Konferans Haberleri

İslam İşbirliği Teşkilatı Üst Düzey Kamu ve Özel Sektör Yatırım Konferansı

İSTANBUL (AA) – Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Genel Müdür Yardımcısı Özlem Cinemre, “Türkiye Kalkınma Fonu’nu kurmak üzereyiz. Bu fon, girişim sermayesini içerecek, teknolojiler ve yeni şirketlere yatırım yapacak. Özel sektör fonları bunun içinde olacak, büyümeye yönelik sektör ve şirketleri içerecek.” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’nin ev sahipliğinde, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve İslam Kalkınma Bankası iş birliğiyle düzenlenen “İslam İşbirliği Teşkilatı Üst Düzey Kamu ve Özel Sektör Yatırım Konferansı” kapsamında “Küresel Değer Zincirinin Gelişmesinde Özel Sektörün Kalkınmasına Yönelik Yenilikçi Finansman Çözümleri” oturumu gerçekleştirildi.

Küresel değer zinciri konusunun masaya yatırıldığı oturumda konuşan Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Genel Müdür Yardımcısı Özlem Cinemre, küresel değer zincirinde kalkınma bankalarının misyonunu anlattı.

Cinemre, kamunun hedeflerini tutturmasına yardımcı olma misyonu taşıdıklarını ifade ederek, şunları kaydetti:

“Türkiye’nin kalkınma hedefleri ile paraleliz. Ülkenin yapısal dönüşümünü temin etmeye çalışıyoruz. Ticari bankalardan farklıyız. Kar, genel amacımız değil, finansal getiri üzerinde durmuyoruz. Bizim için kalkınması öncelikli sektörlere, müşterilere, bölgelere finansmanı akıtma önceliğimiz. Uzun vadeli finansman sağlıyoruz. Bu şirketler ekonomi için kritik şirketler… Döngüsel olmayan krediler veriyoruz.

Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası olarak belli bir sermayemiz var elbette… Ulusal pazardan kısa vadeli borçlanma yapıyoruz ama daha da önemlisi kredi portföyümüzün büyük bölümünün finansmanı İslam Kalkınma Bankası gibi çok taraflılardan geliyor. Giderek artan bir baskı hissediyoruz ki yatırımcı bazımızı artırmamız lazım, kamu fonları ile özel kaynakları birleştirmemiz gerektiğini görüyoruz. Daha çeşitlendirilmiş kamu-özel sektör borçlanmalarına ihtiyacımız var.”

Bu baskıyı hissettiklerine işaret eden Cinemre, bu şekilde kredi kapasitesinin de artacağına işaret etti.

Cinemre, şu bilgileri verdi:

“Sürdürülebilirlik, çevre, sosyal boyutlar giderek daha fazla önem kazanmaya başladı. Tüm dünyada giderek artan bir etik yatırımcı bazı var. Bu yatırımcılar, sıradan bir tahvile yatırım yapmak yerine çevre ile sürdürülebilirlik ile ilgili olan şeylere yatırım yapmak istiyorlar.

Biz banka olarak oldukça inovatif bir bankayız. Türkiye Kalkınma Fonu’nu kurmak üzereyiz. Bu fon, girişim sermayesini içerecek, teknolojiler ve yeni şirketlere yatırım yapacak. Özel sektör fonları bunun içinde olacak, büyümeye yönelik sektör ve şirketleri içerecek.”

– “Değer zinciri dediğimizde ekolojik kaynaklara odaklanmamız şart”

Organik Ürün Üreticileri ve Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Ayhan Sümerli de tarımın değer zinciri için önemine dikkati çekerek, “Tarım, düşünebileceğimiz en büyük değer zinciri olacak. Tarımda, özellikle organik tarımda oluşturulan değer zinciri önümüzdeki yıllarda pek çok hususun önüne geçecek. Şu an dünyada gıda kıtlığından bahsediliyor. Ekolojik kaynakları kullanmada bazı ülkelerde döngü tarihi değişiyor.” diye konuştu.

Değer zinciri denildiğinde ekolojik kaynaklara odaklanılmasının şart olduğunu vurgulayan Sümerli, “Aksi halde içinde yaşayacağımız bir dünya kalmayacak. Kaynaklarımızı, imkanlarımızı düzgün şekilde kullanmamız gerek. Ürünü beslemek yerine toprağı beslememiz lazım. Köklerimize, geleneklerimize dönmeliyiz.” dedi.

Dünyanın ve çevrenin optimum hale getirilmesi, değer katacak tarım ürünleri üretilmesi ve organik tarımın şart olduğunu belirten Sümerli, organik gıdada atık oranının yüzde 13, diğerinde ise yüzde 30 olduğunu bildirdi.

– “Afganistan’da değer zinciri için hedefler belirledik”

Afganistan Sanayi ve Ticaret Bakan Vekili Ajmal Ahmady ise küresel değer zincirinin ülkeler için önemine işaret ederek, Afganistan’ın bu zincire dahil olmasının kendileri için önemli olduğunu vurguladı.

Ajmal Ahmady, şunları kaydetti:

“Afganistan olarak Ulusal İhracat Stratejisi belirledik. Bu strateji içinde desteklemek üzere 6 farklı değer zinciri belirledik. Burada bir çerçeve çizdik ve değer zincirini üretim, işleme ve ihracat olarak üçe böldük. Ülkemizde ihracatçıları desteklemek üzere programlar belirledik. Tedarik zinciri finansman modeli getirme amacındayız. Bazı mekanizmalar getirmeye çalışıyoruz ki üreticiler ve ihracatçılar finansman sağlayabilsinler. Kısacası, Afganistan’da değer zinciri için hedefler belirledik.”


Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Arda Ermut, “Dünyada her yıl ortalama 1,5 trilyon doların üzerinde uluslararası doğrudan yatırım gerçekleşmektedir. Maalesef İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) üyelerinin toplamının bu pastadan aldığı pay sadece yüzde 8 civarında.” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’nin ev sahipliğinde, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve İslam Kalkınma Bankası iş birliğiyle bugün İstanbul’da başlayan İslam İşbirliği Teşkilatı Üst Düzey Kamu ve Özel Sektör Yatırım Konferansı’nın resmi açılışında konuşan Ermut, konferansın Türkiye için önemine işaret etti.

Etkinliğe verdiği destek için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür eden Ermut, 2003 yılına kadar, tüm tarihi boyunca 15 milyar dolar uluslararası doğrudan yatırım çekmiş olan Türkiye’nin, Erdoğan’ın liderliğinde son 16 yılda 210 milyar dolar yatırım çekmeyi başardığını söyledi.

Bu başarıya katkı sağlamak için çalışmaya devam ettiklerini belirten Ermut, şunları kaydetti:

“Gerek kamu tarafından gerekse özel sektör tarafından yapılan yatırımlar, sürdürülebilir ekonomik kalkınmanın olmazsa olmaz şartları arasında yer almaktadır. Bu noktada, İİT üyelerinin ekonomik potansiyeli, mevcut durumlarının çok çok üstündedir. Diğer yandan, bu yatırımların istenilen düzeyde gerçekleşmesi için finansman koşullarının elverişli olması gerekmektedir.

Gerek özel bankalar gerekse İslam Kalkınma Bankası gibi uluslararası finans kurumları, bu anlamda önemli bir kaynak teşkil etmektedir. Ancak gelinen nokta bize şunu gösteriyor ki, sağlıklı ve sürdürülebilir finansman kaynağı olarak uluslararası doğrudan yatırımlar stratejik anlamda çok daha önemli hale gelmiştir. Dünyada her yıl ortalama 1,5 trilyon doların üzerinde uluslararası doğrudan yatırım gerçekleşmektedir. Maalesef İİT üyelerinin toplamının bu pastadan aldığı pay sadece yüzde 8 civarında.”

– “İİT ülkelerinin aralarında yaptıkları doğrudan yatırımlar da istenilen seviyede değil”

Arda Ermut, İİT’ye mensup ülkelerin, kendi aralarında yaptıkları doğrudan yatırımların da istenilen seviyede olmadığını vurgulayarak, 2018 yılında teşkilat üyelerinin yurt dışında yaptıkları toplam doğrudan yatırımların yüzde 58’inin gelişmiş ülkelere gittiğini, sadece yüzde 29’unun teşkilat üyeleri arasında gerçekleştiğini bildirdi.

Ermut, potansiyelin bu rakamların çok üstünde olduğunu vurgulayarak, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Bizler inanıyoruz ki, potansiyelimiz bunun çok çok üzerindedir. Gerek küresel doğrudan yatırımlardan hak ettiğimiz payı almak için gerekse İİT üyeleri arasında doğrudan yatırımları artırmak için yapılacak çok şey var. Bunların başında reformlar ve kurumsal kapasitenin artırılması gelmekte. Hem yatırımların önündeki engellerin ortadan kaldırılması için gerekli reformların yapılması hem de bu reformların başarılı olması ve istenilen sonuçları vermesi için yatırım ajansları başta olmak üzere tüm ilgili yapılarda kurumsal kapasitenin geliştirilmesi çok önemli.

Bugün gelişmiş ekonomiler dahil birçok ülke, küresel doğrudan yatırımlardan pay almak için kıyasıya rekabet etmekte. Ayrıca, tüm dünyada son yıllarda artan belirsizlikler sebebiyle küresel yatırımlarda önemli çalkantılar yaşanmakta ve bu durum rekabeti daha da artırmaktadır.”

– “Yatırımcılar açısından ülkelerin sunduğu değer seti önemli”

Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Ermut, yatırımcılar açısından ülkelerin sunduğu değer setinin önemli olduğunu belirterek, “Bir ülkenin coğrafi konumu, makroekonomik dinamikleri ve demografik yapısı gibi unsurlardan oluşan bu değer setinin taşıdığı potansiyel, siyasi istikrarla birlikte hayata geçirilebilecek olan reformlar ve güçlendirilen kurumsal kapasite ile gerçekleştirilmiş olur. Türkiye’nin özelikle ekonomi alanında son 16 yıldaki tecrübesinin özeti olan bu formül, doğrudan yatırımlardaki muazzam artışın temelinde yatan vizyonu ortaya koymaktadır.” dedi.

Ermut, 2018’de tüm dünyada küresel yatırımların yüzde 13 oranında azalırken, Türkiye’ye gelen yatırımların yüzde 12,6 artış gösterdiğini kaydetti. Bu rakamların, reform süreçlerindeki devamlılığın yatırım ortamındaki sürdürülebilirlik için taşıdığı önemin bir göstergesi olduğunu vurgulayan Ermut, şunları kaydetti:

“Kuşkusuz bugün burada temsil edilmekte olan tüm İslam ülkelerinin tecrübe paylaşımı ve istişare yoluyla doğrudan yatırımlardan daha fazla pay almalarına katkıda bulunmak bu toplantının en önemli hedefi. İİT üyeleri arasında yatırımların karşılıklı artırılmasının yolu ikili ve çok taraflı iş birliklerinden geçmektedir. Bu minvalde, hem İslam İşbirliği Teşkilatı hem de İslam Kalkınma Bankası’nın sağladığı katkılar çok büyük önem taşımakta. Bizler de her platformda, bu iki değerli kurumla iş birliği yapmayı son derece önemsiyoruz. İslam Kalkınma Bankası Grubu, yatırımların finansmanı ve güvencesi anlamında, Türkiye dahil birçok ülkede önemli katkılar sağlamaktadır. Umarız bu toplantı da böylesine bereketli iş birliği hikayelerinin oluştuğu, temellerinin atıldığı bir platform olur.”

İslam İşbirliği Teşkilatı Üst Düzey Kamu ve Özel Sektör Yatırım Konferansı çerçevesinde, 56 ülkeden 1200 katılımcı, yatırım için İstanbul’da buluştu.

Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’nin ev sahipliğinde, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve İslam Kalkınma Bankası iş birliğiyle bugün İstanbul’da başlayan “İslam İşbirliği Teşkilatı Üst Düzey Kamu ve Özel Sektör Yatırım Konferansı”, İstanbul’da başladı. Konferansta, 56 ülkeden 1200 katılımcı bir araya geldi.

Resmi açılışı öğleden sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapılacak konferansın açılışında 46 ülkenin resmi temsilcisi hazır bulunacak.

2 gün sürecek etkinliğin ana gündem maddeleri arasında İİT üye ülkelerinin kendi aralarındaki yatırımları artırmalarının önündeki engellerin kaldırılmasına yönelik adımlar, serbest dolaşımın karşısındaki her tür engeli kaldırmak suretiyle İİT bünyesinde yatırımların teşvik edilmesi ve aynı zamanda İİT bölgesinde iş yapma kolaylığının artırılması konuları bulunuyor.

Etkinlik devlet adamlarının yanı sıra yatırım ve sanayiden sorumlu bakanlar, ticaret müsteşarları, yatırım destek ajanslarının üst düzey temsilcileri, 56 İİT üye ülkesinde faaliyet gösteren şirketlerin ve diğer çok uluslu şirketlerin üst yöneticileri (CEO), çok taraflı kalkınma bankalarının/fonlarının başkanları, uluslararası iş dünyasından liderler, analistler, ekonomistler, hukuk uzmanları, akademisyenler, risk uzmanları, uluslararası teşkilatlar ve çok taraflı ajanslar, yatırım danışmanları ve ekonomi müşavirleri, bölgesel ekonomi toplulukları, ticaret odaları ve ticaret konseyi temsilcilerini bir araya getiriyor.

Bu yıl tarım, madencilik, ulaştırma ve altyapı, enerji, petrol ve doğal gaz, finansal hizmetler, makine ve elektronik, iletişim, yazılım ve bilişim hizmetleri, otelcilik ve turizm, tekstil, yenilenebilir enerji ve kimya konferansta ele alınacak ana sektörler olarak belirlendi.

“İcranın Mecrası ve İstanbul'da Müziğin Kesişen Kimlikleri” konferansı başladı

İSTANBUL (AA) – İstanbul Araştırmaları Enstitüsü bünyesinde hayata geçirilen Derya Türkan'ın koordinatörlüğündeki "İstanbul ve Müzik Araştırma Programı"nca (İMAP) düzenlenen "İcranın Mecrası ve İstanbul'da Müziğin Kesişen Kimlikleri" konferansı, Pera Müzesi'nde başladı.

Şehrin farklı dönemlerinde çeşitli toplulukların müzik algılayışını, müziğin icrasını ve tartışma kanallarını, tüm bunların şehir içindeki hareketini ve şehre dair anlatılarını ele alacak konferansın açılışında konuşan İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. M. Baha Tanman, kuruldukları 2007'den bu yana İstanbul'un Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerini kapsayan tarih, arkeoloji, mimari ve farklı kültür ürünlerine ilişkin yoğun bir araştırma, yayın ve sergi gerçekleştirdiklerini söyledi.

Tanman, bu süreçte 42 yayın çıkardıklarını, 29 sergi açtıklarını ve yüzden fazla etkinlik düzenlediklerini aktararak, "Ayrıca söz konusu konularda araştırma yapanlara da burslar sağlandı. Bu arada yaklaşık 40 bin kitap, 15 bin süreli yayını içeren oldukça zengin içerikli bir kitaplıkla, yüz bini aşkın malzemeden oluşan bir arşiv meydana getirildi." dedi.

Enstitü olarak geçen yıl İMAP'ı oluşturduklarını belirten Tanman, "Bu program, İstanbul'da yüzyıl içinde üretilmiş bütün müzik türlerini kapsıyor. 'İcranın Mecrası ve İstanbul'da Müziğin Kesişen Kimlikleri' konferansında da İstanbul'daki farklı çevreler ve cemaatlerin müziklerine ilişkin çok ilginç bildiriler dinleyeceksiniz." diye konuştu.

– "Konferansın bu alana yeni ışıklar tutacağına inanıyorum"

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kültür ve Sanat İşletmesi Genel Müdürü Özalp Birol, müziğin vakıf adına önemli bir alan olduğunu dile getirerek, Pera Müzesi'nin kuruluşundan bugüne, oda müziğinden pop, caz, rock ve etnik müziğe, deneysel müzikten Türk müziğine uzanan geniş bir alanda onlarca etkinlik gerçekleştirdiklerini anlattı.

Birol, konser faaliyetlerini, İMAP çerçevesinde bilimsel çalışmalarla taçlandırmak istediklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Bugünkü konferans İMAP çerçevesinde bir yıla yakın süredir çalışarak düzenlediğimiz, uluslararası, kapsamlı bir bilimsel etkinliktir. Bu konferansın İstanbul'da müziğin hangi ortam ve mekanlarda kimler tarafından icra edildiği, bestecileri ve müziği kimlerin desteklediği, müziğin halkın eğlencesinde ne şekilde yer aldığı, kent içindeki varlığı ve yaygınlığı, nasıl kağıda döküldüğü ve hangi terimlerle tartışıldığı gibi konuları disiplinler arası bir yaklaşımla değerlendirerek bu alana yeni ışıklar tutacağına inanıyorum."

– "1980'lerin başında İstanbul'un çizdiği negatif yüzdü"

Törende, Balkanlar, Orta Doğu ve özellikle Türkiye'deki popüler müzik ve kültür üzerine çalışmalarıyla tanınan Dr. Martin Stokes de "Bir Etnomüzikoloğun İstanbul'u" başlıklı sunumunu yaptı.

Stokes, üniversiteye başlamadan önce Kudüs'e gitmek istediğini, fakat Kudüs'e gidemeden yaklaşık 35 yıldır İstanbul'da kaldığını söyledi.

Konuşmasında İstanbul fotoğrafları eşliğinde sunum yapan Stokes, "1980 İstanbul'u bir arabesk şehirdi. Aynı zamanda askeri darbe olan bir şehirdi. Bir yıl sonra İstanbul Üniversitesinin Yabancı Diller Okulu'na Türkçe öğrenmek için geldim. Birkaç yıl sonra da sosyal antropoloji yüksek lisansımı tamamlayarak pek de değişmeyen İstanbul'a geri döndüm. O dönem antropolojiden, etnomüzikolojiden ve popüler müzik çalışmalarından insanlar bir şey çıkarabiliyordu. Bütün bunlara baktığınızda aslında İstanbul'un çizdiği tablo, negatif bir tabloydu ve sınırlıydı." ifadelerini kullandı.

Stokes, o yıllarda İstanbul'un bugünün Zimbabve'sini andırdığına dikkati çekerek, şöyle devam etti:

"Yani İstanbul, bir göç, iş ve emek şehriydi. Bu şekilde olan şehirlerde yapılan çalışmalar, özellikle müzik ve dans, her zaman fonksiyonel bir rol oynuyor. Popüler müzik çalışmaları açısından bakacak olursak İstanbul, belki Şikago'ya benziyordu. Geleneklerin erozyona tabii olması durumu vasat bir şekilde görünüyordu. Şehirdeki ifadeye dayalı kültürün rolü, mesela müzik ve dans büyük ölçüde fonksiyoneldi. Benim İstanbul'la ilgili bir proje yürütme hevesim de bu süreçte 2 engelle karşılaştı. Biri 1980'lerin başında İstanbul'un çizdiği negatif yüz, ikincisi sosyal ve bilimsel bir konsept olarak şehrin negatifliği."

O dönemde insanların arabeski bir müzik türü olarak algılamadığından bahseden Stokes, "Yıllar boyunca arabeski bir müzik dalı olarak anlatmaya çalıştım ama bunu bir türlü beceremedim. Zaman içinde geliştirilmiş olan bir müzik. Bir kayıt stüdyosunda şekillendiriliyor. Peki güfte bunun tam olarak neresinde, kimler yazıyor ve hitap ettiği kitle kimdi? Etnomüzikoloji henüz bunların yanıtını verebilecek seviyede değildi. Fakat burada bana şehirdeki müzik fikri yavaş yavaş ilginç gelmeye başlamıştı." dedi.

– "Kendi hızlı değişimine ve dönüşümüne şaşıran bir İstanbul"

Dr. Martin Stokes, arabeskin uluslararası çevrede de ele alındığını ve bu anlamda ilk olarak Arap müziğini öğrenmeye çalıştığını dile getirerek, şunları anlattı:

"Hala dokunulmadan duran tek bir İstanbul var. Ben bu durumu sürekli sistematik olarak sorgulamaya devam ediyorum. Bu İstanbul, Orhan Gencebay'ın eserlerinde temsil ettiği şehir. Yani kırsaldan kente göç sonucunda oluşan modernleşme şehri. Mesela 'Batsın Bu Dünya' gibi şarkılarla, filmlerle temsil edilen dükkanlardan, evlerden, bahçelerden, yollardan ve taşıtlardan oluşan bir şehir. Bir taraftan da kendi hızlı değişimine ve dönüşümüne şaşıran bir İstanbul diyebiliriz. Şehri merkezi bir konu haline getiren İstanbul. Şehirle ilgili filmler çekmek, romanlar yazmak, şarkılar yapmak gibi. Özellikle Osmanlı'da bu durum şehrengiz geleneğinde vardır. Ahmet Hamdi Tanpınar ve Yahya Kemal'i de düşünürseniz, onların da sürekli bütün bu yüzyıl boyunca şehri tema yaptıklarını görürsünüz."

Yarın da devam edecek olacak konferansta, "Müziği Kaydetmek: Geçmişin Ses Manzaralarından Notalar ve Arşivler", "Bir Kimlik Veçhesi Olarak Müzik" ve "Kültürlerarası Müzik" panelleri gerçekleştirecek.

Konferans kapsamında ayrıca İstanbul Araştırmaları Enstitüsüne bağışlanan Nuri Duyguer ve Alaeddin Yavaşça koleksiyonları üzerine yapılan çalışmaların detayları akademik çevrelere ilk kez sunulacak.

“Kadın Erkek Eşittir Nokta” konferansı

İSTANBUL (AA) – Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine yol açan her türlü etken ve ön yargıyla mücadele amacıyla kurulan Yanındayız Derneği'nce "Kadın Erkek Eşittir Nokta" temalı konferans düzenlendi.

Sabancı Center Hacı Ömer Sabancı Konferans Salonu'nda gerçekleştirilen ve cinsiyet eşitliği, eşit eğitim imkanlarının sağlanması ile çocuk istismarının önlenmesi konularının ele alındığı konferansta, toplumsal, ekonomik, sosyal ve siyasi yaşamda cinsiyet eşitliğine dikkat çekildi.

Ger, konferansta yaptığı konuşmada, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ekonomi, siyaset, eğitim, sağlık gibi birçok alanda ortaya çıktığını söyledi.

Erkekleri hedef alarak erkeklerle birlikte başta kadına yönelik şiddetin sonlandırılması için farkındalık oluşturmayı amaçladıklarını ifade eden Ger, bundan hareketle Mayıs 2018'de 40 erkeğin öncülüğünde derneği kurduklarını, erkeklerin aktif katılımlarıyla toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasını hedeflediklerini belirtti.

Ger, 1,5 yılı aşkın süredir aktif olarak çalışmalarına devam ettiklerini dile getirerek, şunları kaydetti:

"Bugün 90 kişiye ulaşan Yanındayız Derneği olarak kadına ve çocuğa yönelik şiddet tamamen ortadan kalkana kadar sesimizi yükselteceğiz. Hayatın her alanında toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için 'Kadınların yanındayız.' diyeceğiz. Kısaca hayatın her alanında erkeklere tanınan fırsatların tamamı kadınlara da tanınsın diye 'Yanındayız.' diye haykıracağız."

Dünya çapında cinsiyet eşitliğini sağlamak ve bu mücadeleye erkeklerin katılımını artırmak amacıyla 22 yıl önce Brezilya'da "Promunda" oluşumunu kuran Gary Barker de toplantıya gönderdiği video mesajında, erkeklerin kadınlarla birlikte, kadına yönelik şiddetin sonlanması için çalışması ve şiddetin söz konusu olduğu her an buna tepki göstermesi gerektiğini belirtti.

Konferansın "Berber Dükkanı Sohbeti" bölümde ise dernek üyeleri Murat Yeşildere, Ferhat Boratav ve Bahadır Erdem, "Erkek Terörüne Karşı Sıfır Tolerans" başlığı altında toplumda kadına yönelik şiddet konusunda mesajını paylaştı.

"Kadın Dostu Şirketler Konuşuyor" bölümünde de bazı şirketlerin yetkilileri, kadın çalışan sayısının artırılması, babalık izni uygulaması, denizcilik sektöründe kadının yeri ve şirketlerde kadın dostu uygulamalarla ilgili yaptıkları çalışmalara ilişkin bilgi verdi.

Arslanköy Tiyatro Topluluğu'nun kısa bir oyun sergilediği konferansın "Sporda Kadın Başarısı" bölümünde ise kadın sporcular başarılarının sırlarını anlattı.

“İşletmenizi yönetmek için etik kurallar koyun”

İSTANBUL (AA) – İstanbul Ticaret Üniversitesi'nin toplam 16 konferanstan oluşacak "Bilim ve Toplum"’ dizisinin ilkinde, etik ve strateji alanlarında yaptığı çalışmalarla dünyaca tanınan Nevada Üniversitesi Yönetim, Etik ve Strateji Profesörü Rafik Beekun ağırlandı.

Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, İstanbul Ticaret Üniversitesi’nin 16 konferanstan oluşan “Bilim ve Toplum Buluşmaları” programının ilk konuğu ünlü akademisyen Prof. Dr. Rafik Beekun oldu. Beekun, “Uygulamalı Etik Karar Alma: Paydaş Perspektifi’’ (Applied Ethical Decision-Making: A Stakeholders Perspective)” başlıklı konferansıyla iş dünyası temsilcileri, akademisyenler ve öğrencilerle buluştu.

Konferansa, İstanbul Ticaret Üniversitesi Mütevelli Heyet Üyesi ve İTO Genel Sekreteri Doç. Dr. Nihat Alayoğlu, İstanbul Ticaret Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Oğurlu, Çorum Hitit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Osman Öztürk, İstanbul Ticaret Üniversitesi Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Abdül Halim Zaim ve Prof. Dr. Necip Şimşek, İstanbul Ticaret Üniversitesi ve farklı üniversitelerden akademisyenler ve öğrenciler katıldı.

Açıklamada konferanstaki konuşmasına yer verilen Rektör Prof. Dr. Yücel Oğurlu, "Bilim ve Toplum Buluşmaları" adı altında yeni bir konferanslar dizisine başladıklarını belirterek, "Bu konferanslar dizisinde dünyanın dört bir yanından gelen akademisyenleri ağırlayacağız. İlk konuğumuz Prof. Dr. Rafik Beekun daha önce de üniversitemize Fulbright Bursu kapsamında gelip önemli katkılarda bulunmuş, dersler vermişti.

Kendisi çok olağanüstü bir şahsiyet. Uluslararası Saraybosna Üniversitesi Rektörlüğünü yaptığım dönemde de Prof. Dr. Beekun’u Bosna’da ağırlamıştık. Orada da öğrencilerimize ücretsiz dersler verdi, sertifika programları yaptık. Bir kez daha davetimizi kabulü için kendisine teşekkür ediyorum." ifadelerini kullandı.

İstanbul Ticaret Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Abdül Halim Zaim de yeni başladıkları bu konferanslar dizisinin akademisyenler, öğrenciler ve toplumun bilimsel gelişimine önemli katkı sağlayacağını ifade ederek, Prof. Dr. Rafik Beekun’un akademik geçmişi ile uzmanlık alanlarının dünyadaki önemine ilişkin bilgiler verdi.

Sunumuna örnek bir olayla başlayan Nevada Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rafik Beekun, sınıfta unutulan bir I-pod’u bulan ve o sırada yalnız olan bir kişinin cihazı ne yapacağı ile ilgili yaşayacağı çelişkili duruma dikkati çekerek, "İnsanlar her zaman doğru olanı yapmazlar. Sorumlu karar vermenin yanlış gidebileceği birçok yol var. Bazen insanlar elbette etik dışı bir şey yapmayı seçebilirler. Ahlaksız seçimler ve etik dışı davranış olasılığını küçümsememeliyiz.

Sorumlu karar alma ve davranışa ilişkin birçok engel var. İyi insanların etik olmayan davranışlarda bulunma nedenlerini anlayın. Etik olarak sorumlu karar alma süreci önemli. Bu modeli iş dünyasında etik ikilemlere uygulayın. İşletmenizi yönetmek için bir dizi etik kural kullanın." ifadelerini kullandı.

Beekun, etik bir karar verme sürecini de şöyle anlattı:

"Gerçekleri belirleyin. İlgili etik sorunları belirleyin. Paydaşları tanımlayın ve durumu onların bakış açısından da değerlendirin. Mevcut alternatifleri göz önünde bulundurun. Bir kararın paydaşları nasıl etkilediğini, karşılaştırmayı ve tartmayı düşünün. Bir karar verin. Sonuçları izleyin."

Beekun, karar vermede sorumluluk sahibi olanların kararlarının etkilerini değerlendirmek, sonuçlarını izlemek, sonuçlarını öğrenmek ve gelecekte benzer zorluklarla karşılaştıklarında eylemlerini buna göre değiştirmekle yükümlü olduklarını da vurguladı.

İş kararının etik doğasını değerlendirmeye yönelik bir kontrol listesi de paylaşan Prof. Dr. Beekun, şunları kaydetti:

"Sorunu doğru tanımladınız mı? Çitin diğer tarafında durursanız sorunu nasıl tanımlarsınız? Bu durum ilk başta nasıl meydana geldi? Birey ve bu kuruluşun bir üyesi olarak sadakatinizi kime ve neye veriyorsunuz? Bu kararı verme niyetiniz nedir? Bu niyet olası sonuçlarla nasıl karşılaştırılır? Kararınız veya eyleminiz kime yardım ediyor veya yaralıyor?

Kararınızı vermeden önce problemi etkilenen taraflarla görüşebilir misiniz? Konumunuzun şu anda göründüğü kadar uzun bir süre için geçerli olacağından emin misiniz? Kararınızı ya da eyleminizi patronunuza, yönetim kuruluna, akranlarınıza, astlarınıza, ailenize, bir bütün olarak topluma nitelendirebilir misiniz? Eğer anlaşılırsa, eyleminizin sembolik potansiyeli nedir? Ya yanlış anlaşılırsa? Hangi şartlar altında istisnalara izin verirsiniz?’’