Diyarbakır'daki Sakız Dağı'nda açan ters laleler görsel şölen sundu

DİYARBAKIR (AA) – İlçede bin 200 rakımlı Sakız Dağı’nda baharın gelişiyle “ağlayan gelin” diye adlandırılan ters laleler çiçek açtı.

Kartpostallık görüntüler oluşturan ters laleler, rengarenk görüntüleriyle doğaseverler ve fotoğrafçıların ilgisini çekiyor.

Endemik bitki türleri arasında yer alan ters laleleri koparanlara biyolojik çeşitliliği tahrip etme suçundan 60 bin 163 lira para cezası uygulanıyor.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

DİYARBAKIR (AA) – Devegeçidi Çayı üzerinde sulama amacıyla 2010 yılında kurulan ve 3 milyon metreküpü aşkın su toplama hacmine sahip olan baraj gölündeki su seviyesinde, kar yağışındaki düşüş, iklim değişikliği, buharlaşma gibi nedenlerle bu yıl normalin üzerinde bir düşüş yaşanıyor.

Göçmen kuşlar için önemli besin ve yumurtlama alanı olan, tatlı su balıkçılığı yapılan, tarımsal üretimde sulama amaçlı kullanılan, Fırat ve su kaplumbağası gibi birçok türe ev sahipliği yapan baraj gölünde yaşanan su çekilmesi canlıları da olumsuz etkiledi.

Göl tabanındaki çamurda besin bulmaya çalışan göçmen kuşlar, bölgedeki ölçüm kulesi ve düşen su seviyesinde balık avlamaya çalışan vatandaşlar Anadolu Ajansı (AA) ekibince havadan da görüntülendi.

“Su azalınca türlerde de azalma görüldü”

Dicle Üniversitesi (DÜ) Fen Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Kılıç, AA muhabirine, yaklaşık 40 yıldır bölgede biyolojik çeşitlilik ve göçmen kuşlara yönelik çalışmalar yürüttüğünü söyledi.

Devegeçidi Baraj Gölü havzasının biyolojik çeşitliliğin yanı sıra göçmen kuş türleri bakımından da oldukça zengin bir yapıya sahip olduğunu ifade eden Kılıç, “Karacadağ havzasının suyunu toplayıp, sulama amacıyla kurulan bir barajımız. Maalesef her geçen gün azalan sudan dolayı biyolojik ve kuş çeşitliliğinin azaldığını biliyoruz. Burada iki üreme dönemi boyunca 110 kuş türü tespit ettik. Bunun yanında memelilerden, sürüngenlerden yana zengin bir çeşitlilik var. Mesela Fırat Kaplumbağası var.” dedi.

Prof. Dr. Kılıç, farklı etkenlerden kaynaklı su seviyesinin azaldığını dile getirerek, “En büyük etmen küresel ısınma dediğimiz neden. Düzenli kar yağışının olmaması ve kuraklık dolayısıyla Devegeçidi’ne gelen su miktarından ciddi azalma oldu. Sular azalınca o bölgede yaşayan biyolojik çeşitlilikte, türlerde de azalma görüldü. 20-30 yıl içerisinde ciddi değişimler oldu.” diye konuştu.

Suyun tasarruflu kullanılması önerisi

Suların çekilmesiyle balık ölümlerinin yanı sıra diğer canlılarda da hem sayı hem de tür olarak azalma gözlemlendiğini aktaran Kılıç, şöyle konuştu:

“Yapılan çalışmalarda 20 sene önceye göre en az 20 türün ortadan kalktığını, balık türlerinin yanı sıra diğer omurgasız türlerin de azaldığını görüyoruz. Balıklarımız azaldı, tür ve sayı olarak kuşlarımız da azaldı. Bunlar görünenler. Görünmeyen kayıplar ise çok daha ciddi boyutlarda.”

Kılıç, bu konuda çaresiz olunmadığına işaret ederek, yapılabileceklerin en başında suyun çok tasarruflu kullanılmasının geldiğini belirtti.

Var olan suyun, özellikle küçük derelerin zenginleştirilmesi için bitki örtüsüne ve ağaçlandırmaya ağırlık ve önem verilmesi gerektiğine dikkati çeken Kılıç, “Tarım alanı olan yerlerde ekimden vaz geçilmemeli. Ekimin olduğu yerde havadaki nem oranı artacağı için yağışlara katkısı olacaktır. Tarımda özellikle damlama ve yağmurlama sistemi tercih edilmeli. Yağmur sularını biriktirmemiz lazım. Ve evlerde atık suları yeniden kullanmalıyız. Ülkemiz maalesef su zengini bir ülke değil. Bu yüzden suları kirletmeden defalarca kullanmamız gerekiyor. Rüzgar ve güneş enerjisinden de faydalanırsak küresel ısınmayı engelleriz.” ifadelerini kullandı.

Muhabir: Bestami Bodruk

DİYARBAKIR(AA) – Tarımın ilk yapıldığı yerler arasında bulunan Çayönü höyüğünde 1964 yılında başlatılan, 1991 yılında güvenlik nedeniyle ara verilen ve 4 yıl önce yeniden başlatılan arkeolojik kazılar, Prof. Dr. Aslı Erim Özdoğan’ın başkanlığındaki ekip tarafından sürdürülüyor.

Kazı sahasında incelemede bulunan Vali Münir Karaloğlu, AK Parti Diyarbakır Milletvekilleri Oya Eronat, Mehmet Mehdi Eker ve Ebubekir Bal, Özdoğan’dan çalışmalar ve elde edilen buluntular hakkında bilgi aldı.

İncelemelerin ardından basın mensuplarına açıklamada bulunan Karaloğlu, Çayönü höyüğünün insanoğlunun yeryüzünde ilklerinin yaşandığı bir bölge olduğunu söyledi.

İnsanoğlunun göçebe hayattan yerleşik hayata, kültürel tarıma Çayönü’nde geçtiğini ve burasının madencilik tarihinde önemli bir yerde olduğunu aktaran Karaloğlu, “İlk defa bakır madeninin sıcak ve soğuk olarak işlendiği, dericiliğin belki ilk defa yapıldığı bölgedir Çayönü. Özellikle insanlığın yerleşik hayata geçmesi bakımından çok önemli bir yer.” ifadelerini kullandı.

İnşaat teknolojisinin de tarihsel temellerinin bulunduğu bir bölgede olduklarını aktaran Karaloğlu, şöyle devam etti:

“Hocamız bu sene yeni bir müjde verdi. Dedi ki, ‘Sandık tipi bir mezar açtık.’ Ve Çayönü’nü 3 bin yıl daha bugüne yaklaştırdık. Bizler de heyecanlandık, geldik, gördük. İçerisinde pişmiş, farklı formlarda çok ince, zarif, estetik kapların bulunduğu gördük. Kapların içerisinde ne olduğunu henüz bilmiyoruz. Açıldığında onları da öğreneceğiz. Bizim bütün amacımız, Diyarbakır’ı tarihiyle kültürüyle medeniyet değerleriyle hak ettiği şekilde tekrar insanlığın gündemine taşımak.”

Eker de uzun yıllar Diyarbakır’ın terörden dolayı zarar gördüğünü aktardı.

Terör nedeniyle kazı çalışmalarının bir süre durdurulduğunu anımsatan Eker, “İnsanların büyük kısmının besin kaynağı olan buğdayın anavatanı burası. Bu tesadüf değildir. Son 5-6 bin yıllık süreçte medeniyetlerin yerleşim yeri. Dicle Nehri bütün Mezopotamya milletlerinin beslendiği kaynaktır. Terör bize çok zarar verdi ve Diyarbakır’ın mücevherleri bilinmez hale geldi. Çünkü bu şehrin tek gündem maddesi terör oldu. Kazı çalışmaları da bu süreçlerde durdurulmuş ve bu da çok acı bir şey. Bu aslında insanlığın hafızasına vurulmuş bir darbe.” diye konuştu.