Dink cinayeti davasında eski jandarma istihbarat görevlisi 2 sanığa tutuklama kararı

İSTANBUL (AA) – Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin 4’ü tutuklu, 13’ü firari 76 sanığın yargılandığı davanın İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmasında, hazır sanıkların mütalaaya karşı savunmaları alındı.

Mahkeme heyeti başkanının, kaçma girişiminde bulunduğuna ilişkin mahkemeye belge geldiğini ve ev hapsi kararı verdiklerini hatırlattığı sanıklardan eski Trabzon Jandarma Komutanı Ali Öz’ün, bu konuda ve mütalaaya karşı diyecekleri soruldu.

Kaçma iddialarıyla ilgili konuşan Ali Öz, 24 Aralık 2020’de, yaşlı anne ve babasına bakmak için Konya’da bulunduğunu, Ecevit Ömür adlı bir kişinin kendisini o gün saat 12.00’de aradığını ve bir haber yayınlandığını söylediğini belirterek, şöyle konuştu:

“Haberim yok, dedim. Hal hatır sorduk kapattım. Yalnız Ecevit Ömür bana, ‘Eşim de arabada, bir yere gidiyorum.’ şeklinde tam hatırlayamadığım bir şeyler söyledi. Daha sonra internetten takip ettiğim haber sitelerine baktım, haberi göremedim. Bu arada İstanbul’dan arayan kızım da söyledi. Habertürk’te o haberi gördüm. Görünce hemen avukatımı aradım, onunla görüştüm. Öğleden sonra hemen bir dilekçe hazırladım. Sabah saat 05.00’te Konya’dan hareketle İstanbul’a geldim. Buraya da bir dilekçe sundum hemen. Benim öyle kaçma gibi bir şeyim yok.”

Mahkeme heyeti başkanın, “Gürcistan belge göndermiş, bir arayışta bulunduğunuza dair. Ayrıca belgede size ait cep telefonu var kimlerle irtibata girdiğinize dair.” ifadesi üzerine tekrar konuşan Öz, “Kabul etmiyorum. HTS kayıtları çıkarılsın. Yurt dışından sadece Ahmet adlı bir kişiyle görüştüm. Bir miras meselesiyle ilgiliydi. Böyle bir şeye tevessül etmedim ve etmem de. Benim yetişme tarzım ve aile anlayışım buna müsaade etmez.” diye konuştu.

“Olaydan önce Hrant Dink adını bilmiyordum”

Savcılık mütalaasıyla ilgili de savunma yapan Ali Öz, mütalaadaki iddiaların hiçbirisine katılmadığını ve Trabzon Jandarma Komutanlığı görevini tamamıyla yasal olarak yerine getirdiğini öne sürerek, şu savunmayı yaptı:

“2007 Ocak ayında Hrant Dink’in öldürülmesi üzerine, başta İçişleri Bakanlığı müfettişleri olmak üzere, belli makamlarca inceleme ve araştırma yapıldı. Ben kişisel olarak, öldürme olayı meydana gelene kadar Hrant Dink adını bilmiyordum, ilgimi de çekmiyordu. Bu olaydan sonra gazeteci olduğunu ve Agos’ta çalıştığını öğrendim. Yargılanmama sebep olan konu ise hiçbir belgeye dayanmayan, sadece bir sabah yapılan toplantıda şube müdürü tarafından iletilen, Dink ile ilgili plan yapıldığı bilgisinin şifahi olarak söylenmesidir. Bilgiyi aldığını söylediğini ifade eden bir personel bunu kale almıyor. Ancak bana aktarılmıyor. Uzman personel bilgi almışsa derhal kayda geçmesi gerekir. Bilgiyi akışa alıyor, kayda geçmiyor. Şifahen söylediğini iddia ediyor. Bunu kim rapor haline getirecek ve imzaya açacak? Görev tanımı açık. Komutanın bu işleri yapacak ne gücü ne zamanı vardır. Akşam bilgi alıyor, vermiyor. Sabah şube müdürleriyle asayiş toplantısı yapılıyor, otururken de kayda almıyor. Şifahen söylediğini beyan ediyor, hiçbir kayıt yok. Şube müdürü aradı. Gerekli işlemler için mesaj çekilmesini söyledim, formu imzaladım. Görevini zamanında yapmayan personel yanlış davranmıştır. Hakkımda görevi ihmal davası açıldı, mahkeme kararını verdi ve Yargıtay da bu kararı bozdu.”

Olayın azmettiricisi olan kişilerin, hem “eleman” olarak kullanılan hem de teknik olarak takibe alınan kişiler olduğunu dile getiren Öz, “Elde edilen bilgilerden sadece bir duyum işleme konulmuş. Trabzon’da dava açıldı, İstanbul’daki davayla birleştirilmesi talebi kabul edilmedi. Aradan yıllar geçti. 15 Temmuz’da sapkın grubun darbe girişiminden sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının, ‘FETÖ’nün ilk kurşunu Dink’in öldürülmesi’ olduğu iddiası sonrası pek çok jandarma görevlisi tutuklanmıştır. Bodrum’da arandığımı öğrendim. İstanbul’a geldim teslim oldum hemen ve mahkemede tutuklandım.” ifadelerini kullandı.

“Bilgiyi her zaman olduğu gibi getirselerdi, gerekeni yapardım”

Yargılama sırasında tahliye edildiğini ve FETÖ ile uzak ya da yakın hiç bir ilişkisi olmadığını savunan Öz, “Hrant Dink’in hiçbir sebep ve gerek olmadan ölmesini neden isteyeyim? Personelimi şehit eden teröristi bile canlı olarak yakalayıp ilgili yerlere teslimini sağladım. Dink’in öldürülmesini neden isteyeyim? Tanımam bile.” dedi.

Telefonlarının incelendiğini ve suç unsuruna rastlanmadığını da savunan Ali Öz, “Hayatım boyunca hiçbir derneğe üye olmadım, kanuna aykırı bir oluşumda olmadım. Personelimin aleyhime verdiği ifadeleri kabul etmiyorum. Bilgiyi yazılı hale getirip üst makama bildirmemeleri anlaşılır gibi değildir. Bende güven oluşturmuşlardı, bu hata nasıl yapıldı anlamış değilim. Bilgiyi her zaman olduğu gibi getirselerdi gerekeni yapardım.” diye konuştu.

Dink cinayetinin daha önce Ergenekon’a, Balyoz’a bağlanmaya çalışıldığını aktaran Öz, “2016 yılında ne değişti de, hangi belgeye ulaşıldı da olay bir anda FETÖ olayı haline geldi? Sadece bir varsayımdan hareket edilerek terörist ilan edildim. Trabzon’da FETÖ o dönem dini cemaat olarak biliniyordu. Benim bunlarla hiçbir ilişkim, irtibatım olmadı.” ifadesini kullandı.

Ali Öz beraatini talep etti.

Mustafa Küçük ve Ali Barış Sevindik

Mütalaaya karşı savunması sorulan sanıklardan Mustafa Küçük de suçlamalarla ilgili en ufak alakasının olmadığını ve zamanında FETÖ’cülere karşı çalışma yaptığı için kendisiyle birlikte bazı kişiler hakkında soruşturma başlatıldığını savunarak, “Ardından Dink cinayetine dahil edildim. Emekli oldum ve şimdi de avukatılk stajı yapmaktayım. Hakkımdaki telefon raporuna da katılmamaktayım. Ankesör aramasının örgütsel arama olduğu yönünde bir yazı yoktur. Söz konusu hatlar, aile üyelerim tarafından kullanılmaktadır. Haksız yere 14 gün gözaltında kaldım, 5 yıla yakın süredir de yargılanmaktayım. Mağdur oldum. Psikolojik tedavi gördüm. İsnat edilen suçlarla bir ilgim olmadığı anlaşılmıştır. Beraatime karar verilmesini talep ederim.” dedi.

Savunması sorulan sanıklardan eski İstanbul jandarma istihbarat görevlisi Ali Barış Sevindik ise ankesörlü telefon suçlamasıyla ilgili, cezaevinden çıktıktan sonra bütün hatlarımın kapandığını, icralık olduğunu gördüğü için 2017 yılında kız kardeşinin telefonunu kullanmaya başladığını belirterek, “2015 yılındaki ankesör aramasının bazılarına bakıldığında ayrı yerlerde olduğumuz görülecektir. Görüşmelerin tamamının kardeşime ait olduğu görülecektir. Bana yapılmış aramalar değildir.” diye konuştu.

Sanık Sevindik, Dink’in öldürülmesinden önce olay yerinde olduğu iddialarına ilişkin ise “Ben hiçbir zaman olay yerinde olmadım. Olaydan önce ve olaydan sonra da olmadım. Bulunmadığım bir yerden, göreve yönelik görüşmelerden ve sahip olmadığım bir telefon hattından suçlanmaktayım. Bu suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. Beraatimi talep ederim.” ifadesini kullandı.

Ara kararla iki tutuklama

Diğer sanıklar Bekir Yokuş ve Önder Araz’ın da savunmalarının alınmasının ardından davaya ilişkin ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, sunulan mütalaa ve isnat edilen eylemlerin dikkate alındığını belirterek, sanıklardan eski Trabzon jandarma istihbarat görevlileri Veysal Şahin ile Volkan Şahin’in dosya kapsamına göre, cinayetten daha önceden bilgisi olan ve Coşkun İğci vasıtasıyla haberdar edilen kişilerden oldukları belirtildi.

Dosya kapsamında sanıkların cinayeti daha önceden bildiklerine dair delillerin bulunduğunu ve sunulan mütalaada istenilen ceza durumunun dikkate alındığını kaydeden heyet, isnat edilen suçlara ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığının bulunduğu ve tutuklulukta geçen sürelerin azlığına göre sanıklar Veysal Şahin ve Volkan Şahin’in tutuklanmalarına, bu konuda sanıklar hakkında tutuklanmalarına yönelik yakalama emirleri çıkartılmasına karar verdi.

Heyet, haklarında konutu terk etmeme adli kontrol tedbiri uygulanan sanıklar Ecevit Emir ile Ali Öz hakkında, sanıkların bizzat duruşmaya gelerek takip etmeleri dikkate alınarak adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına, daha önceki aşamalarda uygulanan yurt dışına çıkış yasağının aynen devamına hükmetti.

Sanık Emre Cingöz hakkında İstanbul il sınırlarını terk etmeme, adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına ve yurt dışına çıkış yasağının aynen devamına hükmeden heyet, sanıklardan Sabri Uzun ve Ali Poyraz ile birlikte diğer sanıklardın da dinlenilmesi için duruşmayı 8 Ocak’a erteledi.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

Ankara İl Jandarma Komutanlığından yapılan açıklamaya göre, jandarma ekiplerinin suç ve suçluyla mücadelesi devam ediyor.

Bu kapsamda ekipler, 17-19 Eylül’de Bala, Gölbaşı, Akyurt, Etimesgut ve Ayaş ilçelerinde yaptıkları çalışmalarda 9’u Afganistan, 5’i Pakistan ve biri Bangladeş uyruklu olmak üzere 15 düzensiz göçmeni yakaladı.

Düzensiz göçmenlere “Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu”na muhalefet suçunu işledikleri gerekçesiyle kişi başı 4 bin 746 lira olmak üzere toplam 71 bin 190 lira idari para cezası uygulandı.

Göçmenler, Akyurt Geri Gönderme Merkezine teslim edildi.

Tarihi eser kaçakçıları jandarmaya yakalandı

Kültür ve tabiat varlıklarının korunması ile kaçakçılığın önlenmesine yönelik çalışmalarını aralıksız sürdüren ekipler, 21 Eylül’de Elmadağ ilçesinde E.O. ve M.E’nin piyasaya tarihi eser sürerek haksız kazanç elde edeceği bilgisine ulaştı.

Düzenlenen operasyonda yakalanan E.O. ve M.E’nin üzerinde gerçekleştirilen aramada, 56 sikke ve 13 muhtelif obje olmak üzere 69 tarihi eser ele geçirildi.

Tarihi eserlere Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne teslim edilmek üzere el kondu, E.O. ve M.E. hakkında adli işlem başlatıldı.

Uyuşturucu suçundan 7 şüpheli gözaltına alındı

Jandarma ekipleri, uyuşturucu madde imal ve ticareti faaliyetlerini önleme çalışmalarına da devam ediyor.

Bu kapsamda, 15-21 Eylül’de Altındağ, Güdül, Çankaya ve Yenimahalle ilçelerinde şüphe üzerine durdurulan 7 kişinin üzerinde ve bulundukları araçlarda arama yapıldı.

Yapılan aramada, 37 gram uyuşturucu madde ve 83 uyuşturucu hap ele geçirildi.

Operasyonlarda gözaltına alınan 7 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldı.

ANKARA (AA) – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan kararlara göre, Jandarma Genel Komutanlığına mensup tuğgeneraller Hakan Saraç, Turgay Aras, Ali İhsan Ersoy ve Alper Sır 30 Ağustos, albay rütbesindeki Abdullah Ateş, Cengiz Yurtcan, Ahmet Camuz ve Yüksel Çiçek ise 15 Eylül itibarıyla emekliliğe sevk edildi.

Jandarma Genel Komutan Yardımcıları Ali Çardakçı orgeneral ve Halis Zafer Koç korgeneral olurken, Yusuf Kenan Topcu, Aykut Tanrıverdi ile Ali Doğan da tümgeneralliğe terfi etti.

Jandarma kıdemli albaylar Hüseyin Bekmez, Gökhan Çiloğlu, Sinan Şen, İsmail Sıkı, Ali Gemalmaz, Necip Çarıkcıoğlu, Mustafa Çekiç, Hidayet Arıkan, Eyüp Subaşı ve İbrahim Güven’in rütbesi ise tuğgeneralliğe yükseltildi.

Öte yandan, 28 generalin yeni görevleri belirlenirken 32 albayın da il jandarma komutanı olarak atamaları yapıldı.

Jandarmaya kavga ihbarında bulunarak sürpriz yaptılar

Jandarma uzman erbaşlar terörle mücadele için hazır

Jandarmanın hayat kurtaran operasyonuna Skorsyk'den ödül

Bakan Soylu, Polis Özel Harekat ve Jandarma Komandolara ziyarette bulundu

Jandarma 122 yaşındaki Emine nineyi ziyaret etti

Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi yemin töreni

Jandarma pilotlarının Skorsky helikopterler ile gerçekleştirdiği nefes kesen gösteri

PKK'nın sözde Karadeniz sorumlusunu etkisiz hale getiren jandarma timine coşkulu karşılama

Jandarma uzman erbaşlar Süleyman Soylu'nun da katıldığı törende terörle mücadele için yemin etti

75 yaşındaki Hüsniye ninenin koyunlarına jandarma yem verdi