Devlet Çoksesli Korosu klasik eserlerden yeni bestelere geniş bir programı sanatseverlerle buluşturacak

ANKARA (AA) – Devlet Çoksesli Korosu, yaz sezonunun ilk seyircili konserini Bilkent Senfoni Orkestrası eşliğinde Bilkent Odeon’da 18 Haziran’da gerçekleştirecek. Eserin solist kadrosunun koro sanatçılarından oluşan konserde, barok dönemin önde gelen eserlerinden “Vivaldi-Gloria” seslendirilecek.

Salgın ile mücadele kapsamında kapanma döneminde faaliyetlerini tamamen dijital mecraya taşıyan koro, dijital yayınlarına da bu dönemde devam edecek.

Koro, Ankara’da müziğin yeni merkezi Yeni CSO Konser Salonu’nda gerçekleştirdiği “insan sesi” temalı dijital prodüksiyonlarla salgından çıkış sürecinin hikayesini anlatmayı sürdürecek.

Kısıtlamaların azalmasıyla Yeni CSO Konser Salonu’nda seyircili konserler vermeye başlayacak Devlet Çoksesli Korosu, bir yandan da Türkiye’nin önemli antik kentlerinde sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor.

Koronun vurmalı sazlar ile vereceği “Carmina Burana” konseri, 15 Ağustos’ta Patara Antik Kenti, 18 Ağustos ise Hierapolis Antik Kenti’nden canlı olarak yayınlanacak.

A Capella konserler dijital ortamda

Devlet Çoksesli Korosu Şefi Dr. Burak Onur Erdem, yaz sezonu ve gelecek sanat sezonlarında verecekleri konserlerin içeriğine ilişkin AA muhabirine, konser çekimleri sırasında açıklamada bulundu.

Erdem, yaz sezonu ve gelecek sezonlar için geniş bir program hazırladıklarını belirterek, Vox Nostra (Bizim Sesimiz), Vox Intimus (İç Ses) ve Vox Humanis (İnsanın Sesi) adlı bir üçlemeyle konser projesi hazırladıklarını ve bunu üç aya yayacaklarını aktardı.

A capella prodüksiyonlarının yaz ayları boyunca koronun YouTube kanalında yayınlanacağını anlatan Erdem, “1,5 yıldır ülkemizde ve dünyamızda yaşadığımız bu zor dönemin karanlığından çıkış ışığını birlikte aramak için sanatsal üretimimizi, salgından sonraki yeni döneme bir bakış olarak düşünüyoruz. Birbirimizden uzak kaldığımız bu dönemin karanlığını sanatın birleştirici gücünün yaydığı ışıkla aşacağız.” ifadelerini kullandı.

Yaz aylarında antik tiyatrolarda ve Türkiye’nin önemli tarihi mekanlarında açık hava konserleri yapmayı planladıklarına dikkati çeken Erdem, her zamanki gibi Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO) ile ortak projelerde de buluşacaklarını kaydetti.

Yeni format: “Birlikte Söyle”

Şef Erdem, Türkiye’de koro dünyasının çok güçlü olduğunu ve koroların bir araya gelince tarihi anlar yaratabileceğine inanarak yeni sezonda “Birlikte Söyle” projesine başladıklarını söyledi.

Erdem, öncelikle Yeni CSO Konser Salonlarının açık hava sahnesinde, ardından İstanbul AKM açılışı kapsamında, daha sonra da Türkiye’nin farklı şehirlerinde amatör koroların açık havada bir araya geleceği, sessiz geçen bu dönemin ardından koroların hep birlikte şarkılar söyleyerek buluşacakları etkinlikler düzenleyeceklerini kaydetti.

İki yıllık ulusal ve uluslararası konser planlarının hazır olduğuna işaret eden Erdem, adım adım bu planın uygulamaya geçeceğini dile getirdi.

“Türkçe metinlerin Avrupalı sanatçılar tarafından bestelenmesi çok önemli”

Hem YouTube prodüksiyonlarında hem sezon a capella konserlerde birçok eserin prömiyerini yapacaklarını ve bazı eserleri de ilk kez kayıt altına alacaklarını vurgulayan Erdem, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Devlet Çoksesli Korosunun Avrupalı bestecilere yazdırdığı Türkçe eserler artık bir gelenek oldu. Giovanni Bonato (İtalya) Yunus Emre’nin, Henning Sommerro (Norveç) Mevlana’nın, Eurico Carrapatoso (Portekiz) Nazım Hikmet’in ve Sean Doherty (İrlanda) Orhan Veli’nin dizelerini besteledi. Bu toprağın şiirinin Avrupalı bestecilerin duyumunda nasıl bir yer edindiğini görmek bizler için çok orijinal bir içerik oluşturuyor. Elbette Devlet Çoksesli Korosunun Avrupa Profesyonel Korolar Birliğinin (TENSO) 21 üyesinden biri olduğunu unutmayalım. Avrupalı korolar arasında Türkçe eserlerin dolaşımını sağlamak ve uluslararası ortaklıklarımızı beslemek bizim için bir öncelik. Bir yandan Türk bestecilerimizin ödüllü eserlerinin prömiyerleri de önce dijital ardından da canlı konserlerde yer alıyor olacak.”

Şef Erdem, koro projelerinde ayrıca yeni enstrümanlarla iş birliği yaparak yeni ses dünyalarını keşfetmeyi hedeflediklerinin altını çizdi.

Projenin ilk kaydında Türk beşlerinden Ahmed Adnan Saygun, Ulvi Cemal Erkin ve Necil Kazım Akses’in eserlerini seslendirdiklerini belirten Erdem, projede insan sesine en yakın tını dünyasına sahip biri olan klasik kemençe ile iş birliği yaptıklarını söyledi.

Erdem, şunları kaydetti:

“Sıradaki kaydımızda ise Yunus Emre, Mevlana ve Kul Nesimi’nin şiirlerini seslendirirken ney ile koroyu bir araya getireceğiz. Beste Yarışmamızın ödüllü eserlerinden Volkan Akkoç’a ait Aşkından Yanar Yüreğim eserinin ilk seslendirilişi de bu projede dijital olarak gerçekleşecek. Üçüncü a capella kaydımızda ise Nazım Hikmet ve Orhan Veli’nin şiirlerini seslendirirken bir klarnet bize eşlik edecek. Orhan Veli’nin babasının da bu topraklarda büyük bir müzik üstadı ve klarnetçi olduğunu hatırlarsak, projelerimizde ilginç bağlantılar kurduğumuzu göreceksiniz. Devlet Çoksesli Korosu olarak bir yandan bu toprağın köklerine uzanırken, bir yandan yeni zamanın yeni müzik formlarını yaratıyoruz.”

Burak Onur Erdem, kısıtlamalar kapsamında uygun şartlar oluştuğunda, dijital mecrada yayınladıkları projeleri canlı konserlerde de seyircilerle buluşturmak için sabırsızlandıklarını sözlerine ekledi.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

KONYA (AA) – Türkiye Bisiklet Federasyonu Başkanı Erol Küçükbakırcı ve Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, tura ilişkin Mevlana Kültür Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi.

Hazırlıkların tamamlandığını belirten Küçükbakırcı, turun başlamasını heyecanla beklediklerini söyledi.

26’ncısı düzenlenecek turu başarılı bir şekilde tamamlamak için önemli bir hazırlık sürecinden geçtiklerini belirten Küçükbakırcı, “Bu yıl pandemiye rağmen 20 takımla koşuyoruz. Mevlana Bisiklet Turu’muz, Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu’ndan sonra Türkiye’nin en büyük bisiklet turu haline geldi. Yarın inşallah startımızı vereceğiz. 4 gün sürecek olan Mevlana Bisiklet Turu, hem şehrimizin tanıtımına katkıda bulunacak, hem de katılanların güzel hatıralarla ülkelerine dönmelerini sağlayacak.” ifadelerini kullandı.

Küçükbakırcı, ülke genelinde bisiklet kullanımını arttırmak istediklerini vurgulayarak, “İnsanların hareketli yaşamı tercih etmesi, bu tür organizasyonlara bağlı. 70’li yıllardan bu yana otomobil çok şımartıldı. İnsanların ekonomik durumu düzeldikçe herkes otomobil aldı ama hareketli yaşam azaldı, hava kirliliği arttı, hastaneler doldu, enerji son derece sıkıntılı bir hale geldi. Bu organizasyonlarla bisiklete binen insan sayımız inşallah her geçen gün artacak.” diye konuştu.

Küçükbakırcı, katılımcıların tamamından Kovid-19 testi istediklerini, turun sağlıkla tamamlanması için gayret gösterdiklerini bildirdi.

Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Altay da Konya’nın, dünyanın “en önemli” bisiklet şehirlerinden biri olması için çalıştıklarını, projeler ürettiklerini söyledi.

Mevlana Bisiklet Turu’nun da bu anlamda önemli olduğunu altını çizen Altay, “Bu yıl pandemiye rağmen 15 ülkeden 20 takımla Mevlana Bisiklet Turu yapılmış olacak. Tabii Konya, bisiklet denilince ilk akla gelen şehir. Bisiklet yollarımız, bisiklet tramvayımız, ‘Bisiklet Master Planı’mız, otoparklarda bisiklet için ayırdığımız alanlar, akıllı bisiklet ulaşım sistemimiz, otobüslerdeki bisiklet aparatlarımız artık Konya’nın Türkiye’de takip edilmesini sağlamış oldu. İnşallah Mevlana Bisiklet Turu hem Konya’mızın tanıtımına hem de bisiklet şehri olmasına önemli bir vurgu yapacak.” değerlendirmesinde bulundu.

Turun, kentin tanıtımı için önemli bir fırsat olduğunu dile getiren Altay, şunları kaydetti:

“Tur 4 etapta gerçekleşecek. İlk etapta Konya-Sarayönü-Ladik, ikinci etapta Konya-Kilistra, üçüncü etapta Konya-Sille ve son etapta Konya-İsmil-Çumra güzergahlarında koşulmuş olunacak. Spor camiasının gözü kulağı şehrimizde olacak. İnşallah alnımızın akıyla bunu tamamlamayı planlıyoruz. Bir de müjde vereceğim. Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu’nun da bazı etaplarına Konya olarak 12 Nisan’da ev sahipliği yapacağız. Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu, tüm dünyanın takip ettiği bir tur haline geldi. Bazı etaplarının şehrimizde olması bizim için bir memnuniyettir. İnşallah yarışların çok büyük bir mücadele ve başarıya vesile olmasını temenni ediyorum.”

İSTANBUL (AA) – Trabzon’da dünyaya gelen 39 yaşındaki Topal, ilk albümünü 2009 yılında “Heyyamo” adıyla müzikseverlerle buluşturdu.

Yaklaşık 20 yıllık müzik hayatına Türkiye’nin yanı sıra yurt dışında da verdiği konserlerle devam eden genç sanatçı, müzikal çalışmalarına ve Karadeniz türkülerinin halk kültüründeki yerine ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulundu.

Topal, Artvin’in Hopa ilçesinin bir köyünde ilkokula giderken, henüz 2. sınıftayken kuzeninin blok flütü sayesinde müziğe olan ilgisinin başladığını söyledi.

Kendi kendine blok flütle notaları öğrendiğini kaydeden Topal, “Hatta çift flütte 3, 4 noktalı şarkıları böyle üçlü bir tez yaparak çalmaya başladım. O şekilde bir müziğe adımım oldu. Sonraki yıllarda bunu tüm röportajlarında anlatırım güzel bir hikaye çünkü. Bir düğünde ilk defa keyboard gördüm. Nasıl bir şey diye merak ettim. İmkanlar yoktu. Tuşlarını aklıma yazıp, eve gittiğimde kağıda çizip, flütle de çalıp etütler yapmaya başladım.” diye konuştu.

Aydoğan Topal, oyuncak bir org vasıtasıyla da kendini geliştirdiğini belirterek, şöyle devam etti:

“Sonrasında yine bağlama gördüm. Kuzenim üniversitedeyken almıştı ve bırakmıştı. Sonra bağlamayı aldım ama nasıl çalınacağını bilmiyorum. Klavye gibi düşündüm, yatırdım bağlamayı. Her ses bir aralık diye hesapladım. Vura vura doğru şarkıları yani yerlerini belirleyip melodileri çıkardım. Sonra TRT’de müzik programları falan olurdu. Orada bağlama nasıl tutulur, neler yapılıyor onları izleyerek, analiz ederek, etütler yaparak bağlama çalmaya başladım. Yaklaşık 2005 yılına kadar da sahnelerde bağlama çaldım. Sonrasında gitara döndük. Bağlamaya da devam ediyorum. Bazı sahnelerde kullanıyorum ama ana enstrümanım şu anda gitar oldu.”

Lise döneminde birçok yerde sahne almaya başladığına işaret eden Topal, “Lise bittikten sonra çeşitli yerlerde, festivallerde, Karadeniz bölgesinin birçok yerinde konserlere davet edildik. Sonrasında ‘işin merkezi İstanbul’ dedik. Mecburen 2002, 2003 yılında İstanbul’a geldim ve daha profesyonel bir döneme başlamış olduk.” dedi.

“Her zaman kendim olmaya çalıştım”

Genç sanatçı, farklı ülkelerin, kültürlerin çeşitli müzik tarzlarını dinlediğini, bu anlamda da kendi sanat hayatında farklı bir müzik tarzı ortaya koymaya çalıştığını dile getirerek, şunları kaydetti:

“Her zaman kendim olmaya çalıştım. Türkiye’de çok güzel müzikler yapılıyor ama müzisyenlerde şöyle bir şey vardır. Birini çok sevdiği, beğendiği zaman kulak, yorum tarzı ona evriliyor. O yüzden farklı bir tarz oluşturmaya çalıştım. Ben Karadenizliyim, orada doğdum, büyüdüm, orada anılar biriktirdim. Yani kendi kültürüm, özüm olduğu için onun motifleri, o melodik akışları, sözlerin tamamlayıcılığının falan bende ayrı bir yeri var. Yani benim özüm, geçmişim aslında.”

Türküler üzerine bir değerlendirme yapan Aydoğan Topal, “Türküleri, geçmişteki tüm yaşanmışlıkları, o duyguları, acıları, kızgınlıkları, isyanları, heyecanı, hüznü, aşkı, günümüze yansıtan bir ansiklopedi gibi görüyorum. Yani geçmişte yaşanan her şeyi günümüze aktarıyorlar. Bu anlamda benim için türküler değerlidir.” ifadelerini kullandı.

Topal, günümüzde türkülerin yeni formlarla yorumlanmasına ilişkin de şunları söyledi:

“Teknolojinin gelişmesiyle birlikte yeni tarzda, farklı deneysel şeyler de yapılıyor. Ben iki formu da beğeniyorum. Olması gerektiğini düşünüyorum. İşin özü önemli olan sanat olsun, bir şekilde olsun ama olsun. Gençleri yanımıza çekebilmek gibi bir misyonum var. Dinledikleri tarzda, enstrümanları, o akışı, o ritmi, o teknolojiyi kullanarak, geçmişle günümüzü harmanlayıp, günümüzdeki gençleri de yakalamayla ilgili bir derdimiz var. Bu anlamda çok arkadaşım var. Volkan Konak, geçmişte Kazım Koyuncu, Fuat Saka, Erkan Ocaklı. Birçok üstadımız bunu amaçladı. ‘Yeni nesil gençler, Karadeniz müziğinden kopmasın’ diye güne uyarlayarak yine o Karadeniz’in ana temel enstrümanlarını, o sözlerindeki akışı, yapısını da bozmadan, melodik yapısını zenginleştirerek yeni nesil gençleri de aramıza almayla ilgili bir çalışmaydı hep ve bu da başarılı oldu zannedersem. Yani şu an 10 yaşında, 15 yaşında gencecik çocuklar bile Karadeniz müziği ile ilgili böyle çalışmalar yapmak istiyorlar. Geleceğe bir şeyler aktarmak istiyorlar.”

“Sınırsız söz getirsinler, istediğim formatta bestelerim”

İki solo albümü ve 1 single çalışmasının yanı sıra karma albümlerde de yer alan Topal, “Ben müzikte de hızlı tüketime karşıyım. Şu an 150’nin üstünde bestem var. Bir kenara koymuşum. Annemin yazdığı, abimin yazdığı sözler, benim beslediğim birçok eser var. Ama bir şeylerin tadında gitmesi lazım. Çünkü toplum olarak da çok hızlı tüketen bir toplum olduk. Şu anda pandemi sürecinin nereye akacağını bilmiyoruz ama yapacağımız yeni çalışmalarımız da var.” dedi.

Genç sanatçı, müzik hayatında şarkı sözleri yazmaktan ziyade daha çok beste anlamında çalışmalar yaptığını aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Söz yazma gibi bir becerim çok yok. Birkaç şarkım var. Ama melodik anlamda bestelemekte sınırım yok. Sınırsız söz getirsinler, istediğim formatta bestelerim. Ama o duyguyu, o sözleri hissedip benimsemem gerekiyor. Geçen şöyle bir şey oldu, ortak bir arkadaş vesilesiyle ‘Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz’ dizisinin toplantısına katıldım. Başrol oyuncusu Oktay Kaynarca’nın annesinin vefatıyla ilgili bir sahne vardı. Onu gösterdiler ve çok etkilendim. Annesini, yeğenlerini, çocuklarını, eşini kaybetmiş ve yine de dik durmaya çalışıyor. Sığınacak bir dalı kalmamış. Bunlar geldi aklıma. Akşam eve gittiğimde gitarı tıngırdatırken hemen bir duygu geldi ve Karadeniz formunda bir beste yaptım. Sözlerini de ben yazdım. Mesele onun da yakında çalışmasını yapıp sunacağım. Belki dizide de kullanacaklar, bilemiyorum. Yani bu şekilde duygu endeksli biraz bestelerim.”