El temizliğinde renksiz, kokusuz kalıp sabun kullanılması önerisi

ANKARA (AA) – Türk Dermatoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Emel Erdal Çalıkoğlu, dernekte düzenlediği basın toplantısında, sabun, temizleyici ve dezenfektanların kurutucu ürünler olduğunu ve tüketiminden sonra mutlaka nemlendirici kullanılması gerektiğini söyledi.

Temizliğin hangi ürünle yapıldığının da önemli olduğunu vurgulayan Çalıkoğlu, şöyle devam etti:

“Özellikle el temizliğimizde renksiz, kokusuz kalıp sabunları tercih ediyoruz. Çünkü bir sabun sıvılaştırıldığında ya da içine renk ve koku katıldığında bazı kimyasallar eklenmiş oluyor. Bu da alerjik reaksiyon olma riskini artıyor. Renksiz, kokusuz kalıp sabunlar kullanır ve arkasından da ellerimizi nemlendirirsek egzama gelişimini engellemiş oluruz.”

Merdiven altı ve markasız ürünlerden kaçınılması gerektiğini vurgulayan Çalıkoğlu, çok pahalı ürünleri seçmeye gerek olmadığını, doktorların da kolaylıkla reçete edebildiği nemlendiricilerin kullanılabileceğini söyledi.

Fiyatlardaki anormal yüksekliklerin Ticaret Bakanlığına bildirilebildiğini anımsatan Çalıkoğlu, “Bu ortamda fırsatçılığın olmaması lazım. Çünkü önemli olan tek payda olarak hepimiz için sağlığımız.” dedi.

Ev temizliği ve ellerin dezenfektesi sırasında art arda işlem yapmaya gerek olmadığına işaret eden Çalıkoğlu, şu uyarılarda bulundu:

“Dışarıdan geldik, çocuğumuzun altını değiştirdik, tuvalete gittik veya yemek yedik. Sonrasında ellerimizi önce sabunla yıkarsak ve eğer kalabalık bir ortamdaysak da üzerine dezenfektan sıkarsak bu yeterli olacaktır. Yani hem dezenfektan hem sabun hem üstüne çamaşır suyu gerek yok. Çamaşır suyu da maalesef ev temizliğinde bile çok sulandırılmadan kullanılıyor. Direk deriyle temas ettiği için de çok riskli. Çamaşır suyu ciddi bir kimyasal ve elleri tahriş ediyor. Çamaşır suyunu mümkünse biraz sulandıralım, yoğunluğunu azaltalım. Temizlik sırasında da içi pamuk eldiven kullanalım.”

Çalıkoğlu, temizlik tedbirlerin önemine de dikkati çekerek, “Sağlık Bakanlığımızın bu yöndeki bütün önerilerini destekliyoruz. Bu seferberlik programında elimizden ne gelirse yapmaya hazırız. Sadece deri sağlığı açısından bu uygulamaları yaparken vatandaşlarımızın çok gereksiz yere dermatoloji polikliniklerini ziyaret etmelerine, bu ortamda evlerinden çıkıp hastaneye gitmelerine gerek olmadığını düşünüyoruz. Eğer ellerini iyi nemlendirebilirlerse egzama gelişmez, hastaneye de gitmek zorunda kalmazlar. Hastanelerimizi de daha çok acil durumlar için kullanmış oluruz.” dedi.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL(AA) – Kozmetoloji ve Dermatoloji Akademisi Derneği Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Server Serdaroğlu, "Halk arasında kurdeşen olarak bilinen ürtiker, toplumda sık görülen ve aniden ortaya çıkıp aynı gün içinde kendiliğinden kaybolabilen kaşıntılı, kabarık ve ödemli plaklarla karakterize bir cilt hastalığı" dedi.

Kozmetoloji ve Dermatoloji Akademisi Derneği tarafından Novartis iş birliğiyle 1 Ekim Dünya Ürtiker Günü vesilesiyle ürtiker hakkında kamuoyunda farkındalık yaratmak üzere “Ürtikerle Yaşama Sanatı” projesi hayata geçirildi

Novartis'ten yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Serdaroğlu, ürtikerde düzenli kontrolün önemli olduğunu vurgulayarak, Türkiye’de yaklaşık 900 bin kronik ürtiker hastası olduğunu belirtti.

Serdaroğlu, kronik ürtikerin 20-40 yaş arasında genç erişkinlerde ve özellikle kadınlarda erkeklere oranla iki kat daha fazla görüldüğünü kaydetti.

Ürtikerin bir cilt hastalığı olduğunu ifade eden Serdaroğlu, şu bilgileri paylaştı:

"Halk arasında kurdeşen olarak bilinen ürtiker, toplumda sık görülen ve aniden ortaya çıkıp aynı gün içinde kendiliğinden kaybolabilen kaşıntılı, kabarık ve ödemli plaklarla karakterize bir cilt hastalığıdır. Ürtikerin yaklaşık altı haftadan daha kısa süren akut formları dışında yıllarca süren kronik formları da vardır. Kronik ürtiker, gözlemlenen tetikleyicilere göre kronik spontan ve kronik uyarılabilir olarak ikiye ayrılıyor.

Kronik spontan ürtikerde, belirli bir tetikleyici olmaksızın belirtiler ortaya çıkarken, kronik uyarılabilir ürtikerde deriyi çizme, basınç uygulama, soğuk ya da sıcak teması, güneş ışınlarına maruz kalma ve egzersiz gibi çeşitli fiziksel uyaranlar hastalığı tetikliyor. Çeşitli ilaçlar, enfeksiyonlar, bazı hormon hastalıkları, stres ve besin katkı maddeleri gibi faktörler hastalığı ortaya çıkarabiliyor ya da alevlendirebiliyor. Bu faktörlerin tespit edilip müdahale edilmesi, hastalığın yatışmasını kolaylaştırıyor."

Özellikle kronik spontan ürtikerin hasta yaşam kalitesini belirgin şekilde olumsuz yönde etkilediğini aktaran Serdaroğlu, "1 Ekim Dünya Ürtiker Günü’nde farkındalığı artırmanın ve hastaları bilgilendirmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ürtiker hastaları aynı zamanda, bilgi eksikliğinden doğan yanlış anlaşılmalardan dolayı iş yaşamlarında ve sosyal hayatlarında rahatsız edici bakışlara ve davranışlara maruz kalabiliyor. Hastalıkla ilgili önyargıları yıkarak hastalarda ve toplumda bilinirliği artırmak hastalıkla mücadelede önemli bir basamak." değerlendirmesinde bulundu.

Kozmetoloji ve Dermatoloji Akademisi Derneği, Novartis iş birliğiyle 1 Ekim Dünya Ürtiker Günü kapsamında ürtiker hastalığı hakkında toplumu bilgilendirmek ve kamuoyunda farkındalık yaratmak üzere “Ürtikerle Yaşama Sanatı” projesi hayata geçirildi. “Ürtikeri Değil Hayatını Yaşa” sloganıyla başlatılan “Ürtikerle Yaşama Sanatı” projesiyle dans, resim ve vücut boyama gibi sanatın çeşitli dallarıyla ürtiker hastalarının içinde bulunduğu zorlu yolculuğa dikkat çekiliyor. Proje kapsamında hazırlanan video serisinde ürtiker hastalarının karşılaştıkları zorluklar sanatsal bir dille ele alınarak hastalık semptomları gerçek bir deneyime dönüştürülüyor.

İSTANBUL (AA) – GSK Türkiye, Türkiye'nin sağlıkta yerelleşme politikası ile uyumlu olarak, HIV alanında patent koruması devam eden ürünün yerelleştirme sürecini tamamlayarak ilacın Türkiye'de üretimi için ruhsat aldı.

GSK Türkiye'den yapılan açıklamaya göre, şirket, büyüme hedefleri çerçevesinde, faaliyet gösterdiği alanlarda karşılanmamış medikal ihtiyaçların giderilmesi ve yenilikçi ürünlerin erişime sunulmasına öncelik veren çalışmalarına devam ediyor. Bu kapsamda GSK Türkiye, Türkiye'nin orta vadeli kalkınma planına uygun olarak yerelleşme yatırımlarını güçlendirme yolunda önemli bir adım attı. Bu doğrultuda, Türkiye'nin sağlıkta yerelleşme politikası ile uyumlu olarak, HIV alanında patent koruması devam eden ürünün yerelleştirme sürecini tamamlayarak ilacın ülkemizde üretimi için ruhsat aldı.

300 yılı aşkın geçmişine 5 Nobel Ödülü sığdıran ve sağlık alandaki yenilikçi yaklaşımı ile öne çıkan GSK, Türkiye’de solunum, aşı, HIV, merkezi sinir sistemi hastalıkları, dermatoloji, üroloji, onkoloji ve anti-infektifler odaklı olmak üzere sekiz tedavi alanında 60 yılı aşkın süredir faaliyet gösteriyor.

Türkiye'de yerelleşme alanında önemli çalışmalarda bulunan şirket, 4 yerli üretim ortaklığı ve 30 milyon sterlin tutarındaki yatırımıyla, yerel üretim oranını yüzde 62'den yüzde 74'e çıkarmayı hedefliyor. HIV tedavisindeki patentli inovatif ürünün üretimi bu hedef doğrultusunda atılmış önemli bir gelişme olarak öne çıkıyor.