DEİK Başkanı Olpak: Merkez Bankası'nın adımları iş dünyasına nefes aldıracak

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz indirim kararının yerinde olduğunu belirterek, “Küresel boyutta yaşanan sorun nedeniyle ihracatçımızın sıkıntı yaşamaması adına kolaylık sağlayacak tedbirler alınmasının iş dünyasının tüm paydaşlarına nefes aldıracağını düşünüyoruz.” ifadesini kullandı.

DEİK açıklamasında görüşlerine yer verilen Olpak, TCMB Para Politikası Kurulu’nun, dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınının ekonomik ve finansal etkilerini değerlendirmek üzere 19 Mart’taki toplantısını 2 gün öne çekerek hızla aksiyon aldığını kaydetti.

Piyasaların ve reel sektörün beklentileriyle uyumlu olarak politika faizinin 100 baz puanlık bir indirimle yüzde 10,75’ten yüzde 9,75’e düşmesini son derece yerinde bir karar olarak değerlendirdiklerini aktaran Olpak, “Koronavirüs etkisiyle küresel ekonomide yaşanan daralma, reel sektörün likit ihtiyacını da artırıyor. Dolayısıyla sanayicinin, üreticinin ve vatandaşımızın üzerindeki faiz yükünün hafifletilmesi büyük önem taşıyor.” ifadelerini kullandı.

“İş dünyasını rahatlatan adımların devam edeceğini düşünüyoruz”

Nail Olpak, Merkez Bankası’nın aynı zamanda sadece zorunlu karşılıklarda da yaptığı indirimle reel kredi büyüme koşullarını sağlayan bankalara yaklaşık 5,1 milyar dolar karşılığı döviz ve altın cinsi likidite verilmesinin önünü açmasını da ayrıca önemsediklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Ek likidite imkanlarının devreye alınmasıyla reel sektörün ihtiyacı olan kredi akışının sağlanmasının ve küresel boyutta yaşanan sorun nedeniyle ihracatçımızın da sıkıntı yaşamaması adına kolaylık sağlayacak tedbirler alınmasının iş dünyasının tüm paydaşlarına nefes aldıracağını düşünüyoruz.

Hazine ve Maliye Bakanlığımız da bugün aldığı kararla yıllık gelir vergisi beyannamelerinin verilme ve ödeme sürelerini 30 Nisan’a kadar uzattı. Bu da ekonomi yönetimimizin ortak akılla hareket ederek eş zamanlı ve çok katmanlı bir aksiyon planını hayata geçirdiğini gösteriyor. Siyasi iradenin ve ekonomi yönetimimizin, hızlı karar alma mekanizmasıyla önümüzdeki günlerde de sanayicilerimizi, KOBİ’lerimizi ve iş dünyasını rahatlatan adımlar atmaya devam edeceğini düşünüyoruz. Birlikte her zamanki gibi el ele vererek ve en önemlisi ‘öncelikle sağlık’ diyerek bu zor günleri atlatacağımıza inanıyoruz.”

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, ekonomi basınıyla çevrim içi düzenlenen toplantıda bir araya geldi.

Olpak, burada yaptığı açıklamada, salgın nedeniyle martta başlayan kısıtlamalar kapsamında yaşadıkları endişeleri anımsatarak, o dönemde çok sayıda büyükelçinin kendilerine tıbbi malzeme konusunda taleple geldiğini söyledi.

Olpak, salgının ilk döneminde gerek ekonomik büyüme gerekse ihracat konusunda yıl sonu rakamlarına ilişkin çok tedirgin olduklarını kaydederek, “Arzu ettiğimizin gerisindeyiz ancak marttaki tabloyla alakası olmayan bir süreç yönetildi. Bunun içerisinde devletimiz, bakanlarımız, ilgili kişiler, büyükelçiler, iş dünyası ataşeler herkes var.” diye konuştu.

Gelinen noktada hizmet, eğitim, mağazacılık ve benzeri alanlarda yaşanan kayıplardan bahseden Olpak, bu gerçeğin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Bu süreçte DEİK tarafından gerçekleştirilen faaliyetleri anlatan ve mart-aralık döneminde 2 binden fazla etkinlik düzenlediklerini dile getiren Olpak, bu etkinliklerin artık olağan hale geldiğini bildirdi.

Olpak, DEİK olarak yeni sürece ilişkin yaptıkları değerlendirmelerde 4 unsurun öne çıktığını belirterek, “Bunlardan birisi ABD’deki yeni yönetim konusu. Siyasetin ekonomiye yansımaları bizi ilgilendiriyor. Acaba yeni yönetim nasıl bir süreç götürecek? Bu önümüzdeki önemli gündem maddelerimizden. Hala bugün itibarıyla devam eden yönetime baktığımızda 100 milyar dolarlık dış ticaret hedefimizin ne olacağını merak ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

Birçok ülke ile görüşmelerini sürdürdükleri serbest ticaret anlaşmalarına (STA) değinen Olpak, iş dünyası olarak STA müzakeresini değerlendirmenin de gündemlerinin ilk sıralarında olduğunu anlattı.

Olpak, ABD tarafından lobicilik faaliyetlerinin sürdürülebilir olarak götürülmesi açısından özel sektör kaynağı oluşturmanın önemli olduğunu belirterek, “ABD tarafında üçüncü başlık; farklı konuların ele alınabileceği bir ikili ulusal komisyon kurulabilir mi fikri. Bu önerdiğimiz alanlardan birisi. NEticede yine devlet yetkililerimizin kararıdır. Ancak bu ikili komisyon kurulması sonuç alınan alanlardan bir tanesi.” açıklamasında bulundu.

Tedarik zinciri kavramı üzerine biraz daha çalışmaları gerektiğini dile getiren Olpak, burada neler yapabileceklerinin daha geniş ele alınmadı gerektiğini söyledi.

“AB ile müzakareler ne olursa olsun sürdürülmeli”

Nail Olpak, Türkiye’nin en büyük ticaret ortağının Avrupa Birliği olduğunu kaydederek, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Yılan hikayesine gelen üyelik süreci ne hikayesine gelirse gelsin sürdürülmeli. Gümrük Birliği mutlaka güncellenmeli. AB’nin gündeminde bir Yeşil Mutabakat süreci var. Bu bizim açımızdan da son derece önemli. Bu bir taraftan yeni bir ekonomik model demek. Diğer taraftan da ciddi riskler içeriyor. Yeşil Mutabakata uygun olmayan ürün ve hizmetlerin ‘dur, geçemezsin’ denileceği bir süreçle karşı karşıya kalmak.”

Olpak, bu konuda önlemlerin şimdiden alınması gerektiğini bildirdi.

Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşması’na değinen ve bu yıl itibarıyla anlaşmaya imza atan ülkelerle gümrük vergilerinin sıfırlandığını anlatan Olpak, anlaşmanın Türkiye gibi Afrika ile iş yapan ülkeler açısından arz ettiği önemden bahsetti.

Olpak, 15 Asya Pasifik ülkesinin küresel ekonominin yüzde 30’unu kapsayacak olan bir anlaşmaya imza attığını belirterek, “Önümüzde böylesine çok önemli bir süreç var. Burada bizim ne olacağımız önemli. Dolayısıyla 4 başlık: Ticaret blokları, Yeşil Mutabakat, tedarik zinciri ve ABD’deki yeni yönetim bizim bu süreçte gördüğümüz önemli değerlendirme alanlarımız.” dedi.

“Hızlı ve adil işleyen, kazanımları koruyan hukuk süreci sermaye için çok önemli”

DEİK Başkanı Olpak, neler yapılması gerektiği hususuna değinerek, şu açıklamalarda bulundu:

“Kısa vadede iki başlık ön plana çıkıyor. Bir tanesi, ‘Çok konuştuğumuz Türkiye algısının güçlendirilmesi’. Bu noktada algıyı güçlendirmek dediğimizde sermayenin yatırım kriterleri aklıma geliyor. Yatırım, ticaret yapacak sermaye sahipleri nezdindeki Türkiye algısından bahsediyorum. Sermaye iki temel başlığa bakıyor: Hızlı ve adil işleyen, kazanımları koruyan hukuk devleti. Birinci başlık bu. Hızlı olacak, 20 yıl devam eden davalarla karşı karşıya kalmayacak kişiler ya da şirketler. Bu, işin olmazsa olmazı. Maalesef bizim bu konudaki karnemiz kırıklarla dolu. Hukuk devletinde bir başka temel unsur: ‘Mevcut kazanımların korunması.”

Olpak, yapılan yatırımlarla ilgili bir süre sonra kriterlerin veya şartların değişmemesinin çok önemli olduğunun altını çizdi.

Ekonomide öngörülebilirliğin önemine işaret eden Olpak, “Türkiye’de ekonomiyi döviz hareketiyle algılıyor vatandaşımız. Döviz deyince de doları anlıyoruz. Ancak iş dünyası olarak baktığımızda bizim açımızdan döviz ve faiz kadar bizi etkileyen önemli bir unsur bunların makul bir aralıkta stabil olması. Hızlı, adil ve kazanımları koruyan hukuk devleti ile öngörülebilir bir ekonomik ekosistem bizim açımızdan kısa vadedeki en önemli önerilerimiz.” ifadelerini kullandı.

“Taleplerimizden birisi de kaliteli ve ucuz finansmana erişim”

Nail Olpak, önerilerinden birisinin “kaliteli ve ucuz finansmana erişim” olduğunu belirterek, uluslararası fonlardan daha fazla pay alınması, yeşil finansmana, sürdürülebilirlik fonlarına ve katılım finans fonlarına biraz daha fazla ulaşılması gerektiğini anlattı.

Türkiye’nin transit ticaretten yeterince pay alamadığını dile getiren Olpak, “Transit ticaret çok önemli. Bunu yapmanın teşvik edici bazı unsurları olmalı.” dedi.

Olpak, transit ticaretten daha fazla pay alınmasının ülke ekonomisi açısından öneminden bahsederek, bunun da önemli bir başlık olduğunu bildirdi.

İhracatını belirli bir oranda artıran firmalara daha fazla destek sağlanabileceğini vurgulayan Olpak, şirket özkaynakların artırılması konusunda bazı desteklerin sunulması halinde bunun olumlu yansımalarının görülebileceğini söyledi ve belirli ülkelerde üretim tesisleri alan şirketlerin satın alınmanın finansmanı yoluyla destek desteklenmesi gerektiğinin altını çizerek, bu konuda kendilerine talep geldiğini aktardı.

Uzun vadede öneriler: Diaspora ve dijital ekonomiye geçiş

DEİK Başkanı Olpak, uzun vadede üç önerilerinin bulunduğunu, bunlardan birincisinin “diaspora” olduğunu belirterek, son dönemde yaşananların güçlü diasporanın ve sivil inisiyatifle yapılacak diasporanın ne kadar önemli olduğunu gösterdiğini söyledi.

Yurt dışında özellikle yatırım ve müteahhitlik işlerinde yerel istihdamın karşılarına çıktığını, yetişmiş eleman bulma konusunda sıkıntı yaşadıklarını dile getiren Olpak, “YTB (Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı) ile protokol imzaladık. YTB’nin Türkiye bursları var farklı ülkelerden öğrencilere burs veriyor. Onları tespit ederken o ülke bazında Türk özel sektörünün ihtiyacı olan alanlarda burs verilmesi. Bu, bizim ileriye yönelik önemli bir yatırımımız olacak.” diye konuştu.

Olpak, üçüncü başlıklarının dijital ekonomi olduğunu kaydederek, KOBİ’lerin dijitalleşmesinin öneminden bahsetti.

“Türkiye’ye hiç yatırım yapmayan küresel şirketlerle görüşüyoruz”

Nail Olpak, bu süreçte DEİK olarak yaptıkları ve yapacakları 6 maddeye değinerek, Türkiye’ye hiç yatırım yapmayan uluslararası şirketlerle görüşerek eksiklerini tespit edeceklerini söyledi.

ABD’de eyalet tabanlı bir iletişim sistemini kurmaları gerektiğini dile getiren Olpak, “Bunun için ABD’de faal Türk şirketleri ile Türkiye’de faal Amerikan şirketleri ile onların kongre üyelerinin eyalet ve seçim bölgeleriyle eşleştiren bir çalışma başlattık. ABD’de T100 isimli bir çalışmamız var. ABD’deki 100 kanaat önderini, karar vericiyi Türkiye dostu yapmak için Türk Amerikan İş Konseyi’ne (TAİK) görev verdik.” dedi.

Olpak, DEİK’in başlıkları arasındaki üçüncü konunun Yeşil Mutabakat olduğunu, AB’nin bu alandaki çalışmalarının kendileri için hayati bir önem arz ettiğini kaydederek, DEİK Yeşil İnisiyatifi ve yeşil yaşam çalışması sürdürmeleri gerektiğini bildirdi.

Nail Olpak, “2050 yılı için kendimize ‘sıfır karbon’ hedefi koyalım ve bunun üzerine çalışalım.” diye konuştu.

Dördüncü başlıklarının Asya Pasifik olduğunu ifade eden Olpak, “Bizim dış ticaretimizdeki Asya Pasifik’in ve Çin’in açık payı düşündüğümüzde bu bölge zor bir hedef. ASİAN çalışma grubumuzu oluşturduk. 19 iş konseyimiz var. Bu süreçte ihracatımızı artırarak dış ticaretimizi dengelemek için ne yapmamız gerekir konusuna çalışıyor olacağız.” ifadelerini kullandı.

Olpak, beşinci başlıklarının Afrika olduğunu, burasının Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Anlaşması ile gümrük vergilerini sıfırlandığını anımsatarak, bu konunun Türkiye’ye neler getireceği konusunda çalışmalarının sürdüğünü anlattı.

Son başlıklarının Almanya olduğunu ve bu ülkeye yönelik özel bir çalışma başlattıklarını kaydeden Olpak, devamında Fransa ve İngiltere iş konseylerinin de benzer bir modelle ayrı ayrı çalışmaya başlayacağını bildirdi.

Fiyat istikrarının iş dünyası için önemine dair bir soru üzerine Olpak, ekonominin genel itibarıyla döviz ve faiz üzerinden konuşulduğunu, fiyat istikrarının iş dünyası için öneminin kuşkusuz olduğunu söyledi.

Yeni döneme ilişkin plan ve projelerinin hükümet konusunda nasıl karşılık bulduğuna karşılık soruya cevaben Olpak, “Beklentimiz tam destek olması. Benim gördüğümüz Cumhurbaşkanımızın şöyle bir yaklaşımı var: Anında yorum getirmiyor, kendisi çok dikkatli şekilde dinliyor, not alıyor. ABD konusunda onun da süreci gözlemle noktasında olduğu kanaatindeyim.” diye konuştu.

Olpak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekonomi kurulundaki herkesi tek tek dinlediğini bildirdi.

“Hukuk reformunun ihtiyaçlara cevap vereceğini düşünüyoruz”

Nail Olpak, üzerinde çalışılan hukuk reformunun yabancı yatırımcılar açısından eksiklikleri giderip gidermeyeceğine dair soruya karşılık, bu konuda görüşlerin alındığını, ciddi zaman harcandığını söyledi.

Bu reformun ihtiyaca cevap verecek şeklinde olması gerektiğini ve bu yönde olacağını düşündüklerini dile getiren Olpak, reformların eksiklikleri gidermesi konusunda çalışıldığını anlattı.

Olpak, ABD ile eyalet bazlı T100 çalışmasına ilişkin soru üzerine, 100 kişinin önce perspektifinin alınmasının doğru olduğunu düşündüklerini, bu konuda Türk Amerikan İş Konseyi’ne görev verdiklerini, ABD ile ilişkilerin geleceği konusunda projenin çok önemli olduğunu bildirdi.

Salgın sürecinde alternatif tedarik merkezlerinin öneminin ortaya çıktığına ve Türkiye’nin bu süreçte Çin’e alternatif olacağına dair düşüncelerin olduğuna ancak bu süreçte Türkiye’nin bazı sorunlarla karşı karşıya kaldığına dair bir yorum üzerine Olpak, Ticaret Bakanlığı’nın bu süreçte lojistik merkezleri kurmaya karar verdiğini anlattı.

Türkiye’nin kuracağı lojistik merkezlerin öneminden bahseden Olpak, bu merkezlerin sürdürülebilir olması için çalışmalarının sürdüğünü bildirdi.

“ABD ile ticarette öne çıkan sektörlere yenileri eklendi”

DEİK Bakanı Olpak, ABD ile 100 milyar dolarlık dış ticaret hedefinde daha önce öncelikli olarak belirledikleri sektörlerden bazılarının hazır giyim, mobilya, inşaat malzemeleri, beyaz eşya ve mücevherat olduğunu kaydederek, salgın sürecinde bu sektörlere enerji, elektronik ve sağlığın eklendiğini söyledi.

Bürokraside yaşanan aksamalardan ve sıkıntılardan bahseden Olpak, bunları aşmak için çalışmalarının sürdüğünü, bürokrasiye performans değerlendirme kriterinin gelebileceğini aktardı.

Olpak, “Şu anda ,tabiri caizse, salgın sürecinde bir sel devam ediyor. Sel gider kum kalır. Türkiye’nin salgın sürecinde geldiği yer, muhataplarına verdiği hizmet ve 100’den fazla ülkeye verdiği sağlık alanında verdiği desteğin bize çok iyi bir dönüşü olacağını düşünüyorum.” dedi.

“İngiltere’de de lobi faaliyetleri yürütülecek”

Nail Olpak, Almanya’daki Türkiye algısı konusunda yapılan lobi çalışmalarından bahsederek, İngiltere’nin Almanya’dan sonra en fazla ihracat yaptıkları ülke olduğunu ve dış ticaret fazlası verdiklerini, benzer bir çalışmanın İngiltere’de de yürütüleceğini söyledi.

“İngiltere ile yapılacak Serbest Ticaret Anlaşması bizim Gümrük Birliği’nde güncellenmesini istediğimiz kriterleri karşılıyor mu?” sorusu üzerine Olpak, şu açıklamalarda bulundu:

“Kısmen var. Orada baktığımızda tarım ürünleri dahil edilebildi. Yatırım ürünleri ve hizmetler başlığı var. Bu başlığın ise 2 yıl içerisinde bu anlaşmanın gözden geçirilmesi ondan sonra o başlıkların anlaşmaya dahil edilmesi konusu var. En azından 2 yıl sonra iki ayrı alanın da gireceği, Gümrük Birliği’nin güncellenmesine ön ayak olan pozitif bir anlaşma.”

Türk müteahhitlerin Libya’da 4 milyar dolarlık alacağının olduğunu dile getiren Olpak, “Bunun aşılması çok önemli. Sonrasında Libya’yı çok önemli görüyorum.” diye konuştu.

Olpak, Azerbaycan’ın işgalden kurtardığı Karabağ topraklarında Türkiye açısından bir fırsat bulunduğunu anlattı.

İSTANBUL (AA) – Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Hollanda İş Konseyi Başkanı ve FİBA Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Murat Özyeğin, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının, gelişmiş ekonomilere küresel tedarik zinciri içinde tek ülkeye, yani Çin’e bağımlılığın ağır risklerini gösterdiğini belirterek, “Dünyanın pek çok noktasında olduğu gibi bu sürecin bir etkisi olarak Hollanda’da da tedarikçi ülkeleri çeşitlendirme eğilimi güçlenecektir. Bu süreçte Türkiye gibi Avrupa’ya yakın mesafedeki alternatif ve güvenilir tedarikçilerin daha fazla aranacağını, özellikle Türk ürünlerine olan talebin giderek artacağını düşünüyorum.” dedi.

Türkiye ile Hollanda arasındaki ilişkilerin kökleri yüzlerce yıl öncesine dayanırken, iki ülke arasındaki ticaret hacmi de her geçen yıl artış gösteriyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye, bu yılın ilk 4 ayında Hollanda’ya 1,7 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirirken, bu ülkeden de 1,2 milyar dolarlık ithalat yaptı.

Geçen yıl yaklaşık 5,8 milyar dolarla Hollanda’ya tarihinin en yüksek ihracatını yapan Türkiye, bu ülkeden de 3,2 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirdi. Hollanda’ya 2015-2019 yıllarını kapsayan 5 yılda yapılan ihracat 22,2 milyar dolar, bu ülkeden yapılan ithalat da 16,6 milyar dolar oldu.

Türkiye’ye doğrudan yatırım konusunda da Hollanda, önde olan ülkeler arasında bulunuyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre, 2002-2019 yılları arasında Hollanda, Türkiye’ye 25,5 milyar dolarlık doğrudan yatırım gerçekleştirdi. 18 yılda Türkiye’ye yapılan 160,6 milyar dolarlık doğrudan yatırımın yüzde 16’sına Hollanda imza attı.

Hollanda 2004, 2006, 2007, 2014, 2016, 2017, 2018 ve 2019’da Türkiye’ye en fazla doğrudan yatırım yapan ülke oldu. Bu yılın ilk 4 ayında da Türkiye’ye yapılan 2 milyar 196 milyon dolarlık doğrudan yatırımın 152 milyon doları Hollanda’dan geldi.

Aynı zamanda Türkiye’nin yurt dışına en çok yatırım yaptığı ülkelerin başında Hollanda geliyor. 18 yılda Türkiye’nin, yurt dışına doğrudan yatırımlarının toplamı 47,3 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu yatırım miktarının 13,8 milyar doları Hollanda’ya yapıldı. Türkiye’nin toplam doğrudan yatırımlarının yaklaşık yüzde 30’u bu ülkeye yapılmış oldu.

Türkiye, 2002, 2006, 2010, 2011, 2012, 2013, 2015, 2018 ve 2019 yıllarında en fazla doğrudan yatırımı Hollanda’ya yaptı. Bu yılın ilk 4 ayında da Türkiye, 586 milyon dolarlık doğrudan yatırımın 216 milyon dolarını Hollanda’ya gerçekleştirdi.

“Umuyoruz ki Türkiye, bu süreçten güçlenerek çıkan ülkeler arasında yer alacak”

DEİK Türkiye-Hollanda İş Konseyi Başkanı ve FİBA Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Murat Özyeğin, AA muhabirine, Türkiye ile Hollanda arasındaki ticari ilişkilerin geleceği, yatırımlar ve salgının dünya ticaretine etkisine ilişkin sorularını yanıtladı.

Salgınla mücadelede alınan önlemler nedeniyle kesintiye uğrayan ticari faaliyetlerin, dünya ekonomisinin hızlı şekilde daralmasına sebep olduğunu belirten Özyeğin, pek çok gelişmiş ülkenin, ekonomik sistemlerini ayakta tutabilmek için kamu yardımlarına başvurduğunu hatırlattı.

Özyeğin, devletlerin, şimdilik bu maliyetleri üstlendiğini ancak bu durumun kamu borçlarını da önemli ölçüde artırdığını söyledi.

Bu borçların ödenebilmesi için ekonomik faaliyetlerin yeniden hız kazanması ve dünya ekonomisinin yeniden büyüme yoluna girmesi gerektiğini vurgulayan Özyeğin, “Diğer yandan, bu süreci tüm sektörlerin aynı ağırlıkta yaşadığını söyleyemeyiz. Tamamen duran faaliyet alanları olduğu gibi e-ticaret, kargo ve bazı teknolojik çözüm şirketleri gibi bu dönemde gelirleri artan sektörler de oldu. İyileşmenin hızı ve derinliği, her ülkede ve her sektörde farklı şekilde olacaktır. Umuyoruz ki Türkiye de bu süreçten güçlenerek çıkan ülkeler arasında yer alacaktır.” diye konuştu.

“Hollanda ile ticari ilişkileri derinleştirmeye çalışıyoruz”

Murat Özyeğin, dünyanın en büyük 20 ekonomisi sıralamasında GSYH bazında Hollanda’nın 17’nci, Türkiye’nin ise hemen ardından 18’inci sırada yer aldığını bildirdi.

Diplomatik ilişkilerinin 400 yıldan fazla tarihi olan bu iki ülke arasında iş birliklerini artırmanın iki ülke için de yeni fırsatlar anlamına geldiğini ifade eden Özyeğin, DEİK Türkiye-Hollanda İş Konseyi Başkanlığı’nı yürütürken mevcut ticari ilişkileri derinleştirmeye ve yeni iş fırsatları yaratarak ticari ilişkileri büyütmeye ve geliştirmeye çalıştıklarını anlattı.

Özyeğin, devamla şu değerlendirmelerde bulundu:

“FİBA Grubu Yönetim Kurulu Başkanı olarak, Hollanda yakından tanıdığım bir ülke. Hollanda’daki yatırımımız Credit Europe Bank’ın faaliyetleri dolayısıyla Hollanda iş dünyası ile yakın bir ilişki sürdürüyoruz. Buradaki gözlemlerim, iki ülke, millet arasındaki ilişkinin sadece ticaretle sınırlı kalmadığını, sosyal ve kültürel paylaşımın, etkileşimin de yüksek olduğunu gösteriyor. Özellikle Hollanda’da yerleşik Türk şirketlerinin ve faal girişimcilerimizin varlığı bu ilişkiyi dinamik tutan bir etken. Bilhassa kişiler ve kurumlar arası özel ilişkilerin fark yaratabileceğini görüyoruz. Yeni tip koronavirüs salgını, gelişmiş ekonomilere küresel tedarik zinciri içinde tek ülkeye, yani Çin’e bağımlılığın ağır risklerini göstermiştir. Dünyanın pek çok noktasında olduğu gibi bu sürecin bir etkisi olarak Hollanda’da da tedarikçi ülkeleri çeşitlendirme eğilimi güçlenecektir. Bu süreçte Türkiye gibi Avrupa’ya yakın mesafedeki alternatif ve güvenilir tedarikçilerin daha fazla aranacağını, özellikle Türk ürünlerine olan talebin giderek artacağını düşünüyorum.”

“Hollanda, Türkiye ile iş birliği fırsatlarını değerlendirmek isteyecektir”

DEİK Türkiye-Hollanda İş Konseyi Başkanı Özyeğin, “Hollanda, son yıllarda Türkiye’ye en büyük doğrudan yatırımı yapan ülkelerin başında geliyor. Piyasaların normalleşmesiyle birlikte doğrudan yatırımlarda canlanma görür müyüz?” sorusu üzerine, şunları söyledi:

“Hollanda ile birbirine rakip değil, kaynakları itibarıyla birbirlerini tamamlayıcı ülkeler olmamız büyük bir avantaj. Dünyanın önde gelen tarım ürünleri ihracatçısı olarak Hollanda da normalleşme süreciyle beraber Türkiye ile iş birliği fırsatlarını mutlaka değerlendirmek isteyecektir. Hollanda’nın özellikle hayvancılık, inovatif tarım ve yenilenebilir enerji konusundaki bilgi ve deneyimden yararlanabiliriz. Avrupa’nın doğal kaynaklarının sınırlı olduğu bu alanda Türkiye’nin büyük bir zenginliği var. Ülkemizin geniş tarım arazileri, uygun iklimi, zengin su kaynakları ve yenilenebilir enerji yatırımlarına elverişli geniş bir coğrafyası olduğu düşünülürse özellikle bu alanlarda büyük yatırımlar çekebiliriz. Hollanda, imalat sanayisi de dahil olmak üzere hemen her alanda, kaynakların yeniden kullanımı ve sürdürülebilirlik başlıklarına çok önem veren bir ülke. Hollanda ile ekonomik ilişkilerimizin yoğunlaşmasının, ülkemizdeki sürdürülebilir ekonomi bilincinin yükselmesine de büyük katkı sağlayacağına inanıyoruz.”

“Şirketler karşılıklı satın alımlara başlayabilir”

Murat Özyeğin, iki ülke iş insanlarının hükümetlerden beklentileri, yeni dönemde şirket birleşme ve satın alma hamlelerine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.

Öncelikle, Avrupa ile en önemli ekonomik başlık olan Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği’nin modernizasyonunun, Hollanda ile ikili ticarette de önemli bir gündem maddesi olduğunu belirten Özyeğin, “Gümrük Birliği’nin bugün artık güncelliğini yitirmiş olan versiyonu, günümüzün dijitalleşmiş ekonomilerinin ihtiyaçlarına maalesef yanıt veremiyor ve iki dost ülke olarak daha güçlü ekonomik ilişkiler kurmamızı yavaşlatıyor. Hollanda ile ekonomik ilişkilerimizin seviyesini artırmak üzere Gümrük Birliği’nin modernizasyonu, en önemli konu başlığı olarak bizleri bekliyor.” dedi.

Özyeğin, küresel tedarik zincirindeki kırılmanın, farklı yatırım stratejilerini de gündeme getireceğini vurguladı.

Şirketlerin, Asyalı tedarikçilere bağımlı üretim modelini değiştirmek ve tedarikçilerini çeşitlendirmek üzere karşılıklı satın alımlara başlayabileceğini aktaran Özyeğin, “Ayrıca, ekonomide korumacılığın artması da dış pazara açılan şirketleri yerinde üretime zorlayabilir. Bu süreçte Hollandalı firmalar Türkiye’den şirket satın almaları yapabileceği gibi uluslararası yatırımlarını artırmak isteyen Türk girişimcilerin özellikle marka ve know-how değeri olan şirketleri satın alarak kendi potansiyellerinde sıçrama yaratabilecekleri yeni fırsatlar oluşabilir.” diye konuştu.

“(Sağlık sistemimiz) Yabancı yatırımcılar ve yabancı kamuoyu için bir güven unsuru”

DEİK Türkiye-Hollanda İş Konseyi Başkanı Özyeğin, “Türkiye, salgın sürecinde sağlık alanında başarılı sınav verdi ve vermeye devam ediyor. Yabancı yatırımcı açısından bu başarı, yeni hikayelerin yazılmasına ne gibi katkılar sunar?” şeklindeki soru üzerine, Türkiye’nin çok güçlü ve modern bir sağlık altyapısı olduğunu bu süreçte bir kez daha gördüklerini söyledi.

Yakın zamanda sağlık alanında büyük yatırımlar yapılması, yatak ve yoğun bakım ünite sayısının fazla olması ve tedavi protokollerinin etkin şekilde uygulanmasının iyileşme oranlarının çok yüksek olmasını sağladığını belirten Özyeğin, özel sektörün de sağlık sistemine destek olmak için seferber olarak örnek bir tutum sergilediğini ifade etti.

Özyeğin, şunları kaydetti:

“Teknoloji, altyapı, organizasyon ve insan kaynağı konularındaki bu etkinliğimiz, elbette yabancı yatırımcılar ve yabancı kamuoyu için de bir güven unsurudur. Başta sağlık turizmi ve yaşlı bakım hizmetleri olmak üzere turizm yelpazemizin yeni alanlarla genişlemesi ve turistlerin Türkiye’de kendilerini güvende hissetmeleri turizm gelirlerimiz açısından önemli bir konu olacaktır.”