum." ifadelerini kullandı.

– "Önemli bir adım atıldı"

Savunma sanayisinde yerli ve milli tasarımın daha da ileri götürülmesinin önemine değinen Akar, şunları söyledi:

"Milli ve yerli sanayide anlamlı bir konuma sahip Gazi Fişek Fabrikası, Silahlı Kuvvetlerimizin ihtiyacının karşılanması bakımından gerçekten son derece önemli bir konuma sahip. O bakımdan bu özel ve anlamlı fabrikamıza artık yabancı makinalarla değil, yerli ve milli makinalarla hizmet getirmenin, üretim sağlamanın da anlamı ve önemi çok büyük. Bunun da ötesinde yabancı menşeili tezgahlara nazaran yerli ve milli tezgahlarla yapılan üretimle, üretimin yüzde 40 artması da bizim için ayrı bir gurur kaynağıdır."

Yeni üretim hattı ile yerli ve yabancı tüm taleplerin daha hızlı karşılanacağını belirten Akar, "Bunun da hem mali anlamda hem de güvenliğimiz bakımından önemli bir adım olduğunu belirtmek istiyorum." dedi.

Yurt dışında üretilen tezgahlara bağımlı olmanın olumsuz etkisinin geçmiş yıllarda yaşandığını aktaran Akar, "Tezgah bağımlılığımız olduğunda parasını verdiğimiz malzemeleri alamamak gibi durumlarla karşılaştık. Biz bu hızda gittiğimiz takdirde bütün üretim malzemelerimizin tezgahlarını da inşallah kendi kendimize yapabilir hale geliyoruz, bunu daha da geliştireceğiz." diye konuştu.

Milli Savunma Bakanlığının, koronavirüs salgınına yönelik mücadele kapsamında çeşitli koruyucu sağlık malzemeleri ürettiğini de anımsatan Akar, şunları kaydetti:

"Cerrahi maske üretim tezgahını da yaparak önemli bir ihtiyacı karşıladık. Daha iki ay öncesine kadar maske üretim tezgahlarının bulunmaması ayrı bir problemdi. Ciddi birtakım paralar isteniyordu. Şimdi geldiğimiz noktada cerrahi maske üreten makinelerin sizler tarafından yapılması bütün denklemi değiştirdi, işlerimizi kolaylaştırdı. Sadece Silahlı Kuvvetlerimizin değil, tüm halkımızla dost ve kardeş ülkelerin ihtiyaçlarını karşılamak bakımından çok önemli bir adım atılmıştır."

-"Sahra’nın sertifikasyonunda belli aşamaya gelindi"

Milli Savunma Bakanlığına bağlı fabrikalarda koruyucu sağlık malzemesinin üretiminin artırılmasına yönelik çalışmaların devam ettiğini vurgulayan Akar, şöyle konuştu:

"Bugüne kadar yaklaşık 30 milyon maske üretimimiz var. 500 bini aşan tulum, 140 ton dezenfektan ürettik. Çok daha süratli bir şekilde bu üretime devam edip, sayıları daha da yükseğe çıkaracağımıza inanıyorum. Önümüzdeki dönemde bu rakamlar çok daha yüksek seviyelere gelecek. Sayın Cumhurbaşkanımızın çeşitli talimatları var. İlgili bakanlık ve kurumlarla yoğun çalışma ve koordinasyonlarımızı artırarak hem üretim hem de bunların dağıtımı ile ilgili çok daha etkili şekilde görevlerimizi yerine getirmeye çalışacağız.”

"Yerli ve milli ateş ölçer, termal kamerayı üretmek MKEK’in ayrı bir başarısı olarak kayıtlara geçti" diyen Akar, MKEK tarafından "Sahra" adı verilen mekanik solunum cihazının prototipinin de üretildiğini anımsattı. Akar, "Sahra"ya ilişkin, "Sertifikasyon süreci de belli bir aşamaya geldi. Çok kısa zaman sonra haftada 500 cihaz üreterek hem ülkemizin, Silahlı Kuvvetlerimizin hem de dost ve müttefik ülkelerin de ihtiyaçlarını karşılayacak duruma geleceğiz." dedi.

– Dünyadaki muadillerinden daha kaliteli

Yeni kurulan hat sayesinde üretim kapasitesinin üç kat artırılması planlanıyor. 7.62 mm x 39 Kalaşnikov fişek, 7.62mmx51 NATO fişek, 7.62 ve 5,56 mm Büzmeli Manevra fişekleri üretecek yeni hat sayesinde iç ve dış talep daha rahat karşılanacak, daha kaliteli üretim gerçekleştirilecek. Fişekteki yurtdışı bağımlılığını da ortadan kaldıracak proje sayesinde MKEK'in rekabet gücünün de artması hedefleniyor.

Söz konusu proje ile sadece üreten değil, üretim teknolojisi transfer edebilen bir yapıya kavuşan MKEK, bu yatırımla hem ürün hem de fişek üretim tezgahlarına yönelik yurt dışı bağımlılığın da ortadan kalkmasını sağladı.

Proje kapsamında tedarik edilen tezgahların tamamı yüzde 100 yerli olmasıyla dikkat çekerken, fişek üretim tezgahlarının dünyadaki muadillerinden daha kaliteli ve verimli olduğu belirtildi.