Diyabet hastalarında yeterli beslenme programı yapılmalı

İSTANBUL (AA) – Medipol Çamlıca Üniversite Hastanesi Diyetisyeni Habibe Ramle Duzcan, "Diyabet hastalarında kan şekerinin dengeli olması için kişiye özel, yeterli bir beslenme programı yapmalıyız." ifadelerini kullandı.

Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Duzcan, ana öğün-ara öğün düzenini kurarak kompleks karbonhidrat, protein, sağlıklı yağ ve vitamin-mineralleri doğru miktarda almaya özen gösterilmesi gerektiğini belirtti.

Doğru besini, doğru zamanda tüketmenin önemini belirten Duzcan, şunları kaydetti:

"Beslenmenin önemli noktalarından birinin de porsiyon kontrolü olduğunu unutmadan, sağlıklı içerikleri de makul seviyelerde tüketmeyi sürdürelim. Günlük yeterli seviyede su tüketimini ihmal etmeden yerine getirelim. Bunun yanı sıra hekimlerinizin izni dahilinde hafif tempolu yürüyüşler ile fiziksel aktivite düzeyine önem verelim.

Diyabet hastaları kan şekerini hızlı yükseltebilecek sebze, meyve ve içeriklerden uzak durması gerekiyor. Bal, sofra şekeri ve kahvaltının vazgeçilmezleri olarak da görülen reçel, marmelat, pekmez tüketiminden vazgeçilmeli. Şekerli-gazlı içecekler, hazır meyve suları, eklenti şeker içeren meyve aromalı içecekleri de kullanmaktan kaçınmalıyız. Tatlılar, hazır paket ürünler, fast food tüketimi, trans yağlar, beyaz unlu mamuller gibi işlenmiş gıdalardan uzak durulmalı. Patates, pirinç, havuç, bezelye, mısır, kuru incir-üzüm, kavun, karpuz, muz, dut, incir, üzüm gibi meyve ve sebzeler de uzak durulmalıdır."

– "Şeker içeriği düşük meyveler ve sebzeler tavsiye ediyoruz"

Duzcan, kan şekeri için glisemik indeksi düşük olan besinlerin, diyabet hastaları tarafından tercih edilmesi gerektiğini belirten Duzcan, yapılan çalışmalar ile birçok hastalık üzerinde olduğu gibi diyabet üzerinde de olumlu etkileri olduğu gösterilen besinleri kontrollü şekilde beslenmeye ekleyebildiklerini belirtti.

Bu çerçevede elma, çilek gibi şeker içeriği düşük meyveler ve ıspanak, pazı, lahana, brokoli gibi sebzeler tavsiye ettiklerini belirten Duzcan, şunları kaydetti:

"Karbonhidrat içeren bir besin ile kan şekerini dengede tutabilecek az yağlı yoğurt grubu veya 1 ila 2 tam ceviz gibi besinleri birlikte tüketebiliriz. Bitkisel protein içeren ve aynı zamanda diyet lifi yüksek olan mercimek, nohut türü baklagiller, glukoz metabolizması ve insülin duyarlılığı üzerinde olumlu etkileri olan tarçın (güvenli kullanım olarak seylan tarçını) güvenle yiyebiliriz.

Temel besin ögelerinin yanı sıra polifenoller, tokoferoller ve lignin gibi fayda sağlayan bileşenleri içeren taze öğütülmüş keten tohumu, içerdiği bileşenlerden biri de D-chiro-inositol olan ve kan glukoz seviyesini ve insülin aktivitesini olumlu yönde etkileyebileceği çalışmalarla gösterilen karabuğdayı da tüketimini öneriyoruz.

Tam tahıl, bulgur, sade yulaf ezmesi gibi sağlıklı kompleks karbonhidratlara yer vererek az yağlı süt ve süt ürünlerinin tüketimine dikkat edelim. Sağlıklı yağ grubu içinde yer alan zeytinyağı, avokado, antioksidan vitamin ve minerallerin yanı sıra resveratrol, fitosterol gibi sağlığa olumlu etkileri olan biyoaktif bileşikleri de içeren yer fıstığı, antidiyabetik etkisi de olan allisin gibi bileşikleri içeren sarımsak, porsiyon kontrolü yapıldıktan sonra sağlıkla tüketebiliriz."

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANKARA (AA) – Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü ile Sağlık Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğünün ortak çalışmasıyla kronik hastalığı olan bireylerin tarama ve izlemlerinin ayrıntılı yapılabilmesi için geliştirilen ve 1 Ocak 2021’de kullanıma açılan Hastalık Yönetim Platformu (HYP), 1 Temmuz itibarıyla tüm aile sağlığı merkezlerinde yaygınlaştırıldı.

Aile hekimleri hipertansiyon, diyabet, obezite, kalp ve damar hastalıklarına yönelik risk değerlendirmesi ile hastaların takibini, HYP’yi kullanarak yapacak.

Aile hekimlerinin, hastalar için yaptığı tedavi planı ve önerileri yazılıma kaydedilecek. Hastaların düzenli aralıklarla takibi yapılarak tedavi hedeflerine ulaşılıp ulaşılmadığı ölçümlenecek.

“Hastaların bütün verileri izlenmiş, risk faktörleri tam değerlendirilmiş olacak”

Ekin Çamlık Aile Sağlığı Merkezi Sorumlu Hekimi Dr. Yücel Vurmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, HYP sayesinde hastaların takibinin daha kolay ve ayrıntılı şekilde yapılabileceğini belirtti.

Vurmaz, kronik hastaların düzenli takip edilmesinin önemine işaret ederek, “Uygulama, kronik hastalıkların seyrini, bu hastalıklarla ilgili risk faktörlerini daha iyi değerlendirmemize, herhangi bir sıkıntı anında hastaları hızla yönlendirmemize imkan tanıyor. Hastalar, ikinci basamak sağlık birimlerine gittiği zaman, uzman hekimin önüne hastanın bütün verileri izlenmiş, risk faktörleri tam değerlendirilmiş olarak gelecek.” dedi.

HYP üzerinden takip edilecek kronik hastaların muayene sıklıklarına ilişkin de bilgi veren Vurmaz, “Hipertansiyon ve obezite hastaları yılda bir kez, diyabet ve kardiyovasküler hastalıkları bulunanlar da risk faktörlerine göre belirlenecek sıklıklarda takip edilecek.” ifadelerini kullandı.

Dr. Yücel Vurmaz, “Bulaşıcı olmayan kronik hastalıkların daha ciddi takibi, mutlaka toplumumuza pozitif olarak yansıyacaktır. Kalp krizinin, diyabete bağlı risk faktörlerinin azaltılmasına katkıda bulunacaktır. Uygulamanın, hastaların ömrünü uzatacağını, toplumumuzun sağlığına katkı sağlayacağını düşünüyorum.” diye konuştu.

“Bulaşıcı olmayan hastalıklara bağlı 70 yaş altı ölümlerin yüzde 25 azaltılması amaçlanıyor”

Sağlık Bakanlığınca, dünyada en fazla ölüme ve engelliliğe yol açan bulaşıcı olmayan hastalıklara (kalp ve damar hastalıkları, kanserler, diyabet vb.) bağlı 70 yaş altı ölümlerin, 2025’e kadar yüzde 25 azaltılması amaçlanıyor.

HYP yazılımıyla aile hekimlerinin bu hastalıklara yönelik tarama ve izlemleri geliştirilerek kronik hastalığı olan bireylerin sağlık sorunlarının minimuma indirilmesi ve yaşam kalitelerinin artırılması hedefleniyor.

İSTANBUL(AA) – Medicana Avcılar Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Apa, şeker hastalığının süresi arttıkça gözde hasar yapma riskinin arttığını belirterek, "Şeker hastalığı iyi kontrol edilmemiş hastalar daha yüksek risk altındadır. Bununla birlikte, iyi bir metabolik kontrol gözde hasar yapma riskini ortadan kaldırmamaktadır." ifadelerini kullandı.

Medicana'dan yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Apa, hamilelik, hipertansiyon, böbrek hastalığı ve anemi varlığının şeker hastalarında göz tutulumunu kötü yönde etkileyebildiğini kaydetti.

Hastalarda, genelde yavaşça ilerleyen görme azalması olabileceği gibi ani görme kayıpları da olabileceğini vurgulayan Apa, "Bununla birlikte, hastaların gözlerinde hasar başlamasına karşın görmeyle ilgili hiçbir şikayetleri olmayabilir. Bu da, şeker hastalarının muayenelerinin, diyabet uzmanı ile birlikte göz doktoru tarafından yapılmasının önemini göstermektedir. Erken teşhis, tedavi ve sık kontrollerle birçok diyabetli hastada ciddi görme kayıpları engellenebilmektedir." açıklamasında bulundu.

Apa, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Diyabetin en önemli komplikasyonu ve başlıca körlük nedeni retina tutulumudur. Hücre kaybına yol açarak damar geçirgenliğinin bozulması merkezi görmemizi sağlayan sarı nokta bölgesinde sıvı birikmesine neden olur. Ayrıca kılcal damarların tıkanarak beslenmeyen alanların ortaya çıkmasına yol açar. Retinada kendiliğinden kanayabilen yeni damarlar oluşur. Retinanın önünde ve içinde oluşan kanamalar gözün arka boşluğuna sızabilir. Retinada damarlı zarlar oluşur. Bu yeni oluşan hassas damarlar da kanayarak göz içi kanama ve retina dekolmanı (retina dokusunun ayrışması) oluşturabilmektedir.

Şeker hastalığı iyi kontrol edilmemiş hastalar daha yüksek risk altındadır. Bununla birlikte, iyi bir metabolik kontrol gözde hasar yapma riskini ortadan kaldırmamaktadır. Ayrıca katarakt da diyabeti olanlarda olmayanlara oranla daha sıklıkla ve daha genç yaşlarda oluşmaktadır. Diyabeti olanlarda katarakt gelişme riski yüzde 60 oranında daha fazla. Bununla birlikte, katarakt çok daha erken yaşlarda ortaya çıkıyor ve çok hızlı ilerliyor. İyi kan şekeri kontrolü hem bu riski azaltıyor, hem de kataraktın ilerlemesini yavaşlatıyor."

Apa, göz tansiyonu olarak da bilinen ve göz sinirlerinin farklı nedenlerle hasar görmesi sonucu oluşan glokomun, diyabeti olanlarda hem daha sık hem de daha erken yaşta görüldüğünü aktararak, "Diyabetli kişilerde glokom gelişme ihtimali, diyabetli olmayanlara göre iki kat daha fazla. Bu nedenle kan şekeri kontrolü ve düzenli göz muayenesi önemli.

​​​​​​​Kan şekeri düzensiz olan ve yükselme-düşme şeklinde dalgalanma yaşayan diyabetlilerde geçici görme bozuklukları görülebiliyor. Buna bağlı olarak gözlük numaralarında geçici değişiklikler oluşabiliyor. Bu şikayetler kan şekerinin normal seviyelerine geldiğinde düzeliyor. Kan şekeri değişken olan kişiler gözlük alırken kan şekeri seviyelerine dikkat etmeli ve mutlaka bir doktora danışmalı." ifadelerini kullandı.

Diyabetik hastaların görmelerinde azalma olmasını beklemeden göz doktoruna muayene olmaları gerektiğini belirten Apa, "Erken evrede tespit edilen lezyonlar daha etkin ve güvenli bir şekilde tedavi edilebilmektedir.

Kan şekeri düzeyi, hipertansiyon, kolesterol düzeyi ve diğer önemli tetkiklerin de şeker hastalığınızla ilgilenen doktor tarafından kontrol altında tutulması gerekmektedir. Diyabet hastalığına bağlı etkilenme, tanı koyulduktan sonra ilk 10 yıl içerisinde nadiren görülmekle birlikte 5 yıl içerisinde, hatta tanı anında bile görülebiliyor. Erken dönemde göz etkilenmesine rağmen görme seviyesinde azalma görülmüyor ve hastalar farkına varmıyor. Bu yüzden diyabet tanısı alan her hasta göz doktoruna başvurmalıdır." şeklinde konuştu.