Cumhurbaşkanı Erdoğan: Doğu Akdeniz'deki, Ege'deki faaliyetlerimizin özünde hak ve adalet arayışı vardır

ANKARA (AA) – Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen "2020-2021 Adli Yıl Açılış Töreni"ndeki konuşmasına, yeni adli yılın, yargı mensupları başta olmak üzere, ülke ve millet için hayırlara vesile olmasını dileyerek başladı.

Yeni adli yılda hakimlere, savcılara, avukatlara ve adalet sisteminin tüm taraflarına başarı temennisinde bulunan Erdoğan, vazifeleri başında hayatlarını kaybeden hakim ve savcılara da Allah'tan rahmet diledi.

Erdoğan, bin yıldır, vatanın bekası için gözlerini kırpmadan canlarını veren tüm şehitleri de rahmetle yad ederek, "Ülkemizin ve milletimizin istiklali ve istikbali, güvenliği, huzuru, gelişmesi, büyümesi, güçlenmesi için vazife icra eden tüm kamu personeline teşekkür ediyorum. Rabbimden ülkemizi her türlü beladan, musibetten, afetten korumasını, yürüttüğümüz mücadeleleri zaferle neticelendirmesini diliyorum." ifadesini kullandı.

Mahkeme salonlarının duvarlarında yazan "Adalet mülkün temelidir." sözünü hatırlatan Erdoğan, "Hazreti Ömer'e atfedilen bu söz, devletin orduyla değil, parayla değil, petrolle-doğal gazla değil, sanayiyle-ticaretle değil, adaletle yaşadığını belirtiyor. Çünkü adaleti tam manasıyla tesis ettiğinizde, diğer her şey zaten kendiliğinden gelişecek, yaşayacak, ülkeyi ve toplumu kuşatacaktır. Tarihin her döneminde adaletin üzerinde en çok durulan ve tartışılan kavram olmasının sebebi de budur." diye konuştu.

Erdoğan, Kur'an-ı Kerim'de ve kutsal kitaptan ilhamla vaaz edilen tüm görüşlerde adaletle davranmanın, hükmetmenin, adaleti gözetmenin önemine vurgu yapıldığına dikkati çekerek, şöyle devam etti:

"Mesela, Araf suresinde Allah'ın adaletle davranmayı emrettiği, Maide suresinde Rabbimizin adaletle hüküm yürütenleri sevdiği belirtilmektedir. Her cuma günü hutbede okunan, Nahl suresinin 90'ıncı ayetinde, 'Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder, hayasızlığı, fenalığı ve azgınlığı yasaklar.' buyrulmaktadır. Geçmişten bugüne isimleri tarihe altın harflerle kazınan devlet yöneticilerine, mücadele insanlarına baktığımızda, hepsinin de en başta gelen vasfının adalet konusundaki hassasiyeti olduğunu görüyoruz. İnsanlığa ışık tutan filozofların önemli bir kısmı da adaleti 'erdemlerin en şereflisi, milletlerin gıdası' olarak tarif etmektedirler. Sizler, işte böylesine ulvi bir vazife icra ediyorsunuz."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, hakimler, savcılar, avukatlar ve adalet teşkilatımızda görev yapan her bir kişinin bu şuurla vazifesini yürüttüğüne olan inancını dile getirerek, "Elbette böylesine hayati bir vazife, aynı zamanda çok büyük sorumluluk, çok büyük vebal üstlenmek anlamına geliyor. Her kamu görevi kendine göre önemlidir ama adaletin tesisi için çalışmak bambaşka bir mana taşıyor. Bu ağır yükü başarıyla omuzlayan, kalbini ve zihnini sadece ve sadece adaletin tecellisine adayan sizlerin her birine, ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum." şeklinde konuştu.

"Türkiye, her platformda hak ve adalet talebini dile getiriyor"

Adaletin insanlığın varlığı ve geleceği için bu kadar önemli iken, günümüzde dünyanın dört bir yanından zulüm altında inleyen mazlumların, mağdurların, gariplerin feryatlarının yükseliyor olmasının ayrı bir tenakuz olduğunu belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

"Kendilerini büyük, güçlü, müreffeh, yenilmez olarak gören kimi devletlerin, diğerlerine karşı sergiledikleri zalimlikleri örtmeye artık siyasi ve diplomatik laf cambazlıkları da yetmiyor. Demokrasiye, güvenliğe ve refaha sadece dünyanın belli toplumlarının sahip bulunduğu, diğerlerinin onlara hizmet dışında önem taşımadığı çarpık anlayış artık ifşa olmuştur. Adalet talebi, dünyanın en ücra köşelerine kadar tüm toplumların bünyelerinde filiz salmaktadır. Türkiye, insanlığın bu ortak özleminin sözcüsü olarak, her platformda hak ve adalet talebini dile getiriyor. Birleşmiş Milletler kürsüsünden, salondaki 200'e yakın ülkenin temsilcilerinin gözlerinin içine bakarak ifade ettiğimiz, 'Dünya 5'ten büyüktür' itirazı, bunun en somut ve çarpıcı örneklerinden biridir."

"Tam bir modern sömürgecilik örneği"

Suriye'den Libya'ya kadar fiilen sahada oldukları her yerde aynı inanç ve taleple çalışmaları yürüttüklerini belirten Erdoğan, "Doğu Akdeniz'deki, Ege'deki faaliyetlerimizin de özünde hak ve adalet arayışı vardır. Türkiye'yi 780 bin kilometrekarelik devasa büyüklüğüne bakmadan, 10 kilometrekarelik bir ada üzerinden kıyılarına hapsetme girişimi, haksızlığın ve adaletsizliğin en açık ifadesidir. Çevresindeki her ülkenin hakkı olan Akdeniz'in zenginliklerinin üzerine adeta çökme çabası, tam bir modern sömürgecilik örneğidir." diye konuştu.

"Tarih boyunca, hep başkalarının arkasına saklanarak varlığını sürdürmüş bir devleti önümüze atarak, kendi gizli emellerini gerçekleştirmeye çalışanların yaptıkları da en büyük adaletsizliktir." ifadesini kullanan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Biz artık bu gölge oyunundan bıktık. Kendine bile hayrı olmayan bir devleti, Türkiye gibi bölgesel ve küresel bir gücün önüne atıp, yem etmeye çalışmak artık komik kaçmaya başladı. Asırlardır Afrika'dan Güney Amerika'ya kadar sömürmedik yer, katletmedik toplum, zulmetmedik insan bırakmayanların devri sona eriyor. Ne yaparlarsa yapsınlar, bu adalet uyanışını durduramayacaklardır. Ülkemizin bu konudaki öncülüğü sadece kendi adına değil, tüm mazlumlar adınadır."

"Bölgemizdeki güven ve huzur arayan herkese kapımızı açıyoruz"

Osmanlı gibi 600 yıllık bir devin külleri üzerinde inşa edilen Cumhuriyetin 100'üncü yılına yaklaşırken, coğrafyadaki bin yıllık varlığa daha da sıkı sarılmakta kararlı olduklarının altını çizen Erdoğan, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Medeniyetimizin ve tarihimizin bize bıraktığı mirası çok daha ileriye taşıyarak, evlatlarımıza büyük, güçlü, adil ve müreffeh bir gelecek bırakmak için gece-gündüz çalışıyoruz. Türkiye'nin her başarısının, kalbini ve gözünü bize yöneltmiş tüm dostları ve kardeşleri için de yeni bir ümit ışığı yaktığımızı biliyoruz. Gücümüzün sadece kendimizi düşünmekten ve kendimiz için çalışmaktan değil, arkamızdaki bu geniş destekten de kaynaklandığının gayet iyi farkındayız. Bunun için bölgemizde güven ve huzur arayan herkese kapımızı açıyoruz.

Bunun için dünyanın neresinden bir feryat yükselirse, tüm imkanlarımızla oraya yöneliyoruz. Bunun için her platformda hak ve adalet talebimizi en yüksek sesle dile getiriyoruz. Rabbim de bu hasbi ve samimi duruşumuzun mükafatı olarak, her alanda önümüzü açıyor, tuzakları bozuyor, gücümüze güç katıyor. Husumet cepheleri ne kadar birleşirse birleşsin bu yükselişi durduramayacaklardır. İstiklal Marşı 'korkma' diye başlayan ve 'Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal' diye biten bir milleti yolundan döndürebilecek hiçbir güç tanımıyoruz."

Türkiye'nin dostluğunun kıymetini bilenlerin, her geçen gün çoğalacağından emin olduklarını vurgulayan Erdoğan, "Yeter ki biz kendi içimizde sağlam duralım. Yeter ki biz millet olarak birliğimize, beraberliğimize sahip çıkalım. Yeter ki biz tüm kurumlarımızla devletimizi hak ve adalet üzere ayakta tutalım. Yeter ki biz alametifarikamız olan değerlerimizden taviz vermeyelim. Yeter ki medeniyetimize ve tarihimize sıkı sıkıya sarılalım. Gerisinin kendiliğinden geleceğinden, zorlukların kolaya döneceğinden, düşmanlıkların dostluğa evirileceğinden şüphe duymuyoruz." dedi.

"Dünyada, devlet geçmişi bizimki kadar eski pek az millet var"

Dünyada, devlet geçmişi Türkiye kadar eski ve geniş bir coğrafyaya yayılan pek az milletin bulunduğunu dile getiren Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı forsunda temsil edilen 16 devletin yanında, kurulan irili ufaklı pek çok devletin tarih kitaplarında kayıtlı olduğuna işaret etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anadolu'da da, Malazgirt Zaferi'nin ardından, Selçuklu ile başlayıp çeşitli beyliklerle devam eden, Osmanlı ile zirveye çıkan, Cumhuriyet ile günümüze ulaşan devletler silsilesine sahip olunduğunu belirterek, şunları kaydetti:

"Coğrafyamızdaki son 200 yılımız, hem çok büyük kayıplar hem çok büyük zaferler hem de yönetim sistemi arayışlarıyla geçmiştir. Tanzimat'tan Meşrutiyet'e tüm adımlar, bu sürecin bir parçasıdır. Avrupa'da başlayıp dünyayı saran modern yönetim sistemini bünyemize adapte etme gayretlerinin en keskin noktası, Cumhuriyetin ilanıdır. Osmanlı'yı, sevabıyla ve günahıyla tarihin tozlu raflarına kaldırıp, milli iradenin üstünlüğü üzerine kurulu yeni yönetim sistemimizi hayata geçirme sürecimiz de kendi içinde oldukça sancılı geçmiştir. Çok partili hayata geçtikten sonra maruz kaldığımız darbe, cunta, muhtıra tecrübeleri bize ağır siyasi, sosyal, ekonomik maliyetler getirmiştir.

Gelişmiş ülkelerin en büyük atılımlarını yaptıkları dönemlerde, biz kendi iç çekişmelerimiz ve kavgalarımızla uğraştığımız için, pek çok fırsatı kaçırdık. Vesayetin ağır baskısı, demokrasiden sanayiye kadar her alandaki atılımlarımızın önünü keserek, enerjimizi ve vaktimizi heba etti. Devlet ile millet arasındaki değer, anlayış, uygulama farkı, milli iradenin üstünlüğü ilkesinin tam manasıyla hayata geçirilmesine engel oldu. Uzun ve zahmetli bir mücadele döneminin ardından, yeni bir yönetim sistemine geçerek, bu alanda daha üst bir kulvara çıkmayı hamdolsun başardık."

"Amacımız, güven veren ve erişilebilir bir adalet sistemini tesis etmek"

Erdoğan, cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin yasama, yürütme ve yargı arasındaki güçler ayrımını modern demokrasilerdeki netliğe kavuşturduğunu söyledi.

Milli iradenin tecellisine aykırı hiçbir güç temerküzüne izin vermeyen yeni yönetim sisteminin herkesin kendi işine odaklanmasını sağladığını vurgulayan Erdoğan, "Darbe dönemlerinde çok büyük tartışmalara yol açan görüntülerin ve uygulamaların tarihe karıştığı yeni bir döneme girdik. Bu yeni dönemin hasılasını, siyasi, ekonomik, askeri her türlü saldırıya ve baskıya hiç olmadığımız kadar mukavemetli hale gelerek, daha da önemlisi, gerçek gücümüzü kullanma imkanımızı bularak toplamaya başladık." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu tabloda son 18 yıldır her alanda kesintisiz bir şekilde hayata geçirdikleri reformların büyük etkisinin bulunduğunu belirtti.

Yargının, bu reformların en yoğun ve etkin şekilde yaşandığı alanların başında geldiğine işaret eden Erdoğan, "Amacımız, güven veren ve erişilebilir bir adalet sistemini, tüm kurum ve kurallarıyla tesis etmektir." ifadelerini kullandı.

Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

"Attığımız her adımda demokrasinin güçlendirilmesini, hak ve özgürlüklerin geliştirilmesini hedefliyoruz. Bu vizyon ışığında hazırladığımız Yargı Reformu Strateji Belgemizi, geçtiğimiz yıl milletimizle paylaştık. Belgede yer alan politikalar, ilgili tüm kurumların, kuruluşların, sivil toplum örgütlerinin katılımıyla oluşturuldu. Geçmişteki reformların sonuçları, bugünkü beklentiler ve gelecekteki ihtiyaçlar ışığında hazırlanan bu belge oluşturulurken dünyadaki uygulamalar da yakından incelendi.

Sadece belgeyi hazırlamakla kalmadık, burada yer alan politikaları süratle hayata geçirecek adımları da attık. Yürütme olarak biz kendi hazırlıklarımızı yaptık, yasama üzerine düşeni yerine getirip kanunları çıkardı, yargımız da bunları bilfiil uygulamaya koydu. Sadece bu tablo bile yeni yönetim sisteminin ülkemize kazandırdığı hızı, kaliteyi, kararlılığı göstermeye yeterlidir."

"Yargının iş yükünü hafifletecek yeni hukuki müesseseler oluşturduk"

Geçen yıl kanunlaşan Birinci Yargı Paketi ile ceza adaleti sistemine dair pek çok tarihi değişikliği hayata geçirdiklerini ifade eden Erdoğan, "Sistemi rahatlatacak, vatandaşımıza daha iyi hizmet verilmesini sağlayacak, yargının iş yükünü hafifletecek yeni hukuki müesseseler oluşturduk. Uluslararası alanda yaygın olarak kullanılan bazı usul düzenlemeleri bize uygun modellerle sisteme dahil ettik. Basit yargılama ve seri muhakeme gibi bu uygulamaları gerekirse daha da geliştirecek şekilde yakından takip ediyor, analizini yapıyoruz." diye konuştu.

Erdoğan, temel hak ve özgürlükler ile ifade özgürlüğünün güçlendirilmesini sağlamak amacıyla, istinafta kesinleşen bazı suçlar için temyiz yolunu açtıklarını dile getirdi.

İfade hürriyetinin bir parçası olan eleştiri ve haber verme hakkının mevzuatta daha güçlü bir temele sahip olmasını sağladıklarını belirten Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

"İnternet suçlarında sadece ilgili sayfaya erişimin engellenmesini mümkün hale getirerek, tüm sitenin kapanmasının önüne geçtik. Soruşturma evresinde azami tutukluluk sürelerini yeniden belirleyerek, özellikle çocukları korumaya yönelik adımları attık. Cinsel şiddet mağduru çocuk ve kadınlar için özel görüşme odaları kullanılmasını zorunlu hale getirdik.

Hakimlik, savcılık, avukatlık ve noterlik gibi hukuk mesleklerini icra edeceklerin, mezuniyet sonrası öncelikle ortak bir merkezi sınava girmesini mecbur kıldık. Kıdemi 15 yılı geçen avukatlara yeşil pasaport imkanı sağladık. Sesli ve görüntülü bilişim sisteminin idari yargıda da kullanılabilmesini temin ettik."

İkinci Yargı Paketi ile infaz sistemini revize ederek, süreleri, denetimli serbestlik uygulamalarını, özel infaz usullerini, iyi hal usullerini yeniden belirlediklerini anlatan Erdoğan, bu paket dışında, ceza adaleti ve yatırım ortamının iyileştirilmesi gibi köklü düzenlemeleri de sisteme kazandırdıklarını söyledi.

Erdoğan, İcra ve İflas Kanunu'nu, alacaklı ve borçluların menfaatlerini koruyacak şekilde yeniden düzenlediklerini aktardı.

Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerini geliştirdiklerini, genişlettiklerini, yaygınlaştırdıklarını belirten Erdoğan, "Hedef süre uygulaması ile soruşturma ve mahkeme aşamalarının daha hızlı bir şekilde yürümesini sağladık. Hakimler Savcılar Kurulu, yargı mensuplarının uyması gereken etik kuralları belirleyerek kamuoyuna duyurdu. Yine bu kurul bünyesinde, mükerrer hataların önüne geçilmesi için Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ihlal kararları tetkik birimi oluşturuldu." ifadelerini kullandı.

"İnsan Hakları Eylem Planı'nı bu yıl içinde neticelendirmek istiyoruz"

Erdoğan, hukuk uyuşmazlıklarına ilişkin kapsamlı bir düzenlemenin kanunlaşarak sistemdeki yerini aldığını söyledi.

Düzenlemeden beklentinin hukuk yargılamalarının çok daha kısa sürede sonuçlanması olduğunu belirten Erdoğan, "Halen çalışmaları süren İnsan Hakları Eylem Planı'nı bu yıl içinde neticelendirmek istiyoruz. Hukuk devleti niteliğimizi güçlendirecek bu planın hayata geçmesiyle ülke içinde ve uluslararası alanda maruz kaldığımız pek çok sıkıntıyı da çözeceğimize inanıyorum." ifadelerini kullandı.

Her yerde olduğu gibi adalet sisteminin de asli öznesinin insan olduğuna işaret eden Erdoğan, geçmişte yargı sisteminin tıkanmasının en önemli sebeplerinden birinin de ilk dereceden yüksek yargıya kadar her aşamada insan kaynağının yetersizliği olması olduğunu ifade etti.

"Hakim ve savcı sayımızı 22 bine çıkardık"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişiminde en çok ihracın olduğu kurumlar arasında Adalet Bakanlığının da olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:

"Bu rağmen, hakim ve savcı sayımızı 2002 yılındaki 9 bin 349 seviyesinden bugün 22 bin seviyesine çıkardık. Bakanlık teşkilatının tamamında görev yapan personel sayısını da 51 bin 681'den 150 binin üzerine yükselttik. Böylece hem hakim ve savcılarımızın yaptıkları görevlerin, hem de yargı sürecine destek veren çalışmaların, çok daha düzenli, hızlı ve yüksek standartlı şekilde yürümesini temin ettik. İstinaf Mahkemelerinin kuruluşu, Cumhuriyet dönemindeki en önemli yargı reformlarından biridir. Adli Yargıda 2016 yılında, İdari Yargıda 2017 yılında faaliyete geçen İstinaf Mahkemeleri sayesinde dava dosyalarının neticelenme süresi oldukça kısalmıştır. Elektronik tebligat uygulaması da hem zaman hem bütçe tasarrufu yoluyla kamuya katkı sağlamıştır. Lekelenmeme hakkı, son dönemde hukukumuza kazandırdığımız önemli ilkelerden biridir. Kişilerin mesnetsiz ihbarlar ve şikayetler sebebiyle soruşturmaya maruz kalmasını engelleyerek lekelenmeme hakkını uygulamaya geçirdik."

"Yargının tek ideolojisi adalet olmak zorundadır"

Nöbetçi noterlik ve konsolosluklardaki noterlik işlemleri örneklerinin Türkiye'den alınabilmesiyle vatandaşların işlerinin de kolaylaştırıldığını belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

"Adaletin tüm kurum ve kurallarıyla işlemesini temin için yaptığımız reformları, önümüzdeki dönemde de sürdüreceğiz. Ancak bu noktada yargı sistemimizin en önemli unsurlarından olan avukatlarımız ve onların meslek örgütleri olan barolarla ilgili bir rahatsızlığımı da ifade etmek istiyorum.

Şehit savcımız Mehmet Selim Kiraz'ı katleden terör örgütü mensuplarına destek için açlık grevine giden avukatları bu kararlarından vazgeçirmek için devlet üzerine düşeni yapmıştır. Buna rağmen ısrarla açlık grevini sürdüren bir avukatın ölümü üzerine İstanbul Barosu binasına asılan pankartın, şehidimizin kemiklerini sızlatmanın ötesinde anlamları olduğunu düşünüyoruz."

Avukatların, teröristlerin bu kadar pervasızca yanlarında durabilmeleri, cübbeleriyle cenazesine katılabilmeleri, onları öven bildiriler yayınlayabilmelerinin kabul edilebilir davranışlar olmadığını vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Avukatlık, zulmü savunmak değildir. Avukatlık adaleti savunmak, adaletin yanında yer almak demektir. Bu yapılan işlemlerin müvekkil-avukat ilişkisiyle uzaktan yakından alakasının olmadığı açıkça ortadadır. Diğer kurumlarda terör örgütleriyle böylesine içli-dışlı olan kişiler nasıl mesleklerinden men edilebiliyorsa, avukatlar için de böyle bir yöntemin gerekip gerekmediği bana göre tartışılmalıdır. Uyuşturucu baronunu savunan avukat uyuşturucu tüccarlığına, katili savunan avukat cana kast etmeye, hırsızı savunan avukat hırsızlığa kalkışmıyorsa, teröristin avukatlığını yapanın da teröristliğe soyunması mümkün değildir.

Hakimin, savcının, polisin, askerin yapamadığını, kamusal bir vazife icra eden avukat da yapamamalıdır. Şayet yaparsa bunun bir müeyyidesi, sonucu, bedeli muhakkak olmalıdır. Dünyanın hiçbir ülkesinde, medeni ülkeleri kastediyorum, böyle çarpık bir duruma izin verilemez. Yargının hiçbir unsuru, herhangi bir ideolojinin emrine giremez. Yargının tek ideolojisi adalet olmak zorundadır. Bir adalet kurumu olması gereken kimi baroların, terör örgütlerinin arka bahçesi, propaganda aracı, yasa dışı faaliyetlerinin kılıfı haline dönüşmesi çok acıdır."

Erdoğan, çoklu baro sistemini getirmekteki amaçlardan birinin de baroları bu sorunlu yapıdan kurtarma umudu olduğuna işaret ederek, merhum savcı Mehmet Selim Kiraz'ın katilleriyle ilgili gelişmenin bu endişelerde ne kadar haklı olunduğunu gösterdiğinin altını çizdi.

Recep Tayyip Erdoğan, şunları kaydetti:

"İnşallah önümüzdeki dönemde avukatlıktan teröristliğe uzanan bu kanlı yolun önünü kesmek için gerekeni yapacağız. Bu duygularla bir kez daha Selim Kiraz kardeşime Allah'tan rahmet diliyorum. 2020-2021 Adli Yılı'nın, yargı sistemimizin tüm tarafları için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Hakimlerimize, savcılarımıza, avukatlarımıza, adalet teşkilatı çalışanlarımıza, adliyelere işi düşen vatandaşlarımıza kolaylıklar temenni ediyorum. Rabbim hepsinin yar ve yardımcısı olsun."

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANTALYA(AA) – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin tam üye olarak yer almadığı bir Avrupa Birliğinin, çekim ve güç merkezi olma hedefine ulaşmasının mümkün olmayacağını ifade etti.

Erdoğan, Türkiye'nin Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci (GDAÜ) Dönem Başkanlığı kapsamında NEST Kongre Merkezi'nde düzenlenen GDAÜ Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nin açılışında konuştu.

Zirveye katılanları selamlayarak konuşmasına başlayan Erdoğan, "Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci Zirvesi münasebetiyle siz kıymetli dostlarımızı ülkemizde misafir etmekten büyük bir bahtiyarlık duyuyoruz. Akdeniz'in incisi, tarih, kültür ve tabiat şehri Antalya'mıza hoş geldiniz." dedi.

Zirvenin ve yapılacak istişarelerin Türkiye, bölge ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını dileyen Erdoğan, küresel yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sebebiyle son 1,5 yıldır yüz yüze toplantıların ya ertelendiğini ya da çevrim içi yapıldığını hatırlattı.

Erdoğan, 4 milyon insanın hayatına mal olan salgın etkisini sürdürse de aşılamanın yaygınlaşması ile virüse karşı önemli bir mevzi kazanıldığına işaret ederek, salgın şartlarının el vermesiyle fiziki olarak bu toplantıyı düzenlemenin ayrı bir mutluluk kaynağı olduğunu dile getirdi.

Son asrın en büyük sağlık krizi olarak nitelenen bu salgının üstesinden dayanışma ve iş birliği ile gelmeyi ümit ettiklerini belirten Erdoğan, "Her zorlukla beraber muhakkak bir kolaylığın olduğuna dair güçlü inancımız, aydınlık ve sağlıklı yarınlara dair umutlarımızı da artırıyor." diye konuştu.

Zirveye gelenlerin, Türkiye'nin salgına karşı aldığı tedbirleri ve güvenlik-turizm sertifikasyon programı kapsamındaki uygulamalarını da yakından görme fırsatı bulacağını kaydeden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Başta siz dostlarımız olmak üzere tüm Avrupa halklarını, tatillerini geçirmek üzere ülkemize beklediğimizi özellikle ifade etmek istiyorum. Güneydoğu Avrupa'da barış, güvenlik ve istikrar ortamını sağlam temeller üzerine inşa etmek amacıyla 1996 yılında Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci'ni hayata geçirdik. İyi komşuluk ilişkilerini esas alan iş birliği sürecinin bu sene 25'inci kuruluş yıl dönümünü kutluyoruz. Sürecin bugünlere gelmesinde emeği ve katkısı bulunan tüm devlet ve hükümet başkanlarına, bakanlara, diplomatlara, şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum. 7 ülkenin öncülüğünde çıktığımız bu yolda, 25 yıl içinde 13 katılımcıya sahip büyük bir aile olduk. Siyasi kriz dönemlerinde dahi bölge ülkelerinin aynı masa etrafında buluşabilmesini, konuşabilmesini hedefledik. Bölgenin son çeyrek asırdaki tecrübelerine baktığımızda sürecin, iş birliği ve diyalog formu olan özelliğini layıkıyla yerine getirdiğini görüyoruz."

"İş birliğinin güçlendirilmesi hedefleniyor"

Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci'nin sadece siyasi ve güvenlik iş birliğini geliştirmek, ekonomik ilişkileri desteklemek için tesis edilmediğini belirten Erdoğan, sürecin aynı zamanda demokrasi, adalet ve yasa dışı faaliyetler ile mücadele gibi alanlarda da iş birliğinin güçlendirilmesini hedeflediğini söyledi.

Bölgesel sahiplenme ve kapsayıcılığın ise iş birliği sürecinin 25 yıllık tarihine damga vuran temel ilkeler olduğuna işaret eden Erdoğan, dönem başkanlığı boyunca yürütülen tüm çalışmalarda Türkiye olarak bu prensipleri rehber edindiklerini vurguladı.

Erdoğan, Avrupa Atlantik kurumları ile bütünleşme çabalarına olan güçlü desteği muhafaza ettiklerinin altını çizerek, Avrupa Birliğinin Üsküp ve Tiran ile üyelik müzekkerelerine başlama kararı almasının doğru yönde atılmış bir adım olduğunu ifade etti.

Alınan kararın halen hayata geçirilmemesinin büyük bir eksiklik olduğuna dikkati çeken Erdoğan, Birliğin, Priştine ve Saraybosna'ya desteğini sürdürmesini, Belgrad ve Podgoritsa'nın müzakere sürecini başarıyla sonuçlandırmasını temenni ettiğini belirtti.

"Girişimlerimiz diğer inisiyatiflere rakip değil"

Bütünleşme sürecinde "Batı Balkanlar" ve "Türkiye" şeklinde yapılmak istenen suni ayrımı ise ortak değerlendirmelerle bağdaştıramadıklarını aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:

"Türkiye'nin tam üye olarak yer almadığı bir Avrupa Birliğinin, çekim ve güç merkezi olma hedefine ulaşması da mümkün değildir. Karşılaştığımız onca haksızlığa rağmen yarım asırdır ısrarla ve sabırla sürdürdüğümüz tam üyelik mücadelemizin artık neticelendirilmesini istiyoruz. Birliğin içine düştüğü stratejik körlükten bir an önce kurtulmasını, olumlu gündem çerçevesinde katılım sürecini ilerletmesini bekliyoruz. Türkiye, Güneydoğu Avrupa'da yürüttüğü ikili ve çok taraflı faaliyetlerinde her zaman iş birliğini ve ortak çıkarları gözetmiştir. Türkiye-Bosna Hersek-Sırbistan ve Türkiye-Bosna Hersek-Hırvatistan arasında tesis edilen üçlü mekanizmalar bunun en güzel örnekleridir. Bölgeye yönelik girişimlerimiz, birilerince farklı yansıtılmak istense de hiçbir surette diğer inisiyatiflere rakip veya alternatif değildir. Bilakis faaliyetlerimiz yürütülmekte olan diğer çabaları güçlendirmiştir."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2019 yılında temelini Sırbistan ve Bosna-Hersek liderleri ile attıkları Belgrad-Saraybosna otoyolunun bu bakımdan iyi bir mihenk taşı olduğunu, "Barış otoyolu" olarak da adlandırılan bu tarihi projenin, bölgeyi bir barış ve iş birliği havzasına dönüştüreceğini dile getirdi.

"Suriyelilerin dönüş çabaları desteklenmeli"

Türkiye'nin enerjide de Avrupa'nın en önemli ortaklarından birisi olduğuna işaret eden Erdoğan, "Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı TANAP tüm Avrupa'nın olduğu gibi Güneydoğu Avrupa'nın da enerji güvenliğini tahkim ediyor. Trans Adriyatik Boru Hattı'nın da tamamlanmasıyla güney gaz koridoru Avrupa'ya doğal gaz taşıyan 4'üncü ana arter olmuştur." dedi.

Türk Akım'ın, Türkiye'nin olduğu kadar Güneydoğu Avrupa'nın da enerji güvenliğini ve bölgesel ekonomik kalkınmasını desteklediğini belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

"Terörle mücadelede dayanışma içinde olmamız, bölgemizin selameti açısından çok önemlidir. PKK/PYD'den FETÖ'ye, DEAŞ'a kadar birçok terör örgütüyle aynı anda mücadele eden bir ülke olarak bu konudaki kararlılığımız tamdır. Terörün her türlüsü ile mücadele konusunda bölge ülkeleriyle tecrübe ve bilgi paylaşımına her zaman hazırız. Güneydoğu Avrupa ülkeleri olarak düzensiz göç akımlarında da olan biteni tribünden seyretme lüksümüz yoktur. Türkiye halihazırda 3,7 milyonu Suriyeli, 4 milyondan fazla sığınmacıya güvenli liman konumundadır. Suriye içerisinde yerinden edilmiş kişiler de dahil 9 milyon insana yardım ve koruma sağlıyoruz. Maalesef düzensiz göç ve Suriyeli mazlumlara sahip çıkma hususunda da uluslararası toplumdan gereken desteği göremiyoruz. Adil sorumluluk ve yük paylaşımı, göç yönetimi konusunda esas olmalıdır. 10 yıldır vatan hasreti çeken Suriyelilerin ülkelerine güvenli dönüş çabaları desteklenmelidir."

"Irkçılık, İslam düşmanlığı ve göçmen karşıtlığı giderek bir milli güvenlik sorununa dönüşüyor"

Göç krizinin yansımalarından birinin de nefret söylemlerinin tırmanması olduğunu dile getiren Erdoğan, "Küresel ölçekte artan ırkçılık, İslam düşmanlığı ve göçmen karşıtlığı giderek bir milli güvenlik sorununa dönüşüyor. Güneydoğu Avrupa da bu tehdit ve sınamalardan fazlasıyla nasibini alıyor. Vatandaşlarımızın birbirlerini ve kültürlerini daha yakından tanımalarını sağlayacak projelere odaklanmamız bu bakımdan büyük önem taşıyor. Farklı inançları ve kültürleri asırlardır barış içinde yaşatmış bir ülke olarak kültürel ırkçılıkla mücadele konusunda da sorumluluk üstlenmeye hazırız." değerlendirmesinde bulundu.

Kovid-19 salgını gibi küresel bir felaketin üstesinden ancak uluslararası iş birliği ve dayanışmayla gelebileceklerine inandıklarını söyleyen Erdoğan, tüm ülkeler salgından kurtulmadan herhangi bir ülkenin tek başına kurtulmasının mümkün olmadığını bildiklerini ifade etti.

"İnsanı yaşat ki devlet yaşasın inancı" ile ilk günden itibaren ellerindeki imkanları paylaştıklarını dile getiren Erdoğan, şimdiye kadar 158 ülke ve 12 uluslararası örgütün salgınla mücadelesine destek verdiklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:

"Güneydoğu Avrupa'daki dostlarımız için de tıbbi ekipman ile gerekli diğer kritik malzemeyi tedarik ettik. Kimi ülkelerde bizzat hastane inşa ve tefriş ederek ayrıca eğitim, tıbbi personel desteğinde bulunarak sağlık sistemi altyapılarına katkı sunduk. Salgına karşı en etkili silahımız olan aşıların bütün insanlığın ulaşımına sunulması ve yeterli miktarlarda üretilmesi gerektiğini en başından beri savunuyoruz. Aşı yardımımızdan Balkanlardaki kardeşlerimiz de istifade etti."

"İş birliğinden memnuniyet duyacağız"

Yerli aşı kullanıma sunulduğunda başta yakın coğrafyalardaki dost ve kardeş ülkeler olmak üzere aşı yardım ağını genişletmeyi hedeflediklerine işaret eden Erdoğan, "Yerli aşımızın klinik deneylerine ev sahipliği konusunda gönüllü olan dost ülkeler var. Güneydoğu Avrupa İşbirliği Sürecinde yer alan dostlarımızın da bu konuda sergileyecekleri iş birliğinden memnuniyet duyacağız." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Üçüncü kez üstlendiğimiz Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci Dönem Başkanlığımız sırasında hepimizi doğrudan etkileyen tüm meselelere ortak çözümler üretmeye çalıştık." dedi.

Bölgesel sahiplenme ve kapsayıcılık ilkelerinin bu süreçte yol göstericileri olduğunu belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bölgenin ortak gündemi ve sorunları dikkate alınarak belirlediğimiz 7 öncelik alanımız kapsamında sayısız etkinlik ve proje düzenledik. Sağlıktan ticarete, beyin göçüyle mücadeleden göç yönetimi ve güvenliğe, altyapının güçlendirilmesinden kültürel ortaklığın ilerletilmesine kadar çok geniş bir yelpazede faaliyetlere ev sahipliği yaptık. Bu çalışmalarımızın iş birliği sürecinin etkinliğini artırdığına, aramızdaki iş birliği ortamını daha da güçlendirdiğine şahit oluyoruz. Toplantılarda ele alınan hususların ve varılan sonuçların müteakip dönemlerdeki çalışmalarımıza ışık tutacağına inanıyoruz."

Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci'nin 25'inci kuruluş yıl dönümünü tebrik eden Erdoğan, "1 Temmuz itibarıyla dönem başkanlığını devralacak Atina'ya şimdiden başarılar diliyorum." dedi.

Zirveden notlar

Zirve öncesi Cumhurbaşkanı Erdoğan, katılımcılarla fotoğraf çektirdi.

Zirveye Türkiye tarafından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da katıldı.

Toplantı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasının ardından basına kapalı devam ediyor.

ANKARA (AA) – Erdoğan, Azerbaycan ziyareti sırasında gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı, değerlendirmelerde bulundu.

NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi dolayısıyla 13-14 Haziran’da Brüksel’de bulunduğunu anımsatan Erdoğan, zirvede, “NATO 2030” sürecini, yani ittifakın gelecek on yıla yönelik adaptasyonunun temel unsurlarını değerlendirdiklerini bildirdi.

Hem NATO’nun hem de ittifak üyelerinin güvenliğine yönelik güncel tehdit ve meydan okumaları masaya yatırdıklarını anlatan Erdoğan, bunlarla mücadele hususunda gereken yöntem ve tedbirleri ele aldıklarını kaydetti.

Türkiye’nin NATO’nun en önemli üyelerinden biri olduğunun altını çizen Erdoğan, “İttifak kapsamında üzerimize düşen görevleri, sorumlulukları hakkıyla yerine getiriyoruz, kritik roller üstleniyoruz. Elbette ittifak ortaklarımızdan bölgesel meseleler söz konusu olduğunda bazı beklentilerimiz var. Ülkemizin egemenlik haklarına ve güvenlik hassasiyetlerine saygı göstermelerini özellikle bekliyoruz. Müttefiklik ruhunun gerektirdiği bir dayanışma sergilemelerini istiyoruz.” diye konuştu.

NATO Zirvesi’nde, muhataplara yine bu konudaki kararlılığı ifade ettiklerini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Elbette terörle mücadele ve insani krizlere etkin müdahale konusunda iş birliği tekliflerimizi tekrarladık. Zirve marjında düzenlenen Brüksel Forumu’nun ‘İstikrara Katkı’ başlıklı oturumunda da bu doğrultuda mesajlarımız oldu. Brüksel’de ayrıca gerek baş başa gerek heyetler arası 10 görüşme gerçekleştirdik. ABD Başkanı Sayın Biden başta olmak üzere, Litvanya, Letonya ve Fransa cumhurbaşkanları ile İngiltere, Almanya, Yunanistan, Macaristan, Hollanda ve İspanya başbakanları ile görüşmelerim oldu. Bütün toplantı ve görüşmelerimizde gündemimizdeki meseleleri muhataplarımızla ele aldık.”

Azerbaycan programı

Brüksel’deki programın ardından, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in davetine icabetle Bakü’ye geçtiğini hatırlatan Erdoğan, Aliyev’le Ermenistan işgalinden kurtarılan ve zaferin ardından Azerbaycan’ın “Kültür Başkenti” olarak ilan edilen Şuşa’da hem resmi görüşmeleri gerçekleştirdiklerini hem de çeşitli ziyaretler yaptıklarını aktardı.

Bütün alanlarda iki ülke arasındaki iş birliğini derinleştirecek adımları ele aldıklarını dile getiren Erdoğan, yeni dönemin bölge ülkelerinin barış, istikrar ve refahında bir imkan olarak değerlendirilmesine katkı sunacak hususları masaya yatırdıklarını bildirdi. Erdoğan, “Gelecekteki iş birliğimizin teminatı olan Şuşa Beyannamesini imzaladık. Burada ayrıca Azerbaycan Milli Meclisine hitap etme imkanımız oldu. Daha sonra burada bulunan askerlerimizle bir araya geldik. Euro 2020 kapsamında Bakü’de oynanan Türkiye-Galler maçını da izledikten sonra Antalya’ya dönüyoruz.” dedi.

Antalya’da Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne başkanlık edeceğini belirten Erdoğan, 18 Haziran’da da Antalya Diplomasi Forumu’nun açılışını yapacağını söyledi.

“Ermenistan Azerbaycan’ın Karabağ Zaferi gerçeğini kabul etmeli”

Ermenistan’ın çekildiği bölgelere döşediği mayınların haritalarını hala vermediği, birkaç gün önce Kelbecer’de mayın patlaması nedeniyle 3 sivilin hayatını kaybettiği hatırlatılarak, konuya ilişkin değerlendirmesi sorulan Erdoğan, Ermenistan’ın Azerbaycan’ın Karabağ Zaferi gerçeğini kabul etmesi, bölgenin önünde açılan bu yeni dönemi doğru okuması gerektiğini vurguladı.

“Ermenistan güven artırıcı adımlar atmaya da başlamalı. Döşediği mayınların haritalarını Azerbaycan’la paylaşması bu yönde önemli bir ilk adımı teşkil edecektir.” ifadesini kullanan Erdoğan, savaş sırasında olduğu gibi, bu dönemde de yeniden imar çalışmalarından mayınlı alanların temizlenmesine kadar her adımda sahip olunan bütün imkanlarla Azerbaycan’ın yanında durmaya devam edeceklerini bildirdi. Erdoğan, mayın temizleme konusunda şu an itibarıyla biçerdövere benzeyen uzaktan kumandalı bir aracın Türkiye tarafından üretildiğini aktardı.

Erdoğan, şöyle konuştu:

“Şu an itibarıyla Azerbaycan’a bundan 10 kadar verdik. Fakat ilk etapta bu sayıyı 20’ye çıkaracağız ama ardı ardına bunlardan kendilerine vermeye devam edeceğiz. Bunun en büyük özelliği çok seri mayın taraması yapması. Uzaktan kumandayla mayını patlatıyor ve yoluna devam ediyor. Mayın patlatmada da sayısal olarak çok ileride. Yani bu öyle dedektörle mayın aramaya benzemiyor, tarayarak gidiyor. Bunları aynı şekilde biz kendimiz de kullanıyoruz. Terör bölgelerinde bunlardan istifade etmeye başladık. Bu alet inşallah gerek bizde gerekse dost kardeş ülkelerde çok iş görecek diye inanıyorum.”

“Yeni bir sürece de adım atabiliriz”

Azerbaycan’ın doğal gaz ve petrol arama, çıkarma konusunda son derece ileri düzeyde olduğu belirtilerek, Karadeniz’de veya başka bölgelerde Azerbaycan ile bu konuda ortaklık yapılıp yapılmayacağı sorusuna karşılık Erdoğan, şu yanıtı verdi:

“Şu anda özellikle bu konuda Azerbaycan’la bizim TANAP ve TAP’tan gelen bir dayanışmamız söz konusu. Bunun dışında, biz belki yeni bir sürece de adım atabiliriz. Bu ne olabilir? Örneğin şu anda bizim Türk Petrolleri ile alakalı bir yapımız var. Bu yapıyla birlikte, nasıl şu anda TAP’ta, TANAP’ta birlikteliğimiz varsa, biz değerli dostum İlham Aliyev kardeşimizle böyle bir adımı Libya’da da atabiliriz. Onların bu konularda belli bir birikimi var, deneyimi var. Aynı birikim ve deneyim bizde de olduğuna göre, hatta rafinaj olayında da bazı adımlar atmak mümkün. Bu tür adımları da atabiliriz. Ben kendisine de bu teklifi yaptım. O da böyle bir şeyden memnun olacağını, böyle bir adıma kendilerinin de girebileceğini söyledi. Temennim odur ki bu adımları beraber atmak suretiyle sadece Avrupa’ya açılmak değil hem kendi ülkemizde hem çok daha farklı ülkelere inşallah yayılma fırsatını da buluruz.”

“Zengezur projesini çok önemli görüyoruz ve destekliyoruz”

Zengezur koridoruyla ilgili çeşitli spekülasyonlar olduğu ifade edilerek, “Gecikme nedeni olarak çeşitli fikirler beyan ediliyor. Acaba bu teknik olarak bir gecikme mi yoksa gerçekten Rusya tarafından farklı bir beklenti mi var?” şeklindeki soru üzerine de Erdoğan, Azerbaycan’ın Zengezur projesini çok önemli gördüklerini ve desteklediklerini bildirdi.

Açılacak koridorun bütün bölge için çok önemli bir imkan olacağını dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:

“Bu konuyla ilgili olarak şu an itibarıyla Rusya tarafında bir görüş ayrılığı ya da bu işi geciktirme gibi bir niyet olduğuna ihtimal vermiyorum, tam aksine Rusya burada daha yardımcı bir hava içerisinde. Gerek İlham Aliyev kardeşimin görüşmeleri var gerekse yakın bir zamanda ben de ikili bir görüşmeyi Sayın Putin’le yapacağız. Ama biz tabii şu an bir şeye kilitlendik. O da 5 yıllık anlaşma. Bu 5 yıllık anlaşmayla bu adımı atalım istiyoruz. Buralarda da bu platform konusunu, dün de söylemiştim bugün de söylüyorum. Bu platformun başını çeken ülkeler olarak Rusya var, Türkiye var, Azerbaycan var, İran var. Bunun yanında istiyoruz ki Gürcistan da bulunsun, istiyoruz ki Ermenistan da bulunsun. Rusya bu işin olmasını istiyor. Biz hakeza öyle… Biliyorsunuz geçenlerde Gürcistan Başbakanı bizdeydi, kendisiyle de bunu konuştuk. Bu konuları kendisine özellikle ifade ettim ve kendisi de ‘Biz bunun üzerine çalışalım’ dediler. Kendilerini o şekilde uğurladık. Bu platforma onların da olumlu desteği olursa bölge çok çabuk sükunete kavuşur diye düşünüyorum. Bu güzergah tabii Azerbaycan’a büyük imkanlar sağlayacak. Aynı şekilde Ermenistan’a da büyük avantajlar sağlayacak. Bu konuyla ilgili Rusya’nın da olumlu bakışı var. Çünkü burası önemli bir koridor, önemli bir hat. Temenni ediyorum ki bölgenin tarımına da çok ciddi bir zenginlik katacak. Yani burası bir tarım koridoru olarak da nefes aldıracak diye inanıyoruz.”

Erdoğan, İlham Aliyev’in Şuşa Beyannamesi’ni Kars Anlaşması’na benzettiği hatırlatılarak, “Azerbaycan toplumunda da Türkiye’nin askeri üssü konusunda ciddi bir talep söz konusu. Bu yeni anlaşma kapsamında askeri üs söz konusu olabilir mi? Şuşa Beyannamesi askeri üssü kapsıyor mu?” sorularına ise şu yanıtı verdi:

“Şimdi bu, açıkladığımız maddelerin dışında değil. Burada daha sonra gelişme, genişleme olabilir. Şimdilik burada daha çok, özellikle bu sınır boylarının garanti altına alınması, teminat altına alınması asıl olandır. Burada özellikle Sayın İlham Aliyev’in Putin ile yapacağı ara görüşmeler bu işi farklı bir şekilde geliştirebilir. Bizim yapacağımız görüşmeler bu işi farklı şekilde geliştirebilir.”

“Ne olursa olsun terörle mücadeleye devam edeceğiz”

NATO’da dünya liderlerine Türkiye’nin YPG/PKK, FETÖ ve DEAŞ’la mücadelesi konusunda İngilizce kitap takdim ettiği belirtilerek, “Türkiye’nin bu üç terör örgütüyle mücadelesi hakkında çok somut deliller ortaya konuldu bu çalışmayla. Bununla ilgili reaksiyonlar nasıl oldu?” sorusu üzerine Erdoğan, “Benim gerek Sayın Biden’a gerekse diğer liderlere vermiş olduğum o kitapla alakalı onlar da tabii memnun kaldılar.” ifadesini kullandı.

Dünya liderlerini bu noktada özellikle bilgilendirmek istediklerini dile getiren Erdoğan, “Diğer taraftan, maalesef ABD örneğin hala Afrin’deki hastanenin bombalanması konusunda, orada bu terör örgütünün YPG olduğunu söyleyemedi. Biz, gerek PKK/YPG ile gerek FETÖ ile gerekse de DEAŞ’la ilgili mücadelemizi belgeler eşliğinde bir kez daha en üst düzeyde muhatabımıza ilettik. Biz her ne olursa olsun terörle mücadeleye devam edeceğiz. Bunu ülkemiz için, bölgemiz için, küresel barış ve adalet için yapıyoruz. Terör, evrensel bir sorundur. Bizim mücadelemiz sadece ülkemiz için değil, insanlık için bir mücadeledir.” değerlendirmesini yaptı.

“Terörle mücadeleden ve Afrin’de YPG’nin sivillere yönelik saldırısından bahsettiniz. Terörle mücadele konusunda özellikle Suriye’nin kuzeyinde ABD’nin tavrı nasıl olacak?” sorusuna karşılık Erdoğan, şunları söyledi:

“Biz her zaman ‘iyi terörist, kötü terörist’ şeklindeki ikircikli tavırla terörün yok edilemeyeceğini vurguladık. Terörün hedefi olan bir müttefikin yanında durmak yerine, o müttefikin mücadele ettiği terör örgütlerini tercih etmek tarihi bir hatadır. Terör örgütlerini destekleyenler, onlara cesaret verenler, ne büyük bir yanlış yaptıklarını er ya da geç anlayacaklar.

Ben şuna inanıyorum; biz kendi göbeğimizi kendimiz keseriz. Bu işin başka yolu yok. Biz güvenlik güçlerimize inanıyoruz, güveniyoruz. Ve güçlüyüz elhamdülillah. Yani silahlı kuvvetlerimizle, polisimizle, bütün güvenlik korucularımızla her şeyimizle güçlüyüz. Bunu Libya’da ispat ettik, Suriye’de ispat ettik, burada ispat ettik. Bundan sonra da ispat etmeye devam edeceğiz. Çok ciddi manada oralarda bize gönül veren insanlar bu konuda bizim ne konumda olduğumuzu gayet iyi biliyorlar. Bunları da Sayın Biden’la çok açık, net konuştum.”

Erdoğan, “F-35 konusunda Türkiye’nin görüşlerinin değişmediğini Biden’a ilettiğinizi ifade ettiniz. ABD’nin F-35 konusunda görüşü değişti mi? Biden’dan aldığınız net yanıt ne oldu?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“Türkiye olarak gerek F-35 gerekse S-400 konusunda farklı bir adım atmamızı beklemeyin dedim. Çünkü biz F-35’te üzerimize düşeni yaptık ve parasal olarak vermemiz gerekenleri verdik. S-400 ile ilgili olarak da biz sizden Patriot istedik, siz vermediniz, tam aksine üslerimizde bulunanları da aldınız. Dolayısıyla biz ne yapacaktık? Başımızın çaresine bakacaktık. Yakın markajda işleri takip etmemiz lazım. Biz bütün haklarımızın takipçisi olacağız. Savunma sanayisi ile ilgili tüm konuları, müşterek atabileceğimiz adımları görüşmeye devam edeceğiz. Bundan sonraki süreçte de Dışişleri Bakanı’mız, Milli Savunma Bakanı’mız ve Savunma Sanayii Başkanı’mız muhataplarıyla görüşmek suretiyle bu süreci yürütecekler.”

“Siz de Biden’ı Türkiye’ye davet etmiştiniz. Bunun ilgili bir takvim belirlendi mi?” sorusu üzerine de Erdoğan, “Takvim belirmedi ama takvimin sinyalleri ortaya çıktı.” dedi. Erdoğan, Biden’ın “Şu an aşırı yoğun programlarıma rağmen, bunları yoluna koyduktan sonra özellikle bir Türkiye seyahati yapmak istiyorum.” dediğini aktardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bir taraftan da ABD ile çok sayıda ortak çıkarlar, iş birliği alanları söz konusu. Biden ile görüşmenizden sonra ABD ile ilişkilerin nasıl bir yön izleyeceğini düşünüyorsunuz?” sorusunu ise şöyle yanıtladı:

“Sayın Biden ile ilişkilerimizi müttefikliğe ve stratejik ortaklığa yakışır şekilde sürdürmek arzusundayız. Amerika ile Suriye’den Libya’ya, terörle mücadeleden enerjiye, ticaretten yatırımlara kadar geniş bir yelpazede ciddi iş birliği potansiyeline sahibiz. Ülkelerimiz arasındaki mevcut mekanizmaları işleterek bu potansiyeli tam manasıyla hayata geçirmeyi hedefliyoruz.”

NATO Zirvesi öncesi Libya’ya bir heyet gönderdiği hatırlatılarak, “Libya’da önümüzdeki dönemde ne gibi gelişmeler olabilir?” sorusu üzerine Erdoğan, Libya’nın meşru hükümeti ile yakın iş birliği içinde olduklarını, zirve öncesinde de Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu başkanlığındaki heyetin, Libya’da bir dizi görüşme gerçekleştirdiğini ifade etti.

Brüksel zirvesinden önce böyle bir ziyaretin yapılmasının çok önemli ve iyi olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Arkadaşlarımız geç saatlere kadar orada bu çalışmayı yaptılar. Gerek Başbakan gerek Konsey Başkanı ile yapılan verimli görüşmeler neticesinde memnuniyetle döndüler. Libya tarafı da bu ziyaret ve görüşmelerden memnuniyet duydu. Libya ile ilişkilerimizi güçlendirme, anlaşmalarımızı gözden geçirme fırsatı bulduk. Bu ziyaret tabii dünyada da çok farklı bir şekilde izlendi. Bundan sonra da bu çalışmaları belirli aralıklarla devam ettireceğiz. Sadece Libya değil burası için de öyle… Afganistan, Pakistan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan ve bütün bu bölgede inşallah bu ekip, bu tür çalışmalarını sürdürecek. Bunları yapmamızın sebebi var. Böylece ‘Türkiye sizinle her zaman beraber, sizi yalnız bırakmayacak.’ diyoruz. Bu diplomasi ilişkisini sürekli diri tutacağız. Bununla beraber onların taleplerini öğrenmek, bizim taleplerimizi iletmek için sürekli bu görüş alışverişi yapmak istediğimizi onlara bildireceğiz.”

“Afganlı kardeşlerimize desteğimizi güçlü şekilde sürdüreceğiz”

ABD’nin Afganistan’dan çekilme sürecinin resmen başladığı ve Türkiye’nin Afganistan’da varlığını sürdürmesi beklentisinin söz konusu olduğu belirtilerek, “Türk ordusunun Afganistan’daki varlığı devam edecek mi? ABD ile Afganistan özelinde nasıl bir iş birliği süreci işleyecek?” sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu yanıtı verdi:

“Türkiye, Afganistan’da istikrar ve barış için en fazla çaba gösteren ülkelerin başında geliyor. NATO misyonuyla bulunduğumuz Afganistan’da, sürdürülebilir bir huzur ortamının tesisi için her türlü katkıyı vermeye devam edeceğiz. ABD’nin Afganistan’dan çekilme kararı sonrasında, Türkiye burada çok daha fazla sorumluluk alabilir. Afganistan’daki bütün tarafların ve bölge ülkelerinin yapıcı katkılarıyla barış sürecini kalıcı hale getireceğimize inanıyorum. Bundan sonraki süreçte de barış çabalarımızı ve Afganlı kardeşlerimize desteğimizi güçlü şekilde sürdüreceğiz. İnşallah biz Afganistan’daki kardeşlerimizin sıkıntılara düçar olmasına fırsat vermeyiz.”

Yunanistan ile ilişkiler

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “NATO Zirvesi’nde yaptığınız görüşmelerde Suriyeli mülteciler meselesi de gündeme geldi mi? Avrupa Birliği ile olumlu gündem konusunda gelinen son nokta nedir?” şeklindeki soru üzerine, “Maalesef Avrupalı liderler bu konuları hiç gündeme getirmedi diyebilirim.” karşılığını verdi.

Konuyu kendilerinin gündeme getirdiğini belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

“Özellikle bu Frontex olayını gündeme getirdik. Frontex konusunda onların da şikayetçi olduğunu bizzat kendilerinden duyduk. Frontex’in başındaki şahsın bunlar tarafından da eleştirildiğini gördük. Miçotakis’le görüştük. Kendisine bir şey söyledim. ‘Bugünkü toplantı gibi bundan sonra da biz, üçüncü kişi, kurum veya devletleri aramıza sokmayalım. Yapacaksak bu işleri beraber yapalım. Senin özel temsilcin, benim özel temsilcim bir arada görüşsünler, bizi haberdar etsinler. Ondan sonra da biz bir araya gelelim. Adımları da buna göre atalım.’ dedik. Mutabık kaldığımız en önemli konu da zaten bu oldu. İnşallah bundan sonra Yunanistan’la devletler, kurum ve kuruluşlar araya girmek suretiyle değil, daha çok benim özel temsilcim İbrahim Bey ile kendi özel temsilcisi Eleni Hanım haberleşerek, bir araya gelerek adımları da ona göre atmış olacağız. Bizim Miçotakis’le bir araya gelişimiz onlar için bayramlık şeker gibi oldu. Bu çok önemli bir şey. İyi oldu, güzel geçti. Temenni ediyorum bundan sonrası da güzel olsun.”

Savunma sanayiindeki gelişmeler

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin son dönemde NATO ülkelerine ve partnerlerine de SİHA satmaya başladığı ve bunun dünya medyasında çeşitli yorumlara neden olduğu belirtilerek, “NATO Zirvesi’nde bununla ilgili bir talep ya da değerlendirme oldu mu? Savunma sanayimizde gelinen aşamayı ve yeni projeleri değerlendirebilir misiniz?” sorusu üzerine, şunları söyledi:

“Bu konuya ilgiyi özellikle NATO Zirvesi’nde de gördük. Bu konuda bizim en son Polonya ile bir anlaşmamız oldu. Tabii Polonya’dan sonra bir yerde bu işin kapısı açılmış oldu. Şimdi talepler zaman zaman geliyor, gelecek. Tabii burada bizim açımızdan bir şey çok önemli. Baykar’ın bu alanda attığı adım Avrupa’ya Türk savunma sanayisinin açılması demektir. Gerek İHA’da gerek SİHA’da gerek Akıncı’da ilk defa Avrupa pazarlarına Türk savunma sanayisinin ürünleri girecek. Şimdi bazı yeni ürünler de var. Onların mühimmatı var. O mühimmatlar da çok önemli. Onlar da bu pazarlara girecek. Bunların girmesiyle beraber NATO’da, NATO ülkelerinde bu silah, araç, gereç, mühimmat bunların bulunması çok çok önemli. Polonya bu noktada önemli. Diğerleri hakeza öyle. Temenni ediyorum ki bundan sonraki süreçte bu adımları güç birliği yaparak devam ettiririz.”

“Taslak çalışma tamamlandı”

Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Yasası ile ilgili çalışmaları MHP’ye ilettikleri hatırlatılarak, bununla ilgili bir dönüş olup olmadığının sorulması üzerine Erdoğan, “Seçim Yasası ile ilgili Hayati Bey hazırlanan paketi Cumhur İttifakı’nın tarafı Feti Bey’e ulaştırmış durumda. Oradan yapılacak dönüşten sonra biz tekrar değerlendirmemizi yapıp adımlarımızı ona göre atacağız.” dedi.

Yeni anayasa çalışmalarının hangi aşamada olduğunun sorulması üzerine ise Erdoğan, “Anayasa ile ilgili bizim çalışmalarımızı şu anda Yavuz Atar Bey’in başkanlığındaki Anayasa Bilim Kurulu yürütüyor. Taslak çalışma tamamlandı. Bu çalışmayı aynı şekilde biz yine müttefikimiz MHP’ye vermenin hazırlığı içindeyiz. MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli Bey hazırlıklarını bize gönderdiler. Biz bir heyetle de ona çalışıyoruz. Bunları birbirine mezcedeceğiz. Sonra da inşallah her ikimizin ortak bir kabulü olarak bunu parlamentodaki diğer partilerle, STK’larla ve kamuoyuyla ayrıca paylaşacağız.” değerlendirmesinde bulundu.

“Cumhur İttifakı’nın adayı belli”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Seçimle ilgili olarak Millet İttifakı’nda ortak aday hususunda kafa karışıklığı olduğu görülüyor sanki. Sayın Kılıçdaroğlu’nun da son zamanlarda adaylığa daha yakın durduğu gözleniyor. Bir sonraki seçimde rakibinizin nasıl bir profilde olmasını istersiniz?” sorusu üzerine, şunları söyledi:

“Cumhur İttifakı’nın adayı belli. Dolayısıyla bizim karşımıza kimin çıkacağı bizi pek de ilgilendirmiyor. Biz şimdi Cumhur İttifakı’nın adayı olarak, Allah ömür verirse, yapmamız gereken, hazırlıklarımızı en güçlü şekilde, en güzel şekilde yapmak; 19 yıl içinde ülkemizi nereden nereye getirdik, bundan sonraki süreçte her alanda nereden nereye götüreceğiz, bunun çalışmasını yapmak… Bunun için de ciddi bir ekip, ciddi bir kadro kurarak bu adımları atmamız gerekiyor. Bu iş tabi kuru sıkı atmakla olmuyor. Bunun için ciddi bir ekip ve kadro çalışması bizim için önem arz ediyor.”

“Arzumuz en kısa zamanda maskeden de kurtulalım”

Türkiye’de son dönemde aşılama konusunda bir ivme yakalandığı belirtilerek, tam normalleşmenin ne zaman olacağına ilişkin soru üzerine ise Erdoğan, şunları kaydetti:

“Aşılamada bugün (16 Haziran) itibarıyla birinci ve ikinci doz toplamında 37 milyonu geçmiş durumdayız. Birinci dozda 23 milyon, ikinci dozda 14 milyon aşı yapıldı. Şu an itibarıyla sıkıntımız yok. İyi bir konumdayız. Çin de, Almanya da bize verdikleri sözü yerine getiriyorlar. Aşıları peyderpey gönderiyorlar. Bu arada da bizim yerli aşımızla ilgili çalışmalar da yoğun bir şekilde devam ediyor. Temenni ederim ki eylül, ekim gibi biz de kendi aşımızı üretmiş oluruz. Bu çalışma da devam ediyor. Bu yoğun aşı süreci de pek çok yerde rahatlama meydana getirdi. İş öyle bir yere geldi ki organize sanayi bölgelerinde de aşılar yapılıyor. Öğretmenlerin de aynı şekilde aşıları devam ediyor. Sağlık Bakanlığı herkesi hızla aşılama noktasında çalışmalarını sürdürüyor. Şu anda vefat sayısı ciddi manada azaldı. Temennimiz vaka sayısını daha da aşağı düşürmek. Umuyoruz ki maskelerin takılmaya gerek görülmeyeceği bir döneme girelim. ‘Maskeleri ne zaman çıkaracağız?’ sorusunun cevabını Sağlık Bakanımız en yetkili olarak en kısa zamanda inşallah verir. Bizim de arzumuz en kısa zamanda maskeden de kurtulalım. Halkımız da bu konuda bir rahatlama sürecine girmiş olsun.”