Dünyayı etkisi altına alan Kovid-19'a rağmen Türk dış politikası 2020'de de hız kesmedi

ANKARA (AA) – Dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına rağmen, Türk dış politikası 2020’de de hız kesmedi. Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmeler ekseninde Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkileri, Türkiye’nin askeri ve siyasi desteğini alan Azerbaycan’ın Karabağ zaferinin ardından, Güney Kafkasya’daki etkinliği arttırması ve Türkiye-ABD ilişkileri, 2020’de Türk dış politikasına damgasını vurdu.

Çeşitli konularda 2020’de öne çıkan Türk dış politika başlıkları şöyle sıralanıyor:

ABD’nin Türkiye’ye yaptırım kararı

ABD Hazine Bakanlığı, Rusya’dan S-400 sistemlerinin alımı nedeniyle Türkiye’ye bazı yaptırımlar uygulama kararı alarak, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB), Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir ve Başkanlık yetkililerinden Mustafa Alper Deniz, Serhat Gençoğlu ve Faruk Yiğit’in yaptırım listesine ekledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi ve Askeri İşlerden Sorumlu Müsteşarı R. Clarke Cooper, ABD’nin Türkiye’ye yönelik yaptırımlarının iki ülke arasında “uzlaşma ve gidilecek yolları belirleme fırsatı sağlayacağı” görüşünü paylaştı.

Buna karşılık, Türkiye-ABD ilişkilerinin seyrini, yeni yönetimin izleyeceği tutumun belirleyeceği öngörülüyor. Türkiye sergilenecek tavır karşısında geçmişte yaşanan Kıbrıs ambargolarında olduğu gibi kademeli şekilde bu yaptırımlara karşılık verebilir.

Öte yandan, ABD’nin seçtiği yaptırım maddelerinin görece hafif olduğu ve ilişkilerin geleceği için zaman tanımak, gelişmelere göre hareket etmek ve aceleci olmamak gerektiği görüşü de dile getiriliyor.

ABD’nin uyguladığı bu yaptırımlar, Türkiye’ye zarar verse de bu yaptırımların kendine bir fayda sağladığını söylemenin ise güç olduğu görüşü hakim. Türkiye ambargolara karşı yeni alternatifler ve ittifaklar oluşturarak sanayi ve güvenlik strateji ve hedeflerinden vazgeçmeyeceğini açıkça ortaya koyuyor.

Doğu Akdeniz’deki Türkiye-Yunanistan çekişmesi AB’yi alarma geçirdi

Henüz yılın başında 2 Ocak’ta, yılın geri kalanında gündemde yoğun olarak yer tutacak Doğu Akdeniz meselesine yönelik Yunanistan’ın başkenti Atina’da İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs liderleri Eastmed Boru Hattı projesi sözleşmesini imzaladıklarını ilan ettiler.

Türkiye’nin Oruç Reis ve Barbaros Hayrettin Paşa gemileriyle gerçekleştirdiği hidrokarbon arama faaliyetleri ise Avrupa Birliği’ni (AB) alarma geçirdi.

Yunanistan ve Kıbrıs Rum yönetiminin AB liderlerinden Türkiye’ye karşı tavır alınması ve yaptırım uygulanması talebine, Fransa’nın da destek vermesiyle AB içinde Türkiye’nin haklı duruşunu göz ardı eden, “üyelerle dayanışma ruhu” adı altında Yunanistan ve Rum Yönetimi’nin Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi Antalya Körfezi’ne hapsetme gayretine yol veren bir anlayış ortaya çıktı.

Yaz aylarında Türkiye’nin NAVTEX (Denizcilere Duyuru) ilan ederek duyurduğu arama çalışmalarına gelen karşılıklı açıklamalar ve adımlarla gergin bir süreç yaşandı.

Türkiye, 21 Temmuz’da yayımladığı NAVTEX ile Oruç Reis araştırma gemisinin Rodos ile Meis adaları arasında yeni bir sismik araştırma faaliyetinde bulunacağını duyurdu.

Öte yandan Yunanistan ise 6 Ağustos’ta Mısır ile deniz yetki alanlarını sınırlandırma anlaşması imzaladığını duyurdu.

Yunanistan, Doğu Akdeniz’de uluslararası hukukta karşılığı bulunmayan arzularına bakmaksızın, Kıbrıs Rum Kesimi ile birlikte AB ülkelerini Türkiye’ye karşı tavır almaları ve yaptırım uygulamaları hususunda baskı altına aldı.

1 Ekim’de toplanan AB Liderler Zirvesi’nde Rumların tavrı dikkati çekti. Zirvede, Belarus yönetimine seçime hile karıştırması sebebiyle yaptırım uygulama planını, Türkiye’ye de yaptırım uygulanmazsa veto edeceğini belirterek bir süre engelleyen Rum Yönetimi, Almanya, İtalya ve İspanya gibi ülkelerin yaptırım karşıtı tavrını görünce geri adım atmak zorunda kaldı.

Tüm bu süreç içinde Yunanistan, Rum Yönetimi ve Fransa’nın sergiledikleri tavır ve kendi gündemlerini AB’ye dayatma çabaları da tepki çekti.

Yunanistan ve Rumların tüm baskılarına rağmen, Türkiye’den de AB vizyonuyla ilgili olumlu açıklamaların gelmesiyle, 10-11 Aralık’ta bir araya gelen AB liderleri ilişkileri mart ayına kadar yakından izleme, iki TPAO yetkilisinin bulunduğu tedbir listesini ise genişletme kararı aldı.

Türkiye, Libya’yı kaosa sürüklenmekten kurtardı

Türkiye, Libya’nın meşru temsilcisi Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) daveti üzerine Libya’ya asker göndermek için TBMM’de bir tezkere görüşmesi yaptı ve onay aldı.

Böylelikle Türkiye, BM tarafından meşru olarak tanınan UMH’ye sağladığı destekler ile Libya’nın doğusundaki gayrimeşru silahlı grupların lideri Halife Hafter’in ülkenin tamamında kontrolü ele geçirmesine mani oldu.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da “Türkiye, Hafter ve destekçilerine karşı BM tarafından tanınan UHM’nin talebine olumlu yanıt vermemiş olsaydı Libya kaosa sürüklenirdi.” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’nin çabaları sayesinde Libya’da rüzgarın yönü değişti, böylece Libyalılar arasında diyalog ve BM’nin himayesinde uzlaşma girişimleri oluştu.

Türkiye olarak Libyalıların arasındaki diyaloğa desteği sürdüreceği, barışçıl, kapsayıcı ve kalıcı siyasi çözümü teşvik edecek her türlü fırsatı değerlendirmeye hazır olunduğu dile getirildi.

Libya’daki çatışmalarda en dikkat çeken hususlardan birisi de paralı askerler oldu. Gayrimeşru lider Hafter’e verdiği destek bilinen Rusya, Libya’ya paralı asker gönderdiği iddialarını reddetti.

Rusya’nın inkarına rağmen Rus güvenlik şirketi Wagner’e ait silahlı güçlerin, Libya’da çatışmalara katılarak darbeci Halife Hafter’i desteklediği Birleşmiş Milletler (BM) raporlarına yansıdı.

BM uzmanlarının hazırladığı raporlara göre, Wagner’e bağlı 800 ila 1200 arasında Rus paralı savaşçının, 2018’den bu yana ülkede aktif şekilde cephe hattında faaliyet yürüttüğü ifade edildi.

Türkiye, Libya’da paralı askerler sorununa küresel bir cevap verilmesi gerektiğini ancak her şeyden önce Ulusal Mutabakat Hükümetinin, Hafter milisleri ve yabancı paralı askerleriyle ilgili endişelerinin ve güvensizliğinin giderilmesi gerektiğini savunuyor.

Türkiye, Kasım 2019’da imzalanan anlaşma çerçevesinde Libya’ya askeri eğitim vermeye ve Libyalıları, düzenli ordu kurma, savunma alanında reform yapma, ülkelerinin istikrarına ve toprak bütünlüğüne yönelik tehditlerle mücadele etmek kapasitelerini artırma konularında yardımı sürdürüyor.

Öte yandan, Türkiye, bu faaliyetlerin Berlin Konferansına ve BM Güvenlik Konseyinin (BMGK) kararlarına uygun olduğu belirtilerek, BMGK’nin ilgili kararlarının uluslararası toplumu Libya Ulusal Mutabakat Hükümetini tek meşru hükümet olarak tanımaya davet ettiğine dikkat çekiyor.

Libya’da defalarca bozulan ateşkeslerin ardından BM, 23 Ekim’de Cenevre’de 5+5 Askeri Komite toplantılarının dördüncü turunda, Libyalı tarafların ülke genelinde kalıcı ateşkes için anlaşmaya vardığını duyurdu.

Kalıcı ateşkes görüşmeleri ardından, Tunus’ta gerçekleşen Libya Siyasi Diyalog Forumunda ülkedeki seçimlerin 24 Aralık 2021’de gerçekleştirilmesi konusunda uzlaşma sağlandığı bildirildi.

Türkiye, kalıcı ateşkesin sağlanması ve Libya’nın seçim düzenlenmesi için gösterilen çabaları memnuniyetle karşıladı.

Ateşkesin ardından 285 bin Suriyeli evine döndü

Suriye’de Esed rejiminin şubatta sivillere saldırıp, İdlib’in kontrolünü ele geçirmeye çalışarak Astana ve Soçi’de varılan anlaşmaları ihlal etmesi üzerine Moskova’da bir araya gelen Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İdlib’te 6 Mart’ta başlayacak ateşkes konusunda anlaştı.

Varılan ateşkes anlaşması neticesinde askeri faaliyetler durduruldu ve 3 ay içinde evine dönen Suriyeli sayısı 285 bini buldu. Öte yandan, Suriye Müdahale Koordinatörlüğü verilerine göre, Türkiye sınırındaki çadır kentlerde sayıları yaklaşık 2 milyona ulaşan sivillerden yaklaşık 400 bini, ateşkesle birlikte, terk ettikleri bölgelerine dönüş yaptı.

Anlaşma uyarınca, M4 karayolunun kuzeyinde 6 kilometre ve güneyinde 6 kilometre derinliğinde bir güvenli koridor tesis edilerek, karayolu üzerinde Türk ve Rus askerleri ortak devriyelere başladı.

Türkiye, Güney Kafkasya’daki etkinliğini arttırdı

Azerbaycan-Ermenistan sınırında 14 Temmuz’da çıkan çatışmalarda, Azerbaycan ordusundan biri tümgeneral olmak üzere 7 askerin şehit olması, Dağlık Karabağ’ın işgalden kurtarılmasına giden savaşın fitilini ateşleyen bir gelişme oldu. Azerbaycan ordusu, 27 Eylül’de Ermeni güçlerinin Dağlık Karabağ yakınlarında sivil yerleşimlere ateş açması üzerine topraklarını işgalden kurtarmak üzere karşı saldırı başlattı.

Dağlık Karabağ ve çevresindeki illeri Ermenistan’ın işgalinden kurtarmak için operasyon başlatan Azerbaycan ordusu, 44 gün süren savaşta 5 il, 4 kasaba ve 286 köyü işgalden kurtardı ve Ermenistan ordusuna büyük darbe vurdu.

Bu süreçte Türkiye, Azerbaycan’a desteğinin tam olduğunu açıkladı ve Türkiye’nin askeri ve siyasi desteğini alan Azerbaycan, Dağlık Karabağ’da Ermenistan’a karşı büyük bir zafer kazandı.

İşgal dönemi boyunca, savunma hatlarını kalın beton duvarlarla kuran Ermenistan ordusuna en büyük zararı Azerbaycan’ın envanterinde yer alan Türk yapımı SİHA’lar ile kamikaze İHA’lar verdi.

Böylelikle, Karabağ’daki Azerbaycan zaferiyle, Türkiye’nin Güney Kafkasya’da etkisini artırdığı, bölgede Türkiye’nin dahil olmadığı bir çözümün mümkün olmadığı görüldü.

Nahçıvan koridoru ile Türkiye-Orta Asya hattı kurulmuş olacak

Ateşkes görüşmelerinde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in özellikle talep ettiği Nahçıvan ile Azerbaycan’ın batı illerini bağlayan koridor da bölgenin yeni gerçeklerinden birisi olacak.

Dağlık Karabağ’da 44 gün süren askeri harekatın ardından Rusya-Azerbaycan-Ermenistan arasında yapılan anlaşmaya göre, Azerbaycan’la Nahçıvan’ı birleştiren yeni koridor oluşturulacak. Ermenistan’ın İran sınırına yakın topraklarında açılacak koridor ile Türkiye ve Azerbaycan tam bir asır sonra ilk kez kara yolu ile birbirine bağlanacak.

Anlaşmanın 9. maddesine göre bölgenin ekonomik ve ulaşım bağlantılarındaki engeller kaldırılacak. Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti ve Azerbaycan’ın batı bölgeleri arasında ulaşım ve iletişim ağları inşa edilecek.

Türkiye, milli davası Kıbrıs meselesinin kalıcı çözüme kavuşması için çabalarını 2020’de de sürdürdü

Kurulduğu günden bu yana ambargo ve izolasyonlar altında olan KKTC’yi tanıyan ve her koşulda destekleyen tek devlet Türkiye oldu.

Türkiye, milli davası olan Kıbrıs meselesinin kalıcı bir çözüme kavuşması ve Kıbrıs Türk halkına uygulanan haksız kısıtlamalara son verilmesi yönündeki çabalarını 2020’de de sürdürdü. Kıbrıs Türk halkının güven, huzur ve refah içinde yaşaması için kararlı duruşunu sürdüren Türkiye, “sırf müzakere etmek için masaya oturmayacağını”, Kıbrıs’ta “egemen eşitlik temelinde iki devletli çözümün konuşulmasının zamanının geldiğini” vurguladı.

Türkiye’nin daimi desteğini hep arkasında hisseden KKTC’de de 2020 yılı yeni gelişmeleri beraberinde getirdi.

KKTC’de 18 Haziran 2019’daki Bakanlar Kurulu toplantısında 1974’ten bu yana kapalı olan Maraş’ın açılması konusunda adım atılarak uzman ekiple bilimsel envanter çalışması yapılması kararı alındı.

KKTC sınırları içerisinde bulunan ve 46 yıldır kapalı olan Maraş’ın kamuya ait olan bir kısmı 8 Ekim’de halkın kullanımına açıldı. İleride eski sakinlerinin de bölgedeki mülklerine dönmesiyle 46 yıldır kapalı olan Maraş’ın tamamının Türk yönetiminde açılması ve insanlığa yeniden kazandırılması hedefleniyor.

Öte yandan, KKTC halkı, 18 Ekim’de cumhurbaşkanı seçiminin ikinci turu için sandık başına gitti. İkinci turda cumhurbaşkanı seçilen Ersin Tatar, 19 Ekim’de mazbatasını aldı.

Türkiye tarihindeki en büyük doğal gaz keşfi gerçekleştirildi

Türkiye’de 2020’de enerji sektörü alanında da yeni ve önemli gelişmeler meydana geldi.

Fatih sondaj gemisinin, 21 Ağustos’ta Karadeniz’deki Sakarya Gaz Sahası’nda yer alan Tuna-1 lokasyonunda Türkiye tarihindeki en büyük doğal gaz keşfini gerçekleştirdiği duyuruldu.

Keşfedilen gaz miktarı 21 Ağustos’ta 320 milyar metreküp olarak açıklanırken, 17 Ekim’de aynı bölgede bulunan 85 milyar metreküp doğal gaz rezerviyle bu rakam 405 milyar metreküpe ulaştı. Yapılan hesaplamalara göre, söz konusu keşfin potansiyel ekonomik değeri mevcut fiyatlarla yaklaşık 85-90 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “müjde” olarak açıkladığı keşif, bu yıl dünyada gerçekleştirilen en büyük ikinci, açık denizlerde ise en büyük gaz keşfi olarak kayıtlara geçti.

Ülkenin son dönemde denizlerde yoğun bir şekilde yürüttüğü sismik arama ve sondaj faaliyetlerinin ilk somut meyvesi olan keşif, Türkiye’nin bugüne kadar kara ve deniz sahalarında gerçekleştirdiği 16,6 milyar metreküplük toplam üretiminin 25 katı seviyesinde bulunuyor. 2023’te başlaması hedeflenen doğal gaz üretimiyle Türkiye’nin yıllık doğal gaz ihtiyacının yaklaşık yüzde 30’unun karşılanabileceği hesaplanıyor.


– ABD’nin, Rusya’dan S-400 sistemlerinin alımı nedeniyle Türkiye’ye bazı yaptırımlar uygulama kararına karşılık, Türkiye, yaptırım ve şantaj diline boyun eğmeyeceğini bildirdi
– Doğu Akdeniz’deki Türkiye-Yunanistan gerilimi AB’yi alarma geçirdi
– Türkiye’nin Libya meselesinde ortaya koyduğu çabalar, bu ülkede rüzgarın yönünü değiştirdi ve böylece Libyalılar arasında diyalog ve BM’nin himayesinde uzlaşma girişimleri oluştu
– Türkiye’nin askeri ve siyasi desteğini alan Azerbaycan, Dağlık Karabağ’da Ermenistan’a karşı büyük bir zafer kazandı
– Azerbaycan’ın Karabağ zaferinin ardından Türkiye, Güney Kafkasya’daki etkinliği arttı
– Türkiye, milli davası olan Kıbrıs meselesinin kalıcı bir çözüme kavuşması ve Kıbrıs Türk halkına uygulanan haksız kısıtlamalara son verilmesi yönündeki çabalarını bu yıl da sürdürdü
– 2020 yılı enerji alanında da yeni gelişmelere sahne oldu ve Türkiye tarihinin en büyük doğal gaz keşfini Karadeniz’de gerçekleştirdi
– Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “müjde” olarak açıkladığı keşif, bu yıl dünyada gerçekleştirilen en büyük ikinci, açık denizlerde ise en büyük gaz keşfi olarak kayıtlara geçti

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANKARA (AA) – Türkiye’de üniversite sıralamaları yapan kuruluş olan ODTÜ URAP Laboratuvarı Koordinatörü Prof. Dr. Ural Akbulut ile dünyanın önde gelen hakemli bilimsel tıp dergilerinden The Lancet’te, Türkiye’nin Sinovac aşısına ilişkin Faz-3 çalışmasının sonuçlarını dünyaya duyuran makalenin koordinatör yazarı Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Akova, konuya ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Ural Akbulut, Kovid-19 salgını nedeniyle, bazı bilimsel dergiler ile Oxford Yayıncılık ve Avrupa Üniversiteler Birliği gibi 160 saygın kuruluşun, 31 Ocak 2020’de yazılı bir basın açıklaması yaparak, Kovid-19 konusunda dergilere ulaşan makalelerin hakem incelemesine göndermeden önce dergilerin internet sayfalarında yayımlanmasının yararlı olacağını açıkladığını ve bu önerinin saygın bilimsel dergilerin çoğu tarafından uygulamaya konulduğunu belirtti.

Saygın bilimsel dergilerin, kendilerine sunulan makaleleri bilim insanlarından oluşan hakemlerin olumlu görüşlerini aldıktan sonra yayımladığına dikkati çeken Akbulut, bu nedenle makalelerin basılmasının genellikle bir yıl, bazen daha uzun zaman aldığını söyledi.

Kovid-19 salgını ortaya çıktıktan sonra aşı, ilaç ve virüs gibi, salgınla ilgili çeşitli konularda 10 binlerce makalenin bilimsel dergilere sunulduğunu aktaran Akbulut, şöyle konuştu:

“Salgının ilk 10 ayında dergilere Kovid-19 ile ilgili 125 bin makale gönderildi. Makale sayısı 1 Ağustos 2021’de 210 bin 183’e ulaştı. Kısa sürede sadece bir konuda bu kadar çok sayıda makale yazılması bilim dünyasında ilk kez gerçekleşti. Bu makalelerin hakemlere gönderilip görüş alınması çok zaman alacağı ve sürmekte olan salgına hızla önlem alınıp çözüm bulunabilmesi için Kovid-19 makalelerine ayrıcalık tanıdı. Yayın kuruluşları Kovid-19 makalelerini kısa süren bir ön incelemenin ardından ‘preprint’ (ön baskı) adı altında internet sayfalarında yayımlıyorlar. Burada amaç, salgının önlenmesine yardımcı olabilecek verilerin bilimsel çevreye ve topluma kısa sürede duyurulması. Bilim insanları, bu makaleler hakkındaki olumlu ve olumsuz görüşlerini ilgili web sayfasına ekleyebiliyor.”

Bu yöntemle bilimsel olarak doğruluğu ve salgını önlemeye yardımcı olacağı anlaşılan makalelerdeki verilerin kısa sürede tüm dünyada bilim insanlarına ışık tuttuğunu dile getiren Akbulut, bilimsel açıdan güvenilir olmayan, verilerinin hatalı olduğu anlaşılan veya önerilen yöntemlerin zararlı olabileceği belirlenen makalelerin ise web sitelerinden çıkartıldığını aktardı.

Böylece, bilim insanlarının yanlış bilgiler nedeniyle zaman kaybetmesinin önlenmeye çalışıldığını ifade eden Akbulut, bu yöntemle dergilerin internet sayfalarında hakem incelemesi olmadan yayımlanan Kovid-19 makalelerinin bazılarının çok ilgi çektiğini, binlerce atıf alabildiğini anlattı.

Bazı makaleler negatif atıf alıyor

Hakem aşamasından geçmedikleri için bazı Kovid-19 makalelerindeki verilerin ve sonuçların güvenilmez olduğunu fark eden bilim insanlarının, “negatif atıf” da yaptığını belirten Akbulut, şöyle devam etti:

“Bu tür negatif atıf alan çok sayıda makale, yayıncı kuruluşlarca sayfadan kaldırılıyor veya makale yazarları tarafından geri çekiliyor. Bu tür tartışmalı makaleler nedeniyle, bazı ülkelerde Kovid-19 hastalarına yararsız ve tehlikeli olduğu kanıtlanan ilaçların verilmeye devam edildiği rapor ediliyor. Kovid-19 ile ilgili çok sayıda makalenin hakem incelemesi olmadan kısa sürede internet sayfalarında yayımlanması faydalı bilgilerin sağlıkçılara ulaşmasını hızlandırmaktadır. Ancak hatalı verilere dayanan makalelerin salgının önlenmesini yavaşlatma tehlikesi bulunmaktadır.”

Ural Akbulut, bilimsel dergilerin hakem incelemesinden geçmeden internet sayfalarında yayımladıkları makaleleri hakemlere gönderip, olumlu görüş alanları cilt ve sayfa numaralarıyla yayımlayacaklarını kaydetti.

“Akademik yükseltmelerde hakemsiz yayımlanmış makaleler dikkate alınmamalı”

Akbulut, URAP’ın her yıl üniversite sıralaması yapan kuruluşlardan biri olduğunu hatırlatarak, geçen yıl hakemsiz ve sadece internet sitelerinde yayımlanan makalelerle ilgili aldıkları yeni kararı da açıkladı.

Prof. Dr. Ural Akbulut, şunları kaydetti:

“Hakem incelemesinden geçmeyen ve aralarında çok sayıda hatalı veriye dayalı Kovid-19 makalesi, binlerce atıf alabildiği için bu makaleler üniversite sıralamalarının güvenirliğini sarsacaktır. Bu tür makalelerin önemli bir bölümü hakemlerce reddedilince, bu yıl üniversite sıralamalarında çok üst sıralara çıkan bazı üniversiteler önümüzdeki yıl alt sıralara düşecektir. Bu nedenle URAP sıralamalarında bu yıl, 2020 yılında sadece internet sitesinde yayımlanmış ve hakem kontrolü olmayan Kovid-19 makaleleri değerlendirme dışında tutulmuştur. Bu makalelerden, hakemlerden olumlu görüş alıp normal şekilde yayımlananlar, önümüzdeki yıldan itibaren sıralamalarda değerlendirmeye alınacaktır. Öte yandan, hakemsiz makaleler çok sayıda atıf da alabiliyor. Bu nedenle üniversite yönetimlerinin, öğretim üyesi atama ve yükseltme kriterlerinde, sayı ve cilt numarası olmayan, web sitelerinde sadece malumat olması için hakemsiz yayımlanmış dergilerdeki makaleleri dikkate almamaları gerekir.”

Türkiye’nin makalesi, 5 farklı hakem sürecinden geçirildi

The Lancet’te yayımlanan Türkiye’nin Sinovac aşısına ilişkin Faz-3 çalışmasının sonuçlarını dünyaya duyuran makalenin koordinatör yazarı Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Akova ise bu yıl mayıs ayında gönderdikleri makalelerinin, temmuz ayında basıldığını ve 5 farklı hakem kontrolünden geçtiğini bildirdi.

Normal koşullarda bir makalenin basılma süresinin 4-5 ayı geçebildiğini dile getiren Akova, “Kovid-19 salgını, bilgi paylaşımını acilen gerektiren bir durum yarattı. Bazı tıp dergileri, bu durumu hızlandırmak için yayın öncesi web siteleri adını verdikleri sayfalarda makaleleri yayımlamaya başladılar. Bu makaleler, bu sayfalarda yayımlanmadan önce sadece şekilsel olarak bakılıyor ve hakem kontrolünden geçirilmiyor. Aslında hakemden geçmeyen bu makalelerin, bilimsel olarak içerikleri ve nitelikleri de belli değil.” diye konuştu.

Yayın öncesi internet sitelerinde yayımlanan ve yeterli niteliğe sahip makalelerin hızlı şekilde hakem kontrolünden geçtikten sonra dergide basıldığını anlatan Akova, bu konudaki bir istatistiği kaynak göstererek, “Mayıs 2021 tarihine kadar hakemli dergilerdeki Kovid-19 ile ilişkili makalelerin sadece yüzde 5’i önceden preprint (ön baskı) olarak yayımlanmış.” bilgisini aktardı.

Ön baskıya, çok önemli bilimsel dergilerde yayımlanacak önemli makalelerin yanı sıra bilimsel olarak çok değeri olmayan bilimsel içeriklerin de alınabildiğine dikkati çeken Akova, “Bu nedenle bilimsel anlamda bir verinin doğru olduğunun kanıtlanabilmesi için ancak hakem eleştirisinden geçmesi gerekir ve ciddi bir dergide yayımlandıktan sonra bilimsel kanıt olarak kabul edilebilir. Bazı veri tabanlarında, hakem eleştirisinden geçmeyen bazı makaleler de taranır hale geldi.” dedi.

Sinovac ile ilgili Brezilya’nın hakemsiz yayını bir şekilde yayıldı

Akova, bu duruma örnek gösterirken, hakemli dergide yayımladıkları ve Sinovac aşısına ilişkin ilk Faz-3 araştırmasının sonuçlarının bir benzerinin Brezilya’da yapıldığını belirterek, şunları kaydetti:

“Brezilyalıların bu çalışmaları, bizden önce bir internet sitesinde yer aldı ancak o çalışma hiç bir zaman bir dergide yayımlanmadı. Ancak Sinovac ile ilgili bu çalışmalara çok sayıda atıf aldı. O makalede aşının etkinliği yüzde 50 gösterilmişti. Bu durumu bilmeyen çoğu kişi ise ‘Çin aşısı yüzde 50 etkili’ diye o makaleyi örnek gösterdi. Halbuki o makale bir hakem eleştirisinden bile geçmedi. Makalemizin yayımlandığı The Lancet ise dünyanın bu konudaki en önemli ikinci yayınevi, buradaki makalemizde Sinovac aşısının etkinlik oranını yüzde 83 gösterdik. Hala bu aşıyla ilgili hakemli bir dergide yayımlanmış başka bir Faz-3 çalışması yok. Bazen internet sitelerindeki bu hakemsiz yayınlar, böyle çelişkiler de yaratabiliyor, insanlar duymak istediklerini orada duyunca hakemsiz şekilde yayımlanan bir makaleye bile bir şekilde itibar edebiliyor.”

ANKARA (AA) – Yeni sanat sezonunda zengin bir repertuvarla sanatseverlerin karşına çıkmaya hazırlanan Ankara Devlet Opera ve Balesi (ADOB), ünlü opera “Saraydan Kız Kaçırma”nın kısaltılmış versiyonunu, 2 Ekim’de izleyiciyle buluşturacak.

Doğumundan ölümüne kadar geçen süreçte insanın iyi ve kötü davranış biçimlerinin ve üzerine çöken büyük bir felaket karşısında bile aymazlığını sürdürmesinin ele alındığı “C-19” balesi, 9 Ekim’de prömiyer yapacak.

Bu sezon birçok farklı konsepte konseri izleyicinin beğenisine sunacak ADOB, Gala Konseri’ni ise 13 Ekim’de CSO Ada Ankara Ana Salon’da verecek.

ADOB Sanat Yönetmeni ve Müdürü Feryal Türkoğlu, yeni sanat sezonuna ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, 20 aylık bir salgın sürecinden sonra sanatseverlerle kapalı salonlarda buluşmaya başlamanın heyecanını yaşadıklarını söyledi.

Sahnede olmayı ve seyircinin alkışlarını duymayı çok özlediklerini dile getiren Türkoğlu, Kovid-19 önlemlerine uyarak yeni sanat sezonunu yürüteceklerini belirtti.

Seyircilerden aşı kartı ya da en az 48 saat önce yapılmış negatif sonuçlu PCR testi isteyeceklerini, salonda bir boş bir dolu koltuk şekilde oturumu sağlayacaklarını, salonun dezenfekte edileceğini anlatan Türkoğlu, “Seyircilerimiz gönül rahatlığıyla salonlarımıza gelebilirler. Ben hiç şüphe duymuyorum, buradaki ortam evlerinden farklı olmayacak.” dedi.

“Hem sağlığımızdan hem sanatımızdan ödün vermeden ortada buluşmaya çalışıyoruz”

Türkoğlu, sanatseverlerin yanı sıra sanatçılar için de önlemler aldıklarını vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çalışma odalarımızda piyanoyla sanatçının arasına kalın naylon perdeler yaptırdık. Çalışma anında herhangi bir virüs yayılımını önlemek için onları çekiyoruz. Bütün provalarımızı sahnede yapıyoruz. Çalışma salonlarımıza henüz sanatçılarımızı sokmadık. Provalarda genellikle koroyu seyirci kısmına, solistleri yan tarafa orkestrayı da sahneye yerleştiriyoruz. 1,5 metre sosyal mesafeye riayet ediyoruz.”

Feryal Türkoğlu, provaları henüz kostümlü yapmadıklarını, tedbirli davrandıklarını belirterek, sosyal mesafeyi koruma adına kadrosu daha dar eserleri seçtiklerini, orkestra çukurunu kullanmadıklarını, orkestra üyelerini sahnenin arkasına yerleştirdiklerini anlattı.

“Hem sağlığımızdan hem sanatımızdan fazla ödün vermeden ortada buluşmaya çalışıyoruz.” diyen Türkoğlu, balede orkestrayı çukura indirmeden sahneyi kullanmanın mümkün olmadığını, bu nedenle bale eserlerini bant eşliğinde sergilediklerini dile getirdi.

“Bol bol konser yapacağız”

ADOB Sanat Yönetmeni ve Müdürü Feryal Türkoğlu, Kovid-19 salgını öncesi hazırlanan ve sahneye çıkarmak üzere oldukları eserleri, salgın nedeniyle ertelemek zorunda kaldıklarını belirterek, yeni sanat sezonunda bunları seyirciyle buluşturacaklarını ifade etti.

Maskeli Balo, Tosca, C-19, Midas’ın Kulakları’nın yeni eserler arasında yer aldığını dile getiren Feryal Türkoğlu, şöyle konuştu:

“Ayrıca sahne üzerinde bol bol konser yapacağız, orkestralı, piyanolu. Hatta belki bazı eserlerimizi konsertan şeklinde yapmaya çalışacağız. Sahne üzerinde küçük gruplarımız var, kuartetlerimiz var. Onlarla baleyi birleştirerek bir tango akşamı yapıyoruz. Ben de eserin içinde tango söylüyorum. Bir A planı bir de B planı yaparak programlarımızı yürütmeye çalışıyoruz. Bu çok da kolay olmuyor. Ama yeter ki sanatımız ve bizler sağlıkla devam edelim, gerisi önemli değil.”



Koronavirüs Haber Indeksi


Rusya Koronavirüs  | Hindistan Koronavirüs | İngiltere Koronavirüs | Almanya Koronavirüs | Fransa Koronavirüs | İtalya KoronavirüsKoronavirüs AşısıKoronavirüs TedbirleriSokağa Çıkma KısıtlamasıSağlık Bakanı AşıBrezilya KoronavirüsBioNTechSputnik-VYerli Aşıİran KoronavirüsABD KoronavirüsKoronavirüsü YenenJaponya KoronavirüsEsnaf Koronavirüs Haberleri