Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Demir: Projelerimizin hiçbiri yaptırım kapsamında değil

ANKARA (AA) – Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. İsmail Demir, AA Finans Masası'nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.

ABD'nin, kısa adı CAATSA olan yasa kapsamında Savunma Sanayii Başkanlığı ve bazı yöneticilerine yönelik aldığı yaptırım kararına değinen Demir, konunun geçmişinin 2017 yılına dayandığını ve 3 yıldır zaten beklemede olduğunu söyledi.

Demir, çeşitli ortamlarda ABD'li muhataplarının da "S-400 meselesinden geri adım atılmadığı müddetçe" bu yaptırımların er ya da geç Türkiye'ye uygulanacağından bahsettiğini ve bunun gerçekleştiğini ifade etti.

Gelişmelerin kendileri için sürpriz olmadığına işaret eden Demir, şunları kaydetti:

"Yaptırımlardan, 12 maddeden kaç maddenin nasıl uygulanacağı belirli değildi. Bu ortaya çıkmış oldu. Zaten beklediğimiz için de sürpriz olmadı. Meselenin kağıt üzerindeki görünümü, bir ülke bir kanun çıkardı ve bu kanunu uygulamak durumundalar, uyguluyorlar. Masumane olarak ifadesi bu. Biraz daha derin bakarsak daha başka yorumlanabilir ama şu anda iyi dostluk ilişkileri, müttefiklik ilişkileri, NATO ilişkileri konusunda da genelde olumsuz bir mesaj verilmiyor karşı taraftan. Biz de zaten olumsuz mesaj vermiyoruz. Çeşitli ortamlarda ilişkilerimiz devam etti, edecek ama bu yapılanların dostluğa müttefikliğe sığmadığını, sığmayacağını sürekli olarak belirttik."

"Türkiye hasım olarak tanımlanmıyor"

"Yaptırımlara yönelik NATO nezdinde nasıl bir girişim uygulanacağı" sorusu üzerine Demir, şunları söyledi:

"Bunu kabul etmediğimizi, haksızlığını belirtiyoruz, bir ülkenin kendi savunma ihtiyaçlarıyla ilgili iradesine ipotek konulamayacağını belirtiyoruz. Ancak burada karşı tarafın argümanı sürekli olarak bir kanun çıkartıldığı ve bu kanuna muhalif davranılamayacağı ve sürekli kongreden baskı olduğu yönünde. Burada doğru yorumlanması gereken bir konu şu: CAATSA malum 'ABD'nin hasımlarına karşı yaptırımlar yoluyla mücadele' gibi bir ifade var. Bu ABD'nin hasımları tanımlamasında Türkiye hasım olarak tanımlanmıyor. Bazen bu yanlış yorumlanabiliyor. Hasım olarak tanımladıkları Rusya ve Rusya Federasyonu'ndaki belirli şirketleri listeye koymuşlar. Bunlarla ilişki kuran herhangi bir taraf, Rusya'yı hasım yerine koydukları için hasmına destek oluyor, ona avantaj sağlıyor gibi olduğu için oraya da yaptırım uygulama gibi bir mantık bu. Mantığın haklılığı, haksızlığı, geçerliliği ayrı bir tartışma konusudur. En azından kağıt üzerindeki söylem bu. Bu, NATO nezdinde de müttefiklik ruhu anlayışında da çok yeri olan bir şey değil. Meselenin S-400'e bağlanması ve hatta biraz geriye alıp F-35 meselesiyle ilgili yapılanların S-400'e bağlanması, bu düzlemde biz, çoğu zaman ortaya konan argümanların geçersiz olduğunu, teknik endişe varsa konuşmaya, görüşmeye hazır olduğumuzu defalarca belirttik. Fakat bu konuda hiçbir olumlu adım görüşme çabası göremedik."

"Amacın Türkiye'nin savuma sistemine zarar vermek olmadığı belirtiliyor"

Demir, Türk savunma sanayisinin topyekun hedef alınıp alınmadığı konusuna da değinerek, "Ben öyle anlamıyorum. Hatta ifadede, açıklamada 'bu yaptırımın amacının genelde Türkiye'nin savunma sistemine zarar vermek olmadığı' belirtiliyor."

Kararın SSB'ye, kendisine ve diğer üç çalışma arkadaşına yönelik olduğuna işaret eden Demir, "'Biz üç senedir bekliyoruz' derken, şahsıma böyle bir şeyin olacağını bekliyordum. Doğrusu bu süreçte yer alan, imzacı olan, çalışma yapan değerli arkadaşlarımı kapsayacağımı düşünmüyordum. Meşhur 12. madde kapsamında genişleterek onu da oraya koymuşlar diye düşünüyorum. Bu kararın özel olarak öyle olmadığı ifade edildi. Biz de netice olarak öyle sonuç doğurmayacağını görüyoruz." diye konuştu.

Demir, şu andaki açıklamanın, kamu iştiraki olan savunma sanayisi şirketlerinin kapsamda olmadığını gösterdiğini belirterek, "Özellikle 4 kişi ve 1 kuruma yönelik olduğu için onun dışındaki her kurum, kuruluş şirket ve kişi bunun muhatabı değil. Şu andaki çerçevesi çizilmiş bir yaptırım var ve bu çerçevenin de nelere dokunacağını net olarak biliyoruz." ifadesini kullandı.

"Güvenlik güçlerimiz bundan etkilenme durumunda değil"

ABD'nin yaptırım kararının TSK'nin ihtiyaçlarının karşılanması konusunda bir sıkıntı oluşturup oluşturmayacağına ilişkin soruya Demir, hedeflenen kurum ve kişileri özellikle vurguladığını söyledi.

Söz konusu yaptırım kararlarının, bahsi geçenler dışında herhangi bir kurumu, şirketi etkilemediğini dile getiren Demir, "Savunma Sanayii Başkanlığının adı geçiyor diyelim. Mesela Savunma Sanayii Başkanlığının bir fiil çoğunluk hissesine sahip olduğu bir şirket etkilenebilir ama öyle bir şirket yok denecek kadar az. Genelde kritik projelerde böyle bir şirket yok. Ama diğer bütün yapıda, MSB, TSK, güvenlik güçlerimizin hiçbirisi bundan etkilenme durumunda değiller." diye konuştu.

Kararın, Savunma Sanayii Başkanlığını hedef aldığını belirten Demir, şöyle devam etti:

"Bizim de doğrudan Amerika'dan aldığımız, imzacı olduğumuz bir nesne yok. Bu yaptırım tarihinden önce imzalanan anlaşmalar ve yapılan mutabakatları etkilemeyeceği de var. O yüzden endişeye mahal yok. Bu yaptırımın amacı, Amerika'nın hasım olarak tanımladığı bir kuruluşla iş yapmak ki onu yapan biziz. Başka bir kurumumuz bunu yapmadı. Yani uygulamak isteseler de uygulayamazlar, bu kanun kapsamında. Keyfi bir davranış görürsek bu başka bir neticedir. Ama bu yaptırıma özel herhangi bir zafiyet oluşacağını düşünmüyoruz. Bu şahsi bir düşünce değil, veriye dayanan, şu anda yayınlanan metinlere dayanan çıkarım."

"SSB alım yapan değil, bir tedarik kurumu"

Demir, öncelikle SSB'nin ve yaptığı işin anlaşılması gerektiğini ifade ederek, başkanlığın "alım yapan değil, bir tedarik kurumu" diye adlandırıldığını söyledi.

Önceliklerinin proje yönetmek ve Türkiye'deki savunma sanayisi ekosistemini kullanarak, bu milli projenin hayata geçmesini sağlamak olduğunu anlatan Demir, özellikle çok önceki yıllarda doğrudan alımlarla ilgili anlaşmaları olgunlaştıran, sözleşmeleri yapan tarafın kendileri olduğunu ama nihai olarak kullanıcının MSB ve güvenlik güçleri olduğunu bildirdi.

SSB'nin doğrudan gidip aldığı, ithal ettiği bir şeyin yok denecek kadar az olduğunu vurgulayan Demir, "O açıdan bizim projelerimiz, genelde savunma sanayisi şirketlerimiz üzerinden yürür. Bu şirketlerimizin de hiçbirisi yaptırım kapsamında değil, olamaz da zaten. Mesela bu şirketlerimizden birisi, yaptırıma tabi Rusya Federasyonu'ndaki şirketlerden biriyle iş yapıyor olsa, o zaman onların yaptırıma girmesi söz konusu olabilir. Zaten orada da belki inisiyatif kullanılacak bir yer." değerlendirmesinde bulundu.

Kanunun metninde "kayda değer işlem" diye bir kelime olduğunu aktaran Demir, S-400 ile ilgili anlaşmanın kanunun çıktığı tarihten önce olması dolayısıyla kanunun kapsamına girmemesi gerektiğini muhataplarına ilettiklerini ancak "kayda değer işlem" kelimesi yorumunda "2 milyon dolar para transfer etseniz bile karşı tarafa işlem bedeli olarak o tarihten sonra o da buna girer." gibi bir yorum olduğunu kaydetti.

Savunma Sanayii Başkanlığının proje yöneten kurum olduğunu dile getiren Demir, proje yönetirken doğrudan alım, ithalat yapmadıklarını, projeyi tanımladıklarını, şartları koyduklarını, sözleşmeyi yaptıklarını, sözleşme sırasında projenin gidişatını ve teknoloji yeterlilik konularını takip edip yetkinliklerinin az olduğu yerlerle ilgili araştırma, geliştirme projeleri başlattıklarını bildirdi.

Demir, yabancı bir ortakla yapılan projede ise onunla ilgili off-set ve benzeri vasıtalarla Türkiye'ye teknoloji ve üretim yeteneği kazandıracak formülleri sahaya koyduklarını, projeler sırasında ana yüklenicilerin savunma sanayisinin geneline yayılacak adımlar atması için belirli şartlar koştuklarını anlattı.

Savunma sanayisini geliştirmek gibi bir görevlerinin olduğuna dikkati çeken Demir, bu görevin neticelerinin görüldüğünü, şirket sayısının 1500, 1600'leri aştığını söyledi. Demir, "Bizim finansal erişime ihtiyacımız yok, şimdiye kadar olmadı. Kredi mekanizmasının kullanılacağı yerde ana yüklenici devreye girer." dedi.

"Türk sanayisine ve insanına güveniyoruz"

"Hava savunma sistemleri konusunda bundan sonraki yol haritasının nasıl olacağı" sorusu üzerine de Demir, Türk sanayisine ve insanına güvendiklerini belirtti.

Şimdiye kadar ki gidişatın iyi olduğunu dile getiren Demir, "İyi bir yürüyüş olabilir ama koşmamız gerektiğini belirtiyorum. Dün Cumhurbaşkanı'mız da ifade ettiler, iki kat daha fazla çalışacağız, koşacağız. Bu haberin bir iyi tarafı, bütün sanayi sektörüne bakın duracak vakit değil, her türlü konuda bizim çok hızlı yol almamız gerektiği mesajını verdi." ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin bölgedeki gelişmelerde tavrına ilişkin genelde her zaman kendi milli çıkarları doğrultusunda tavır aldığına dikkati çeken Demir, "Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanı'mızın bu dik duruşu ile bir dizi konuda emir alan, talimat alıp ona göre hareket eden, dur bakalım oturduğun yerde denilen bir ülke olmadığını gösterdi. Bu da rahatsızlık oluşturdu. Bu rahatsızlık kendiliğinden bir ambargo mekanizmasını devreye soktu." değerlendirmesinde bulundu.

"Patriot görüşmelerinde istenen şartlarla ilgili çok sert ve katı kırmızı çizgiler konulunca ilerleyemedik"

Demir, savunma sanayisi alanında yabancı ülkelerle yapılan iş birliklerinde her projede belirli bir şeyler öğrenildiğini belirterek, "Buradaki iş birliğinin seviyesine göre az veya çok ama biz şunu beklemiyoruz veya kendimizi kandırmıyoruz, bu iş birliklerinde bir şeyler kazanırsınız ama hiçbir ülke size tatminkar seviyede her şeyini açmaz. Bunu beklemek de yersiz olur. Masada görüştüğünüzde o aşamada bir havuç olsun diye belirli sözler verilebilir ama bunun uygulamaya konulması aşamasında da ne kadar ipe un serildiğini geçmiş projelerimizin bir kısmında gördük." diye konuştu.

ABD'nin ürettiği Patriot hava savunma sistemlerinin teminiyle ilgili geçmiş dönemde yapılan görüşmelere değinen Demir, "Patriot görüşmelerinde istenen şartlarla ilgili çok sert ve katı kırmızı çizgiler konulunca ilerleyemedik ama ondan sonraki aşamada da teklif alamadık." ifadesini kullandı.

"(Türkiye'ye yaptırım uygulandı) algısının önüne geçilmesi gerekiyor"

Türkiye aleyhine oluşturulan algının tarife dışı yaptırımlara yol açtığına dikkati çeken Demir, şöyle devam etti:

"Türkiye'nin dik duruşu, kendi milli çıkarlarını önceleyen duruşu, bazılarının işine gelmiyor ve burada tarife dışı yaptırımlar zaten uygulanıyor. Bu adım (ABD'nin, Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) ve bazı yöneticilerine yönelik yaptırım kararı) bunu artırır mı? Bu adımla ilgili iletişim açısından, ben özellikle 'Türkiye'ye yaptırım uygulandı' cümlesinin yerine 'Türkiye'de bir kuruma ve 4 kişiye yaptırım uygulandı' cümlesini tercih ediyorum. Olayın gerçek boyutu bu."

Sanayi sektörünün yaptırım kararı karşısındaki tavrına ilişkin değerlendirmede bulunan Demir, "Biz önümüze bakalım, kendimize güvenelim ve daha çok çalışalım. Bunun neticesini alırız. Bu tür kararlar bize bir engel teşkil etmiyor, etmeyecek. Azmimizi daha çok artıracak. Sektördeki tüm arkadaşlarımız bu konuyla ilgili bir endişe duymak yerine, 'demek ki biz doğru yoldayız ve daha çok çalışmalıyız' mesajını almış durumdalar." dedi.

Muhatap olunan ülkelere meselenin gerçek boyutuyla aktarılmasının önemine işaret eden Demir, "Meselenin böyle anlatılması ve 'Türkiye'ye yaptırım uygulandı' algısının önüne geçilmesi gerekiyor. Bu bir algıdır. Biz bunun iletişimini ne kadar iyi yaparsak, meselenin gerçek boyutunun ne olduğunu anlatırsak hepimiz için daha iyi olur." diye konuştu.

"Salgın da olsa yolumuza devam edeceğiz"

Demir, Türk savunma sanayisince üretilen ürünlerin sahada kullanımının artmasının ihracata etkisine değinen Demir, "Yerli ürünlerin harekat alanında kullanımıyla ilgili haberler yayıldıkça ihracat ilgisi artıyor. Tunus'a geçenlerde bir ihracat oldu. Ukrayna ile güzel bir anlaşma yaptık. Önümüzde başka adımlar var. Bu devam edecek." ifadelerini kullandı.

Üretimin yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sürecinde de devam etmesi için gerekli tedbirlerin alındığının altını çizen Demir, şunları kaydetti:

"Salgın sürecinde savunma sanayinde özellikle kritik projelerde aksama olmaması için tedbirlerimizi alıyoruz. Tabii, bu insan sağlığı. Bu tedbirlerin belli etkileri olması kaçınılmaz. Bunları minimum seviyede tutmak da bizim görevimiz. Savunma sanayisi yoluna devam ediyor. Sokağa çıkma yasağı olduğu günlerde dahi, savunma sanayi şirketlerine bizler özel izin çıkartıp, onların çalışmalarını temin ettik ve ediyoruz. O açıdan, 'durmak yok, yola devam' diyoruz ya, salgın da olsa insan sağlığına dikkat ederek ve gerekli tedbirleri alarak biz yolumuza devam ettik ve edeceğiz."

"Savunma Sanayii İcra Komitesinin yapısı değişti"

Savunma sanayi sektöründeki sıkıntıları aşmak için yeni bir teşvik sistemi olup olmadığına yönelik soru üzerine, kendilerinin halihazırda belirli mekanizmaları devrede tuttuğunu belirten Demir, bu mekanizmaların yetmemesi durumunda da devletin her zaman sanayiyi canlı tutmak üzere gereken tedbirleri almaya devam edeceğini söyledi.

Demir, SSB'nin farkındalık oluşturan bir kurum olduğuna işaret ederek, bu farkındalık üst seviyelere taşındığında gereken desteğin de verildiğini bildirdi.

Savunma Sanayii İcra Komitesinin yapısına dikkati çeken Demir, şöyle konuştu:

"Savunma Sanayii İcra Komitesinin yapısı değişti. Önceden Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve Milli Savunma Bakanı'ndan oluşan bu komitedeki üye sayısı 3'ten 7'ye çıktı. Komite, Sayın Cumurbaşkanı'mızın başkanlığında toplanıyor. Cumhurbaşkanı Yardımcı'mız, İçişleri Bakanı'mız, Milli Savunma Bakanı'mız, Hazine ve Maliye Bakanı'mız, Genelkurmay Başkanı'mız ve ben bu komitenin üyesiyiz. Devletin üst seviye bir karar mekanizmasına biz sürekli hesap veriyor, projelerimizi anlatıyor ve proje harcamalarımızı oradan onay alarak başlatıyoruz. Bu da yüksek seviyede bir farkındalığın oluşmasını sağlıyor."

"Biz projeyi test aşamasına kadar yürütüyoruz"

Demir, ABD'nin Türkiye'ye yönelik kararının ardından F-16'ların yedek parça ihtiyacının karşılanması noktasında bir sıkıntısının olup olmayacağına ilişkin de "Yaptırım bir kurumu hedef aldı, o da SSB. F-16'lar ve kullanılan herhangi bir ürünümüzün ihtiyaçlarını karşılayan makam biz değiliz." bilgisini verdi.

SSB'nin, ihtiyaç makamlarıyla çok yakın temas içinde, hangi projelerin olması gerektiğini ve ihtiyaçların tespiti sürecini değerlendirdiğini, bu noktada bir önceliklendirme yaptığını belirten Demir, sonuçta finansal dağılıma bakılarak, ihtiyaç ve mevcut kaynaklar ışığında yine ihtiyaç makamlarıyla çok yakın temas ve iş birliği içinde proje sıralamasına gidildiğini anlattı.

Demir, projenin ihalesini de yapıp karara bağladıklarını, son onay için Savunma Sanayii İcra Komitesinin önüne çıkardıklarını ifade ederek şu bilgileri verdi:

"Anlaşma yaptıktan sonra artık muhatap ana yüklenici. Biz projeyi test aşamasına kadar yürütüyoruz. Teslim edildikten sonra kullanıcı makamın bir ürünü oluyor ama biz son zamanlarda teslim edildikten sonra 4-5 yıl veya daha uzun süre o ürünün lojistik desteğinin, bakım ve idamesinin yapılmasıyla ilgili şartları da anlaşmaya koyuyoruz. Böylece kullanıcı makam çok rahat şekilde bu süreçte o idameyi yapabiliyor."

"Nihai çözümümüz yerli motor"

Demir, yaptırım kararı nedeniyle Hürjet'te kullanılan ABD motorlarının temininde bir sıkıntı olmayacağını da vurguladı.

Birkaç yıldır talep ettikleri ürünlerin kendilerine gelmemesi gibi bir durumla karşı karşıya olduklarını belirten Demir, çoğu zaman bu engellerin "Hayır" şeklinde değil, işlemin uzatılması ve sürüncemede bırakılması yöntemiyle yapıldığını dile getirdi.

Altay tankının motoru ve güç aktarma sistemi meselesinde muhataplarından "Hayır" cevabını işitmediklerini söyleyen Demir, "Ama 'Evet' cevabını da işitmiyoruz. Böyle olunca iş askıda kalıyor. Kalkıp da yarın 'Ambargo var' deseniz, 'Ne münasebet, biz hayır demedik ki' diyebilirler." ifadelerini kullandı.

Milli motor için çalışmalarının devam ettiğini de belirten Demir, şöyle dedi:

"Bizim nihai çözümümüz yerli motordur. Bu süreçte samimi olarak bizimle iş birliği, ortak üretim ve geliştirme yapmaya açık olan makamlar, ülkeler ve şirketlerle görüşüyoruz. Hürjet'in motorunun temininde bir problem çıkmazsa devam edeceğiz ama ileri vadede Hürjet'in motorunu biz yerli yapmak istiyoruz. Şu anda Hürjet için seçilen motorun imalatçısı firma dese ki 'Madem bizim motorumuzu kullandınız, sonraki nesli geliştirirken beraber yapalım.' Hak ve kullanım durumunda herhangi bir kısıt olmaması durumunda buna 'Evet' deriz."

"SSB'nin aldığı sistem kendi sınıfında bir numara"

Demir, Türkiye'nin neden NATO'nun envanterinde olan bir Patriot hava savunma sistemi yerine Rusya'dan S-400 aldığına ilişkin de değerlendirmede bulundu.

Sistemlerin performansına bakıldığında SSB'nin aldığı sistemin kendi sınıfında bir numaralı hava savunma sistemi olduğunu vurgulayan Demir, şöyle devam etti:

"Bizim uzun zaman Çin ile görüşmelerimiz oldu ancak o zamanki konjonktür gereği mesele rafa kaldırıldı. Daha sonraki aşamalarda Amerikalılar ile İtalya ve Fransa ortaklığıyla da görüşmeleri sürdürdük. Patriot sistemiyle ilgili konuda bizim istediğimiz şartlarda bir tedarik olmadı. Karşı tarafın empoze ettiği şartları almanız gibi bir durum söz konusu değil. Bir şey alırken satıcının ortaya koyduğu tüm şartları kabul etmek durumunda mısınız? Mesela adam size bir fiyat verdi ve belirli şartlar koştu, alternatifler de var. Şartlar ne olursa olsun, birilerini küstürmemek adına bunu kabul etmemiz mi bekleniyor?"

Fiyatın yanında teknik anlamda pek çok parametrenin de bulunduğuna dikkati çeken Demir, daha sonraki aşamada şartların değiştiğini ve S-400 süreciyle ilgili görüşmelerin başladığını hatırlattı.

Demir, kendilerinin tekrar ABD tarafından teklif istediğini ancak bu kez teklif verilmediğini ve uzun süre bekletildiklerini ifade ederek, bu süreçte ABD ve İtalyan sistemleriyle ilgili görüşmelerinin devam ettiğini anlattı.

O sistemin de performans olarak çok daha geliştirilmeye ihtiyacı olduğunu belirten Demir, şunları kaydetti:

"Orada da yine çok olumlu yürüyor manzarası verilse de bir türlü yeterli adım atılmadı. O defter hala kapanmış değil. Bunun çok basit bir aşamasına başladık mesela ama o bile Fransa'nın tavırlarından dolayı tamamlanamadı. Patriot için anlaşma sağlansaydı, 'F-35'ten Türkiye'yi çıkartalım' tehdidi o zaman da vardı. Yani kendinizi rehin alacak bir adım atıyorsunuz. Türkiye, ABD'nin işine gelmeyecek her adımda bir şekilde tehdite maruz kalacak. Bu tehdit için de elinde bir koz olacak. Koz neydi? İşte F-35 kullanıldı. Patriot olsaydı, koz olarak kullanılmayacak mıydı? Kesinlikle kullanılacaktı. Cumhurbaşkanı'mız da ifade etti, S-400 olmasa, başka bir bahane bulunacaktı. Bu devletin en üst seviyesinde inanılan ve ifade edilen bir şey. 'F-35 konusunda dahi teknik argümanlar varsa bakalım, F-35 ile S-400'ün bir arada bulunmasıyla ilgili sorunlardan bahsediyorsunuz, bunları konuşalım.' dediğimizde asla kimse bu konuyu konuşmaya yanaşmadı, daha alma sürecinden önce."

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANKARA (AA) – Demir, Twitter hesabından “HİSAR Hava Savunma Sistemleri”nde gelinen son duruma ilişkin bilgi verdi.

“HİSAR’dan iki müjde birden.” ifadesini kullanan Demir, “HİSAR A+ sistemi tüm unsurlarıyla teslim edildi. Harp başlıklı atışında yüksek hızlı hedefi uzak menzil ve yüksek irtifada imha eden HİSAR O+ ise seri üretime geçiyor. Hayırlı olsun. Durmak yok yola devam.” değerlendirmesinde bulundu.

Menzilleri 15 ve 25 kilometre

Savunma Sanayii Başkanlığından yapılan açıklamada da konuya ilişkin detaylara yer verildi.

Buna göre, HİSAR Hava Savunma Sistemleri, SSB projesi olarak, Aselsan-Roketsan iş birliğinde yerli ve milli şekilde yürütüldü. Harp başlığı ise TÜBİTAK SAGE tarafından geliştirildi. 360 derece etkinliğe sahip sistem, 6 hedefe aynı anda angajman ve ateşleme yapabiliyor.

HİSAR A+ sisteminin önleme menzili 15 kilometre iken HİSAR O+ sistemininki 25 kilometreyi buluyor.

Her türlü hava koşulunda çalışma yeteneğine sahip HİSAR, savaş uçakları, helikopter, havadan karaya füzeler, seyir füzeleri ve silahlı/silahsız insansız hava araçlarına (İHA/SİHA) karşı etkili oluyor.

Stratejik ve kritik tesislere sahip Türkiye’de mevcut ihtiyaç ve tehditlere uygun olarak tasarlanan HİSAR, ülke hava savunmasında ciddi bir güç çarpanı olacak.

HİSAR A+ sisteminin tüm unsurları Türk Silahlı Kuvvetlerine teslim edildi

HİSAR A+ Projesi’nde Atış İdare Cihazı ile koordineli çalışan füze fırlatma sistemleri ve füzelerin envantere girmesinden sonra, son olarak tek başına görev yapabilmek üzere gerekli tüm alt sistemleri üzerinde bulunduran Kundağı Motorlu Otonom Alçak İrtifa Hava Savunma Füze Sistemi’nin (Otonom HİSAR A+) de teslimatı gerçekleşti.

Böylece HİSAR A+ sisteminin tüm unsurlarının Türk Silahlı Kuvvetlerine teslimatı yapılmış oldu. Otonom HİSAR A+ zırhlı mekanize ve hareketli birliklerin hava savunma görevini icra edecek. Sistem, zorlu arazi şartlarında hareket etme, hızlı mevzi değiştirme, kısa reaksiyon süresi ve tek başına görev yapabilme kabiliyetiyle ön plana çıkıyor.

HİSAR O+ nokta ve bölge hava savunma görevleri yapacak

HİSAR O+ Hava Savunma Füze Sistemi, son olarak gerçekleştirdiği harp başlıklı atışında yüksek hızlı hedefi uzak menzil ve yüksek irtifada imha etmeyi başardı. Sistem böylece seri üretime geçme aşamasına geldi.

Yerli ve milli imkanlarla geliştirilen HİSAR O+ sistemi dağıtık ve esnek mimari yeteneğiyle nokta ve bölge hava savunma görevleri icra edecek.

HİSAR O+ sisteminin batarya ve tabur yapılarında teşkilatlanma altyapısı bulunuyor. Sistem, Atış Kontrol Merkezi, Füze Fırlatma Sistemi, Orta İrtifa Hava Savunma Radarı, Elektro Optik Sistem, Kızıl Ötesi Arayıcı Başlıklı Füze ve RF Arayıcı Başlıklı Füze unsurlarından oluşuyor.

ANTALYA (AA) – ARES Tersanesi ve Meteksan Savunma şirketlerinin iş birliğiyle geliştirilen “ULAQ” serisinin ilk platformu olan SİDA’nın ilk atışını canlı yayında izleyen Demir, daha sonra Antalya Serbest Bölge’deki tersaneyi gezerek çalışmalar hakkında bilgi aldı.

Demir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, insansız sistemlerin artık Türkiye’nin savunma sanayii stratejisinin ön sıralarında yer alan bir kavram olduğunu söyledi.

Türk Silahlı Kuvvetleri ve güvenlik güçlerinin çok geniş ölçüde SİHA’ları kullandığını belirten Demir, “Harekat alanlarında tecrübeleri ve başarıları görülüyor. İnsansız sistemleri kara, deniz üstü ve deniz altı araçlarına taşımayla ilgili bir müddettir çalışmalarımız devam ediyor. Bu çalışmaların neticelerinden birisini burada gördük. Silahlı insansız deniz üstü aracımız, takılan Cirit ve UMTAS füzeleriyle seyre çıktı ve hareketliyken 5 kilometreden atış yaparak belirlenen hedefi başarıyla tahrip etti. Teknemizin hızı, manevra kabiliyeti ve vuruş mesafesiyle ilgili çok tatminkar sonuçlar aldık. Daha da geliştirilmesi için çalışılacak.” ifadelerini kullandı.

Atışın mühimmat başlığıyla yapıldığını, Roketsan’ın daha önce tecrübe edilmiş füzelerinin kullanıldığını dile getiren Demir, SİDA’lara ileride daha başka vurucu unsurlar da yerleştirilebileceğini kaydetti.

Bu sistemin grubu ve sınıfının ilk örneği olduğunu anlatan Demir, şöyle konuştu:

“Sırada başka örnekler de var. Hatta bu operasyonel kavramın çeşitlendirilerek hayata geçeceğini söyleyebilirim. Türkiye insansız harekat ortamını oluşturmak ve elde ettiği teknolojileri geliştirerek bu sınıfta üst ligde oynayan bir oyuncu olduğunu gösterecek. Nasıl SİHA’larda bunu gösterdiysek, diğer sistemlerde de adım adım geliyoruz. Başarıları görüyoruz ve görmeye devam edeceğiz. Ortaya konulan başarılarla Türkiye bu ligdeki yerini yükseltecek. Dünyada bu anlamda ilgi çeken bir ülke olduğu kadar ortaya koyduğu konsept, kavram ve uygulamalarla da dikkati çekecek.”

Demir, insansız araçların gerek elektronik harp unsurları gerekse deniz altı ve üstü vuruş yapabilecek silahlarla donatılması gibi bir dizi kavramın gündemlerinde olduğunu bildirdi.

Bu konularda çalışan başka şirketlerin de bulunduğuna değinen Demir, “Onların ürünlerini de bekliyoruz. Ürün çeşitliği olacak ve onların kullanımıyla ilgili de çeşitli faaliyetler yapılacak. İnşallah bu firmamız seri üretime geçecek. İnşallah diğer faaliyetlerin de hayata geçtiğini göreceğiz.” dedi.

Demir, bu alanda kara, deniz üstü, deniz altı ve hava araçlarının çeşitli versiyonlarıyla ilgili yarışmalar düzenleyip, çağrılarda bulunacaklarını sözlerine ekledi.