Cube Incubation girişimi Legna Medikal, aldığı yatırımla 1,86 milyon avro değerlemeye ulaştı

İSTANBUL (AA) – Teknopark İstanbul'un kuluçka merkezi Cube Incubation'da boşaltım sistemine yönelik medikal ürünler geliştiren Legna Medikal, iş adamı Semih Koçak'tan 1,86 milyon avro şirket değerlemesi ile yatırım aldı.

Teknopark İstanbul açıklamasına göre, şirket, bu yatırımla kolostomi (kalın bağırsağın bir ucunu karın duvarından çıkaran bir cerrahi ameliyat işlemi), ileostomi (ince bağırsağın -ileum- bir ameliyat ile karın ön duvarına ağızlaştırılması) ve ürostomi (idrarın mesaneden uzaklaştırılması işlemi) operasyonları sonrası sızıntı, koku, gaz çıkışı ve istemsiz gerçekleşen boşaltım gibi problemler üzerine odaklanarak bunları ortadan kaldırmaya yönelik bir sistem üzerinde çalışmalarını yoğunlaştıracak.

Legna Medikal, bu projeyle Aralık 2020'de dünyada bu alanda benzer bir mekanizma bulunmadığı için Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü'nden (World Intellectual Property Organization-WIPO) PCT (Patent Cooperation Treaty) üzerinden "buluş" onayı aldı. Şirket, 30 ay içinde istediği ülkede patent başvurusu yapabilecek. Proje, WIPO'nun tüm klasmanlarından A değerlemesiyle de öne çıkıyor. Legna Medikal, gelecek dönemde 3 yeni PCT başvurusu daha yaparak tasarımlarını koruma altına almayı hedefliyor.

Ostomi operasyonlarından olan kolostomi ve ileostomi işlemleri sonrası pek çok hasta, boşaltım sistemindeki değişiklik sonrası ortaya çıkan sorunlarla birlikte geçici veya hayat boyu bu torbaları kullanmak zorunda kalıyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, dünyada yaklaşık 10 milyon hasta bu torbaları kullanıyor. Hastaların yüzde 50'si Asya kıtasında, yüzde 30'u Avrupa, yüzde 10'u Kuzey Amerika'da ve diğer yüzde 10'u farklı ülkelerde bulunuyor.

Legna Medikal, Teknopark İstanbul'da gerçekleştirdiği çalışmalarla ileri düzey mekanik ve elektronik tasarımı yapay zeka ve big data teknolojileriyle entegre ettiği Ar-Ge çalışmaları ile süreçlerini devam ettiriyor.

– "Az gelişmiş ülkelerdeki hastalara ürün hibelerimiz olacak"

Açıklamada görüşlerine yer verilen Legna Medikal Üst Yöneticisi (CEO) Onur Tekeli, takım olmanın hayallerini gerçeğe dönüştüreceği anlayışını benimsediklerini belirterek, "Bu kapsamda ekibimizle ve iş ortaklarımızla geliştirdiğimiz ürünler, alanında benzersiz çözümler sunan niteliklere sahip oluyor. Sayın Semih Koçak bize, hayalimize ve tabii geliştirdiğimiz mekanizmaya güvenerek bu yatırımı yaptı." ifadelerini kullandı.

2021 yılı için projenin MVP aşamasını tamamlayacaklarını, sonrasında yeni bir yatırım turuna çıkacaklarını bildiren Tekeli, şunları kaydetti:

"Pazara gireceğimiz tarihle birlikte öncelikli olarak Türkiye ve Avrupa, sonrasında ise Asya ve peşi sıra Amerika pazarlarına girme planlarımız bulunuyor. Belirlediğimiz stratejilerle pazarımızı globalleştireceğimize ve tıbbi cihaz alanında ihracat rakamlarına ciddi anlamda katkı sağlayacağımıza inanıyoruz. Bu projede önemli bir sosyal sorumluluk hedefimiz de bulunuyor. Hastalar, engelli bireyler, bebekler ve çocuklar için sosyal sorumluluk hedefimiz var. Ürünümüz ticari hale geldiğinde az gelişmiş ülkelerdeki hastalara ürün hibelerimiz olacak. İnsanların hayatını önemli derece etkileyen bu sorunun çözümü için çalışmalarımızı titizlikle sürdüreceğiz."

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANKARA (AA) – Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesince 12 Temmuz’da gerekçeli kararı tamamlanan Akıncı Üssü darbe girişimi davasının delilleri arasında Sökmen’in görüntüleri de yer aldı.

Gerekçeli kararda yer verilen görüntü döküm belgesine göre Sökmen, 143. Filo Komutanlığının güvenlik kameralarınca kaydedildiğinde saatler 10.21’i gösteriyor.

Ankara’yı bombalayan darbeci pilotlara talimat verilen 143. Filo Komutanlığının koridorunda ilerleyen Sökmen, filo komutanın odasının girişinde karşılaştığı eski pilot yarbay Tahir Neşet Öncü’ye güvenlik kameralarını işaret ederek, bir şeyler konuşuyor.Bu görüşmeden sonra elleri cebinde filo komutanının odasına yönelen Sökmen, kapı girişinde güvenlik kamerasının kadrajında yer almayan biriyle görüştükten sonra sivil imamların bulunduğu Öğretmen Gazinosu’na gidiyor. Sökmen’in, görüntülerdeki rahat tavırları dikkati çekiyor.

Dava dosyasındaki bu deliller, Sökmen’in firar etmeden önceki görüntüleri olarak kayıtlara geçti.

Görüntü döküm belgesine göre 143. Filo Komutanlığının güvenlik kamera saatlerinin 47 dakika geride olduğu, bu nedenle ekrana yansıyan saatlere bu sürenin eklenmesi gerektiği vurgulandı.

Konseyin karanlık yarbayı

AA muhabirinin dava dosyalarından derlediği bilgiye göre, 1976’da Erzincan’da dünyaya gelen Sökmen, FETÖ ile küçük yaşlarda tanıştı.

Örgüt içerisinde “Abdullah” kod adını kullanan Sökmen, Harp Okulundan mezun olduktan sonra mesleğe jandarma teğmen olarak başladı.

Hukuk fakültesi mezunu da olan Sökmen, darbe girişimi sırasında Jandarma Genel Komutanlığında Asayiş Şube Müdürü olarak görev yapıyordu.

İhanet girişiminin sivil kanadını oluşturan mahrem imamlardan Adil Öksüz başkanlığında 6-7-8-9 Temmuz 2016’da Ankara Konutkent’teki villada düzenlenen darbeye hazırlık toplantılarına katılan ve darbe girişimi akşamı Akıncı Üssü’nde olması istenen Sökmen’e ayrıca örgüt mensubu jandarma personelini koordine etme talimatı verildi.

Darbe girişiminin ilk saatlerinde planlandığı gibi Akıncı Üssü’ne giden Sökmen, 143. Filo’da Ankara haritası üzerinde bombalanacak yerlerin planlanmasına katıldı.

Ardından sabah saatlerine kadar darbe girişiminin başarılı olması için Akıncı Üssü’ndeki darbe eylemlerine katılan darbeci yarbay Sökmen, başarısız olduklarını anlayınca Akıncı Üssü’nden kaçmayı başardı.

Parmak izi çıktı

FETÖ’nün kriptolu haberleşme programı ByLock kullanıcısı olan Sökmen’in parmak izi, üzerinde “TİB İncek” ve “Gölbaşı Polis Özel Harekat” yazan haritalarda tespit edildi.

Yarbay rütbesinde olmasına rağmen darbeyi yöneten sözden “yurtta sulh konseyi”nde yer alması nedeniyle “karanlık yarbay” olarak da bilinen Sökmen, terörden arananlar listesinde kırmızı kategoride bulunuyor.

Başına 4 milyon lira ödül konulan Sökmen, olay tarihinde Türkiye genelinde yaşanan terör eylemlerinden sorumlu tutuluyor.

ANKARA (AA) – Cumhuriyet’in kurulmasının ardından birçok kez çok partili hayata geçişle ilgili girişimde bulunan Türkiye’de, gerçek anlamda çok partili ilk demokrasi sınavı ise 21 Temmuz 1946’daki genel seçimleriyle yaşandı.

AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Türkiye’nin siyasal yaşamı günümüze gelene kadar çok parti denemeleri ve askeri darbeler nedeniyle önemli badireler atlattı. Temeli Atatürk zamanında atılan çok partili hayata geçiş ise kolay olmadı.

Demokrasinin bir gereği olarak çok partili hayata geçişin öncülüğünü yapan Atatürk, Halk Fırkasını kurdu. Onun açtığı yolda Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası kuruldu. Ancak iki partinin çeşitli sorunlar nedeniyle kısa sürede kapanması nedeniyle Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatta olduğu dönemde çok partili hayata tam manasıyla geçilemedi.

Türkiye’de gerçek anlamıyla çok partili hayata geçişin dönüm noktası ise 2’nci Dünya Savaşı süreci oldu.

Türkiye, 1939-1945 yılları arasında yaşanan savaşa fiilen katılmamış olsa da savaşın olumsuz etkilerini ekonomik ve siyasi anlamda oldukça sert bir biçimde yaşadı. Savaş koşulları nedeniyle savunma harcamalarında yaşanan artış, bazı temel ihtiyaç mallarının yokluğu ve hayat pahalılığı, özellikle dar gelirli vatandaşları oldukça olumsuz şekilde etkiledi.

Sıkıntıları hafifletmek için tedbir alınsa da savaşın yıkıcılığı karşısında bu tedbirler de yeterli olamadı.

Savaş döneminde oluşan bu olumsuz hava, vatandaşlar arasında tek parti yönetimine yönelik hoşnutsuzluğu da artırmaya başladı. Bu hoşnutsuzluk ise çok partili hayata geçişin iç dinamiğini oluşturdu.

Avrupa’da özgürlük rüzgarları

İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da demokratik olmayan yönetimler yıkılmış, özgürlük ve demokrasi gibi kavramlar önem kazanmaya başlamıştı. Bunun yanında Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’e girişi ve Batılı devletlerle yakınlaşması da daha demokratik bir sistemin yerleşmesine zemin hazırlamıştı. Bütün bu iç ve dış gelişmelerle beraber Cumhurbaşkanı İsmet İnönü de savaşın zorunlu kıldığı şartlar ortadan kalktıkça, ülkenin siyasal ve kültürel hayatında demokratik ilkelerin gittikçe daha fazla yer tutacağını vurgulayarak, çok partili sisteme geçişin destekleyicisi olmuştu.

Türkiye’de tam olarak çok partili hayata geçiş, 18 Temmuz 1945’te, Nuri Demirağ’ın başkanlığında Milli Kalkınma Partisinin kurulmasıyla olmuştu ancak bu süreçte kurulan en önemli parti, Demokrat Parti oldu.

Demokrat Parti, 1945’te “Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu” görüşülürken CHP milletvekillerinden Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan’ın muhalif bir tavır sergilemesi sonucunda kuruldu. Daha fazla demokrasi talep eden bu grup, Türkiye tarihine “Dörtlü Takrir” olarak geçen bir önerge verdi. Aynı milletvekilleri daha sonra Cumhuriyet Halk Partisinden ayrılarak 7 Ocak 1946’da Demokrat Partiyi kurdu.

İlk seçimi CHP kazandı

13 partinin daha kurulduğu bu dönemde, 21 Temmuz 1946’da yapılan ilk çok partili seçimi Cumhuriyet Halk Partisi kazandı. Milletvekili genel seçimlerinde CHP 397, Demokrat Parti 61 ve bağımsızlar 7 milletvekilliği kazandı.

1950’de yapılan genel seçimler ise Demokrat Partinin zaferiyle sonuçlandı. 14 Mayıs 1950’de yapılan seçimlerde Demokrat Parti ezici bir çoğunlukla sandıktan çıkarken, 27 yıldır ülkeyi yöneten CHP ise iktidarını kaybetti.

“Yeter söz milletindir” sloganı ile seçimlere giren Demokrat Parti, 487 milletvekilliğinin 416’sını kazandı. Böylece demokrasinin en önemli unsurlarından biri olan çok partili hayat Türkiye’de işlemeye başladı.

Demokrat Parti 1954 ve 1957 seçimlerini de kazanarak, 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesiyle iktidardan indirilene dek 10 yıl boyunca ülkeyi yönetti.

Muhabir: Barış Gündoğan