Emine Erdoğan: Maskeler virüse karşı en etkili ve hatta tek silahımız

ANKARA (AA) – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, ATO Congresium’da düzenlenen “Sıfır Atık ve Belediyeler Kongre ve Ödül Töreni”nde yaptığı konuşmada, sıfır atık farkındalığını artıracak ödül töreni vesilesiyle bir araya gelmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Türkiye Belediyeler Birliği başta olmak üzere organizasyonda emeği geçenlere şükranlarını ileten Emine Erdoğan, “Bildiğiniz gibi, yola çıkarken 2023’te tüm Türkiye’de sıfır atık projesini hayata geçirmeyi hedeflemiştik. 2017’den bu güne, kısa sürede epey yol aldık. Sıfır Atık Projesi birçok çevreden büyük ilgi gördü ve uygulanmaya başlandı.” ifadelerini kullandı.

Belediyeler Birliğinin düzenlediği yarışmaya 231 geçerli proje başvurusu olmasından duyduğu mutluluğu dile getiren Emine Erdoğan, sıfır atık için fikir üretmiş tüm katılımcıları tebrik etti.

Yerel yönetimlerin, sıfır atık konusunu sahiplenmiş olmasını önemli bulduğunu belirten Emine Erdoğan, “İnanıyorum ki ödül alsın almasın, geri kalan tüm projeler de hayata geçecektir.” dedi.

Emine Erdoğan, salgının birçok mücadele alanı açtığına işaret ederek, şöyle konuştu:

“Bir yandan sağlığımızı bu büyük tehditten korumaya çalışıyoruz. Bir yandan da hayatlarımızın normal düzenine geri dönmesi için mücadele veriyoruz. Bununla beraber bir de pandeminin getirdiği yepyeni sorunlarla karşı karşıyayız. Dikkatlerinizi, bu sorunlardan biri olan maske atıklarına çekmek istiyorum. Maskeler virüse karşı en etkili ve hatta tek silahımız. Hem kendimizi hem de karşımızdakileri korumak için mutlaka maske takmalıyız.”

“Hijyen malzemeleri diğer atıklardan farklı çöp kutularına atılmalı”

Emine Erdoğan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının, maske, eldiven ve diğer kişisel hijyen atıklarıyla ilgili bir genelgeyi Kovid-19’un ilk günlerinde yayınladığını hatırlatarak, “Hepimiz bu hijyen malzemelerini diğer tüm atıklardan ayrı çöp kutularına atmamız gerektiğini biliyoruz. Ama gelin görün ki kaldırım köşelerinde, ağaç diplerinde, hatta denizlerde atık maskeleri görmek, artık sıradan bir görüntü oldu. ‘Pandemiyle mücadele edeceğiz’ derken bu ürünlerin bilinçsiz kullanımı çevreye büyük zarar vermekte. Bu davranış, bugüne kadar yapılan güzel işleri de açıkçası ziyan ediyor. Temizlik hizmetinde çalışan personel başta olmak üzere, herkes için biyolojik tehlike oluşturuyor.” diye konuştu.

Emine Erdoğan, koronavirüs ile kirlilik sorununun iyice artığına ve tüm dünyanın bu sınavda sınıfta kaldığına dikkati çekerek, “Halihazırda, yeryüzü sularındaki kirliliğinin yüzde 80’e yakınını zaten plastikler oluşturuyordu. Bu kirliliğe şimdi maskeler ve plastik eldivenler gibi tek kullanımlık hijyen ürünleri de eklenmiş oldu. Oysa bundan 7-8 ay öncesine kadar, bilim insanlarının 2050’de okyanuslarda balıktan çok plastik şişe yüzeceği uyarısını konuşuyorduk. Şimdiyse tedbirler alınmazsa kullanılan maskelerin yüzde 75’inin çöp sahalarına ve yeryüzü sularına karışacağı noktasında önemli uyarılar var.” ifadelerini kullandı.

Sıfır atığın bir “yaşam felsefesi ve davranış biçimi” olduğunun altını çizen Emine Erdoğan, sıfır atığın en az çöp üretilecek ve çöplerin kaynağında ayrıştırılacağı bir yaşam tarzını inşa etmek olduğunu söyledi.

“Yediden yetmişe bu isteği aşılamamız lazım”

Kovid-19’un, sadece her şey yolundayken değil, alt üst olduğunda da yaşam tarzını sürdürülebilir kılınmasını öğrettiğini aktaran Emine Erdoğan, şöyle devam etti:

“Bu geniş çerçeveye, pandemi gibi kriz senaryolarını da eklemeliyiz. Bununla beraber, sıfır atık gibi bir felsefenin herkes tarafından benimsenmesi ve desteklenmesi için yediden yetmişe bu isteği aşılamamız lazım. Çağrımızı, en ücradaki insan duyana kadar asla gündemden düşürmemeliyiz. Yani şu güzel ülkenin toprağını, suyunu ve havasını pirüpak edene kadar dur durak bilmeden çalışmalıyız.”

Bu noktada, belediyelerin hem sorumluluğu hem de işinin çok büyük olduğunu vurgulayan Emine Erdoğan, şunları kaydetti:

“Hem bu sistemi kuracaksınız hem de sistemin işler hale gelmesi için farkındalık oluşturacaksınız. Sıfır Atık’ın, yani doğa dostu yaşamların bir yaşam tarzı seçeneği değil bir zaruret olduğunu anlatacak olan da sizlersiniz. Size buradan bir tüyo vermek istiyorum. Lütfen çocuklara ulaşın. Çocukların, bu tip değerleri çok daha hızlı kazandığını biliyoruz. Eğer biz çocuklarımıza bu değerleri kazandırabilirsek, meyvelerini çok kısa bir zamanda toplayacağımız iyilik tohumları ekmiş oluruz. Anne babalar da bilhassa evlatlarımıza vatan sevgisini anlatırken bu sevginin farklı boyutlarına işaret edebilirler. Toprağımızı, suyumuzu ve havamızı her türlü kirlilikten korumanın da vatan sevgisine dahil olduğunu öğretebilirler. Böylece hiç kesintiye uğramayacak bir çevre ahlakını çocuklarımıza kazandırabilir ve geleceğimiz için önemli bir manevi yatırım yapmış oluruz. İnanıyorum ki vicdanlarına hassas ayar yapmayı başardığımız insanların sayısı arttıkça, kirliliğe karşı sıfır tolerans gelişecektir.”

Emine Erdoğan, bugün birçok markanın kimyasalları bırakıp organik ürünlere yöneldiğine işaret ederek, “Benzer olarak hayvan testi yapmayan kozmetik firmaları yükselişe geçiyor. Bu değişim, tüketicinin talebiyle oluyor. O nedenle biz, eğitim ve farkındalık faaliyetlerimizi daha da yoğunlaştırarak, doğruyu bilen ve doğruyu talep eden bir nesil yetiştireceğiz. Ve belki o nesil sayesinde tek kullanımlık ürünler bir süre sonra hiç üretilmeyecek. Plastik kirliliği, dünyanın mahkum olduğu hazin bir son olmayacak.” şeklinde konuştu.

Kongrenin yeni uyanışlara vesile olmasını dileyen Emine Erdoğan, katkı sunan herkesi tebrik etti.

Konuşmasının ardından Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı Fatma Şahin, Emine Erdoğan’a tamamen doğal malzemeden yapılan “Sıfır Atık” logosunu hediye etti.

Programda, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Cumhurbaşkanlığı Yerel Yönetim Politikalar Kurulu Başkan Vekili Şükrü Karatepe ve Gagauz Özerk Yeri Başkanı Irina Vlah da birer konuşma yaptı.

Ödül töreni

Konuşmaların ardından Belediyeler İçin Sıfır Atık Fikir Yarışması Ödül Töreni gerçekleştirildi.

Emine Erdoğan, Kayseri Melikgazi Belediyesi “Hareketli Geri Dönüşüm Maketi / Sıfır Atık Şehir Maketi”, Osmaniye Belediyesi “Anne Eli Projesi”, Ankara Sincan Belediyesi “Evsel Atıklardan Akıllı Çiftliğe – Sıfır Atık Projesi”, Siirt Belediyesi “Sıfır Atık Bank” İstanbul Esenler Belediyesi “Akıllı Mobil Atık Toplama Projesi” ile ödüle layık görülenlere ödüllerini takdim etti.

Diğer ödül alan belediyeler ve projeleri şöyle:

Giresun Espiye Belediyesi, “Yeşil Sokak Projesi”, Aydın Efeler Belediyesi “Daha Temiz Bir Efeler İçin Geri Dönüşümü Seçin” İstanbul Fatih Belediyesi “Mobil Atık Toplama Aracı / Atığını Getir Projeye Katıl”, İstanbul Gaziosmanpaşa “Geri Dönüşüm Malzemelerinden Çanta Yapımı”, Antalya Muratpaşa Belediyesi “Çevreci Komşu Kart Projesi (Ödüllü Atık Toplama Projesi)”, Kayseri Talas Belediyesi “Kompost Poşeti Üretimi”, Bingöl Genç Belediyesi “Atıksız Nesil Yaşanabilir Dünya”, Adana Karataş Belediyesi “Denizlerdeki Atıkların Geri Dönüşüme Kazandırılması”, Yalova Çiftlikköy Belediyesi, “Maviden Yeşile Sürdürülebilir Bir Geleceğe”, Ankara Yenimahalle Belediyesi, “Kazandıran Dönüşüm – GO” Samsun Canik Belediyesi “Sıfır Atık Köyü”, Adana Karaisalı “Atık Getir Uygulaması” Zonguldak Belediyesi “Zonguldak İli Evsel Atık Yönetim Sisteminin İyileştirilmesi Projesi”, Adana Yüreğir Belediyesi “Sıfır Atık Sanat Merkezi” Konya Karapınar Belediyesi “Atıkları Yerinde Ayrıştırıyorum ve Sokak Hayvanlarını Besliyorum” Kayseri Yahyalı Belediyesi, “Öğrenciler ile Sıfırdan Başlıyoruz”, Kocaeli Gebze “Sıfır Atık İle Engelleri Aşıyoruz”, Erzurum Yakutiye Belediyesi “Asfalt Üretiminde Atık Maddelerin Kullanımı”, Ankara Altındağ Belediyesi “Sıfır Atık Eğitim ve Simülasyon Merkezi “, İstanbul Sultangazi Belediyesi “Sıfır Atık İnovasyon Merkezi – SULSİM” Konya Karatay Belediyesi “Karatay Belediyesi Sıfır Atık Yönetim Projesi”, Muğla Fethiye Belediyesi “Çevreci Bisiklet”, Antalya Kepez Belediyesi “Sera Atıkları Tehdit Değil, Toprağa Can Olsun”, İstanbul Küçükçekmece “Atık Plastikler Parka Dönüşüyor”, Samsun Tekkeköy Belediyesi “İlçemizde Sıfır Atık”.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL(AA) – Anadolu’nun binlerce yıllık geleneksel yemek tariflerinin ilk kez sağlıklı ve atıksız yönleriyle dünyaya açılmasına öncülük eden “Asırlık Tariflerle Türk Mutfağı” kitabı, ünlü şefler, akademisyenler ve uzmanların beğenisini topladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın öncülüğünde Cumhurbaşkanlığı himayesi, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) iş birliği, Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle hazırlanan kitap, Türk mutfağının zenginliğini uluslararası alanda tanıtmayı amaçlıyor.

Türk mutfağının sağlıklı saklama ve pişirme teknikleri ile atıksız, ekolojik ve sürdürülebilir özelliklerine dikkati çekilen kitapta, kayıt altına alınan asırlık geleneksel tariflerin aslına uygun reçetelerinin gelecek nesillere aktarılması hedefleniyor.

Prof. Dr. Mehmet Öz, Prof. Dr. Arif Bilgin, Prof. Dr. Günay Kut, Doç. Dr. Özge Samancı ve Dr. Gönül Paksoy danışmanlığında, Ebru Erke’nin koordinatörlüğünde hazırlanan kitaba birçok akademisyen, ünlü şef ve uzman destek verdi.

Ünlü şefler Ali Ronay, Arda Türkmen, Aydın Demir, Cüneyt Asan, Eyüp Kemal Sevinç, Fatih Tutak, Ömür Akkor, Savaş Aydemir, Sezai Erdoğan, Sinem Özler, Şemsa Denizsel, Şerife Aksoy, Yılmaz Öztürk, Zeki Açıkgöz’ün özel tarifleriyle katkı sunduğu kitapta, atıksız, fermante, yöresel, yerel ile glütensiz gibi sağlıklı ve alternatif beslenmeye yönelik 218 tarif yer alıyor.

Uluslararası üst düzey tanıtım kapsamında Cumhurbaşkanlığı yayınlarından “prestij kitap”, Kültür ve Turizm Bakanlığı yayınlarından ise Türkçe basılacak olan kitap, ekim ayı itibarıyla satışa sunulacak. İngilizce versiyonu “Turkish Cuisine With Timeless Recipes” adıyla uluslararası alanda yayımlanacak kitap, başta İngilizce, İspanyolca ve Arapça olmak üzere birçok dile de çevrilecek.

Helva tarifi Emine Erdoğan’dan

“Asırlık Tariflerle Türk Mutfağı” kitabının tanıtım programı, Emine Erdoğan’ın yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, kitap danışmanları, şefler, Türk mutfağının geleneksel tatlarını yaşatan sektör temsilcileri ve gastronomi yazarlarının da katılımıyla Beykoz’daki Cam ve Billur Müzesi’nde gerçekleştirildi.

Kitaptaki reçetelerin ikram edildiği programın gözde lezzeti Cumhurbaşkanlığı mutfağının menüsünde de yer alan “leblebi helvası” oldu. Katılımcılar, tadına baktıkları ve çok beğendikleri helvanın yapılışını ise Emine Erdoğan’ın tarif videosundan izledi.

Kitap, Anadolu’nun kültürel mirası ile Akdeniz’in bitki ve baharatlarıyla zenginleşen tatlarını dünyaya tanıtacak

Kalp cerrahı ve sağlıklı yaşam uzmanı Prof. Dr. Mehmet Öz, programa ABD’den gönderdiği video mesajında, kitabın, Anadolu’nun kültürel mirasını ve eşsiz Akdeniz coğrafyasının bitki ve baharatlarıyla zenginleşen tatlarını dünyaya tanıtacak ilk eser olduğunu belirtti.

Prof. Dr. Öz, “Kitabın, Türk mutfağını sağlıklı, geleneksel ve atıksız yönleriyle tanıtarak, dünya mutfağındaki gerçek yerine ulaşacağına inanıyorum. Özellikle Türk mutfağının bu değerlerinin, devletlerin zirvesinde, dünyada tanıtılmasına öncülük eden Emine Erdoğan Hanımefendi’ye ve kitaba katkı sunanlara teşekkürlerimi iletiyorum.” ifadelerini kullandı.

“Hem görsellik hem içerik anlamında şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı kitap”

Kitabın Yayın Koordinatörü, yemek ve seyahat yazarı Ebru Erke, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kitapta Türk mutfağının ne kadar derin ve köklü bir tarihi olduğunu anlatmaya çalıştıklarını, her şeyden önce modern dünyayla uyumlu yüzünü anlattıklarını söyledi.

Hem pişirme hem besin değerleri açısından sağlıklı olan “zeytinyağlılar” kategorisinin dünyada başka hiçbir mutfakta olmadığına dikkati çeken Erke, kitapta bu yemek türüne özel bir yer ayırdıklarını dile getirdi.

Dünyada bir akım olan bitkisel bazlı beslenme açısından Türk mutfağının çok zengin olduğunu anlatan Erke, kitapta, geleneksel olarak anne ve anneannelerden kalan bu tariflerin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha göstermeye çalıştıklarını ifade etti.

Kitabın hazırlanmasında Emine Erdoğan’ın öncülük etmesinin kendileri için çok kıymetli olduğunu vurgulayan Erke, “Yıllardır gastronomi sektöründe olan insanlarız ve bununla alakalı çok büyük bir açık vardı. Mutfak, bir ülkeyi tanıtmanın en sempatik yollarından biri. Bu yüzden kitabı Emine Hanım’ın himaye etmesi çok önemliydi. Çünkü hem görsellik hem içerik anlamında şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı kitap.” değerlendirmesinde bulundu.

Kitabın tasarımcısı Dr. Gönül Paksoy da bu çalışmada yer almaktan memnuniyet duyduğunu çünkü Türkiye için iyi şeyler yapmak istediklerini dile getirdi.

Dr. Paksoy, Türk kültürünü yansıtabilecek ögeleri öne çıkarttıkları kitapta, sadeliği de koruduklarını aktardı.

Atıksız mutfak ve sıfır atığın da kitaptaki temalar arasında yer aldığını anlatan Paksoy, hem sağlıklı hem atıksız hem de geleneksel Türk mutfağını tanıtma şansı bulduklarını söyledi. Paksoy, “Emine Hanım’ın böyle bir şeye girişmesi Hanımefendi açısından da tabii çok güzel ama herkes için çok doğru ve güzel bir iş. Daha özel, daha yukarıda bir tanıtım olacaktır.” diye konuştu.

“Bu tariflerin ortaya çıkarılması gerekliydi”

Türk yemek uzmanı ve yazar Sahrap Soysal ise kitapta Türk mutfağına ait eski reçetelerin kayıt altına alınmasını “harika” olarak tanımladı.

Hem yemek yazarlığı hem de yemek kültürü araştırmacılığı yaptığını aktaran Soysal, Türk mutfağıyla ilgili yapılan her tür çalışmanın “baş tacı” olduğunu ifade etti.

Kitaba dair heyecan duyduklarını belirten Soysal, “İyi ki böyle bir çalışma yapıldı. Bence Türk mutfağının kebap dışında, şalgam suyu dışında daha çok tanıtılmaya ihtiyacı var. Bu tanıtım konusunda zaten epeyce geri kaldığımızı düşünüyorum. Yapılan her çalışma bence son derece faydalı olacak.” diye konuştu.

Soysal, kitapta vejetaryen ve glütensiz tariflere de yer verilmesine ilişkin, şu değerlendirmeyi yaptı:

“(Türk mutfağı) Çok zengin bir mutfak. Vejetaryen de bir mutfak. Glütensiz de beslenen bir Türk mutfağı var zaten. Bütün bu tariflerin ortaya çıkarılması gerekliydi. İyi ki böyle bir çalışma yapıldı. Dünyanın en sağlıklı mutfaklarından biri bizim mutfağımız.” değerlendirmesini yaptı.

Kitap, herkesin damak tadına hitap eden tarifler içeriyor

Şef Arda Türkmen, eski tariflerin Türk tarihi ve kültürünü yaşatmak için gelecek nesillere aktarılması gerektiğini, bunların dünya gastronomisinde yayınlanmasının da ülkenin temsil edilmesi açısından mühim olduğunu kaydetti.

Kitapta öne çıkan glütensiz ve vejetaryen beslenme modelinden de bahseden Türkmen, “İnsanlar artık glütensiz beslenmeye daha fazla önem gösteriyor. Vejetaryen diyetlerine ve beslenme modellerine daha fazla ilgi duyuyorlar. Kültürümüzde ve mutfağımızda buna uygun çok fazla tarif var ama bu başlıkta toplanmamış. Bu başlık altında, bu yemekleri insanlara anlattığımızda, dünya mutfaklarında, insanların daha çok talep göstereceği bir mutfak olacak bizimkisi.” diye konuştu.

Kendisinin de “eski bir anneanne tarifi” ile kitapta yer aldığına değinen Türkmen, “Çok geleneksel bir tarif vermeye çalıştım. Kim okursa okusun kitabın içerisinde kendine uygun bir tarif mutlaka bulacak.” dedi. Arda Türkmen, Emine Erdoğan’ın kitap ve gastronomiye yaklaşımının bilindiğini, kendisinin bu eseri desteklemesinin Türk gastronomisi için önemli bir adım olduğunu ifade etti.

Türk mutfağına dair 3 temel mesaj içeriyor

Kitabın danışmanlarından, Özyeğin Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Doç. Dr. Özge Samancı, Türk mutfağını hem kültürel ve tarihi derinliğiyle hem farklı yiyecek gruplarının zenginliğiyle hem de çağdaş, sürdürülebilir, sağlıklı yüzüyle ortaya çıkaran bir eser hazırlamaya gayret ettiklerini anlattı.

Türk mutfağında sayısız reçete bulunduğunu ancak kitapta daha örnek teşkil eden 200 küsur reçetenin yer aldığını aktaran Samancı, aynı zamanda mutfaktaki temel teknikleri de yansıtan tarifler olmasına gayret ettiklerini dile getirdi.

Doç. Dr. Samancı, Emine Erdoğan’ın böyle bir kitaba öncülük etmesinin, bu fikri desteklemesinin önemine vurgu yaparak, “Türk mutfağının hem ulusal hem uluslararası düzeyde daha tanınması ve bilinirliğinin artırılması yönünden, bu kitabın Emine Hanım tarafından öne çıkarılması, onun isteğiyle oluşturulması çok hoş.” diye konuştu.

Geleneksel Türk mutfağını “israfsız mutfak” olarak tanımlayan Samancı, şöyle devam etti:

“Kendi içinde yemeklerin nasıl atıksız oluşturulduğunu, farklı ürünlerin farklı yerlerde nasıl kullanıldığını da hatırlatmaya çalıştık. Kitabın aslında 3 temel mesajı var. Bir, Türk mutfağı sürdürülebilir ve dolayısıyla atıksız bir mutfak. Türk mutfağı çok zengin bir kültürel mirasa sahip. Aslında sağlıklı bir mutfak çünkü çok farklı yiyecek gruplarını bulabiliyoruz. Tabii ki et bayramlarımızın, düğünlerimizin vazgeçilmezi ama gündelik beslenmemizde bakliyat ve sebzeyi çok tüketiyoruz. Bunlara biraz dikkat çekmek ve sahip olduğumuz zenginliğin farkına varıp, onu anlamlandırmak, bence kitabın en büyük rolü bu. Kitabı açtığınızda minik ikonlar göreceksiniz; ‘glütensiz’, ‘vegan’… Her gün yediğimiz yemeklere, belki de hiç o gözle bakılmamıştı daha önce. O anlamda kıymetli diye düşünüyorum.”

Doç. Dr. Özge Samancı, kitabın İngilizce’ye çevrilecek ve yurt dışındaki farklı mecralara ulaşacak olmasının gastronomi turizmi ve kültürel mirası korumak açısından da önemli olduğunu ifade etti.

“İyi ki böyle bir projeye öncülük ettiler”

Demsa Grup Yönetim Kurulu Başkan Vekili Demet Sabancı Çetindoğan da hem geleneksel hem atıksız hem de sağlıklı tariflerin olduğu bir kitabın ilk kez yapıldığını, bu anlamda güzel bir örnek teşkil edeceğini söyledi.

Çetindoğan, Türk mutfağında sıfır atık konusuna da değinerek, “Daha bilinçli bir toplum yetiştirebilmek için çocuk yaşta bu bilinci vermemiz gerekiyor. İşte bu tip kitaplar bizlere örnek olacak.” dedi.

Şef Somer Sivrioğlu da Türk mutfağındaki en önemli eksikliklerden birinin kayıt altına alma işlemine çok geç başlanması olduğunu, bu yüzden birçok Türk reçetesinin başka kültürlere kaydedildiğine dikkati çekerek, o nedenle bu projenin yapılmasının çok iyi iyi olduğunu ifade etti.

25 yıldır yurt dışında yaşayan bir şef olarak, Türk mutfağının daha çok et ve et ürünleriyle akıllara geldiğini gözlemlediğini anlatan Sivrioğlu, “Halbuki mutfağımız vejetaryen beslenme üzerine bir derya. O yüzden, sadece ülkemiz için değil, turistler için de belki hiç bilmedikleri bir şeyi öğrenme fırsatı doğuyor.” dedi.

Sivrioğlu, Emine Erdoğan’ın kitaba destek vermesinin önemini vurgulayarak, “Zaten alabileceğimiz en yüksek seviyeden desteği alıyoruz. Mutfağımız, mutfak kültürümüz ve benim gibi yurt dışında yaşayan şefler için çok önemli. İyi ki böyle bir destek verdiler. İyi ki böyle bir projeye öncülük ettiler.” şeklinde konuştu.

ANKARA (AA) – Alınan bilgiye göre, Olgunlaşma Enstitülerinin yenilenme çalışmalarının bir ürünü olarak hazırlanan “Türkiye Dokuma Atlası Projesi”, Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğüne bağlı İstanbul Sabancı Beylerbeyi Olgunlaşma Enstitüsü tarafından yürütülüyor.

İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliğinin destekleri, Marmara Üniversitesinin katkılarıyla yürütülen projeye, Türkiye İhracatçılar Meclisi ve Ticaret Bakanlığı da katkı veriyor.

Proje, asırlık dokumaları sandıklardan çıkarıp, tasarım dünyasına taşımayı ve ekonomik değere dönüştürmeyi amaçlıyor. Proje kapsamında ayrıca geleneksel dokumaların aslına uygun üretilerek yerel kalkınmanın da desteklenmesi planlanıyor.

151 çeşit dokuma türü sergilenecek

Projenin ilk etkinliği olarak gerçekleştirilen sergide, bölgesel rotalar izlenerek, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir araya getirilen 151 çeşit dokuma türü sergilenecek. Sergide ayrıca koleksiyoner Yusuf İyilik’in koleksiyonundaki Osmanlı kumaşlarından parçalar yer alacak.

Prof. Dr. Hülya Tezcan, Prof. Dr. Aydın Uğurlu ve Prof. Dr. Mehmet Akalın’ın danışmanlığı, Ayşe Dizman’ın koordinatörlüğü ve Güneş Güner’in küratörlüğü ile gerçekleştirilen sergide, genç tasarımcıların, geleneksel kumaşlardan ilhamla oluşturduğu tasarımlarla zaman tünelinde gezilebilecek.

Sergide dokuma sanatçıları Aydın Uğurlu’nun Doğa Üçlemesi, Elisabeth Strub Madzar’ın Pa ve Umay Ana isimli iki eseri, Servet Senem Uğurlu’nun Anadolu Tanrıçaları dokuma heykelleri olmak üzere dokuma sanatları da sergilenecek.

Serginin zaman tüneli olarak isimlendirilen alanında, Mehmet Demir, Mert Çelebi, Senem Kula ve Rümeysa Kış’ın geleneksel dokumaları geleceğe taşıyabilecek tasarımları yer alacak. Sergi, 3 ay boyunca haftanın 6 günü ziyaret edilebilecek.

397 yöresel kumaş veri tabanına işlendi

Proje kapsamında, akademik araştırmalar sonucunda “Osmanlı Saray Kumaşları” ve “Anadolu Yöresel Kumaşları” başlıklarında Türkiye’nin kumaş haritasını oluşturan 397 yöresel kumaş tespit edilerek özellikleri veri tabanına işlendi.

Ayrıca, Marmara Üniversitesince, yöresel dokumalar bilimsel yöntemlerle analiz edilerek, doğal boya ile renklendirme çalışmalarının yanı sıra dokumaları iyileştirecek AR-GE faaliyetleri yürütüldü. Bu kapsamda Antep Kutnu, Ankara Sofu, Şal Şapik, Rize Bezi/Feretiko, Ehram, Beledi ve Denizli Buldan gibi dokumalar dünyaya tanıtılacak. Kutnu’nun renk ve deseni, Ankara Sofu’nun ipeksi yumuşaklığı, Üsküdar Çatması’nın desen ve renkleri, Denizli Buldan Bezi’nin doğal boyalı dokumasının çağdaş tasarımlara dönüştürülmesi hedefleniyor.

Çalışmayla “Dokuma Kültürü Rotaları” ve “Yaşayan Müzeler” oluşturularak kültür turizminin de canlandırılmasına katkı sağlanması planlanıyor. Türk dokumacılığının, bir zanaat olarak yaşatılmasını sağlamanın yanında prestijli bir ticari faaliyete dönüşmesi amaçlanıyor.

Yerel dokuma faaliyetlerinin canlandırılması da hedefleniyor

Anadolu’nun geleneksel ve unutulan dokumalarının, aslına uygun olarak yeniden üretilerek, modern tasarımlarla dünyaya tanıtılması, sürdürülebilir ve doğa dostu tekstil ürünlerinin geliştirilmesi, kadın istihdamının artırılması, yerel üretimin desteklenmesi, akademik iş birlikleri ile dokumaların araştırılması, geliştirilmesi, bitkisel boyama, yerel dokuma faaliyetlerinin canlandırılması, moda tasarımcılarının ve sektörün dikkatinin çekilmesi de projenin hedefleri arasında yer alıyor.

Cumhurbaşkanlığı Beştepe Sergi Salonu’nda açık olacak sergi kapsamında, “Geleneksel ve Yöresel Dokumaların Farklı Açılardan Değerlendirilmesi”, “Bir Kültürü Yaşatmak, Dokuma Zanaatı ve Coğrafi İşaretler”, “Türk Dokumasında El Ele Vermek” başlıklarında paneller düzenlenecek. Panellere, akademisyenler, yerel yönetim temsilcileri, tekstil sektörü temsilcileri, dokuma ustaları, moda ve tasarım dünyasından isimler katılacak.