DSÖ: Çin ile sınırlarınızı kapatmayın

CENEVRE (AA) – Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Sözcüsü Christian Lindmeier, Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Ofisi’nde düzenlenen haftalık basın toplantısında, diğer devletlerin Çin ile “resmi sınır geçişlerini açık tutmaları için çok büyük bir sebep olduğunu” belirtti.

Lindmeier, sınırların kapatılması durumunda insanların düzensiz ve yasa dışı yollardan Çin’e girip çıkacağı, dolayısıyla sağlık kontrolü yapılamayacağı için yeni tip koronavirüs (2019-nCoV) salgının daha fazla yayılacağı uyarısında bulundu.

DSÖ’nün dün koronavirüsü için “uluslararası kamu sağlığı acil durumu” ilan ettiğini anımsatan Lindmeier, “DSÖ tarafından Çin’e seyahat ve ticaret kısıtlamalarının önerilmediği çok açık bir şekilde belirtildi ve tekrar edildi.” diye konuştu.

Lindmeier, ülkelerin egemenlik hakları gereğince vatandaşlarını virüsten korumaya yönelik tedbirler alabileceğini de belirtti.

Sözcü Lindmeier, bazı ülkelerin seyahat kısıtlaması getirmesi durumunda bunun kısa süreli olmasını umduklarını sözlerine ekledi.

DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, dün akşam Cenevre’de düzenlediği basın toplantısında koronavirüs salgınına yönelik “Uluslararası Kamu Sağlığı Acil Durumu (PHEIC)” ilan ettiklerini bildirmişti.

Karar için, “Temel sebep Çin’de olup bitenler değil, diğer ülkelerde olanlar” diyen Ghebreyesus, karara rağmen Çin ile ticari aktiviteleri ve ülkeye yapılan seyahatleri kısıtlamaya yönelik önlemler için hiçbir gerekçe olmadığını savunmuştu.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANKARA (AA) – AA muhabirinin, Verem Eğitimi ve Farkındalık Haftası dolayısıyla Sağlık Bakanlığından edindiği bilgiye göre, hava yoluyla bulaşan, başta akciğerler olmak üzere tüm organları tutabilen tüberküloz, dünyada ilk 10 ölüm sebebi arasında yer alıyor.

Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri kapsamında 2030’a kadar tüberkülozun sona erdirilmesi için Türkiye’de “Ulusal Tüberküloz Kontrol Programı” yürütülüyor.

Program, tüberkülozun görülme sıklığını ve buna bağlı ölümleri azaltmak, ailelerin hastalık nedeniyle karşılaştığı yıkıcı maliyetlerin önüne geçmek, “veremsiz bir Türkiye” hedefine ulaşmak için yürütülen faaliyetleri kapsıyor.

Kamu ve sivil toplum kuruluşlarının iş birliğinde uzun yıllardır başarıyla yürütülen tüberküloz kontrol çalışmaları sonucunda, Türkiye’de hasta sayısı ve tüberküloz görülme sıklığı her yıl yüzde 3-4 azalıyor.

Son 14 yılda tüberküloz görülme sıklığı yüzde 54 azaldı

DSÖ tarafından dünya genelinde 2018 yılı tahmini tüberküloz görülme sıklığı 100 binde 132 olarak hesaplandı.

Türkiye’nin de içinde bulunduğu ve 53 ülkeden oluşan DSÖ Avrupa bölgesinde tüberküloz görülme sıklığı ortalaması 100 binde 28 olarak belirlenirken, Türkiye’de tahmini hastalık görülme sıklığı 100 binde 16 oldu.

Öte yandan, Türkiye’de son 14 yılda tüberküloz görülme sıklığı yüzde 54 oranında azaldı.

Tüberküloz ölüm hızı 100 binde 1’in altında

Tüberküloza yönelik tanı ve tedavi hizmetleri tüm sağlık kuruluşlarında ücretsiz veriliyor. Hastalığın tedavisinde kullanılan tüm ilaçlar Sağlık Bakanlığı tarafından temin edilerek vatandaşlara ücretsiz ulaştırılıyor. Ayrıca Türkiye’de bulunan yabancı uyruklu tüberküloz hastalarının tedavisi de ücretsiz yapılıyor.

Teşhis ve tedavideki kaliteli hizmetler sonucunda, tüberküloz ölüm hızı dünya genelinde 100 binde 20, DSÖ Avrupa bölgesinde 100 binde 3 iken Türkiye’de 100 binde 1’in altında bulunuyor.

Türbeküloz hastalarına aylık nakdi yardım yapılıyor

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kronik ve bulaşıcı hastalıklar, birey ve toplumda sağlık kaybının yanı sıra ekonomik ve psikososyal kayıplara neden oluyor.

Bu kapsamda Sağlık Bakanlığı ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı arasında imzalanan protokolle, ekonomik ve sosyal güçlükler yaşayan tüberküloz hastalarına 2018 yılının ocak ayından itibaren aylık nakdi yardım yapılıyor.

Aynı zamanda tıbbi öz bakım gerektiren ve evdeki yaşam koşullarının yetersiz olduğu durumlarda ilave destek ödemesi sağlanıyor. Dünyada ilk ve iyi uygulama örneği olan bu programla tüberküloz hastalarının tedavi ve kontrollerinin düzenli olarak yapılması, hastalara ve ailelerine psikososyal destek verilmesi, yoksulluğun azaltılarak yaşam kalitesinin yükseltilmesi hedefleniyor.

Bu kapsamda nakdi sosyal yardımdan 2019 yılında 4 bin 593 kişi yararlandı.

Muhabir: Ahmet Sertan Usul

CENEVRE (AA) – DSÖ’nün Kovid-19 salgınında ön plana çıkan sözcülerinden epidemiyoloji uzmanı Dr. Margaret Harris, AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan Kovid-19’un, 200’den fazla ülke ve bölgeye yayılmasının ardından DSÖ sırasıyla 13 Mart’ta Avrupa’yı, 24 Mart’ta ABD’yi ve 27 Mayıs’ta da Güney Amerika’yı salgının yeni merkez üsleri olarak ilan etti.

Sözcü Harris, “merkez üssü”nün virüsün yayılma hızının en yoğun olduğu bölgeyi ifade ettiğini belirterek, “ABD, Brezilya, Peru, Şili dahil olmak üzere Amerika’daki bazı ülkeler şu anda çok yoğun bir yayılım yaşıyor. Diğer bölgelerde de salgın büyük boyutlarda ama halk sağlığı konusunda gerekli müdahaleler yapılırsa virüsün bulaşma hızını her yerde azaltmak mümkün.” diye konuştu.

“Salgının bir sonraki merkez üssü net değil”

Salgının kontrol altına alınması için test, temas takibi, izolasyon ve karantina gibi tedbirlerin önemine işaret eden Harris, el hijyeni, fiziksel mesafenin korunması ve “öksürük görgü kurallarına” (hapşırırken veya öksürürken, kağıt mendil veya kol kullanılırken burnun ve ağzın kapatılması) uyulması gerektiğini vurguladı.

Harris, Afrika kıtasının salgının yeni üssü olup olmayacağına ilişkin ise “Salgının bir sonraki merkez üssünün neresi olacağı net değil.” ifadesini kullandı.

“Virüs kendiliğinden kaybolmayacak, yeni dalgalar düşük seviyede gerçekleşecek”

Yeni tip koronavirüsle aynı aileden olan ve 2002 ve 2012 yıllarında salgın halini alan SARS ve MERS virüslerinin kendiliğinden ortadan kaybolmasına ilişkin ise Harris, aynı senaryonun Kovid-19 için gerçekleşmeyeceği görüşünde.

Harris, “Kovid-19’un kendiliğinden kaybolma ihtimali pek mümkün görünmüyor. Her ne kadar pandeminin mevcut kanıtlara dayanarak nasıl evrim geçireceği bilinmese de en olası senaryo, düşük seviyeli iletim (bulaşma) dönemleri ile serpiştirilmiş tekrarlayan (yeni) dalgalardır. Bununla birlikte, ülkeler ve topluluklar belirttiğim önlemleri agresif şekilde uygulayarak virüsün insandan insana bulaşmasını sona erdirebilir. Bu gerçekten herkesin sorumluluğunda olan bir durum.” diye konuştu.

“Yıl sonuna kadar aşı mümkün değil, 12-18 ay gerekli”

Harris, yıl sonuna kadar Kovid-19 aşısı ve etkili bir ilacın bulunup bulunmayacağı hakkında da “Bu pek olası değil. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus’un da mart ayında söylediği gibi, ihtiyacı olan herkese teslim edilmek için, güvenli ve etkili bir aşının üretilmesi için gerekli çalışma süresi en az 12-18 aydır.” şeklinde konuştu.

Harris, Türkiye’nin yeni tip koronavirüsle mücadelede kullanılmak üzere 80’den fazla ülkeye tıbbi yardım göndermesine ise övgüde bulunarak, “Bu yardımlar, virüsü yenmek için birbirimize göstermemiz gereken cömertlik, destek ve dayanışmanın güzel bir örneğidir.” değerlendirmesi yaptı.

Türkiye, ABD, İngiltere, İspanya ve İtalya’nın yanı sıra Balkan ve Afrika ülkelerinin de arasında olduğu çok sayıda ülkeye tıbbi yardımda bulunmuştu.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 15 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, Türkiye’ye 135 ülkeden tıbbi malzeme konusunda talep geldiğini, 80 kadar ülkenin taleplerini karşıladıklarını aktarmıştı.