Ege Üniversitesi 'normalleşme süreci'ndeki ilk organ naklini yaptı

İZMİR (AA) – Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınında hem tanı konulması hem de tedavisinde büyük mücadele veren Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi, 1 Haziran’dan itibaren normalleşme sürecinin başlamasıyla pandemi sürecinde acil hastalar dışında durdurulan organ nakli operasyonlarına yeniden başladı.

Buca ilçesinde yaşayan 3 çocuk annesi, 64 yaşındaki Meryem İmrek’e, rahatsızlanması üzerine 8 yıl önce başvurduğu Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde karaciğer yağlanmasına bağlı olarak siroz hastalığı teşhisi kondu.

Hastalığın zamanla karaciğerde tümör oluşturmasının ardından doktorlar, kadının 3 yıl önce organ nakli olmasına karar verdi.

Nakil listesine alınan İmrek’e mutlu haber geçen hafta kentteki bir özel hastanede beyin ölümü gerçekleşen hastanın organlarının yakınları tarafından bağışlanmasıyla geldi.

İmrek, EÜ Tıp Fakültesi Hastanesinde Organ Nakli Bölümü Karaciğer Nakli Sorumlusu Prof. Dr. Murat Zeytunlu ve Doç. Dr. Alper Uğuz tarafından gerçekleştirilen ameliyatla, normalleşme sürecinde hastanede nakil yapılan ilk hasta oldu.

Başarılı geçen ameliyatın ardından karaciğeri yeniden çalışmaya başlayan İmrek’e, EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak “geçmiş olsun” ziyaretinde bulundu.

Meryem İmrek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sağlık sorunları nedeniyle çok zor günler yaşadığını, karaciğer nakli ile sağlığına kavuştuğuna hala inanamadığını söyledi.

Kadavradan kendisi için uygun organın bulunduğunu öğrendiğinde büyük mutluluk yaşadığını belirten İmrek, “Türkiye’nin ve dünyanın yaşadığı koronavirüs nedeniyle organ bulunsa bile nakil ameliyatının yapılamayacağını düşünüyordum. Umudum da yoktu ama öyle olmadı. Başarılı geçen nakil ameliyatıyla sağlığıma kavuştum, çok mutluyum.” dedi.

İmrek, hastanede hijyen koşullarına önem verildiğini, bu süreçte ailesinin yanı sıra doktorları ve diğer sağlık çalışanlarının kendisine her konuda destek verdiğini aktardı.

Türkiye’nin ne kadar güçlü bir sağlık sistemi olduğunu bu süreçte daha iyi anladığını vurgulayan İmrek, şunları kaydetti:

“1 Haziran’da başlayan normalleşme süreciyle birlikte aslında bu durumu nakil ameliyatı olarak bizzat yaşadım. İnşallah diğer organ nakli bekleyen hastalar da en kısa sürede uygun organların bulunmasıyla sağlıklarına kavuşur. Hem hastalara hem de organ bağışlamak isteyenlere şunu söylemek istiyorum. Kovid-19 hastalığı var diye kimse nakil ameliyatı olmaktan ya da organlarını bağışlamaktan korkmasın. Çünkü hastanelerde Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulu’nun önerdiği hassas hijyen kuralları uygulanıyor.”

İmrek’in kızı Canan Yetiş de annesinin sağlığına kavuştuğu için çok mutlu olduğunu dile getirerek, “Annemin çok şanslı bir hasta olduğunu düşünüyorum. Böyle bir süreçte kadavradan uygun karaciğerin bulunup iyi geçen ameliyatla nakledilmesini Allah’ın bize bir mucizesi olarak değerlendiriyorum.” ifadelerini kullandı.

Acil vakalar dışında ilk yapılan operasyon

Nakil ameliyatını gerçekleştiren ekipte yer alan Doç. Dr. Alper Uğuz ise Kovid-19 sürecinde acil vakalar dışında organ nakli gerçekleştirmedikleri bilgisini verdi.

İmrek’e yaptıkları operasyonun, normalleşme sürecinde hastanenin ilk nakil operasyonu olduğunu hatırlatan Uğuz, “Ameliyattan önce bazı önlemler aldık. Hastamızdan Kovid numunesi aldık. Nakil ameliyatının yapılabilmesi için enfeksiyon hastalıkları bölümünde görevli meslektaşlarımızdan onay aldık. Tüm sağlık çalışanları ve hasta yakınlarına maske, sosyal mesafe ve hijyen konusunda uyarılarda bulunduk. Ameliyatımız 3,5 saatte tamamlandı, hastamızın kısa sürede karaciğer fonksiyonları yeniden çalışmaya başladı.” diye konuştu.

Rektör Prof. Dr. Necdet Budak da normalleşme süreciyle birlikte hastane olarak eski çalışma şekline döndüklerine işaret ederek, şöyle konuştu:

“Kovid-19 sürecinde tıp fakültesi hastanesi olarak çok iyi bir sınav verdik. Türkiye’deki 43 üniversite hastanesinden biri olarak Sağlık Bakanlığımızın koordinasyonunda gerek test gerekse vaka sayısı bakımından en yüksek performansı gösterdik. En önemlisi de en düşük ölüm oranıyla bu süreci atlattık. Kovid-19 devam ediyor. Tüm sağlık çalışanları olarak normalleşme sürecinde de hassasiyetle çalışmaya devam ediyoruz.”

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İZMİR (AA) – İzmir’de, babasından nakledilen böbreğin, fonksiyonunu yitirmesinin ardından yeniden organ nakil listesine alınan Mahi Azman, nakil olmayı beklerken uygulanan tüp bebek tedavisi yöntemiyle bebeğini kucağına almanın mutluluğunu yaşıyor.

Bornova ilçesinde yaşayan 39 yaşındaki Mahi Azman’a, 12 yaşındayken böbrek yetmezliği teşhisi konuldu.

Azman, 6 yıl diyaliz tedavisi gördükten sonra 18 yaşında babasından yapılan böbrek nakliyle sağlığına kavuştu.

Yaşamını 10 yıl önce Hakan Azman ile birleştiren Mahi Azman, nakilden 14 yıl sonra böbreğinin fonksiyonlarının bozulması üzerine yine diyaliz tedavisi görmeye başladı.

Yeniden nakil olmak için organ nakli listesine başvuran genç kadın, böbrek yetmezliği rahatsızlığı bulunan kişilerde hamile kalma oranının düşük olması nedeniyle tüp bebek tedavisi görmeye başladı.

Hamilelik sürecinde bir kere bebeğini kaybeden genç kadın, 3. denemesinde mutlu sona ulaştı.

Hamile kaldığı süre boyunca diyaliz merkezinde tedavi görmeye devam eden Azman, bebeğiyle daha fazla vakit geçirmek için, Sağlık Bakanlığının sağladığı ev diyalizi tedavisine başvurdu.

Bir süre eğitim alan Azman, bebeğini dünyaya getirmesinin ardından evinde diyaliz uygulamaya başladı.

Mahi Azman, AA muhabirine yaptığı açıklamada, böbrek yetmezliği nedeniyle çok zor günler yaşadığını, böbrek fonksiyonlarının 5 yıl önce yükselmesinin ardından yeniden organ nakli bekleme listesine alındığını söyledi.

Hayattaki en büyük isteğinin evlenip, anneliği yaşamak olduğunu belirten Azman, “Çalıştığım iş yerinde eşimle tanıştım ve evlendim. Diyaliz tedavisi gören hastalarda bebek sahibi olma şansı az. Buna rağmen tüp bebek tedavisi gördüm. 3. denemede kızımızı kucağımızı aldık. Dünyanın en mutlu annesi ve babası olduk. En büyük isteğim organ nakil olarak, kızımı sağlıklı bir şekilde büyütmek.” dedi.

Daha önce ev diyalizi tedavisi görmek istediğini ama uzun süre tek başına yapacağı için cesaret edemediğini dile getiren Azman, bebeği Erva dünyaya geldikten sonra onunla daha çok vakit geçirmek için ev diyalizi tedavisine başvurduğunu ifade etti.

Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumunun onayıyla diyaliz makinasının evine kurulduğunu anlatan Azman, şunları kaydetti:

“Bebeğimi dünyaya getirmemin ardından 6,5 aydır evimde diyaliz oluyorum. Eskiden diyaliz merkezine giderken sabah erken saatlerde uyanıp hazırlanıyordum. Diyalizden sonra da çok yorgun oluyordum. Eskiden haftanın 3 günü 4 saat diyalize girerken artık evimde haftanın 6 günü 8 saat tedavimi yapıyorum. Üstelik hiçbir ek ücret ödemiyorum. Diyalizimi akşam uyurken yaptığım için uyandığımda daha dinç oluyorum. Bebeğime daha çok vakit ayırıyorum. Özellikle yeni tip koronavirüs sürecinde evimde rahat bir şekilde tedavimi gördüm. Bu hizmet için Sağlık Bakanlığımıza çok teşekkür ediyorum.”

Özel bir diyaliz merkezinde Azman’ı tedavi eden Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Cenk Demirci de Azman’ın bebek sahibi olacağını öğrendiği günü hala unutamadığını söyledi.

Evinde diyaliz tedavisi olmaya başlamasının ardından Azman’ın yaşam kalitesinin yükselmeye başladığını dile getiren Demirci, “Evinde daha rahat ve uzun süreli diyaliz olmaya başladı. Bu da böbreklerinden, biriken maddelerin daha çoğunun dışarıya çıkmasını sağladı. Mahi hanım, evinden çıkmadan artık çocuğuyla daha rahat ve uzun vakit geçirmenin keyfini çıkarıyor.” diye konuştu.

Evde diyaliz 2010’dan beri uygulanıyor

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ercan Ok ise hemodiyaliz tedavisinin hayat kurtaran bir tedavi olduğunu, dünya üzerinde yaklaşık 3 milyon böbrek yetmezliği hastasının bu şekilde tedavi olduğunu ifade etti.

Evde diyaliz tedavisinin 2010 yılından bu yana Türkiye’de uygulanmaya başladığına işaret eden Ok, “Evde diyaliz ülkelere göre de daha ekonomik bir tedavi şekli. Türkiye, şu anda Avrupa’da, gelişmiş ülkeler düzeyinde bu hizmeti sunan az sayıdaki ülkeden biri. Merkez diyalizine göre ev diyalizinde hasta daha uzun tedavi olduğu için diyaliz sonrası halsizlik, kansızlık, kemik hastalığı ve kalp damar hastalıklarında düzelmeler gözleniyor.” ifadelerini kullandı.

Tezcan Ekizler

ERZURUM (AA) – Erzurum'da, Atatürk Üniversitesi Transplantasyon Öğrenci Kulübünce (Atatx) "Bilimsel, Hukuki ve Dini Yönleriyle Transplantasyon Kongre"si düzenlendi.

Atatürk Üniversitesi Nene Hatun Kültür Merkezi'nde Türkiye'nin çeşitli illerinden akademisyenlerin katılımıyla düzenlenen kongre, şehitler için saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı.

Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü Doku Organ Nakli ve Diyaliz Hizmetleri Dairesi Başkanı Dr. Fatih Kacıroğlu'nun oturum başkanlığını yaptığı kongre, Türkiye Organ Nakli Koordinatörleri Koordinasyon Derneği Başkanı ve Sağlık Bakanlığı Organ Nakli Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Uluğ Eldegez ile diğer katılımcıların sunumuyla devam etti.

Yarın sona erecek ve organ naklinde tecrübeli doktorların deneyimlerini paylaşacağı kongrede, organ naklinin bilimsel, hukuki ve dini yönleri ele alınıyor.

Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Organ Nakli Eğitim Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Gürkan Öztürk, kongrede yaptığı konuşmada, yaklaşık 2 yıl önce kurulan Atatx Kulübü'nün organ bağışı ve naklini anlatmak amacıyla yola çıktığını söyledi.

Öncelikle kulüp üyelerine organ nakli bağışı ve önemi hakkında çeşitli eğitimler verdiklerini anlatan Öztürk, şöyle konuştu:

"Kulüp üyesi öğrencilerine organ naklinin önemiyle ilgili eğitimler verip sahada insanları organ nakli konusunda eğitmelerini istedik. Gençlerde büyük enerji var. Çok sayıda toplantı yaptılar ve bu emekleri sonucu geçen yıl 250 civarında gönüllü organ bağışı aldılar. Hem kendi sınıf arkadaşlarına hem de üniversite öğrencilerini bilgilendirdiler ve son olarak da böylesine güzel bir kongre tertip ettiler. "

Öztürk, kongrede emeği geçenlere ve katılımcılara desteklerinden dolayı teşekkür etti.

Kongreye Atatürk Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sezai Ercişli, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fatih Albayrak ile çok sayıda akademisyen ve öğrenci katıldı.