Emine Erdoğan, kadın il müftü yardımcıları ve baş vaizlerle bir araya geldi:

ANKARA (AA) – Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan, kadın, çevre ve hayvan hakları konularının, İslam'da önemli yer tuttuğuna dikkati çekerek, ilahiyatçıların gündeminde daha fazla yer bulması gerektiğini bildirdi.

Emine Erdoğan, kadın il müftü yardımcıları ve baş vaizlerle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen öğle yemeğinde bir araya geldi.

Programda yaptığı konuşmada, il müftü yardımcıları ve baş vaizlerin çok büyük bir sorumluluğun taşıyıcıları olduğuna işaret eden Emine Erdoğan, Kur'an ayetlerinin nuruyla rehberlik ettiklerini, ağızlarından dökülecek her bir kelimeye ve gösterecekleri örnekliğe bütün toplumun ihtiyacı olduğunu belirtti.

Yaşanılan çağda, teknolojinin gelişmesiyle insanların karşısına her gün cevaplanması gereken büyük sorular çıktığına dikkati çeken Emine Erdoğan, bu büyük değişimi, pratik hayatta karşılaşılan durumlarla birlikte okuyarak, yeni yaşam reçeteleri oluşturulması gerektiğini söyledi.

Emine Erdoğan, bugün her yerde en çok konuşulan başlıklardan birisinin, "çevre krizi" olduğuna dikkati çekerek, şöyle konuştu:

"Çevre krizinin hazırladığı hazin sonun etkilerini şimdiden hepimiz tecrübe ediyoruz. Tüm dünya, bu konunun anlaşılması ve kötü gidişatın tersine çevrilmesi için çareler arıyor. Avrupa Birliği Çevre Programı ve birçok büyük uluslararası kuruluş, dinlerin çevre kriziyle mücadelede ne kadar önemli bir rol oynadıklarının farkına varmış durumda. O nedenle din alimlerini ve inanç liderlerini çevre politikalarına dahil etmeye çalışıyorlar.
Bizim dinimiz, insanın tabiatla olan ilişkisini en iyi anlatan ve en hassas biçimde düzenleyen dindir. Bugün hayatımıza yeni bir tanım olarak giren, sürdürülebilir yaşam kriterleri, aslında İslam'ın özüdür. İsraftan kaçınmak, ölçülü yaşamak, yeme içmeden tutun doğal kaynakların kullanımına kadar İslam, bize sürdürülebilir bir yaşamın sınırlarını çizer."

Kur'an-ı Kerim'in yaşanılan çevre krizini doğrudan insan davranışıyla ilişkilendirdiğini ve bu krizin çözümlenmesi sorumluluğunu da yine insana yüklediğini anlatan Emine Erdoğan, "Rabbimiz, Rum Suresi'nde 'İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu. Böylece Allah, -dönüş yapsınlar diye- işlediklerinin bir kısmını onlara tattırıyor.' diye buyurmaktadır. O nedenle hepimiz önce bu hadisedeki payımızın farkına varmalı, sonra da ölçülü bir yaşama geri dönmeliyiz." ifadesini kullandı.

– "Bugün en çok israf edilen şey sudur"

Emine Erdoğan, İslam'da temizliğin önemine dikkati çekerek, şöyle devam etti:

"Temizlik yapmak adına kullandığımız deterjanlar, yer altı sularının kirlenmesinin başlıca nedenlerinden biridir. Bilemiyorum farkında mıyız ama doğal kaynakları kirleterek, ahirette hesabını veremeyeceğimiz yüklerin altına giriyoruz. Oysa, idrak edemediğimiz bir hakikat var; doğal kaynakların kullanımı ve muhafazası da kul hakkına giren bir konudur. Mesela abdest alırken, önümüzde akıp giden bir ırmak bile olsa, bize o suyu israf etmeden kullanmamız tavsiye ediliyor. Ama bugün en çok israf edilen şey sudur. Afrika'da içecek temiz su bulmanın son derece zor olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Dolayısıyla su gibi aziz bir kaynağın adaletli kullanımı, Allah'ın razı olacağı müminler olmanın da gerekliliği değil midir? Hac ibadeti sonrasında kutsal topraklarda arda kalan milyonlarca plastik su şişesi bu örneklerden sadece biridir. Hal böyleyken çevre gibi önemli konular ne yazık ki ilahiyatçılarımızın gündemine pek girmiyor."

Emine Erdoğan, bugün en çok gündeme taşınan konulardan birinin de "hayvan hakları" meselesi olduğunu dile getirerek, bu konuyu ele alanlardan bir çoğunun, tartışmaya farklı felsefelerle yaklaştığını aktardı.

Çoğu zaman tartışmaların çözümsüz kaldığını anlatan Emine Erdoğan, "Kulaklar, İslam'ın bu konuda bizlere söylediklerini tam olarak işitmiyor maalesef. Biz, İslam'ın özü olan şefkat ve merhameti kalplere nakşetmedikçe, onların hakkını teslim edemeyiz. Hayvanların haklarını teslim etmek bir lütuf değil, Cenabıhakk'ın bize yüklediği vazifelerin idrakine varmaktır. Sokak hayvanlarından yaban hayvanlarına kadar Allah'ın bu eserlerinin hakkını gözetmek ve güzel muamele etmek, hepimizin önce kulluk görevidir. İslam bize tüm yaratılışın Allah'ı her an zikrettiğini söylüyor. O zaman hayvanlara karşı uygulanan şiddet, tükenen kaynaklar ve her gün ölüme biraz daha yaklaşan doğa, bu zikrin sekteye uğraması demek değil midir?" ifadelerini kullandı.

Emine Erdoğan, kadın il müftü yardımcıları ve baş vaizlere şöyle seslendi:

"Benim burada vurgulamak istediğim, sizler gibi toplumu irşad eden öncülerin, bu konularda daha çok konuşmasıdır. Lütfen, sizler bu konuların sözcüsü olun. Toplumu bu hassasiyetler konusunda daha çok aydınlatın. Unuttuklarımızı bize yeniden hatırlatın. Kıymetli olan, medeniyet tarihimize kuş evleri bırakmış bir ecdat ile övünmek değil, bugün de geçerli o hassasiyetlerle çağın sorunlarına yeni çözümler üretmektir. Bugün aramızda, sayıları her geçen gün artan hanım vaizlerimiz, il müftü yardımcılarımız var. Doğrusu kadınların bu konulara daha çok sahip çıkacağına yürekten inanıyorum. Bu nedenle çok umutluyum. Sizler hayatın her alanına dokunan bir mesleğin mensuplarısınız. Makrodan mikroya toplumun yeni sorunlarının çözümü için anahtarsınız."

– "Kadın hakları konusunda ne yazık ki İslam mahkum ediliyor"

Emine Erdoğan, toplumun doğru bilgilendirilmesi gereken birçok konu olduğuna da işaret ederek, "Çağın vebası haline gelen İslamofobinin en kuvvetli argümanlarından birisi kadınlar üzerinden yürütülüyor. Kadın hakları konusunda ne yazık ki İslam mahkum ediliyor. İslam'ın kadına verdiği değeri ne yazık ki etkili şekilde anlatamıyoruz. İslam tarihinin yaşanmış örnekleri, koskoca bir dinin değer dünyası, medya çarpıtmaları ile gölgede kalıyor. Hakikatin dilini konuşturamıyor, modern tabirle iletişimini yapamıyorsak, durup bir düşünmemiz gerekir. Özellikle Diyanet mensuplarının, her şeyden önce insan hakkı perspektifiyle kadına dair konuları çok rafine bir dil ile konuşması gerekir." değerlendirmesinde bulundu.

Kadın il müftü yardımcıları ve baş vaizlerin, mülteci konusundan, hapishane koğuşlarına, doğal felaketlerden hastane koridorlarına kadar tutacakları ışıkla, toplumun harcının kuvvetlenebileceğinin altını çizen Emine Erdoğan, "İnsani gelişimimiz için hayatımızın her dakikasında manevi desteğe ihtiyacımız var.
O nedenle sizlerin mutlaka yaşamın kılcal damarlarına nüfuz etmeniz ve hizmetinizi caminin dışına taşımanız gerekiyor.
İnsan ruhunun hasretle beklediği manevi gıdayı cuma hutbeleriyle sınırlı tutmamalıyız. Toplumla dirsek temasında bulunacağımız buluşmaları sıklaştırmalıyız." dedi.

Vaizlik mesleğinin mesaisi olmayan ve her an başkasının derdiyle dertlenilen kutsal bir meslek olduğunu vurgulayan Emine Erdoğan, özverili çalışmalarından dolayı vaizlere şükranlarını sundu.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın Eşi Seher Erbaş'ın da bir konuşma yaptığı program, Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Klasik Türk Müziği Korosu'nun müzik dinletisiyle devam etti.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL(AA) – Anadolu’nun binlerce yıllık geleneksel yemek tariflerinin ilk kez sağlıklı ve atıksız yönleriyle dünyaya açılmasına öncülük eden “Asırlık Tariflerle Türk Mutfağı” kitabı, ünlü şefler, akademisyenler ve uzmanların beğenisini topladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın öncülüğünde Cumhurbaşkanlığı himayesi, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) iş birliği, Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle hazırlanan kitap, Türk mutfağının zenginliğini uluslararası alanda tanıtmayı amaçlıyor.

Türk mutfağının sağlıklı saklama ve pişirme teknikleri ile atıksız, ekolojik ve sürdürülebilir özelliklerine dikkati çekilen kitapta, kayıt altına alınan asırlık geleneksel tariflerin aslına uygun reçetelerinin gelecek nesillere aktarılması hedefleniyor.

Prof. Dr. Mehmet Öz, Prof. Dr. Arif Bilgin, Prof. Dr. Günay Kut, Doç. Dr. Özge Samancı ve Dr. Gönül Paksoy danışmanlığında, Ebru Erke’nin koordinatörlüğünde hazırlanan kitaba birçok akademisyen, ünlü şef ve uzman destek verdi.

Ünlü şefler Ali Ronay, Arda Türkmen, Aydın Demir, Cüneyt Asan, Eyüp Kemal Sevinç, Fatih Tutak, Ömür Akkor, Savaş Aydemir, Sezai Erdoğan, Sinem Özler, Şemsa Denizsel, Şerife Aksoy, Yılmaz Öztürk, Zeki Açıkgöz’ün özel tarifleriyle katkı sunduğu kitapta, atıksız, fermante, yöresel, yerel ile glütensiz gibi sağlıklı ve alternatif beslenmeye yönelik 218 tarif yer alıyor.

Uluslararası üst düzey tanıtım kapsamında Cumhurbaşkanlığı yayınlarından “prestij kitap”, Kültür ve Turizm Bakanlığı yayınlarından ise Türkçe basılacak olan kitap, ekim ayı itibarıyla satışa sunulacak. İngilizce versiyonu “Turkish Cuisine With Timeless Recipes” adıyla uluslararası alanda yayımlanacak kitap, başta İngilizce, İspanyolca ve Arapça olmak üzere birçok dile de çevrilecek.

Helva tarifi Emine Erdoğan’dan

“Asırlık Tariflerle Türk Mutfağı” kitabının tanıtım programı, Emine Erdoğan’ın yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, kitap danışmanları, şefler, Türk mutfağının geleneksel tatlarını yaşatan sektör temsilcileri ve gastronomi yazarlarının da katılımıyla Beykoz’daki Cam ve Billur Müzesi’nde gerçekleştirildi.

Kitaptaki reçetelerin ikram edildiği programın gözde lezzeti Cumhurbaşkanlığı mutfağının menüsünde de yer alan “leblebi helvası” oldu. Katılımcılar, tadına baktıkları ve çok beğendikleri helvanın yapılışını ise Emine Erdoğan’ın tarif videosundan izledi.

Kitap, Anadolu’nun kültürel mirası ile Akdeniz’in bitki ve baharatlarıyla zenginleşen tatlarını dünyaya tanıtacak

Kalp cerrahı ve sağlıklı yaşam uzmanı Prof. Dr. Mehmet Öz, programa ABD’den gönderdiği video mesajında, kitabın, Anadolu’nun kültürel mirasını ve eşsiz Akdeniz coğrafyasının bitki ve baharatlarıyla zenginleşen tatlarını dünyaya tanıtacak ilk eser olduğunu belirtti.

Prof. Dr. Öz, “Kitabın, Türk mutfağını sağlıklı, geleneksel ve atıksız yönleriyle tanıtarak, dünya mutfağındaki gerçek yerine ulaşacağına inanıyorum. Özellikle Türk mutfağının bu değerlerinin, devletlerin zirvesinde, dünyada tanıtılmasına öncülük eden Emine Erdoğan Hanımefendi’ye ve kitaba katkı sunanlara teşekkürlerimi iletiyorum.” ifadelerini kullandı.

“Hem görsellik hem içerik anlamında şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı kitap”

Kitabın Yayın Koordinatörü, yemek ve seyahat yazarı Ebru Erke, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kitapta Türk mutfağının ne kadar derin ve köklü bir tarihi olduğunu anlatmaya çalıştıklarını, her şeyden önce modern dünyayla uyumlu yüzünü anlattıklarını söyledi.

Hem pişirme hem besin değerleri açısından sağlıklı olan “zeytinyağlılar” kategorisinin dünyada başka hiçbir mutfakta olmadığına dikkati çeken Erke, kitapta bu yemek türüne özel bir yer ayırdıklarını dile getirdi.

Dünyada bir akım olan bitkisel bazlı beslenme açısından Türk mutfağının çok zengin olduğunu anlatan Erke, kitapta, geleneksel olarak anne ve anneannelerden kalan bu tariflerin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha göstermeye çalıştıklarını ifade etti.

Kitabın hazırlanmasında Emine Erdoğan’ın öncülük etmesinin kendileri için çok kıymetli olduğunu vurgulayan Erke, “Yıllardır gastronomi sektöründe olan insanlarız ve bununla alakalı çok büyük bir açık vardı. Mutfak, bir ülkeyi tanıtmanın en sempatik yollarından biri. Bu yüzden kitabı Emine Hanım’ın himaye etmesi çok önemliydi. Çünkü hem görsellik hem içerik anlamında şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı kitap.” değerlendirmesinde bulundu.

Kitabın tasarımcısı Dr. Gönül Paksoy da bu çalışmada yer almaktan memnuniyet duyduğunu çünkü Türkiye için iyi şeyler yapmak istediklerini dile getirdi.

Dr. Paksoy, Türk kültürünü yansıtabilecek ögeleri öne çıkarttıkları kitapta, sadeliği de koruduklarını aktardı.

Atıksız mutfak ve sıfır atığın da kitaptaki temalar arasında yer aldığını anlatan Paksoy, hem sağlıklı hem atıksız hem de geleneksel Türk mutfağını tanıtma şansı bulduklarını söyledi. Paksoy, “Emine Hanım’ın böyle bir şeye girişmesi Hanımefendi açısından da tabii çok güzel ama herkes için çok doğru ve güzel bir iş. Daha özel, daha yukarıda bir tanıtım olacaktır.” diye konuştu.

“Bu tariflerin ortaya çıkarılması gerekliydi”

Türk yemek uzmanı ve yazar Sahrap Soysal ise kitapta Türk mutfağına ait eski reçetelerin kayıt altına alınmasını “harika” olarak tanımladı.

Hem yemek yazarlığı hem de yemek kültürü araştırmacılığı yaptığını aktaran Soysal, Türk mutfağıyla ilgili yapılan her tür çalışmanın “baş tacı” olduğunu ifade etti.

Kitaba dair heyecan duyduklarını belirten Soysal, “İyi ki böyle bir çalışma yapıldı. Bence Türk mutfağının kebap dışında, şalgam suyu dışında daha çok tanıtılmaya ihtiyacı var. Bu tanıtım konusunda zaten epeyce geri kaldığımızı düşünüyorum. Yapılan her çalışma bence son derece faydalı olacak.” diye konuştu.

Soysal, kitapta vejetaryen ve glütensiz tariflere de yer verilmesine ilişkin, şu değerlendirmeyi yaptı:

“(Türk mutfağı) Çok zengin bir mutfak. Vejetaryen de bir mutfak. Glütensiz de beslenen bir Türk mutfağı var zaten. Bütün bu tariflerin ortaya çıkarılması gerekliydi. İyi ki böyle bir çalışma yapıldı. Dünyanın en sağlıklı mutfaklarından biri bizim mutfağımız.” değerlendirmesini yaptı.

Kitap, herkesin damak tadına hitap eden tarifler içeriyor

Şef Arda Türkmen, eski tariflerin Türk tarihi ve kültürünü yaşatmak için gelecek nesillere aktarılması gerektiğini, bunların dünya gastronomisinde yayınlanmasının da ülkenin temsil edilmesi açısından mühim olduğunu kaydetti.

Kitapta öne çıkan glütensiz ve vejetaryen beslenme modelinden de bahseden Türkmen, “İnsanlar artık glütensiz beslenmeye daha fazla önem gösteriyor. Vejetaryen diyetlerine ve beslenme modellerine daha fazla ilgi duyuyorlar. Kültürümüzde ve mutfağımızda buna uygun çok fazla tarif var ama bu başlıkta toplanmamış. Bu başlık altında, bu yemekleri insanlara anlattığımızda, dünya mutfaklarında, insanların daha çok talep göstereceği bir mutfak olacak bizimkisi.” diye konuştu.

Kendisinin de “eski bir anneanne tarifi” ile kitapta yer aldığına değinen Türkmen, “Çok geleneksel bir tarif vermeye çalıştım. Kim okursa okusun kitabın içerisinde kendine uygun bir tarif mutlaka bulacak.” dedi. Arda Türkmen, Emine Erdoğan’ın kitap ve gastronomiye yaklaşımının bilindiğini, kendisinin bu eseri desteklemesinin Türk gastronomisi için önemli bir adım olduğunu ifade etti.

Türk mutfağına dair 3 temel mesaj içeriyor

Kitabın danışmanlarından, Özyeğin Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Doç. Dr. Özge Samancı, Türk mutfağını hem kültürel ve tarihi derinliğiyle hem farklı yiyecek gruplarının zenginliğiyle hem de çağdaş, sürdürülebilir, sağlıklı yüzüyle ortaya çıkaran bir eser hazırlamaya gayret ettiklerini anlattı.

Türk mutfağında sayısız reçete bulunduğunu ancak kitapta daha örnek teşkil eden 200 küsur reçetenin yer aldığını aktaran Samancı, aynı zamanda mutfaktaki temel teknikleri de yansıtan tarifler olmasına gayret ettiklerini dile getirdi.

Doç. Dr. Samancı, Emine Erdoğan’ın böyle bir kitaba öncülük etmesinin, bu fikri desteklemesinin önemine vurgu yaparak, “Türk mutfağının hem ulusal hem uluslararası düzeyde daha tanınması ve bilinirliğinin artırılması yönünden, bu kitabın Emine Hanım tarafından öne çıkarılması, onun isteğiyle oluşturulması çok hoş.” diye konuştu.

Geleneksel Türk mutfağını “israfsız mutfak” olarak tanımlayan Samancı, şöyle devam etti:

“Kendi içinde yemeklerin nasıl atıksız oluşturulduğunu, farklı ürünlerin farklı yerlerde nasıl kullanıldığını da hatırlatmaya çalıştık. Kitabın aslında 3 temel mesajı var. Bir, Türk mutfağı sürdürülebilir ve dolayısıyla atıksız bir mutfak. Türk mutfağı çok zengin bir kültürel mirasa sahip. Aslında sağlıklı bir mutfak çünkü çok farklı yiyecek gruplarını bulabiliyoruz. Tabii ki et bayramlarımızın, düğünlerimizin vazgeçilmezi ama gündelik beslenmemizde bakliyat ve sebzeyi çok tüketiyoruz. Bunlara biraz dikkat çekmek ve sahip olduğumuz zenginliğin farkına varıp, onu anlamlandırmak, bence kitabın en büyük rolü bu. Kitabı açtığınızda minik ikonlar göreceksiniz; ‘glütensiz’, ‘vegan’… Her gün yediğimiz yemeklere, belki de hiç o gözle bakılmamıştı daha önce. O anlamda kıymetli diye düşünüyorum.”

Doç. Dr. Özge Samancı, kitabın İngilizce’ye çevrilecek ve yurt dışındaki farklı mecralara ulaşacak olmasının gastronomi turizmi ve kültürel mirası korumak açısından da önemli olduğunu ifade etti.

“İyi ki böyle bir projeye öncülük ettiler”

Demsa Grup Yönetim Kurulu Başkan Vekili Demet Sabancı Çetindoğan da hem geleneksel hem atıksız hem de sağlıklı tariflerin olduğu bir kitabın ilk kez yapıldığını, bu anlamda güzel bir örnek teşkil edeceğini söyledi.

Çetindoğan, Türk mutfağında sıfır atık konusuna da değinerek, “Daha bilinçli bir toplum yetiştirebilmek için çocuk yaşta bu bilinci vermemiz gerekiyor. İşte bu tip kitaplar bizlere örnek olacak.” dedi.

Şef Somer Sivrioğlu da Türk mutfağındaki en önemli eksikliklerden birinin kayıt altına alma işlemine çok geç başlanması olduğunu, bu yüzden birçok Türk reçetesinin başka kültürlere kaydedildiğine dikkati çekerek, o nedenle bu projenin yapılmasının çok iyi iyi olduğunu ifade etti.

25 yıldır yurt dışında yaşayan bir şef olarak, Türk mutfağının daha çok et ve et ürünleriyle akıllara geldiğini gözlemlediğini anlatan Sivrioğlu, “Halbuki mutfağımız vejetaryen beslenme üzerine bir derya. O yüzden, sadece ülkemiz için değil, turistler için de belki hiç bilmedikleri bir şeyi öğrenme fırsatı doğuyor.” dedi.

Sivrioğlu, Emine Erdoğan’ın kitaba destek vermesinin önemini vurgulayarak, “Zaten alabileceğimiz en yüksek seviyeden desteği alıyoruz. Mutfağımız, mutfak kültürümüz ve benim gibi yurt dışında yaşayan şefler için çok önemli. İyi ki böyle bir destek verdiler. İyi ki böyle bir projeye öncülük ettiler.” şeklinde konuştu.

ANKARA (AA) – Alınan bilgiye göre, Olgunlaşma Enstitülerinin yenilenme çalışmalarının bir ürünü olarak hazırlanan “Türkiye Dokuma Atlası Projesi”, Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğüne bağlı İstanbul Sabancı Beylerbeyi Olgunlaşma Enstitüsü tarafından yürütülüyor.

İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliğinin destekleri, Marmara Üniversitesinin katkılarıyla yürütülen projeye, Türkiye İhracatçılar Meclisi ve Ticaret Bakanlığı da katkı veriyor.

Proje, asırlık dokumaları sandıklardan çıkarıp, tasarım dünyasına taşımayı ve ekonomik değere dönüştürmeyi amaçlıyor. Proje kapsamında ayrıca geleneksel dokumaların aslına uygun üretilerek yerel kalkınmanın da desteklenmesi planlanıyor.

151 çeşit dokuma türü sergilenecek

Projenin ilk etkinliği olarak gerçekleştirilen sergide, bölgesel rotalar izlenerek, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir araya getirilen 151 çeşit dokuma türü sergilenecek. Sergide ayrıca koleksiyoner Yusuf İyilik’in koleksiyonundaki Osmanlı kumaşlarından parçalar yer alacak.

Prof. Dr. Hülya Tezcan, Prof. Dr. Aydın Uğurlu ve Prof. Dr. Mehmet Akalın’ın danışmanlığı, Ayşe Dizman’ın koordinatörlüğü ve Güneş Güner’in küratörlüğü ile gerçekleştirilen sergide, genç tasarımcıların, geleneksel kumaşlardan ilhamla oluşturduğu tasarımlarla zaman tünelinde gezilebilecek.

Sergide dokuma sanatçıları Aydın Uğurlu’nun Doğa Üçlemesi, Elisabeth Strub Madzar’ın Pa ve Umay Ana isimli iki eseri, Servet Senem Uğurlu’nun Anadolu Tanrıçaları dokuma heykelleri olmak üzere dokuma sanatları da sergilenecek.

Serginin zaman tüneli olarak isimlendirilen alanında, Mehmet Demir, Mert Çelebi, Senem Kula ve Rümeysa Kış’ın geleneksel dokumaları geleceğe taşıyabilecek tasarımları yer alacak. Sergi, 3 ay boyunca haftanın 6 günü ziyaret edilebilecek.

397 yöresel kumaş veri tabanına işlendi

Proje kapsamında, akademik araştırmalar sonucunda “Osmanlı Saray Kumaşları” ve “Anadolu Yöresel Kumaşları” başlıklarında Türkiye’nin kumaş haritasını oluşturan 397 yöresel kumaş tespit edilerek özellikleri veri tabanına işlendi.

Ayrıca, Marmara Üniversitesince, yöresel dokumalar bilimsel yöntemlerle analiz edilerek, doğal boya ile renklendirme çalışmalarının yanı sıra dokumaları iyileştirecek AR-GE faaliyetleri yürütüldü. Bu kapsamda Antep Kutnu, Ankara Sofu, Şal Şapik, Rize Bezi/Feretiko, Ehram, Beledi ve Denizli Buldan gibi dokumalar dünyaya tanıtılacak. Kutnu’nun renk ve deseni, Ankara Sofu’nun ipeksi yumuşaklığı, Üsküdar Çatması’nın desen ve renkleri, Denizli Buldan Bezi’nin doğal boyalı dokumasının çağdaş tasarımlara dönüştürülmesi hedefleniyor.

Çalışmayla “Dokuma Kültürü Rotaları” ve “Yaşayan Müzeler” oluşturularak kültür turizminin de canlandırılmasına katkı sağlanması planlanıyor. Türk dokumacılığının, bir zanaat olarak yaşatılmasını sağlamanın yanında prestijli bir ticari faaliyete dönüşmesi amaçlanıyor.

Yerel dokuma faaliyetlerinin canlandırılması da hedefleniyor

Anadolu’nun geleneksel ve unutulan dokumalarının, aslına uygun olarak yeniden üretilerek, modern tasarımlarla dünyaya tanıtılması, sürdürülebilir ve doğa dostu tekstil ürünlerinin geliştirilmesi, kadın istihdamının artırılması, yerel üretimin desteklenmesi, akademik iş birlikleri ile dokumaların araştırılması, geliştirilmesi, bitkisel boyama, yerel dokuma faaliyetlerinin canlandırılması, moda tasarımcılarının ve sektörün dikkatinin çekilmesi de projenin hedefleri arasında yer alıyor.

Cumhurbaşkanlığı Beştepe Sergi Salonu’nda açık olacak sergi kapsamında, “Geleneksel ve Yöresel Dokumaların Farklı Açılardan Değerlendirilmesi”, “Bir Kültürü Yaşatmak, Dokuma Zanaatı ve Coğrafi İşaretler”, “Türk Dokumasında El Ele Vermek” başlıklarında paneller düzenlenecek. Panellere, akademisyenler, yerel yönetim temsilcileri, tekstil sektörü temsilcileri, dokuma ustaları, moda ve tasarım dünyasından isimler katılacak.