Dünya Süper Ligi'ne giren Türk üniversiteleri açıklandı

ANKARA (AA) – ODTÜ URAP Laboratuvarının da aralarında olduğu 11 sıralama kuruluşu, ARWU, CWUR, LEIDEN, NTU, QS, RUR, SCIMAGO, THE, USNEWS ve WEBOMETRICS’in, Türkiye’deki 203 üniversitenin dünya sıralamalarına ilişkin değerlendirmeleri, ODTÜ URAP tarafından yayınlandı.

Raporda 11 araştırma üniversitesi ve 5 aday üniversitenin 2013-2020 arasında dünya sıralamasındaki durumu da ilk kez değerlendirildi.

En çok sıralamaya giren 3 üniversite belli oldu

Buna göre, 2020’de “Dünyanın En İyi İlk 500 Üniversitesi” sıralamasında 9 Türk üniversitesi yer aldı.

Hacettepe, ODTÜ ve Koç, listeye Türkiye’den giren 9 üniversitenin ilk 3’ü olarak sıralandı.

Hacettepe Üniversitesi, RUR listesine 378’inci, LEIDEN listesine 455’inci ve URAP listesinde 500’üncü sıradan girdi.

ODTÜ ise WEBOMETRICS listesinde 416, RUR listesinde 454’üncü, US NEWS listesinde ise 453’üncü sırada yer aldı.

Koç Üniversitesi THE listesine 450’nci, RUR listesine 448’inci, QS listesine 465’inci sıradan girdi.

İlk 500 sıralamasında 2 listeye adını yazdıranlar

11 kuruluştan 2’sinin listesinde ilk 500’e giren 4 üniversite ise şöyle:

“İTÜ (RUR: 449 ve USNEWS: 486), Boğaziçi Üniversitesi (US NEWS: 197 ve RUR: 425), Bilkent Üniversitesi (RUR: 385 ve SCIMAGO: 494) ve İstanbul Üniversitesi (LEIDEN: 355 ve ARWU: 450).”

En iyi 500 listelerinden birine giren üniversiteler ise Sabancı (RUR: 344) ve Çankaya (THE:450) oldu.

Raporda, üniversitelerin bu durumuna ilişkin, “Dünya sıralamalarında 2020 yılında, bu 9 üniversitemizin en az bir sıralamada ilk 500’e girmesi ülkemiz açısından azımsanmayacak bir başarı.” değerlendirmesi yapıldı.

İlk 500’e giren Türk üniversitelerine ilişkin son 10 yıllık performans analizi

Türk üniversitelerinden 10’u, 2011 dünya sıralamasında ilk 500’de yer alırken, geçen yıl ilk 500’e girebilenlerin sayısı 8’e düştü. Bu yıl sayı 9’a yükseldi.

İstanbul Üniversitesi 2011’de 4 listede ilk 500’de, 2020’de ise 2 listede ilk 500’e girebildi, URAP ve SciMago’da ilk 500’deki yerini de kaybetti.

ODTÜ 2011’de 4 sıralamada ilk 500’deyken, 2020’de 3 listede ilk 500 arasında yer buldu, URAP, LEIDEN ve SciMago’nun ilk 500 listesinde yer alamadı.

2011’de 3 listede ilk 500’de yer alan Hacettepe Üniversitesi, 2020’de yine 3 sıralamada ilk 500’e girebildi, SciMago listesindeki yerini kaybetti.

Bilkent Üniversitesi, 10 yıl önce 2 sıralamada ilk 500’de yer alırken 2020’de yine 2 listede ilk 500’e girdi, THE ve QS sıralamalarında kendine yer bulamadı.

İTÜ, 1 listede yer aldığı 2011’den 10 yıl sonra bir listenin ilk 500’üne girme başarısını gösterirken, THE sıralamasından çıktı.

Boğaziçi Üniversitesi, 2011’de 1 listede, 2020’de ise 2 listede ilk 500’e girdi ve US News sıralamasında 197’inci olarak ilk 500 arasındaki en yüksek sıraya çıktı. Boğaziçi Üniversitesi, THE sıralamasında ilk 500’deki yerini kaybetti.

Sabancı Üniversitesi, hem 2011’de hem 2020’de 1 listede yer aldı, QS sıralamasından çıktı.

2011’de 3 sıralama listesinde bulunan Ankara Üniversitesi ile 2 sıralama listesinde bulunan Gazi ve Ege üniversiteleri geçen yıl ilk 500 listesinde yer almadı.

203 üniversitenin dünya sıralamalarındaki karnesi

Raporda, 2020’de dünya genel sıralamalarına ilk 500’ün dışında girmeyi başaran 203 Türk üniversitesinin durumuna da yer verildi.

Buna göre, dünya üniversite sıralaması yapan 11 sıralama kurumunun 11’inin de listesinde yer alma başarısını gösteren 5 üniversite Hacettepe, İstanbul, İTÜ, ODTÜ ve Ankara Üniversiteleri oldu.

Ege, Gazi, Bilkent ve Boğaziçi üniversiteleri dünya sıralamasının yapıldığı 10 listede kendine yer buldu.

Dokuz Eylül, Koç ve Erciyes üniversiteleri 9 listeye, Atatürk, Marmara, Yıldız Teknik, Çukurova, Sabancı 8 listeye, Selçuk, Akdeniz, Eskişehir Osmangazi, Gebze Teknik, Anadolu, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü ise 7 listeye girme başarısını gösterdi.

Dünya sıralamalarından 6’sına 10; 5’ine 12, 4’üne 17, 3’üne 41 ve 2’sine 21 üniversite girdi.

Sadece 1 sıralamada yer alan üniversite sayısı bu yıl 79 oldu.

Araştırma ve aday araştırma üniversitelerine özel başlık açıldı

URAP, bu yıl ilk kez Türkiye’de “araştırma ve aday araştırma üniversiteleri”nin dünyadaki yerlerini detaylı olarak inceledi.

Türkiye’de araştırma üniversitelerinin ve aday araştırma üniversitelerinin belirlenmesinin önemli bir gelişme olduğu kaydedilen raporda, akademik rekabetin başarıyı da artıracağına ve zamanla dünyanın en iyi üniversiteleri arasına girme şansının artacağına vurgu yapıldı.

Türkiye’deki 16 araştırma ve aday araştırma üniversitesinden 5’i 2020’de ilk 500 listesinde yer aldı.

Bu üniversitelerden Hacettepe ve ODTÜ 3 listede ilk 500’e girdi.

İTÜ, Boğaziçi ve İstanbul Üniversitesi 2’şer listede ilk 500 üniversite arasında yer buldu.

URAP dünya sıralamasında araştırma üniversitelerinin 2013-2020 arasındaki durumu

URAP 2013 dünya sıralamasında 458’inci, sonraki yıllarda 500-550 arasında yer alan Hacettepe Üniversitesi 2020’de ilk 500’e girebilen tek araştırma üniversitesi oldu. Hacettepe, 2013-2020 döneminde URAP sıralamasında “konumunu en iyi koruyan üniversite” olarak belirlendi.

İstanbul Üniversitesi, 2013-2015’te URAP sıralamasında üst üste 3 yıl boyunca ilk 500’e girdi, 2020’de 632’nci oldu.

İTÜ, ilk kez 2014’te ilk 500’de yer aldığı listede 2020’de 725’inci sırada yer aldı.

2013-2015’te ilk 500’de yer alan ODTÜ 2020’de 751’inci oldu.

Ankara Üniversitesi, 2013’te 510’uncu, 2020’de 824’üncü sırada yer aldı.

URAP’ın 2013-2014 sıralamasında ilk 500’e giren Ege Üniversitesi, 2020’de 915’inci sıradan listeye girdi.

2013’te 519’uncu olan Gazi Üniversitesi, 2020’de 924’üncü oldu.

URAP sıralamasında 2013’te 734’üncü sırada yer alan Boğaziçi Üniversitesi, 2014’te 575’inci, 2020’de 1096’ncı oldu.

Erciyes Üniversitesi, URAP sıralamasında 2013’te 879’uncu, 2020’de 1101’inci sırada yer aldı.

Benzer şekilde diğer araştırma ve aday araştırma üniversiteleri, URAP sıralamasında 2013’ten itibaren geriledi. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa ise yeni kurulduğu için URAP sıralamasına ilk kez 2020’de girdi ve 1215’inci oldu.

“Araştırma üniversitelerimiz sabırla yayınlarını artırmalı”

URAP Koordinatörü Prof. Dr. Ural Akbulut, rapora ilişkin değerlendirmesinde, Türk üniversitelerinin dünya sıralamalarında en üst sıralara yükselmek için yoğun çaba harcadığına dikkati çekti.

Akbulut, “Yayın ve atıf sayıları incelendiğinde üniversitelerimizin genellikle yayın ve atıflarının her yıl az da olsa arttığı görülmektedir. Ancak, yayın ve atıf sayılarındaki artış hızımız, dünya ortalamasının altında kalmaktadır.” değerlendirmesini yaptı.

Yıllarca sabırla ve yılmadan çalışmaları sonucunda Çin üniversitelerinin dünyanın en iyileri arasına girme hedefini gerçekleştirdiği örneğini veren Akbulut, “Bizim araştırma üniversitelerimiz morallerini bozmadan sabırla, yayınlarının sayı ve kalitesini artırarak, yeni laboratuvarlar kurarak ve yurt dışındaki yetenekli araştırmacıları kadrolarına katarak başarıya ulaşabilir.” ifadelerini kullandı.

Akbulut, “araştırma üniversitesi” kavramının kabul görmesinin, üniversite yöneticilerinin ve akademisyenlerin bu konuda büyük çaba harcamasının, başarıya ulaşma şansını arttırdığını kaydetti.

Muhabir: Selma Kasap

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Mustafa Yücel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Bilim-2 gemisi ile Marmara Denizi Bütünleşik Modelleme Sistemi (MARMOD) Projesi kapsamında planlanan Marmara ve Karadeniz seferlerinin olduğunu söyledi.

Yücel, müsilajın açtığı hasarın ciddileşmesi üzerine bu seferleri erkene aldıklarını, haziran ayı başından itibaren Marmara’da çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti.

Seferlerin ilk ayağını 7 Temmuz itibariyle bitirerek, Mersin’deki ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’ne döndüklerini anlatan Doç. Dr. Yücel, “Kimi noktalarda günbegün müsilaj ve onun yarattığı durumun nasıl değişikliğe yol açtığını izleme şansımız oldu. Özellikle haziran ve temmuz başında Marmara ekosistemi nasıldı ve müsilaj patlamasının evrimiyle nasıl bir hale geldi? Bunu çok net artık görebiliyoruz.” dedi.

Doç. Dr. Yücel, verilerin önemli bir bölümünü analiz ettiklerini, çeşitli su ve zemin örnekleri aldıklarını kaydetti.

Çoğunlukla müsilaj örneği aldıklarına dikkati çeken Yücel, “Müsilaj, haziran ayının başından ortasına doğru, yüzeyde pek görülmemeye başlamıştı. Müsilajı daha çok denizin içinde ilk 30 metrede tespit etmeye başlamıştık. Özellikle denizin içinden de topladığımız müsilaj örneklerinin analizi hala sürüyor.” diye konuştu.

40 günde 234 oşinografi istasyonunda çalışıldı

Doç. Dr. Yücel, farklı konumlarda 120’ye yakın gözlem istasyonlarının bulunduğunu, 40 günlük sefer boyunca birçok konumda tekrarlı olarak 234 oşinografi istasyonunda çalıştıklarını ifade etti.

Geminin arkasına yerleştirdikleri deniz içi tarayıcı cihazının 500 kilometrelik hatta kesitler alarak müsilajın fotoğrafını çektiğini anlatan Doç. Dr. Yücel, çalışmanın ana hususlarını ise şöyle paylaştı:

“Şunu net olarak söyleyebiliriz. Marmara Denizi yıllardır giderek ısınan ve oksijenini kaybeden bir yapıda. Azot ve fosfor bileşikliği olarak çok zengin. Bu, yıllardır böyle ama son 10 yıl bu daha da artmış durumda. Bizim ilk bulgularımız özellikle Marmara’da azot ve fosfor seviyelerinin aslında var olan trendi yansıttığı yönünde. Önceki yıllara göre ne çok fazla artış ne de çok fazla azalış söz konusu. Marmara, hala o yavaş yavaş denizin içinde azot ve fosfor birikmesini koruyor maalesef. Azot ve fosfor, Marmara’da çok yüklü. Zaten müsilaja sebep olan birinci şey, ortamdaki azot ve fosfor gibi besi elementlerinin fazlasıyla olmasıdır. Bunun üzerine sıcaklık artışı, denizin durağan olması gibi faktörler de var ama asıl sorun, Marmara’da müsilajın beslenebileceği çok fazla besin olması. Bu zaten böyleydi, bu yıl da böyle olduğunu bulduk. Bunun üzerine çok çok güçlü bir girdi gelmiş diye de bir bulguya ulaşmadık. Bunu da net olarak söyleyebiliriz.”

Yücel, Marmara’da oksijenin ilk 30 metreden sonra çok az seviyelere düştüğünü, doğuya yaklaşıldığında bu durumun giderek akut haline geldiğini belirtti.

Denizi, bu yıl da böyle bulduklarını dile getiren Yücel, “Özellikle daha içerilere girdiğinizde İzmit Körfezi, Gemlik Körfezi gibi yerlerde oksijen azlığı tamamen yüzey altı tabakaları, sıfır altı düzeye iniyor. Orada kalıyor. Bu, geçtiğimiz yaz aylarında da böyleydi. Marmara’nın son dönemdeki tipik karakteri oldu bu.” değerlendirmesini yaptı.

1210 metrede müsilaja rastlanmadı

Yücel, “Çınarcık baseni” adı verilen 1210 metredeki, Doğu Marmara’nın derin yerlerine hala çok az miktarda oksijen girdiğini tespit ettiklerini, bunun sisteme çok az da olsa biraz nefes verdiğini bildirdi.

Bu faktörün sistemin daha da kötüleşmesine ve bozulmasına şimdilik engel olduğuna dikkati çeken Yücel, “Marmara bu anlamda aslında hala koma durumunu sürdürüyor ama henüz de kaybetmiş değiliz. Kirlilik azaltma tedbirleri uygulandığı takdirde buradan geri dönüş tabi ki mümkün olacak.” ifadelerini kullandı.

Azot, fosfor ve oksijen sonuçlarına ellerindeki özel örnekleyicilerle ulaştıklarını belirten Yücel, su örneklerinin yanı sıra özellikle müsilajın üst tabakasındaki yoğunluğunu anlamak için ağlar attıklarını, ilk 30 metreden çekilenlerin müsilajla dolu olduğunu ve o ağları tıkadığını daha önce de belirttiklerini kaydetti.

Derin sularda görülmeyen müsilajın, tabana çöküp çökmediğinin bir sorun olarak karşılarına çıktığının altını çizen Yücel, “Haziran ayının 2. yarısı daha çok buna odaklandık. Özellikle 30-40 metre ve daha derin yerlerden ahtapot ile alınan çöker örneklerinde müsilaja rastlamadık. Bunu çok net söyleyebiliriz. Çınarçık Çukuru’nun en derin yeri olan 1210 metreden de farklı yerlerden de 2 kez örnek aldık, onların yüzeyinde de bir müsilaja rastlanmadı. Doğu Marmara’da hidrojen sülfür olduğu yönünde bir bulguya ulaşmadık. Hidrojen sülfür birikimi özellikle Marmara’nın derin sularında yok. Başlamamış durumunda. Bunu da bulgularımız arasında sayabiliriz.” diye konuştu.

Müsilaj ilk 10-25 metre arasında yoğun

Yaptıkları çalışmalarda müsilajın karanlık denizin içine çökmesi halinde etkisinin nasıl olacağını da incelediklerini aktaran Doç. Dr. Yücel, bu deneyin müsilajın ilk etkisinin oksijen tüketmek olacağını gösterdiğini söyledi.

Yücel, derin ve karanlık sulara müsilaj çökme ihtimaline de baktıklarına değinerek, “Şunu net olarak söyleyebiliriz: Müsilaj özellikle 10 metreden sonra başlıyor, ilk 10 metre temiz. 10-25 metre arasında yoğun, 30 metreden sonra müsilaj kalmıyor. Temmuz başındaki sonuçlara göre müsilaj, homojen bir şekilde Marmara’nın her yerine dağılmış. Temmuz ayı başında haziran ayına göre daha da yayılmış olduğunu bulduk.” dedi.

Oksijen üretimini durduran müsilajın, bakteriyel bozulmaya başlayacağını, bunun da ilk etkisinin oksijen tüketimi olacağını belirten Doç. Dr. Yücel, “Bozulan bakteriyel, ilk 30 metrede olursa bunun tüketilen oksijenin de yerine konulabilecek bir oksijen olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla müsilajın derin suya inmemesi bu açıdan Marmara için şans olarak görünüyor.” değerlendirmesini yaptı.

Müsilajın yapısını araştırmaya devam ettiklerini dile getiren Yücel, gelen ilk sonuçları da aktardı.

Yücel, “Marmara 2021 müsilajında, 2007’de Adriyatik ve 2007-2008’de Marmara Denizi’nde görülen müsilaj yapılarıyla benzer organik yapılar var. Bu da şunu gösteriyor: O biyolojik patlamaya neden olan türler, bu yıl Marmara’da aktif hale gelmiş. Daha önce yaşanmış bir problemin aslında Marmara’da tekrar yaşandığını bize gösteriyor.” diye konuştu.

Bilim-2 Gemisi’nin Marmara Denizi’ndeki bilimsel çalışmalarına ağustosta devam edeceğini, denizin durumunu 3 ayda bir incelemeyi sürdüreceklerini kaydeden Yücel, oşinografik seferlerin Marmara’da önümüzdeki 1-1,5 yıl daha devam edeceğini bildirdi.

Yücel, bilimden yararlanarak Marmara’yı iyileştirme ve sağlığına kavuşturma çalışmalarına devam edileceğini, yapay zekayı da kullanarak müsilaj tahmin çalışması yapacaklarını, tarihsel verileri bir araya getirerek detaylı istatistik çalışmaları ortaya koyacaklarını anlattı.

Marmara’nın dijital ikizi çıkarılıyor

Bu çalışmalarla “Müsilajı öngörebilen bir sistem geliştirilebilir mi?” sorusuna yanıt arayacaklarını ifade eden Yücel, şöyle devam etti:

“Çevre ve Şehircilik Bakanlığının ODTÜ koordinasyonunda yürüttüğü MARMOD Projesi kapsamında Marmara’nın dijital ikizi çalışması devam ediyor. Dijital ikiz nedir? Marmara’daki mevcut veriyi görselleştirecek, yüksek çözünürlüklü kompleks matematiksel bir model oluşturuyoruz. Fizik, kimya ve biyolojiyi de içeren bir ekosistem modeli oluşturuyoruz. Bu modelin simülasyonlarıyla ilgili kullanıcının yapabileceği bir şey dijital ikiz. Dijital ikiz ne işe yarayacak? Özellikle Marmara Denizi Koruma Eylem Planı’nı uygulayıcı kurumlar, belediyeler ya da yöneticilerimiz alacakları tedbirlerin sonuçlarını görebilecek. Yöneticiler, hangi kararın Marmara’yı nasıl etkileyeceğini test edebilecek.”

Doç. Dr. Yücel, bu yaz biyolojik patlamanın etkisini yitireceğini düşündüklerini ifade ederek, “Bu yaz içerisinde veya sonbaharda yeni bir müsilaj patlaması beklemiyoruz ama doğa tabi ki, tahmin edilmesi güç.” şeklinde konuştu.

İSTANBUL (AA) – Türkiye Futbol Federasyonundan yapılan açıklamaya göre, Galatasaray’ın maç oynamadan (bay) geçtiği ligin 33. haftasının programı şöyle:

Yarın:

16.00 Göztepe-Çaykur Rizespor (Gürsel Aksel)

16.00 Fatih Karagümrük-Atakaş Hatayspor (Atatürk Olimpiyat)

19.00 Trabzonspor-Hes Kablo Kayserispor (Medical Park)

7 Nisan Çarşamba:

16.00 Gençlerbirliği-Büyükşehir Belediye Erzurumspor (Eryaman)

16.00 İttifak Holding Konyaspor-MKE Ankaragücü (MEDAŞ Konya Büyükşehir)

19.00 Fraport TAV Antalyaspor-Demir Grup Sivasspor (Antalya)

19.00 Beşiktaş-Aytemiz Alanyaspor (Vodafone Park)

8 Nisan Perşembe:

16.00 Yukatel Denizlispor-Kasımpaşa (Denizli Atatürk)

16.00 Gaziantep-Medipol Başakşehir (Kalyon)

19.00 Yeni Malatyaspor-Fenerbahçe (Yeni Malatya)

Muhabir: Ercan Çakar